MEDYA GÖZLEM VERİTABANI
ENGLISH
BİA MEDYA GÖZLEM / 2009 TÜM YIL
BİA Medya Gözlem 2009: Habercinin & Medyanın Bir Yılı
2009 Tüm Yıl Medya Gözlem Raporu - Habercinin & Medyanın Bir Yılı
Erol Önderoğlu - Bia Haber Merkezi 01/02/2010

BİA Medya Gözlem Masası’nın yayımladığı 2009 yılı raporuna göre, 123’ü gazeteci toplam 323 kişi, düşünceyi ifade özgürlüğü kapsamında yargılandı.
Toplam 978 kişinin adının geçtiği rapor, ifade özgürlüğüne yönelik ihlalleri “saldırı ve tehdit”, “gözaltı ve tutuklamalar”, “dava ve girişimler”, “düzenleme ve hak aramalar”, “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi”, “Sansüre tepkiler” ve “RTÜK uygulamaları” başlıklarıyla sunuyor.
Rapor eksiksiz olmayıp, basın ve ifade özgürlüğünü hedef alan uygulamalar konusunda çeşitlilik ve yoğunluk açısından fikir vermeyi amaçlıyor.
Saldırı ve Tehditler
27 Aralık’ta, Edirne’deki Saraçlar Caddesi’nde üniversitedeki arkadaşlarının örgüt üyesi oldukları gerekçesiyle tutuklanmalarını protesto eden, ABD’nin Adana’daki İncirlik Üssü’nden çekilmesini isteyen sol görüşlü gençleri çevredekiler “Burası Edirne, burada hain yok” sloganları atarak linç etmeye kalkıştı. Edirne Gençlik Derneği üyesi 15 kişilik grup basın açıklaması yapıp, imza kampanyası başlatmışlardı. Altı kişinin yaralandığı olaylarda polis müdahalede yetersiz kaldı.
Dini gerekçelerle askere gitmeyi reddeden ve vicdani reddini açıklayan Enver Aydemir, 26 Aralık’ta götürüldüğü Maltepe Askeri Cezaevi’nde işkence gördüğünü savundu. Aydemir Erkan’a, “Tek tip cezaevi kıyafetini giymemi söylediler. Görevlilere, ‘asker olmadığını, olmayacağını; bu yüzden de bu kıyafeti giymeyeceğimi’ söylediğim için coplandım ve kaba dayağa maruz kaldım. Üzerimdeki kıyafetlerimi çıkarttılar ve sabaha kadar iç çamaşırlarıyla soğuk bir odada beklettiler” dedi. Aydemir, 25 Aralık’ta bir cezaevi yetkilisince tek tip kıyafet giymeyi reddettiği ve açlık grevi yaptığı için tekrar dayağa maruz kaldığını ileri sürdü. 35 yaşında, evli ve iki çocuk babası olan Aydemir’a, başlattığı açlık grevini bitirmesi için zorla revire götürüldüğü ve yine zorla serum bağlandığı açıklandı. Özgür Düşünce ve Eğitim Hakları Derneği (Özgür-Der) uygulamaları kınadı.
Balıkesir’in Bandırma İlçesi’nde Güney Marmara’da Yaşam gazetesi yayın yönetmeni ve Marmara TV yetkilisi Cihan Hayırsevener, 18 Aralık’ta Atatürk Bulvarı üzerinde bir kişinin silahlı saldırısına uğrayarak kan kaybından yaşamını yitirdi. 25 Aralık’ta Bandırma Ağır Ceza Mahkemesi, iki gün önce Edincik Beldesi’nde gözaltına alınan Serkan Erakkuş’u (29) tutukladı; diğer iki şüpheli Tolga Ö. ve Ali T.’yi de tutuksuz yargılamak üzere serbest bıraktı. Erakkuş, cinayet suçlamasıyla Bandırma M Tipi Kapalı Cezaevi’ne gönderildi. Cinayette kullanılan silaha da el koyan polis, cinayette kullanılan kiralık araçlardan birini Susurluk İlçesi’nde park edilmiş halde, diğerini de Bandırma’da buldu. Marmara TV, “Hain ve kalleş saldırının sonuna kadar takipçisi olacağımızı, şüphelilerle arkalarındaki güç odaklarının gereken cezaya çarptırılacaklarını inanıyor ve yargıya güveniyoruz” açıklaması yaptı. Balıkesir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Ramazan Demir ile gazete sahibi Ümit Babacan, Hayırsevener’in “organize bir suç örgütünün kurbanı” olduğunu ifade ettiler.
7 Aralık’ta DTP Siirt İl Örgütü’nün düzenlediği basın açıklamasın ve ardından gelişen eylemleri izleyen getiren Duruş gazetesi temsilcisi İzzettin Oktay, fotoğraf makinesini kırdıkları ve kendisini darp ettikleri gerekçesiyle polisten şikayetçi oldu. Fotoğraflarına el konulan Oktay, polislerce etrafı sarılarak cop ve yumruklarla darp edildiğini savunarak olayı savcılığa taşıdı. Oktay, “Makinemin içindeki hafıza kartına el koydular. Fotoğraf makinemi iki üç defa yere vurarak paramparça edip kullanılamaz hale getirdiler. Cop ve yumruklarla bana vurdular. Küfürlü hakaretlerde bulundular. Gözaltına almak istediler. Ben zor bela topladığım fotoğraf makinesi parçalarını toplayıp oradan uzaklaştım” dedi.
6 Aralık’ta İstanbul’un Ümraniye İlçesi’nde PKK lideri Abdullah Öcalan’ın cezaevi koşullarını protesto eden grubu izleyen DİHA muhabiri Ömer Çelik’e polisin hakaret ettiği ve muhabirin fotoğraf ve görüntülerini sildiği iddia edildi. İddiaya göre polis, çatışmaları izleyen Çelik’e fotoğraf makinesini çektiği görüntüleri sildikten sonra iade etti.
2 Aralık’ta, Ajansı (AA) muhabiri Seyfullah Ayvalı, İzmir Tire Belediyesi’nin aylık olağan meclis toplantısından çıkarılmak istendi ve görevini yaparken belediye çalışanlarınca saldırıya uğradı. Yumruk atılması üzerine sol gözüne aldığı darbeyle yaralanan gazeteci, karakola giderek şikayetçi oldu ve hastaneden rapor aldı İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Atilla Sertel, gazetecilere yönelik sözlü ve fiili saldırılarda artış yaşandığına dikkat çekerek, “Saldırıda bulunanların en kısa sürede adalet önüne çıkarılmasını bekliyoruz” dedi.
Adıyaman Gerger Asliye Ceza Mahkemesi, Gerger Fırat gazetesi sahibi Hacı Boğatekin’i 28 Temmuz’da darp ettikleri gerekçesiyle Belediye başkanı Arif Karatekin’in kardeşi İlhan Karatekin’i yargılamaya başladı. Belediye atıklarının döküldüğü alandaki yangını görüntülerken Temmuz sonunda saldırıya uğrayan gazeteci, yüzünden yaralanmış ve fotoğraf makinesi de kırılmıştı. Tutuksuz sanık İlhan Karatekin, mahkemeye, “Vücudundaki yaralar nasıl olduğunu bilmiyorum. İtişme sırasına makinesi düştü, ben kırmadım” dedi. Boğatekin ise, fotoğraf çekmemesini isteyen Karatekin’in kendisine hakaret ettiğini ve iki yumruk attığını, makinesini de elinden alarak uzağa fırlattığını savundu. Mahkeme, beş asker, Budaklı Köyü muhtarı Şeyhmus Kılınç, bağında yangın meydana gelen Şerif Kuş ve dört kişi daha olarak dinledi. Askerler, “Komutanımızın emriyle yangını söndürmeye gittik. Kavgayı görmedik” dediler. Kılınç ve Kuş, “Gittiğimizde kavga edenleri ayırmışlardı” dedi. Davaya 29 Ocak 2010’da devam edilecek.
Hrant Dink davasının avukatlarından Fethiye Çetin, darbe hazırlığı olarak Deniz Kuvvetleri’nde gayrımüslimlerin hedef alınıp dindarların suçlanmasının amaçlayan bir “Kafes Operasyonu Eylem Planı”nın hazırlandığı yönünde 20 Kasım’da gündeme gelen iddiaları “vahim ve ürkütücü” olarak nitelendirdi. Taraf gazetesi, planda azınlıklara ait ev ve işyerlerini gösteren ve Türkiye’de 939 gayrımüslim temsilsi bulunduğunu belirten bir haritanın da bulunduğunu iddia etti. Çetin, “Kabullenmekte güçlü çekiyorum; dehşet içindeyim. Kendi ülkelerinin vatandaşlarını düşman olarak tanımlayan planlar yapacaklar, düşman olarak belirlediklerine karşı psikolojik savaş yürütürken de Ermeniler ve gayrı Müslimleri öldürecekler dedi. somut bir bağlantı çıkarsa Dink cinayeti davasının Ergenekon Davası’yla birleştirilmesinin dahi gündeme gelebileceğini; olayın takipçisi olduklarını söyledi. Aynı gün Genelkurmay Başkanlığı, Taraf gazetesiyle ilgili Adalet Bakanlığı’na suç duyurusunda bulunduklarını açıkladı.
Taraf gazetesi yazarlarından Sevan Nişanyan, “Gençliğe Hitabe” yazısı 29 Ekim 2009’da yayımlandığından beri 400 elektronik posta mesajıyla hedef alındı. Selçuk Savcılığı’na şikayette bulunan yazar, bunu “örgütlü bir faaliyet” olarak görüyor. Nişanyan, “Seksenaltı yıl yeter bence. Kan-vatan-düşman’dan ötesine aklı ermeyen bir dil bu ülkeyi bunca yıl esir etti. Artık yeni şeyler düşünmenin vaktidir” diyerek başladığı yazısında, olarak “Kemal Paşa”yı Gençliğe Hitabesi”ni “kan-vatan-düşman edebiyatının şahikası” olarak nitelendirmişti. Nişanyan, “Sivil olmayan kişilerin bir yerden verilen emirle başlattıkları organize bir faaliyet olduğunu düşünüyorum. O nedenle yargı sürecinden de çok umutlu değilim. Tehdit mesajı atanlarla bazı hakimler aynı yerden emir alıyor” dedi. Tepki gösterenlerin bir kısmı İnternet üzerinden yazarın, 1951 yılına ait 5816 Sayılı Atatürk Aleyhinde İşlenen Suçlara İlişkin Kanun’dan 4,5 yıl hapisle yargılanması için dilekçe örnekleri dolaştırırken, bazıları da Nişanyan’a söven ve onu ölümle tehdit eden mesajlar gönderdiler.
6 Kasım’da Bakırköy 4. Asliye Hukuk Mahkemesi, bir şiir yoluyla Hrant Dink’ı hedef alan ve bir asker cenazesinde de “onlar ancak hainler öldüğü zaman kınar, seslerini yükseltirler” diyen Giresun Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Dursun Ali Karaduman’ı iki bin TL manevi tazminata mahkum etti. Dink Ailesi’nin sembolik olarak 1 TL olarak belirlediği tazminat tutarı, yargılama Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülebilmesi için 6 bin TL’ye çıkarılmıştı. Avukat Deniz Tuna, Dink Ailesi’nin, mahkemenin hükmettiği 2 bin TL’lik tazminatı, selden zarar gören Nesin Vakfı’na bağışlamayı düşündüğünü söyledi. Karaduman, 9 Nisan 2007’de katıldığı bir asker cenazesinde yaptığı konuşmada ve 20 Haziran 2007’de gerçekleşen bir başka cenazede 19 Ocak 2007 tarihinde katledilen Hrant Dink’in adına da yer vererek okuduğu şiirde Hrant Dink’in manevi şahsiyetine saldırı yönelttiğini kabul etti.
Hakkari’nin Yüksekova İlçesi’ne bağlı Değerli Köyü’nde yapımı devam eden ilköğretim okulunun inşaatıyla ilgili görüntü almaya çalışan Yüksekova Haber gazetesi yazı işleri müdürü Zeki Dara, 3 Kasım’da şantiye şefi ve çalışanlarının saldırısına uğradı. Şantiye şefi, fotoğraf çekmek isteyen gazeteciye izinsiz çekim yapılmayacağını söyleyerek Dara’yı hedef aldı ve fotoğraf makinesini kırdı. Tartışmanın büyümesi üzerine gazeteci mağdur edildiğini belirterek Yüksekova İlçe Jandarmasına giderek şikâyetçi oldu. Olayın ardından fenalaşan şantiye şefi, Yüksekova Devlet Hastanesi’ne kaldırıldıysa da yaşamını yitirdi. Başında ödem oluştuğu hastane raporuyla tescil edilen gazeteci, böyle bir olayın yaşanmasından dolayı üzüntü duyduğunu, ancak sadece görevini yapmaya çalıştığını söyledi. İnşaat çalışanları da, olayda gazetecinin Yiğit’e her hangi bir teması olmadığı ve şantiye şefinin kendiliğinden yere yığıldığını söylediler. İlçe Jandarma Komutanlığı soruşturma başlattı.
Hrant Dink cinayetinde ihmalleri bulunduğu gerekçesiyle sekiz jandarma görevlisini yargıladığı davada, Trabzon’un Pelitli Beldesi’nde “jandarma adına görev yaptığı ifade edilen altı haber elemanından ikisi dinlendi. Trabzon 2. Sulh Ceza Mahkemesi, diğer dört haber elemanını dinlemekten vazgeçti. Mahkeme, Dink Ailesi avukatlarına soruşturmanın genişletilmesi yönünde talepleri yoksa 12 Şubat 2010’da görülecek bir dahaki duruşmada esas hakkında beyanlarını sunmalarını istedi. Trabzon Jandarma Komutanlığı’nın, Pelitli’de altı kayıtlı haber elemanının görev yaptığını bildirildiği 23 Ekim 2009’da öğrenilmişti. Trabzon Emniyeti, 2005, 2006 ve 2007 yıllarına ilişkin tutanaklarda Yasin Hayal’le ilgili kayda rastlamadığını bildirmişti. Dink avukatları da, bu ifadelerin sahibi olan ve 2006 yılına kadar eski Trabzon Emniyet Müdürü olan Ramazan Akyürek ve eski Vali Hüseyin Yavuz Demir’in tanık olarak dinlenmesini talep ettiler. Ancak mahkeme bunu reddetti. Avukatlar, Trabzon’da hiçbir Emniyet görevlisini yargılatamayınca AİHM’e başvurmuşlardı. Dink Cinayeti öncesinde ihmalde bulundukları gerekçesiyle Trabzon Jandarma Alay Komutanı Albay Ali Öz, istihbarat şubesi görevlileri Yüzbaşı Metin Yıldız,Astsubaylar Gazi Günay ve Hüseyin Yılmaz, Başçavuş Okan Şimşek, Uzman Çavuşlar Veysel Şahin, Hacı Ömer Ünalır ve Önder Araz bulunuyor. Sekiz görevli iki yıla kadar hapis istemiyle yargılanıyorlar.
Hrant Dink Cinayeti öncesinde gazetecinin yaşamını korunmasında etkisiz kalmakla suçlanan Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek’ın görevinden alındığı 16 Ekim’de kamuoyuna yansıdı. Akyürek, Trabzon Emniyet Müdürü olduğu dönemde Dink Cinayeti davasında azmettirici olarak yargılanan Erhan Tuncel’i bir öğretim üyesinin aracılığıyla polis muhbiri yapmıştı. Dink Ailesi avukatlarından Fethiye Çetin, görevden almayla ilgili “doğru ancak çok gecikmiş bir karar” dedi. Çetin, Akyürek’in cinayet öncesinde Dink’e suikast düzenleneceğine dair farklı il istihbarat birimlerince gönderilen istihbarat raporlarının gereğini yapmadığını ifade etti; Tuncel’in de yasadışı şekilde haber elemanı yapılmasında da etkisi bulunduğunu savundu. Başbakanlık Teftişi Kurulu’nun raporla Akyürek’i suçladığını açıklayan Çetin, “Cinayete, ihmal, kusur ve hatta kasıtlarıyla yol açan Emniyet görevlilerinin hala görevde olması, çok büyük hata ve gerçeğin ortaya çıkması açısından da çok büyük bir engeldi. Akyürek, cinayet sonrası da olayla ilgili bilgi ve belgeleri talep etti. Cinayeti yargılayan mahkemeye de bazı belgelerin imha edildiği bildirildi. Umuyoruz ve diliyoruz ki, görevden alınması bu belgelerin ortaya çıkmasını sağlar. Eminim ki, imha edildiği söylenen o belgeler bir yerlerde depolanıyor” dedi. Akyürek merkeze alındı.
13 Ekim’de, Habertürk gazetesi spor yazarı Erhan Telli, Milli Takım teknik direktörü Fatih Terim ve Bursaspor Başkanı İbrahim Yazıcı arasında geçtiğini iddia ettiği bir konuşmayı haberleştirdiği gerekçesiyle darp edildi. Telli, Yazıcı’nın bu haber nedeniyle kendisine saldırdığını iddia etti. Erhan Telli, olay yerinde olan emniyet görevlilerinin saldırıya seyirci kaldığını öne sürdü. Habertürk gazetesi “İstifa ettim mi ki” başlığıyla verdiği haberinde Fatih Terim’in güvenoyu tazelemek için görevden ayrılacağını açıkladığını ancak Federasyon Başkanı Mahmut Özgener’in istifasını kabul etmesiyle şaşkınlık yaşadığına yer veriliyordu. Haberde Terim’in Özgener’in tavrından dolayı duyduğu üzüntüyü Yazıcı ile de paylaştığı iddia ediliyordu. Basın Enstitüsü Derneği- IPI Ulusal Komite, “Olayı kınıyoruz. Yetkililerden olaya gerekli hassasiyeti göstermelerini bekliyoruz” şeklinde açıklama yaptı. Türkiye Spor Yazarları Derneği de, Yazıcı ve korumalarını kınayarak, “Kamu görevi yapan bir spor gazetecisine, korumalarıyla birlikte saldırmak, şehir eşkıyalığından başka bir şey değildir. Yürürlükteki yasalara göre de açık bir suçtur” dedi. Basın Konseyi de, Yazıcı’nın konuyla ilgili hiçbir soruya cevap vermemesini ve yasal haklarını kullanacağını belirtmesinin de “fiili saldırıyı inkar” olarak yorumladıklarını ifade etti. TGC de, “Siyasal parti kongreleri, gösteriler, basın toplantıları gibi etkinliklerde meslektaşlarımıza yöneltilen şiddetin, spor alanına da girmiş olması tedirginliğimizi tırmandırmış, toplumsal şiddetin bir parçasını oluşturmasından duyduğumuz endişeyi arttırmıştır” açıklaması yaptı.
12 Ekim’de İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, İstihbarat Daire Başkanlığı’ndan Dink cinayetini azmettirmekle yargılanan tutuklu Yasin Hayal’in yazar Orhan Pamuk’a yönelik saldırı planlarıyla ilgili bağlantısını sormaya karar verdi. Sanık Ogün Samast, cinayette kullandığı silahı inceledi ve sorulara yanıt verdi. Mahkeme, hem Ramazan Akyürek’in halen başkanlık ettiği İstihbarat Daire Başkanlığı hem de Akyürek’in de 2006 yılına kadar başında bulunduğu Trabzon Emniyet Müdürlüğü’nden Pamuk’a yönelik ne tür ihbarlar alındığını, buna karşılık ne tür çalışmalar yapıldığı ve hangi sonuçlara ulaşıldığını ve bu saldırı hazırlığının Yasin Hayal ve onun örgütüyle bir bağlantı kurulup kurulmadığını sordu. Hakim Erkan Canak başkanlığındaki mahkeme, tüm sanıklarla yüzleşme olanağı bulunmadığı için Dink avukatlarının karşı çıktığı gizli tanık dinleme işleminin 8 Şubat 2010’da görülecek 12. duruşmada yapılacağını açıkladı. Davada, tutuklu sanıklar Ogün Samast, Erhan Tunel, Yasin Hayal, Ersin Yolcu ve Ahmet İskender ile tutuksuz sanıklar Zeynel Abidin Yavuz, Tuncay Uzundal, Salih Hacısalioğlu, Veysel Toprak, Osman Altay, Osman Hayal, Coşkun İğci, Halis Egemen, Yaşar Cihan, Erbil Susaman, Alper Esirgemez, Numan Şişman, Şenol Akduman, Mustafa Öztürk ve İrfan Özkan yargılanıyor. Mahkeme, Ergenekon Davası’nda psikolojik harekatlarda yer aldığı iddia edilen sanık Durmuş Ali Özoğluile ilgili bilgi-belgeler ile bu faaliyetlerin dayandığı eylem planlarının Ergenekon Soruşturması’nı yürüten savcılardan istedi. Avukatlar, Savcı Zekeriya Öz’ün kendilerine gönderdiği, bir kısım Ergenekon sanıklarıyla Dink cinayeti davasının bazı sanıkları arasında ortak iletişim bulunduğunu gösteren şemayı incelemeye aldılar. Sanık Erhan Tuncel’in “msn” trafiği ABD’nin İstanbul Başkonsolosluğu’nda görevli FBİ yetkililerine sorulacak. Dava başından bu yana ilk kez Erhan Tuncel, evine gelen Yasin Hayal’den Dink’i hedef alacak yeni ismin Ogün Samast olacağını duyduğunu söyledi. Müdahil avukatlara göre, Ramazan Akyürek mahkemeye gönderdiği istihbari bilgiler, tetikçi zanlısı Ogün Samast’ın Trabzon’dan İstanbul’a geldiğinde otogarda başka kişilerce karşılandığını gösteriyor. Avukatlar, “Devletin istihbarat örgütleri, Samast’ı cinayet öncesi ve sonrasında izliyorlardı, belge bunu gösteriyor” dediler. Mahkeme, Ergenekon Davası sanığı Sevgi Erenerol’un “Türkiye’de misyonerlik faaliyetleri” konusunda Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nda Kasım 2006’da verdiği seminere ilişkin CD kayıtlarının çözümünün İstanbul polisinden istedi. Daha önce Genelkurmay Başkanlığı’ndaki seminere dair çözümler mahkemeye gönderilmişti. Mahkeme, taleplerini karşılamayan Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) ve İstihbarat Daire Başkanlığı ve Trabzon polisi gibi Emniyet yetkilileri hakkında suç duyurusunda bulunulmasına yanaşmadı; taleplerini yinelemekle yetindi. Duruşma savcısı Ahmet İskender ve Ersin Yolcu için tahliye isterken mahkeme, tutuklu beş sanığın da tutukluluk hallerinin devamına karar verdi.
Avukat Mebuse Tekay, kendilerini elektronik posta yoluyla tehdit eden Türk İntikam Tugayı (TİT) isimli örgüt hakkında suç duyurusunda bulunacakları açıkladı. TİT’in ölüm tehdidini değerlendiren Tekay, “Anlaşılır ya da kabul edilebilir bir şey değil. Biz hukuki bir başvuruda bulunduk, ne var bunda?” dedi. “Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un bu tip bir korumaya ihtiyacı yok” diye ekledi. Başbuğ, Şeker (Ramazan) Bayramı dolayısıyla 21 Eylül’de gittiği Mardin’deki Sınırtepe Karakolu’nda “Özellikle bu bölgedeki insanlarımız, vatandaşlarımız, Doğu Anadolu dahil olmak üzere ağalardan çekti. Bugün bu noktalardaysak, bir nedeni de bu. Bu zamanın ağalarından çeken insanlarımız, siyaset ağalarından terör ağalarından mustarip. Esas temel sorunlardan bir tanesi de, bu halkımızın siyasetin ağalarından, terör ağalarından kurtarılması” demişti. Bunun üzerine de İstanbul Bağımsız Milletvekili Ufuk Uras ve aktivist Cengiz Algan, 28 Eylül’de Başbuğ’u şikayet ettiler. Dilekçeye Oya Baydar, Baskın Oran, Ahmet İnsel, Mithat Sancar, Mebuse Tekay, Aydın Engin ve Sezgin Tanrıkulu da imza attı. Savcıysa, “yetkimizde değil” diyerek dilekçeyi Askeri Savcılığa sevk etti.
24 Eylül’de Siirt Ağır Ceza Mahkemesi Savcısı Erdal Bozoğlu, Siirt Birlik gazetesi sahibi Diya Yarayan’a 17 Şubat’ta saldırarak ağır yaralanmasında neden oldukları gerekçesiyle Feyzi Aldemir, Hamit Kurt, Feyaz Aldemir ve Tahir Aldemir isimli dört tutuklu sanığın cezalandırılmasını talep etti. Savcı, saldırının “tasarlayarak insan öldürmeye teşebbüs” kapsamında değerlendirmesi gerektiğine kanaat getirerek sanıklara ağır cezalar verilmesini istedi. Esas hakkındaki mütalaasında Bozoğlu, olay günü polise Abdullah Bağış Caddesi üzerindeki Selami Değer Lisesi önünde kavga yaşandığının ihbar edildiğini, Yarayan’ı ağır yaralayan şahısların plakası tespit edilen bir araçla kaçmaya kalkıştıklarını, dur ihtarına uymayarak araçla kaçanların arka camdan dışarıya iki adet sopa attıklarını ve aracın durdurulmasından sonra ise içinde iki adet kar maskesinin çıktığını hatırlattı. Bozoğlu, Adli Tıp raporundaysa Yarayan’ın yaşamını tehlikeye sokan bir duruma neden olacak şekilde yaralandığının tespit edildiğini kayda geçirdi. Mahkemenin sanıkların tanığı sıfatıyla dinleme kararı aldığı Sedat Çakmak, Abdulhakim Siper ve Mahmut Uğur da, “mağduru kim dövdüğünü bilmiyorum” dedi. Aynı sözü, söz verilen sanıklar da sarf etti.
Batman GAP gazetesi sahibi Mansur Obut, 24 Eylül’de çıkan “Bayram’a ilgi Yoktu” başlıklı bir haberi nedeniyle Vali Ahmet Turhan’ın makam odasında saldırıya uğradığını savunarak suç duyurusunda bulunduğunu açıkladı. Tartışma yaratan haberde, “Ramazan Bayramı’nın özellikle resmi kurumlar arasında son derece soğuk ve sakin geçtiği, bu yıl ilk kez sadece valilik bahçesinde kutlanan bayrama katılımın oldukça az olduğu, törene eski yoğunluğun olmayışı ve Batman halkının bayramlaşma ziyaretine katılmamasına Turhan’ın yanlış yönetim anlayışı ve halkla bütünleşememesi olduğu” iddia ediliyordu. Obut, haberden sonra Valilik basın müdürü Nizamettin Düz’ün kendisini Valinin talimatıyla valilik makamına çağrıldığını, gittiğinde valinin “ağza alınmayacak hakaretler ettiğini, kendisini duvara iterek yumrukladığını, Batman’da yaşatmayacağını ve tüm kurumlara girişini yasaklatacağını söylediğini” savundu. Valilikse, iddianın gerçeği yansıtmadığı ve GAP Medya Sivil Toplum Gelişiminde Basın Desteği Derneği’nin başkanı olan Obut’un SODES adında “Kadın haklarını bilinçlendirme Projesi”nin kabul edilmemesi nedeniyle böyle davrandığını açıkladı. Gazeteciyse, projenin eski Vali dönemine ait olduğunu açıklayarak iddialara karşılık verdi.
Tekirdağ’ın Şarköy İlçesi’nde 9 Eylül’de yaşanan bir trafik kazasını görüntülemek isteyen Şarköy’ün Sesi gazetesi sahibi Yakup Önal, kaza yapan İstanbul Seyahat Şirketi’ne bağlı bir otobüsün şoförlerince darp edildiğini açıkladı. Şarköy’deki Kayra Şarap Fabrikası yakınında devrilen otobüsü görüntülerken otobüste görevli üç kişinin saldırısına uğradığı ve belinden yaralandığını ifade eden gazeteci Önal, İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne gelerek şikayetçi oldu. Önal, “Polis nezaretinde Şarköy Devlet Hastanesi Acil Servisi’ne geldim. Burada çeşitli tetkikler yapılarak üç saat müşahede altında tutuldum. Sırtıma aldığım sert darbenin bir iç kanamaya neden olabileceği düşüncesiyle Tekirdağ Devlet Hastanesi’ne sevk edildim. Burada tomogrofi çekildi. Muayene edilip müşahede altında tutulduktan sonra taburcu edildim. Sırtıma aldığım darbeler ağrı yaptığı için çalışamıyorum” dedi. Olayla ilgili gözaltına alınan saldırganlar, ifadeleri alındıktan sonra Cumhuriyet Savcısı’nca serbest bırakıldı.
GAP Gazeteciler Cemiyeti, Şanlıurfa Belediye Başkanı Ahmet Eşref Fakıbaba’ya yönelik bıçaklı saldırı girişimini ve görüntü çekmemesi için Fakıbaba’nın DHA muhabiri Ömer Pınar’a saldırmasını kınadı. 7 Ağustos’ta Tarihi Hanlar Bölgesi’nde esnafı ziyaret ederken bıçaklı saldırı girişiminden kurtulan Fakıbaya’ya geçmiş olsun dileğinde bulunarak soru soran Pınar’a belediye başkanı tokat attı. Fakıbaba’nın çevresindeki görevliler gazetecilerin üzerine yürüdü. ÇGD ve Foto Muhabirleri Derneği de, Fakıbaba’nın gazetecilere tavrını kınadılar. GAP Gazeteciler Cemiyeti, “Basın özgürlüğü, sadece basın mensuplarının ve basın organlarının kullandığı bir özgürlük değil. Demokratik ülkelerde basın özgürlüğü, halkın haber alma özgürlüğü olarak algılanır ve iletişim çağında bireylerin özgürce haber alabilmeleri için, yönetenler basın özgürlüğüne sahip çıkıp onu koruma ve kollama görevini üstlenir” dedi. Fakıbaba ise, basına yansıyan haberlerin gerçeği yansıtmadığını ileri sürdü.
Adıyaman’ın Gerger İlçesi çıkışında belediye atıklarının döküldüğü alandaki yangını görüntülemeye çalışan Gerger Fırat gazetesi sahibi Haci Boğatekin 28 Temmuz’da saldırıya uğradı. Orman yangınını görüntülemek isterken belediye personelinin yumruklu saldırısına uğrayan gazete sahibi ve sorumlu müdürü Boğatekin yüzünden yaralandı; Gerger Sağlık Ocağı’nda tedavi gördü. Boğatekin belediye personeli ve Belediye başkanı Arif Karatekin’in yakınlarınca darp edildiğini ifade etti. Habercinin fotoğraf makinesi de kullanılamaz hale geldi. Gazeteci, Belediye başkanı Arif Karatekin ve başkanın kardeşi İlhan Karatekin’i şikayet etti. Gazetesi, tazminatsız işlerine son verilen işçilerin belediye karşı açtıkları icra davasıyla ilgili “Belediyeye Şok Haciz” haberini yayımlamıştı. Gazeteci, saldırılmadan önce, “Sen bizim haberimizi yapamazsın, fotoğrafımızı çekemezsin” dendiğini söyledi. Boğatekin, daha önce Gerger yetkililerini icraatlarından dolayı ağır şekilde eleştirdiği için onlarca davadan yargılanmış, bir savcıyı Fethullah Gülen cemaatine yakın olmakla suçladığı için 109 gün hapiste tutulmuştu. Basın Enstitüsü Derneği ve Basın Konseyi saldırıyı kınadı.
24 Temmuz’da Trabzon 2. Sulh Ceza Mahkemesi, Hrant Dink’in öldürülmesinde ihmalleri bulunduğu gerekçesiyle sekiz jandarma görevlisini yargıladığı davada Trabzon İl Jandarma Komutanlığı’ndan cinayetten önce azmettirici olarak yargılanan Yasin Hayal’le ilgili bir çalışma yapılıp yapılmadığını sormaya karar verdi. Döneminde İl Jandarma Komutanı Albay Ali Öz’un ve tutuksuz sanık olarak yargılanan yedi askerin katılmadığı duruşmada hakim, yeni bilgilere ulaşmak için değişik kurumlardan bilgi ve belge istenmesine karar verdi. Müdahil avukat Bahri Bayram Belen, talepler karşılanırsa cinayetin birçok yönünün aydınlatılmış olacağını ifade etti; “Albay Öz yapılan işlemlerin hiç birine doğru dürüst cevap vermedi. Oysa haftada bir veya birkaç kez il güvenlik toplantılarında Hayal ve arkadaşlarının durumunun gündeme getirildiği anlaşılıyor” dedi. Hakim, Trabzon’u Pelitli beldesinde kayıtlı haber elemanı olarak çalışanların isimlerinin Jandarma Komutanlığı’ndan bildirilmesini talep etti; bu kişilerin tanık olarak dinlenmesi için davetiye çıkarılmasına karar verdi.
Aydın’da Söke Gerçek gazetesinin imtiyaz sahibi Durmuş Tuna, 6 Temmuz’da kızı ve yeğeniyle birlikte Fevzipaşa Mahallesi’ndeki evine giderken kimliği belirsiz kişilerin sopalı saldırısına uğradı. Yoldan geçen bir kişinin saldırıyı fark etmesi üzerine saldırganlar kaçtı. Aracını park etmeye çalışırken saldırının hedefi olan Tuna’nın sağ kolu kırıldı. Gazeteci, Söke Fehime Kocagöz Devlet Hastanesi’nde tedavi altına alındı. Polise ifade veren haberci, yedi-sekiz kişinin saldırısına maruz kaldığını ve bu kişileri tanımadığını söyledi. Tuna, “İşimiz doğru bildiklerimizi yazmak. Ancak bunu hukuk ve demokrasi çerçevesinde yapıyoruz. Sebebi ne olursa olsun saldırı, hiçbir anlayışa sığmıyor, üzgünüm” sözleriyle saldırıya tepki gösterdi. TGC, “Ülkede demokrasinin yeşermesine tahammül edemeyen kimi kurum ve kişilerin, çok zor koşullar altında yerel medyada görev yapmaya çalışan gazetecilere, saldırı ve tehditlerini giderek arttırdıklarını üzüntü ile gözlemliyoruz” şeklinde açıklama yaptı.
6 Temmuz’da, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, Hrant Dink cinayeti davasında mahkemenin istediği bilgileri müdahil avukatlarının talebine uygun şekilde göndermeyen İstanbul Emniyet Müdürlüğü, Ankara Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Trabzon Emniyet Müdürlüğü’nden bilgi isterken uyardı. Tanık olarak ifade veren Malatya E Tipi Cezaevi tutuklusu Veysel Şahin,2003, 2004 ve 2005’te zaman zaman kaldığı Trabzon Jandarma Komutanlığı’nda Yasin Hayal’i bir kez gördüğünü, Hayal’in “İyi çocuk” olarak bilindiğini söyledi. Kendisini istihbaratçı olarak tanıtan Şahin, azmettirici olarak yargılanan Erhan Tuncel’i tanımadığını ancak hem Çeçenistan’da bulunduğu hem de Arapça bildiği için istihbarat amacıyla Albay Şinasi’nin başındaki Trabzon Jandarma Komutanlığı’nda bulunduğunu söyledi. Şahin, Şube Başkanı Feridun Yüzdaşı’ya Hayal’i sorduğundaysa, “İyi çocuktur, vatanını milletini sever”yanıtı aldığını açıkladı. Hayal’e Şahin’in sözleri sorulduğunda, “Arkadaşı çıkartamadım” dedi. Tuncel ise, deşifre olduğunu ve terör örgütlerinin hedefi durumuna düştüğünü ileri sürerek tahliye olur olmaz Tanık Koruma programından yararlanmak istediğini söyledi. Dink öldürüldüğünde ilk yanına gelen kişi olduğunu söyleyen Mesme Havva, Samast’a dönerek, “Suçlu bu herhalde. Tam hatırlayamıyorum, kış olduğu için yüzleri sargılıydı” dedi; Mahkeme, Mithat Alkan, Ergün Çağatay, Serkan İskender, Lerna Atan, Ayşe Pamiş, Şahabettin Şahin ve Cemal Yıldırım’ın tanık sıfatıyla dinlenmesi için davetiye çıkarılmasına, daha önce çağrılanlarınsa zorla getirilmesine karar verdi. Ogün Samast, Erhan Tunel, Yasin Hayal, Ersin Yolcu ve Ahmet İskender’in tahliye taleplerini geri çeviren mahkeme, müdahil avukatlar ve Dink Ailesi’ne yönelik olarak sarf ettiği “Beş yıl kaldı..” şeklindeki tehdit içerikli sözler nedeniyle tetikçi sanık Samast hakkında suç duyurusunda bulundu. Mahkeme, 12 Ekim’de görülecek duruşmada bir gizli tanığı dinlemeyi hedefliyor. Cinayette kullanılan silah da duruşma salonuna getirilecek. Mahkeme, Ergenekon davası tutuklusu Sevgi Erenerol’un “Türkiye’de Misyonerlik Faaliyetleri” konulu konferansın çözümü ve dökümünün yapılması için Emniyet müdürlüğüne tekrar yazı yazılmasına karar verdi. Talebin yerine getirilmemesi halinde yasal işlem yapılacak. Müdahil avukatlar, cinayete kadar Emniyetin elindeki istihbarat belge, rapor ve tutanakları göndermediği gerekçesiyle Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek’e tepki gösterdiler. Talepleri üzerine mahkeme, bu belgeler ve emniyetin tuttuğu F3, F4 ve F5 raporlarının da eklenerek gönderilmesi için yeniden yazı yazdı.
Azadiya Welat gazetesi imtiyaz sahibi ve sorumlu müdürü Ozan Kılıç, cep telefonu mesajıyla (SMS) ölümle tehdit edildiği gerekçesiyle Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. Kılıç, 18 Haziran’da cep telefonu üzerinden “Azadiya Welat’ı bırakmadığı taktirde yaşamından olacağı yönünde tehditler aldığı iddiasıyla savcılığa başvurdu. Savcılığa numarasını ulaştırdığı söz konusu cep numarasından ertesi gün de “Uyarımı aldın mı TİT” yazılı bir mesaj daha aldığını kaydeden Kılıç, şikayet dilekçesinde, “Her iki mesajdan sonra can güvenliğim konusunda ciddi şekilde kaygılanmaya başladım” dedi. TİT örgütünün adı, 1998’de İHD Genel Başkanı Akın Birdal’a silahlı saldırıda duyulmuştu. Aynı ada, İstanbul Özgür Radyo, sanatçı Ferhat Tunç ve İHD eski yetkilisi hukukçu Eren Keskin’e yönelik gönderilen tehdit içerikli mesajlarda da rastlanmıştı. Ekim 2008’de de, Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu’nun eski üyesi Prof. Dr. Baskın Oran, örgütün imzasını içeren bir elektronik posta mesajıyla (e-mail) tehdit edilmişti.
Gazeteci Hrant Dink cinayetinde “görevi ihmal ettiği” gerekçesiyle yargılanan dönemin Trabzon İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürü Binbaşı Metin Yıldız, “Dink’e yönelik istihbaratı Emniyete ve MİT’e bildirdiniz mi?” sorusuna, “Alınan bilginin doğruluğu kesin değildi. Eğer haber kaynağı ile bilginin doğruluğu teyit edilmiş olsaydı ben ilgili kurumlara bu bilgiyi verirdim. Teyit edilmediği için MİT ve Trabzon istihbarat şube müdürlüğüne bildirmedim” yanıtını verdi. 8 Haziran’da Bolu Sulh Ceza Mahkemesi’ne talimatla ifade veren Yıldız, emrinde olduğu ve kendisi gibi ihmalden yargılanan eski Jandarma Alay Komutanı Albay Ali Öz’ün Dink ile ilgili istihbaratın diğer istihbarat örgütlerine bildirilmesi konusunda bir talimat vermediğini söyledi. Müdahil avukat Hakan Bakırcıoğlu, Yıldız’ın ifadelerinin hiçbir geçerliliğinin olmadığını savunarak, Albay Öz’ün Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı’na 18 Kasım 2008’de ifade verirken sunduğu belgede, istihbarat şube müdürünün görev ve sorumluklarının açık şekilde tanımlandığını ifade etti.
Dink Cinayeti öncesi “görevlerini ihmal” ettikleri gerekçesiyle yargılanan sekiz jandarma görevlisinden en kıdemlisi Albay Ali Öz, 15 Mayıs’ta Bursa 3. Sulh Ceza Mahkemesi’nde talimatla ifadesi alındığında, “Dink’in öldürüleceği bilgisi bana ulaşmadı” dedi. Trabzon 2. Sulh Ceza Mahkemesi, tutuksuz sanık olarak iki yıla kadar hapis istemiyle yargılanan Jandarma Başçavuş Okan Şimşek ve Jandarma Uzman Çavuş Veysel Şahin’in ifadeleri doğrultusunda haklarında iddianame düzenlenen Albay Öz ve emrindeki beş jandarma görevlisinin dosyalarını birleştirme kararı almıştı. Öz, ihmal gösterdiği yönünden suçlamaları reddetti; jandarma muhbiri olarak görev yapan Coşkun İğci’nin Dink’e yönelik saldırı düzenleneceğine dair istihbaratın kendisine iletilmediğini savundu: Bir istihbarat vardıysa İstihbarat Şube Müdürü ve diğer birimler takip etmeliydi.” Ekim 2004’te Trabzon’daki Mc Donalds saldırıyla ilgili avukatların “Trabzon küçük bir yer, Yasin Hayal iyi bilinen birisi. Onun faaliyetlerinden de mi haberiniz olmadı?” şeklindeki sorusuna Öz, Hayal’in faaliyetlerinden haberi olmadığını iddia etti. Eski Trabzon Emniyet Müdürü, şimdi Ankara’da İstihbarat Daire Başkanı olan Ramazan Akyürek, TBMM Araştırma Alt Komisyonu’na verdiği ifadede, Vali ve Öz’ün de yer aldığı haftalık toplantılar yapıldığını, Hayal’ın birkaç kez konuşulduğunu söylemişti. Öz, toplantılardan da durumdan haberdar olmadığını ileri sürdü.
Kendilerini ülkücü olarak nitelendiren bir grup hacker, 14 Mayıs’ta Günlük gazetesinin İnternet sitesi www.gunlukgazetesi.com’u sabote ederek, sitede küfür ve ırkçılık içeren mesaj yayımladı. “by The hacker&fatih&suskun&” ismiyle hareket eden saldırganlar, haber sitesini çökertti Site yetkilileri, kısa süre sonra siteyi yeniden yayına açtılar. Bir süre önce bilgisayar korsanları, DTP’nin İnternet sitesini hackleyerek “Memleketim” şarkısının video klibini koymuşlardı. Kendilerine “AYYILDIZ TEAM- Siber Savunma Ordusu” ismini veren grup, DTP aleyhine bir yazı, Kuran-ı Kerim’den bölümleri de siteye yerleştirmişlerdi. Saldırıyı farkeden DTP yöneticileri site yayınına ara vermişlerdi.
Antalya’nın Alanya İlçesi’nde çıkan Mahmutlar Haber gazetesi muhabiri Sedat Şahinler, 8 Mayıs’ta AKP’li Belediye Meclis üyesi Abdullah Pişkin’in saldırısına uğradı. Belediye binasına giden Şahinler, kısa bir süre konuştuğu Pişkin’in tekme ve yumruklu saldırısına uğradı. Saldırı, belediyenin güvenlik kameralarına da yansıdı. Gazeteci, Pişkin’in kendisine saldırmadan önce, yerel seçimler öncesi eski Mahmutlar belediye başkanı AKP’li Alaattin Çakır’ın bir pazarcı kadınla kavga etmesiyle ilgili yayımladıkları bir hatırlattığını söyledi. “‘Senin yazına cevap, al sana’ diyerek yumruk atmaya başladı. Bir meclis üyesi, bir gazeteciyi dövüyorsa halka nasıl hizmet edecek? Kendisini istifa etmeye davet ediyorum.” Fotoğraf makinesi zarar gören Şahiner, yüzünden yaralandığı için Alanya Devlet Hastanesi’nde tedavi gördü. Pişkin’den şikâyetçi olan Şahiner, Pişkin’le daha önce aralarında bir husumet bulunmadığını ifade etti: “Bir meclis üyesi, bir gazeteciyi dövüyorsa halka nasıl hizmet edecek? Kendisini istifa etmeye davet ediyorum.”
6 Mayıs’ta Trabzon 2. Sulh Ceza Mahkemesi, Hrant Dink cinayeti öncesinde önlem almayarak “görevini ihmal” ettikleri gerekçesiyle yargılanan iki jandarma görevlisi ile dönemin Jandarma Alay Komutanı Albay Ali Öz ve beş görevlinin davalarını birleştirdi. 22 Ocak 2008’den beri aynı mahkemede yargılanan Jandarma Başçavuş Okan Şimşek ve Jandarma Uzman Çavuş Veysel Şahin’in ifadeleri doğrultusunda, cinayetle ilgili uyarıldığı halde tedbir almamakla suçlanan Albay Öz ve beş jandarma görevlisi altı aydan iki yıla kadar hapis istemiyle yargılanacaklar. Dink ailesi avukatlarının “ölüme sebebiyet veren bir ihmalde bulundukları” gerekçesiyle cinayet dosyasının ele alındığı İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde sanık olarak görmek istedikleri Öz ve diğer görevliler, “görevi kötüye kullanmak”tan değil daha az ceza öngören “görevi ihmal”den yargılanacaklar. Öz ile birlikte, istihbarat şubesi görevlileri Yüzbaşı Metin Yıldız, Astsubaylar Gazi Günay ve Hüseyin Yılmaz ile Uzman Çavuşlar Hacı Ömer Ünalır ve Önder Araz yargılanıyor. Mahkeme, bugün görülen ve tutuksuz sanıklardan Şimşek, Şahin, Ünalır ve Yılmaz’ın katıldığı duruşmada, Dink Ailesi avukatlarının, Öz ve ona bağlı görevlilerin “evrakta sahtecilik”ten de yargılaması yönündeki istemini reddetti. İfadeleri alınan dört jandarma, saldırı öncesi jandarma muhbiri Coşkun İğci’den bilgi geldiğini ancak bu konuda kendilerine emir ve talimat verilmediğini, önemli bir konu olduğunun farkında olduklarını söylediler. Dink ailesi avukatları, aşırı sağ faaliyetleri izlemekle görevli Ünalır ve Yılmaz’a, “Aşırı milliyetçilik faaliyetleri, aşırı sağ faaliyet değil mi? sorusunu yöneltince, “hayır” yanıtını aldı. İki sanık, aşırı sağ faaliyetlerden El Kaide, Hizbullah ve diğer irticai faaliyetleri anladıklarını söyledi.
21 Nisan’da İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, Hrant Dink Cinayetiyle ilgili davanın 9. duruşmasında tutuklu sanıklar Ogün Samast, Erhan Tuncel, Yasin Hayal, Ersin Yolcu ve Ahmet İskender’in tutuklu kalmasına karar verdi. Mahkeme, İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah, eski İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İlhan Güler, Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek,eski Trabzon Emniyet müdürü Reşat Altay, eski Trabzon Jandarma Alay Komutanı Albay Ali Öz’ün dinlenmesi yönünde ırarlı talepleri “dosyaya yenilik getirmeyeceği” iddiasıyla reddetti. Mahkeme, Ergenekon Davası’ndan tutuklanmadan önce Sevgi Erenerol’un “Türkiye’de misyonerlik faaliyetleri” konulu verdiği konferansın çözümü ve dökümünün yapılması için Emniyet Müdürlüğü’nü görevlendirdi. Hakim Erkan Canak’ın başkanlık ettiği mahkeme heyeti, Silivri Cezaevi’nde çoğu cinayetten tutuklu Volkan Eryedi, Şinasi Erşentürk, Veli Halis Çelik, Orçun Cülek ve Adil Orhan’ın ifadeleri doğrultusunda, aynı cezaevinde bulunan ve cinayetten tutuklu bulunan eski İstanbul Emniyet Müdürü Şükrü Balcı’nın oğlu Ertuğrul Balcı’nın ve müdahil avukatlarının talebiyle de Murat Güneş’in tanık sıfatıyla dinlenmesine karar verdi. Mahkeme, Trabzon Savcılığı’ndan Albay Ali Öz ve diğer görevliler hakkında son olarak açılan davanın iddianamesini talep etti; Öz’ün telefon görüşmeleri ve ona ait banka hesaplarındaki hareketliliği, Ergenekon Soruşturması’nda görevli savcılardan yeniden sormaya karar verdi. İstihbarat Daire Başkanlığı’nca 22 Ocak 2009’da mahkemeye gönderilen ancak dava dışı kişilere ait bilgiler içerdiği ifade edilen raporun müdahil ve sanık avukatları eşliğinde Hakim Rüstem Eryılmaz tarafından tutanağa geçirilmesine de karar verildi. Azmettirici olarak yargılanan Erhan Tuncel’in Ercüment Ovalı ile ilişkilerine tanık olduğu savunulan Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde görevli Doç Dr. Yavuz Tekelioğlu da tanıklık etmesi için mahkemeye çağrıldı. Mahkeme, Trabzon Emniyeti’nden azmettirici olarak yargılanan Yasin Hayal’in Van, Elazığ ve Erzurum’da ve gittiği diğer illerdeki faaliyetlerine ilişkin fiziki takip tutanaklarını yeninden istedi. Microsoft Şirketi’nden de, Erhan Tuncel’in 1 Ocak 2006-20 Ocak 2007 döneminde yaptığı msn ve e-mail haberleşmesinin dökümleri de istendi. Mahkeme, Ankara Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’ndan da, müdahil avukatların dilekçelerinde yer verdikleri üç cep telefonlarının 19 Ocak 2007’de belirtilen zaman aralıklarında hangi telefonlarla ve kime ait telefonlarla görüş yaptığı öğrenilecek.
Taraf gazetesi yazarı Rasim Ozan Kütahyalı, 11 Nisan’da Kanal 7’de katıldığı bir programın çıkışında İstanbul Alperen Ocakları İl Başkanı Mustafa Kayatuzu’nun saldırısına uğradığı gerekçesiyle şikayette bulundu. Özel bir hastanede tedavi gören Kütahyalı’nın şikayetiyle Kayatuzu gözaltına alındı. Kayatuzu, helikopter kazasında ölen BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu ile ilgili sözlerine öfkelendiği için yazara saldırdığını belirtti. Kütahyalı’nın avukatı Ergin Cinmen, saldırının basit bir müessir fiil olmadığını, şikayetlerini de “İnsanların siyasi, sosyal ve felsefi düşüncelerini açıklamaktan men etme” ve Kütahyalı’nın gazeteci olması nedeniyle de “çalışma hayatından men etme” fiillerini düzenleyen TCK’nın 115 ve 117. maddelerine dayandırdıklarını ifade etti. Cinmen, sağlık raporu, Kütahyalı ve program sunucusu Erhan Çelik’in tanık ifadesiyle şikayette bulunduklarını ve dava açılmasını beklediklerini kaydetti.
9 Nisan’da Trabzon 1. Ağır Ceza Mahkemesi, sanık olduğu Hrant Dink Cinayeti’nden iki yıl önce Trabzon’da bir Mc Donalds’a yönelik bombalı saldırı düzenleyerek altı kişinin yaralanmasına neden olduğu için Yasin Hayal’i, ikinci yargılamada üç yıl dört ay hapis ve 183 TL para cezasına mahkum etti. Dink cinayeti davasından azmettirici olmakla yargılanan ve Tekirdağ 2 No’lu F Tipi Cezaevi’nde bulunan Hayal, duruşmaya getirilmedi. Mahkeme, Hayal’i “kişilerde korku, kaygı ve panik yaratacak biçimde patlayıcı madde kullanmak”, “patlayıcı madde atarak altı kişinin yaralanmasına yol açmak” ve “patlayıcı madde atarak bir kişinin aracına zarar vermek”ten suçlu buldu. 24 Ekim 2004’te yaşanan bombalı saldırıdan tutuklanan ve 11 ay hapis yattıktan sonra tahliye edilen Hayal, 17 Nisan 2006 tarihinde “patlayıcı madde imal etmek” suçundan 3 yıl 4 ay, “yaralama ve çevreye zarar vermek” suçundan 3 yıl 4 ay hapis cezası olmak üzere 6 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırılmıştı.
Hukukçu-yazar Hüseyin Aygün, youtube.com küresel video paylaşım sitesinde yayımlanan video ve çeşitli sitelerde yer verilen haberler yoluyla kendisine hakaret edildiği gerekçesiyle 7 Nisan’da Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı’nda şikayetçi oldu. Tunceli eski baro başkanı Aygün, youtube sitesinde “Dersim’in Meşhur Muhpirleri” adlı bir video yoluyla kendisine hakaretlerde bulunulduğu, ailesi hakkında rojamunzur.com ve neweddersim.com sitelerinde ağır hakaret ve iftiralara bulunulduğuna yer verdi: “Benin hakkımda bu tür iddialarda bulunan kişilerden ve böyle bir yayın yayımlayan kişilerden şikayetçiyim” dedi. Aygün, 29 Mart Yerel Seçimleri’nde DTP dışında yarışan bağımsız aday Murat Kur’u destekledikleri için hedef alındığını düşünüyor.
Ergenekon Soruşturma kapsamında 25 Mart’ta yayımlanan İkinci İddianamede, Emekli Tuğgeneral Veli Küçük’ten Hrant Dink suikastıyla ilgili “düğmeye basan kişi” olarak söz ediliyor. Davada tutuksuz sanık olarak yargılanan ATO Başkanı Sinan Aygün’ün tuttuğu iddia edilen notlarda, “X” isimli şahsın, Dink cinayetinde düğmeye basan kişinin Veli Küçük olduğunu söylediği yönünde bilgi bulunduğu savunuluyor. İddianamede “silahlı terör örgütüne üyelik”ten hakkında dava açılan Aygün’ün yazmış olduğu belirtilen metnin, “Bölüm 5: Suikastlar-Hrant Dink, Danıştay” başlıklı bölümünde, “çetelerin hedefleri ve stratejileri” de anlatılıyor. Aygün’ün notlarında, ismi “X” olarak kodlanan şahsın, Veli Küçük ile 1978 yılından beri yakın temasta olduğu ve Küçük’ü kendisinden iyi kimsenin tanımayacağını ifade ediliyor. Notlarda, “X” kod adlı şahsın, Hrant Dink’in katledilmesinde Veli Küçük’ün oynadığı role ilişkin olarak, Dink’in “yıllar öncesinde Veli Küçük’ün hedefi olduğu, hedefin kendini büyüttüğü, önemli ve ses getirecek bir zat olduğu ve öldürüldüğü, düğmeye yine aynı parmağın bastığı, bu konuda da uzunca yazmaya gerek olmadığı ve her şeyin belli olduğu” ifadeleri kullanılıyor. Dink Ailesi avukatlarından Fethiye Çetin, “İkinci iddianamede yer alan ve içinde Hrant Dink adının geçtiği ifadeler, tek başlarına ve bu haliyle, suikastın aydınlatılması açısından hukuken yeterli değildir. Şüphelilerin, Dink suikastıyle ilgileri araştırılmalı. Dosyayı görmeden yorum yapmak yanlış ve eksik olacaktır. Ancak bütün bu hususların araştırılması için yargı organlarına gereken başvuruları yapacağız” dedi.
Diyarbakır Başsavcılığı, İsveç’te yaşayan itirafçı Abdülkadir Aygan’ın ifadeleri doğrultusunda, 17 yıl önce işlenen gazeteci Musa Anter cinayetiyle ilgili soruşturmayı tozlu raflardan kaldırarak yeniden açtı. Başsavcılık, olaya adı karışan JİTEM elemanları hakkında yakalama kararı çıkardı. Türkiye yetkililerinin Aygan’ın yeniden iadesini istemesi üzerine İsveç hükümeti de Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü’nden, Aygan’ın hangi sıfatla ve ne amaçla iadesinin istenmesini sordu. Bunun üzerine hakkında Diyarbakır Başsavcılığı’nca yakalama emri bulunan Aygan’ın itiraf ve faaliyetlerini içeren bir dosya “ivedi” olarak Adalet Bakanlığı’na gönderildi. Aygan’ın, Anter cinayeti başta olmak üzere itiraflarında sözünü ettiği birçok olayın faili ve tanığı olduğu, adı geçen olaylarla ilgili dosyaların halen faili meçhul olarak Başsavcılık kayıtlarında yer aldığı, iade edilmesi halinde tüm bu olayların faillerinin tespit edilerek, dosyaların zamanaşımına uğramayacağı ifade edildi. Anter cinayetine adı karışan Mahmut Yıldırım, Cemil Işık, Ali Ozansoy, Hamit Yıldırım hakkında da 81 il emniyet müdürlüğü ve jandarma birimlerine yakalama emri çıkarıldı. Başsavcılık, Aygan’ın itiraflarını ihbar kabul ederek, olayı failleri olduğu ileri sürülen PKK itirafçıları Cemil Işık, Ali Ozansoy, Abdulkadir Aygan, Hamit Yıldırım, ‘Yeşil’ kod adlı Mahmut Yıldırım ve Ankara’da öldürülen Binbaşı Ahmet Cem Ersever ile ilgili çok yönlü bir soruşturma başlattı. Binbaşı Ersever’in 1993’te Ankara’da faili meçhul bir cinayete uğraması nedeniyle soruşturma diğer kişilerle ilgili sürecek. Aygan da, “Türkiye’ye iade edilmemek için tüm hukuki ve diğer şahsi yolları deneyeceğim. Yine de engel olamazsam kendi kendimi imha edeceğim” dedi.
Şırnak’ın Beytüşşebap İlçesi’nde DTP’nin kazandığı seçimleri izleyen DHA muhabiri Emin Bal, seçimi kaybeden AKP adayı Kamil Durmuş’un korucu olan yakınlarınca tehdit edildiğini savundu. Durmuş’un kardeşi olan korucu başı Reşit Durmuş’un kendisi gibi korucu olan oğulları ve akrabalarınca hakaretlere ve tehditlerine uğradığını ileri süren gazeteci Bal, durumdan Beytüşşebap İlçe Emniyet Müdürlüğü’nü telefonla haberdar ettiğini ifade etti. Bal, “Biz basın mensupları, ister olumlu olsun ister olumsuz olsun, gördüğümüz her olayı haberleştiririz. Ne yazık ki kurucu silahına güvenen kişiler yenilmeyi hazmedemeyince sağa sola tehditler ederek ve gazetecilik görevini yapanlara küstahça yaklaşabiliyor ve şahsımızı hedef alan ifadeler kullanabiliyorlar” dedi.
RSF, Hrant Dink Cinayeti’nin Ergenekon Soruşturması kapsamında ciddi şekilde araştırılması için Dink Ailesi ve avukatlarının yürüttüğü girişimleri desteklediğini açıkladı. 1 Nisan’da RSF, Hrant Dink Ailesi’nin ilettiği taleplerin ciddi şekilde soruşturulması gerektiğini vurguladı; “Dink Cinayeti’ne karıştıkları gerekçesiyle yargılanan bazı kişilerin Ergenekon Örgütü ile bağlantıları ciddi şekilde araştırılmalıdır. Mahkeme bu bağlantıları belirler ve değerlendirirse, gelecek haftalarda, umudumuz odur ki, bizi tarafsız bir yargılamaya da taşıyacak olan önemli bir aşamayı geçmiş olacağız” dedi.
1 Nisan’da, İstanbul Öğrenci Kolektifleri üyesi öğrenciler, Büyükşehir Belediyesi önünde yapacakları eylem için bildiri dağıtırken kendilerini “Dinci” olarak tanıtan bir grubun saldırısına uğradı. Öğrencilerden beşi yaralanırken biri hastaneye kaldırıldı. Öğrenci Kolektifleri, bildiride “AKP’nin tarikatlar ve cemaatler eliyle toplumu gericileştirdiği” diyordu. Türkiye Komünist Partisi (TKP) bir açıklamayla saldırıyı kınadı ve AKP’ye karşı mücadelenin süreceğini söyledi.
Giresun’dan yayın yapan Tempo televizyonunun muhabiri Fırat Akyol, 29 Mart’ta belediye başkanlığı seçimini kaybeden AKP’nin il binası önünde partili oldukları iddia edilen bir grubun saldırısına uğradı. Parti teşkilatlarını gezerek seçim ortamını telefonla çalıştığı Tempo TV’ye aktarmaya çalışan Akyol, başına ve yüzüne darbeler aldıktan sonra Giresun Prof. Dr. İlhan Özdemir Devlet Hastanesi’nde tedavi altına aldı. Sağlık durumu iyi olan Akyol, “AKP il binasından çıkarken kalabalık bir grubun saldırısına uğradım. Saldırıdan önce AKP’li Başkan Hurşit Yüksel’in makam şoförlüğünü yapan Alpaslan’ın ‘durun yapmayın’ dediğini duydum. Polis ve bazı AKP’lilerin beni kurtarmak için çaba sarf ettiklerini gördüm. Gözümü de hastanede açtım, AKP’lilerden böyle tavır beklemiyordum” dedi.
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 25 Mart’ta kabul ettiği ikinci “Ergenekon” İddianamesi’nde, şüpheli Yüksel Dilsiz’den elde edildiği ifade edilen siyah renkli ajandan söz ediliyor. Ajandanın 167. sayfada el yazısıyla “Doğan Güreş, Hüseyin Kıvrıkoğlu, Hrant Dink, B…. G Aydın Doğan, Eski Hava Kuvvetleri Komutanı, Veli Küçük, K ve =R.” notlarının yazıldığı, notları Dilsiz’ in “Örgütün Eylemlerine yönelik yaptığı çalışmalar içerisinde” yazdığı, ajandada, “Genelkurmay Başkanlığı yapanlar, Öldürülen Gazeteci, Kuvvet Komutanları, İşadamları ve Ergenekon Silahlı Terör Örgütü üyelerinin isimleriyle birlikte not edildiği”ne yer verildi. Sanık Levent Temiz ile ilgili bölümde, Temiz’in 21 Eylül 2006’da Beyoğlu Adliyesi’nde Büyük Hukukçular Birliği’nin “Küresel BOB Projesi çerçevesinde askeri işgal ve parçalanma tehlikesi ile karşı karşıyadır” konulu protesto eyleminde de yer aldığı, bu eylemde Dink’in de aralarında bulunduğu yazarların tehdit edildiğine yer verildi. Halil Behiç Gürcihan ait hard diskte yapılan incelemede, Temiz’in, Dink ile ilgili basın açıklaması yapması sonrasında hakkında dava açılmasıyla destek talebiyle bilgi@acikistihbarat.com’a bir e-mail gönderdiğinin tespit edildiği kaydedildi. Eski İstanbul Ülkü Ocakları İl Başkanı Levent Temiz, 26 Şubat 2004’te Agos gazetesi önünde yapılan eylemde, “Hrant Dink, bundan sonra bütün öfkemizin ve nefretimizin hedefidir” sloganları atmıştı. Bunun ardından Şişli Savcığı Temiz hakkında, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası’ndan dava açılmıştı. Davanın ne şekilde sonuçlandığı bilinmiyor. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 29 Haziran 2008’de Teknik Takip kararıyla ATO’da alınan ve Sinan Aygün’e ait olduğu iddia edilen dokümanda, “Bölüm 5 Suikastlar (Danıştay-Hrant Dink) Çeteter- Hedefleri- Bundan Sonraki Stratejileri” başlıklı bölüme de yer verildi. Dosyada “Hrant Dink” başlıklı bölüm içeriğinde; yıllar öncesinden Veli Küçük’ün hedefi olduğunu, hedefin kendini büyüttüğünü, önemli ve ses getirecek bir zat olduğunu ve öldürüldüğünü, düğmeye yine aynı parmağın bastığını, bu konu da uzunca yazmaya gerek olmadığını ve her şeyin belli olduğu savunuluyor. Tutuklanan yazar Neriman Aydın’ın 24 Ocak 2007’de noyan.selda@gmail.com isimli şahsa gönderdiği e postada; “Harbiyeli, bir Ermeni’nin (Hrant Dink) hangi emeller için neden ve kimlerce vurulduğunu elbette tahmin edecek ferasettedir Türk Milletinin evlatları… Türk’ten boşalacak o zehirli kanın yerini dolduracak temiz kan Ermeninin Ermenistan ile kuracağı asil damarında mevcuttur” ifadelerine yer verildiği iddia ediliyor. 22 Ocak 2008’de X Şahıs (Necmi Ç.) ile Emin Gürses’in görüşmesinde özetle; X Şahsın “Bi kısmını Hırant DİNK meselesinden gözaltına almışlar” dediği, Emin’in “Tamam Hrant Dink meselesi olursa onu anlarım.” “… Erol Mütercimler beni aradı. Böyle bişey var dedi. Ben aradım tabi Veli Paşayı aradım cevap vermedi telefonu.”
Türkiye Belediyeler ve Genel Hizmetler İşçileri Sendikası’nın (Belediye-İş) bir toplantını izlemek isteyen Kanal D muhabiri İbrahim Gündüz ile Star TV muhabiri Özden Erkuş, 25 Mart’ta Atatürk Spor Salonu’nda saldırıya uğradı. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı ve AKP’nin Büyükşehir Belediyesi adayı Melih Gökçek’e bağlı kişilerce hedef alındıklarını savunan gazeteciler, Solmaz Kılıktepe Karakolu’nda şikayetçi oldu. Gündüz, kendilerine “çıkın dışarı” diyerek çıkışan bir kişiyi ikna ederken bir grubun saldırısına uğradıklarını aktardı: “Salon doluydu ve beş bin kişi vardı. Başkan gelmeden önce bir kişi gelerek ‘çıkın dışarı’ dedi. Biz de, ‘Neden çıkalım, kameralarımız dışarıda, sizler izin verdiniz’ dedik. O sırada 15-20 kişilik bir grup doğrudan üzerimize atladı ve saldırı eşliğinde dışarı atıldık…”
Muğla’nın Bodrum İlçesi´nde bazı kişiler, Gümüşlük Çevre ve Eğitim Vakfı’nın düzenlediği panelde soru yönelten yazar Latife Tekin’in üzerine yürüdü.”Gümüşlük’ün ortak çevre sorunları ve Myndos kazıları” konulu panelde Myndos kazılarında gelinen son durumu masaya yatıran uzmanlara, arazilerin kamulaştırılmasıyla ilgili soru yöneltmek isteyen yazar Tekin, panelden atılmak istendi. 24 Mart’ta Ege Çevre ve Kültür Platformu (EGEÇEP) Dönem Sözcüsü Berrin Esin Kaya, olaydan iş insanı Mehmet Durmaz’a bağlı kişilerin sorumlu olduğunu savundu. Kaya, “Latife Tekin’in suçu, antik Myndos kentine yani kültürel mirasımıza sahip çıkmak. Tıpkı Allianoi’ye, Hasankeyf’e sahip çıkanlar gibi Latife Tekin de rantçıların hedefi olmuştur” dedi.
23 Mart’ta TGC, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in Sincan’daki konuşmasında sarf ettiği “Seçimden sonra, ben Melih Gökçek isem, Mehmet Ali Birand ve Uğur Dündar’a bu Türkiye dar gelmezse, bana yazıklar olsun” sözlerini kınadı. Yayın organlarıyla gazetecilere yönelik suçlamaların son günlerde tehdit niteliğindeki bir yaklaşıma dönüşmesinin endişe yarattığını açıklayan TGC, Gökçek’in konuşmasının “tehdit ve hedef gösterme niteliğinde” olduğunu bildirdi. ÇGD Genel Başkanı Ahmet Abakay, “adi bir suç” olarak nitelendirdiği Gökçek’in sözlerine karşı savcıları kendilerinden harekete geçmeye çağırmıştı. AKP’nin Sincan mitinginde Gökçek, “Seçimden sonra, ben Melih Gökçek isem, Mehmet Ali Birand ve Uğur Dündar’a bu Türkiye dar gelmezse, bana yazıklar olsun” dediği; “Seçimlerden sonra bunları da tarih yapmak bize nasip olur” demişti. Gökçen’i şikayet eden Star Haber Grup Başkanı Dündar, Gökçek’in Sincan konuşmasıyla kendisini açıkça tehdit ettiğini savundu: “Başımıza bir şey gelirse, sorumlusu Melih Gökçek’tir.”
DTP’nin Adana Dağlıoğlu Mahallesi’nde 7 Mart’ta gerçekleştirdiği eylemi görüntülemek isterken Show TV muhabirleri Ediz Alıç ve Rengin Gültekin ile kameraman Kadir Puslu, bir grubun saldırısına uğradı. Kameraları kırılan Alıç, Gültekin ve Puslu, hastanedeki tedavilerinin ardından Adli Tıp Kurumu’ndan rapor alıp Dağlıoğlu Polis Merkezi’ne giderek saldırganlardan şikayetçi oldu. Saldırıyı kınayan Çukurova Gazeteciler Cemiyeti (ÇGC), “Saldırganların belirlenmesi ve gerekli hukuki sürecin başlatılması noktasında DTP’nin parti yöneticilerinin de emniyet güçlerine yardımcı olmasını bekliyoruz” dedi. Açıklamada, “DTP’nin Genel Merkez ve Adana İl Örgütü’ne mensup parti yöneticilerinin de onaylamayacaklarını umduğumuz bu çirkin saldırıyı bir kez daha kınadığımızı belirterek, meslektaşlarımıza geçmiş olsun diyoruz” denildi.
MHP Mersin Milletvekili Prof. Dr. Akif Akkuş’un, Tarsus Gazeteciler Cemiyeti Başkanı ve Tarsus Merhaba gazetesi Yazı işleri müdürü Cemal Dolaşmaz’ı telefonla arayarak tehdit ettiği öne sürüldü. İddiaya göre Akkuş, Cemal Dolaşmaz’ın 23 Şubat 2009 tarihinde Merhaba gazetesinde yayımlanan köşe yazısına istinaden Dolaşmaz’ı telefonla arayarak “Senin soyadın Dolaşmaz, ben seni Tarsus’ta dolaştırmam” şeklinde sözler sarf ettiği öğrenildi. Akkuş’un bu sözleri üzereni Dolaşmaz Tarsus Cumhuriyet Savcılığına giderek şikayette bulundu.
Agos gazetesi Yayın yönetmeni Hrant Dink, 19 Ocak 2007 tarihinde İstanbul’un Şişli İlçesi’nde bulunan gazete bürosunun önünde öldürülmüştü. Cinayetle ilgili 5’i tutuklu toplam 20 kişi, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanıyor. 26 Ocak’ta görülen davanın 8. duruşmada, tutuklu sanıklardan Tuncay Uzundal, Mustafa Öztürk ve Zeynel Abidin Yavuz tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edilmişti. Yargılamaya 20 Nisan’da devam edilecek.
17 Şubat’ta Trabzon 2. Ağır Ceza Mahkemesi, Hrant Dink’in yaşamının tehlikede olduğu yönündeki uyarılara rağmen tedbir almadıkları gerekçesiyle dönemin Jandarma Alay Komutanı Albay Ali Öz ve beş görevlinin Ağır Ceza Mahkemesi’nde değil Sulh Ceza Mahkemesi’nde yargılanmalarına karar verdi. 18 Şubat’ta gündeme gelen karara göre, Öz ve diğer görevliler, Trabzon Sulh Ceza Mahkemesi’nde “görevi kötüye kullanmak”tan değil “görevi ihmal”den yargılanacaklar. Trabzon 2.Sulh Ceza Mahkemesi Hakimi Şevki Uluçam’ın daha ağır bir suçu tespit ederek dosyayı gönderdiği 3. Sulh Ceza Mahkemesi bu istemi reddetmiş, dosya itiraz üzerine Trabzon 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin önüne gelmişti. Albay Ali Öz ile istihbarat şubesi görevlileri Yüzbaşı Metin Yıldız, Astsubaylar Gazi Günay ve Hüseyin Yılmaz ile Uzman Çavuşlar Hacı Ömer Ünalır ve Önder Araz da Jandarma Başçavuş Okan Şimşek ve Jandarma Uzman Çavuş Veysel Şahin ile aynı mahkemede yargılanmaları bekleniyor. Dosyaların 6 Mayıs’ta birleştirilmeleri bekleniyor.
Şubat ortasında, PKK lideri Abdullah Öcalan’ın yakalanıp Türkiye’ye getirilişinin yıldönümünde Diyarbakır’da gerçekleştirilen eylemlerde Anadolu Ajansı (AA) muhabiri Meral Özdemir, NTV muhabiri Mahmut Bozarslan ve Habertürk kameramanı Mehmet Emek saldırıya uğradı.
Siirt’te yayımlanan Birlik gazetesinin sahibi Diya Yarayan, 17 Şubat gecesi Bahçelievler Mahallesi’ndeki evinin önünde eli sopalı ve kar maskeli dört kişinin saldırısına uğrayarak ağır yaralandı. 23 yıldır gazetecilik yapan Yarayan’ın hangi nedenle saldırıya uğramış olabileceği yönündeki soruya eşi, “Gazetecilik yapması sizce yeterli bir neden değil mi?” karşılığını verdi. Eşi, “Ben evdeydim ancak bir şey duymadım. Komşularımız, yerde yatan ve eliyle başını tutan bir kişiyi görmüşler ve bu kişiye bir aracın çarptığını sanmışlar. Öldürülesiye vurmuşlar, sonra da orada bırak bir araçla kaçmışlar. Eşim şimdi Siirt Devlet Hastanesi’nde yoğun bakımda tutuluyor ve beni görüştürmüyorlar. Kimseye zararı olmayan eşimden ne istediler?” dedi. Gazeteci, saldırıdan Siirt Belediye Başkanı Mervan Gül’ü sorumlu tuttu: Gül’ün basın danışmanı Diyaddin Temiz ise, “Bizler de saldırıyı kınıyoruz. Sayın Mervan Gül’ün 4,5 yılı aşkın görev süresinde basınla ilgili herhangi bir problemi olmadı” dedi.
1978’deki Maraş Katliamı’nda adı geçen Ökkeş Şendiller’e Hrant Dink’i “Maraş katliamının sorumlusu” olarak göstermesine olanak verdiği için TRT 1 televizyonu ve yapımcı şirket 11 Şubat’ta şikayet edildi. İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi’ne sunulan şikayet dilekçesinde, 24 Aralık 2008’de yayımlanan “Şahların Labirenti” Belgeseli’nde Hrant Dink’e haksız suçlamalar yoluyla hakaret edildiği ve iftirada bulunulduğuna yer verildi. Tazminat talepli dava, TRT Genel Müdürlüğü, belgeseli hazırlayan yapımcı şirketi ve “Maraş Katliamı” davasının sanığı Şendillere hakkında açıldı. Avukatlar, “iftira” ve “hakaret”ile TCK’nın “halkın bir kısmını diğerine karşı tehlikeli şekilde kin ve düşmanlığa tahrik etmek” ile ilgili 216. maddesinden de ceza davası açtılar. Şendiller’in, “Alevi-Sünni çatışması yoktu. İşin içinde Hrant Dink ve arkadaşlarının kurduğu sol örgütler vardı. Hrant Dink ve arkadaşlarının örgütleri bu işleri yaptı. Zaten olaylarda ölenlerin arasında yer alan 6-7 tane sünnetsiz cesedin Alevilerle, Sünnilerle ne alâkası var?” sözlerini Haber-Sen de kınamıştı. Sendika TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin’den özür dilemesini talep etmişti.
11 Şubat’ta İçişleri Bakanlığı’nın, Başbakanlık Teftiş Kurulu’nun (BTK) raporu doğrultusunda, Hrant Dink’e koruma sağlamakta ve suikastı önlemekte ihmal gösterdikleri gerekçesiyle dönemin Trabzon Emniyet Müdürü Ramazan Akyürek ile dönemin İstihbarat Dairesi’nde şube müdürü Ali Fuat Yılmazer hakkında yeniden inceleme başlattığı öğrenildi. Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı Ramazan ve Yılmazer ile ilgili başlatılan inceleme çerçevesinde, Trabzon il emniyetinin bütün faaliyetleri incelemeye alındı. İdarenin işlemlerinden haberdar edilmedikleri, olup bitenlerden bakanlığa sunduklarına dilekçelere yanıt aldıkça haberdar olduklarını açıklayan müdahil avukatlarından Deniz Tuna, “Süreç müfettişlerin yeniden ifade almasıyla başlayacak. Bu kez sürece müdahil avukatlar olarak dahil edilmezsek sonuç değişmez” dedi.
Bizim Kocaeli gazetesinin bulunduğu büroya gelen yaklaşık 15 kişilik bir grup, “Suadiye’de silahlı çatışma” haberine tepki olarak büro girişindeki eşyaları dağıttıktan sonra işyerinden ayrıldı. Gazetenin girişindeki oturma grubunu dağıtan, sandalyeleri etrafa fırlatan, camları ve kapıları kıran saldırganlar, geldikleri hızla ortadan kayboldu. Olaydan sonra soruşturma başlatan polis, bina girişindeki güvenlik kamerasının incelenmesiyle saldırganları tespit etti. Emniyet güçlerince yakalanan saldırganların 2 Şubat’ta adli makamlara sevk edildiğini açıklayan editör İlker Akşit, saldırganların savcı talimatıyla serbest bırakıldığını söyledi: “Muhalif yayın yaptığımızdan bazen bu türden saldırılarla karşılaşıyoruz. Şikayetlerimizi de yapıyoruz. Ancak son saldırıda yakalananların savcılıktan serbest bırakıldığını öğrendik.”
Başbakan Erdoğan’ın İstanbul Beyoğlu’nda 30 Ocak’ta yaptığı Metro hatları açılış töreni sırasında gazeteciler, AKP’ye bağlı bazı seçmenlerin saldırısına uğradı. Başbakanın medyaya yönelik eleştirileri üzerine “Vur de, vuralım. Öl de ölelim!” şeklinde sloganlar atan kalabalıktan bazı kişiler görev yapan gazetecileri yumrukladı; bazıları ellerindeki bayrak sopalarını gazetecilere attı. Başbakanı izlemeye çalışırken hakaretlere uğrayan 70 kadar gazeteci, saldırıdan kendilerini korumaya çalıştı. Basın Konseyi Başkanı ve Hürriyet gazetesi başyazarı Oktay Ekşi, metro açılış töreninde gazetecilere yapılan saldırıyla ilgili, “Meslektaşlarımızın özgürce görev yapmasını engelleyen her saldırının sorumluluğunun Başbakan Erdoğan’a ait olduğunu kamuoyu önünde tekrar haykırıyoruz. Başbakanın istisnasız herkese dönük kızgınlık mesajları, nihayet fiili sonuçlarını ortaya koymaya başladı” dedi. Gaziantep’te Başbakanın AKP’nin yerel seçim adaylarını tanıttığı açılışta üç kurban kesilmesi ve “kentin en işlek caddesinin kan gölüne çevrilmesi” ile ilgili Radikal gazetesinin “Durmak Yok, Kesmeye Devam” başlıklı haberi de Başbakan Erdoğan’ı kızdırdı. Başbakan, habere gazetede tam sayfa ve fotoğraflı olarak ve durum da “kan gölü” olarak nitelendirilerek verilmesini eleştirdi: “…atılan başlık ve tam sayfa bunu oraya vermek çok çirkin. Biz, durmak yok hizmete devam diyoruz. Size ve onlara rağmen diyoruz bunu. Onların bu yalanı, bizi durdurmayacak. Onlar da diyor ki ‘Durmak yok yalana devam.'”
Başbakan Erdoğan’ın bazı medya kuruluşlarının boykot edilmesini kınayan G-9 Platformu, “Gazeteleri, gazetecileri, okurlarıyla birlikte hedef haline getirebilecek bu tutum asla kabul edilemez. Asıl olan ifade özgürlüğüdür. Halkın gerçekleri öğrenme hakkı herkes tarafından her koşulda korunmalıdır” açıklaması yaptı: “Yürütme organı, haber, düşünce ve kanaatlerin serbestçe yayımlanmasını engelleyici veya zorlaştırıcı siyasal, ekonomik, mali ve teknik şartlar dayatamaz ve bu yönde kanun dahi yapamaz, basın-yayın organlarını işletmekten alıkoyamaz.” Erdoğan, 27 Ocak’ta, “Yaşanan başka, bunların yazdıkları, söyledikleri başka. Aynı şeyi bizim için Brüksel’de yapılan toplantılarda söylüyorlar. Bakın orada da söylediler: ‘Siz basına yasaklar getiriyorsunuz!’ Hayır ben basına yasak getirmiyorum, böyle bir şeyi asla söylemedim. Ama ben burada ‘gelin sivil inisiyatif kullanalım’ diyorum. Nedir o? ‘Yalan yanlış haber yapan medyaya karşı gelin almama kampanyası yapalım’ diyorum. Söylediğim benim bu. Boşuna paranızı niye veriyorsunuz, zaten yalan yanlış haber” demişti.
26 Ocak’ta İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, Hrant Dink cinayetine katılmaktan yargıladığı sanıklar Tuncay Uzundal, Mustafa Öztürk ve Zeynel Abidin Yavuz’un tutuksuz yargılanmasına karar verdi. Mahkeme, müdahil avukatlara hakaret, gazetecilere dağıttığı Dink’e hakaret eden ve adalet talebini dillendiren aydınları tehdit eden, ırkçı ifadelerle dolu bir metin dağıtan sanık avukatlarından Fuat Turgut’un, Ergenekon davasında sanık olarak yargılanması nedeniyle sanıklarla ilgili olarak müdafilik ve vekilliğinin üstlenmesinden yasaklanmasına hükmetti. Turgut, Ergenekon soruşturması kapsamında 22 Ocak 2008’de gözaltına alınmış, tutuklandıktan sonra serbest bırakılmıştı.
20 Ocak’ta Başbakan Erdoğan, emekli Jandarma Albay Abdülkerim Kırca’nın intiharıyla ilgili,”Öncelikle Kırca’ya rahmet diliyorum. Hukuka saygı duyulması gerekir ve yargı süreci bitmeden kimseyi suçlu ilan etmeye hiç kimsenin hakkı yoktur. Ülkemizde maalesef yargısız infaz yapmaya alışmış bazı kurum ve kuruluşlar olduğu gibi, bazı şahıslar hatta köşe yazarları da var” dedi. Erdoğan, Avrupa Dostları adındaki düşünce kuruluşunun verdiği yemekte “İşgalci Türk askeri Kıbrıs’tan ne zaman çekilecek?” diyen Avrupa Parlamentosu’nun Güney Kıbrıslı üyesi Mario Matsakis’e sert yanıt verirken de, “Ne kadar güzel. Tam bir gazeteci gibi konuşuyorsun, ben bir gazeteci gibi konuşmuyorum. Ben olayın içerisinde, olayı yaşayan birisi olarak konuşuyorum. AB’yi aldatan Güney Kıbrıs olmuştur… Başını istediğin kadar salla. Bizim ülkemizde güzel bir laf var da buraya uymaz. Yakışmaz bize. Çok güzel bir laf var, tam oturuyor buraya da…” diye konuştu. TGC Başkanı Orhan Erinç, gazetecileri “yargısız infaz yapmak”la suçlayan Erdoğan’ın önce Ergenekon Davası’nın “savcısı” olduğunu söylediğini hatırlattı. ÇGD Başkanı Ahmet Abakay da, Ergenekon davasının daha başında Başbakanın yargının iç işlerine karıştığını savunarak, “Yargısız infazı Başbakanın kendisi yapıyor” dedi. Erinç “Sayın Erdoğan’ın açıklamalarını Adalet ve Kalkınma Partisi’nin genel başkanı olarak mı, yoksa Türkiye Cumhuriyet Başbakanı olarak mı yaptığını anlamak giderek zorlaşıyor. Bunun nedenle, siyasetle ilgilenmeme konusundaki ilkelerimizi de zorlamak durumunda kalıyoruz” dedi.
Ailesi, yakınları ve sevenleri, gazeteci Hrant Dink’i, öldürülüşünün 2. yıldönümünde Zeytinburnu Balıklı Ermeni Mezarlığı’ndaki mezarı başında andı. Törende konuşan Gedikpaşa Kilisesi papazı Der Zaven, “O doğrulukla ve barışla yaşıyor” dedi. Londra merkezli UAÖ, Dink’in 2. ölüm yıldönümünde yetkililerin, cinayette sorumluluğu bulunanları adalet önüne çıkarmaya yaklaştığını bildirdi. “Hrant Dink şiddet karşıtı görüşlerini açıkladığı için öldürüldü. Bu cinayetin kolluk kuvvetlerinin içindeki bazı yapıların zımni onayıyla gerçekleştiği çok açık.” Cinayeti planlamak ve gerçekleştirmek suçlamasıyla 20 sanığın yargılaması sürerken sekiz jandarma görevlisine “ihmal”den dava açıldığına işaret eden UAÖ, Dink’in bir suikastin hedefi olduğuna dair uyarıları dikkate almayan emniyet görevlileriyle ilgili soruşturmada ilerleme kaydedilmediğini vurguladı. On bin kişi, Dink’i, Şişli Halaskargazi Caddesi üzerindeki Agos gazetesi bürosu önünde, “Hrant için, adalet için”, “Çeteler halka hesap verecek” ve “Hepimiz Hrant’ız, hepimiz Ermeni’yiz” sloganlarıyla andı. “Hrant’ın Arkadaşları” adına gazete bürosundan kalabalığa seslenen Sanatçı Halil Ergün, “Hrant yetim bir halkın yetim çocuğuydu. İşte biz o yetim çocuğu kaybettik” dedi. Geçmişte yaşanan acı olayların son dönemde Talat Paşa’nın defterlerinin en yetkili kişilerin ağzından “1 milyon Ermeni’nin öldürüldüğü” açıklamalarıyla bir kez daha gündeme geldiğine söyleyen Ergün, “Ergenekoncular onun duruşmalarında sıraya dizilmişlerdi. Ama işte devlet içindeki sorumluların cezalandırılması öyle kolay olmuyor” dedi.
Eski Susurluk Komisyonu Başkanı Mehmet Elkatmış, bulunmadığı bir sırada Ankara Kızılay’daki bürosuna bırakılan “Sesini kes” yazılı bir notla tehdit edildi. Eski AKP milletvekili ve Meclis İnsan Hakları Komisyonu’nun eski başkanı Elkatmış, kimliği belirsiz kişilerin, 19 Ocak’ta Kızılay’daki bürosuna girerek tehdit mesajı bıraktıklarını medyaya doğruladı ancak ayrıntılı açıklama yapmadı. Kızılay’daki bürosuna giden Elkatmış, ortalığın dağıtılmış olduğunu fark edince büroya hırsız girdiğini tahmin ettiğini; masanın üzerinde bir A-4 kağıdına “Sesini kes” yazılı mesajı da görünce polis çağırdığını söyledi. Bazı evrakların çalınmış olabileceği ifade edilen büroya gelen polis, parmak izi araması yaptı.
13 Ocak’ta Ankara Büyükşehir Asfalt İşleri Koordinatörü Burhan Yazar, evinin önünü asfaltlatırken kendisini görüntüleyen Kanal D muhabiri Gamze Dondurmacı ve kameraman Doğan Durak’a saldırdı. Bursa’da yayımlanan “Bursa Gündem Gazetesi”ne akşam saatlerinde gelen 10-12 kişilik grup da, gazete sahibi Neşet Öner, genel yayın yönetmeni Şükrü Öner ile köşe yazarı Orhan Kaplan’a saldırıda bulundu. TGC, Kanal D muhabirlerine ve Bursa Gündem gazetesi çalışanlarına yönelik saldırıları yazılı bir açıklamayla kınadı. Saldırıların kabul edilemez olduğunu belirten TGC siyasilerin gazetecileri hedef göstermekten vazgeçmelerini istedi. Kaba kuvvetin, gazetecileri görevlerini yapmaktan hiçbir zaman alıkoyamayacağını bir kez daha vurgulayan TGC “sorumlu siyasetçileri de gazetecileri hedef gösterme alışkanlığından vazgeçmeye çağırıyoruz” dedi.
Dink ailesi avukatlarından Ergin Cinmen, Ergenekon zanlısı Ersin Gönenci, Rahip Santoro cinayetinden mahkum olan Oğuzhan Akdin ve Dink’in katil zanlısı Ogün Samast’ın hepsinin de bayraklı fotoğrafıyla gündeme gelmesiyle ilgili, “Hepsi Türkiye’de yıllarca tohumları atılan Türk İslam sentezi düşüncesinin ürünü” dedi. Dink, Santoro ve Malatya Zirve Yayınevi cinayetlerinin kaynağını “Ergenekon”la aynı düşünceden aldığını ifade eden Cinmen, eski Özel harekatçı İbrahim Şahin ile irtibatlı olduğu için tutuklanan Gönenci’nin de, Samast gibi Sivas’taki bir Ermeni yurttaşına yönelik suikast planlarıyla gündeme geldiğini söyledi.
8 Ocak’ta, hukukçu Erdal Doğan, “Ermenilerden Özür Diliyoruz” adlı imza kampanyasıyla ilgili bir televizyon kanalında aktardığı düşünceleri nedeniyle meslektaşı İlhami Yelekçi’nin kendisini ölümle tehdit ettiğini savundu. Yelekçi’yi savcılığa şikayet eden Doğan, Ülke TV’de 18 Aralık 2008’de yayımlanan “Bıçak Sırtı” Programında 1915 Olayları ve kampanya hakkında görüşlerini dile getirmesinden sonra bu kişiden tehdit telefonu aldığını ve “bunu senin yanına bırakmayacağız” diyerek kendisini tehdit ettiğini ileri sürdü. Daha önce de Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk, BİHDK eski üyesi Prof. Dr. Baskın Oran, Prof Dr. İbrahim Kaboğlu, haftalık Agos gazetesi çalışanları, İstanbul Özgür Radyo, sanatçı Ferhat Tunç, İHD eski yetkilisi hukukçu Eren Keskin, yayıncı Necati Abay düşünceleri nedeniyle çeşitli çevrelerce tehdit edilmişti.
Ocak ayı başında Trabzon 2. Sulh Ceza Mahkemesi, Hrant Dink’in öldürülmesinde ihmalleri bulunduğu gerekçesiyle aralarında dönemin Jandarma Alay Komutanı Albay Ali Öz’ün de bulunduğu sekiz asker hakkında açılan davada görevsizlik kararı verdi. Mahkeme Heyeti Başkanı Hakim Şevki Uluçam, “görevi ihmal” suçundan haklarında 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezası istenen sekiz askerin, kendilerine ulaşan istihbaratı gizlemenin yanı sıra, cinayet sonrasında gerçeğe aykırı belge düzenleyip istihbarat kaynağına baskı yaptıklarını göz önünde bulundurarak, “görevin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevi kötüye kullanmak” suçundan yargılanmaları gerektiğine dair görüş bildirdi. Ancak bu görüş de Dink ailesi avukatlarını tatmin etmiyor. Avukatlar, Trabzon’da o dönemde sorumluluğu olan tüm görevlilerin “bir cinayete yol açan ihmal”den TCK’nın 83. maddesi uyarınca ve Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanmalarını talep ediyorlar.
Gözaltı ve Tutuklamalar
PKK ve Maoist Komünist Partisi (MKP) gibi örgütler hakkında övücü yayınlar yaptığı iddiasıyla iki yıldır hapiste tutulan Devrimci Demokrasi gazetesi sahibi ve sorumlu yazı işleri müdürü Erdal Güler’in tahliyesi 6 Eylül 2014’e uzadı. 26 Aralık 2007’de gözaltına alındıktan sonra Amasya Cezaevi’ne gönderilen Güler’in Aralık ayında tahliye edilmesi bekleniyordu. Ancak Kocaeli Başsavcılığı’nın gazetecinin avukatı Ümit Sisligün’e verilen müddetnamede, binlerce TL’lik para cezalarının hapse çevrilmesi nedeniyle Güler’in 6 Eylül 2014’te tahliye olacağı, şartla tahliyeden yararlanması halinde 1 Kasım 2012’de hapisten çıkacağı belirtiliyor. “PKK veya MKP örgütlerinin propagandası yaptığı” iddiasıyla onlarca dosyadan yargılanan Güler, yetkilisi de olduğu Özgür Düşün dergisinin Mart-Nisan 2005 sayısında yer verilen “Mahir Çayan ve yoldaşlarını saygıyla anıyoruz” mesajından dolayı “suç ve suçluyu övmek” ile suçlanıyor. Bir başka dava da, İbrahim Kaypakkaya’nın anıldığı “Halk için Devrimci Demokrasi” gazetesinin 1-16 Mayıs 2006 tarihli sayı için açılmıştı.
İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi, İstanbul Bostancı’da üç kişinin ölümüne yol açan “Devrimci Karargah” örgüte yönelik operasyonla ilgili davada, Vatan gazetesinin İnternet sitesi gazetevatan.com’un yayın müdürü Aylin Duruoğlu ve Devrimci Hareket dergisi de, çalışanları Mehmet Yeşiltepe’nin de aralarında olduğu sanıkları 23 Şubat 2010’da yargılamaya başlayacak. Duruoğlu, 30 Nisan’da tutuklanarak Bakırköy Kadın Tutukevi’ne gönderilmişti. 27 Nisan’da gözaltına alındıktan üç gün sonra İstanbul Nöbetçi 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nce tutuklanan Duruoğlu için meslektaşları Vatan gazetesi önünde destek eylemi yapmışlardı. Tutukluluğunun 15. gününde “Aylin’imiz Seni Seviyoruz Arkandayız” pankartı açarak fotoğraf çektiren çalışma arkadaşları ve dostları bu fotoğrafı Duruoğlu’na moral amaçlı göndereceklerini açıkladılar. Avukatı Naime Kılıç, müvekkili Duruoğlu’nun, yıllar önce İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi’nde aynı sınıfta okuduğu Yılmazkaya ile “Türk Hamımı” kitabının yazarı olması nedeniyle görüştüğü, müvekkilinin örgütle hiçbir bağlantısının olmadığını, Duruoğlu’nun daha polis sormadan ayrıntılı beyanda bulunduğunu belirtti. Kılıç, başvurusunda, “Dosyada da hiç bir delil ve emare yok. Gazetenin yanındaki Astoria adlı alışveriş merkezinde yenilen yemekte tutulan tutanak dışında bir şey yok. Müvekkilim mağdur. Yılmazkaya’nın dokunduğu, gördüğü herkes suçlu ilan edildi. Örgüt suçlaması çok ciddi bir suçlamadır. Müvekkilim ilerde beraat edecektir. Tutuklu yargılanmasına gerek yok” dedi. Devrimci Hareket dergisi de, Yeşiltepe’nin örgütle ilişkilendirilmesini “komplo” olarak nitelendirmişti. ÇGD başkanı Ahmet Abakay, “En büyük dileğimiz arkadaşımızın özgürlüğüne kavuşmasıdır. Bu tür karamboller zaman zaman yaşanıyor ve sonunda olan tutuklanan ve işinden olan arkadaşlarımıza oluyor. Suçsuz çıksa bile onun rüzgarı, gazetecinin işini kaybetmesi veya mesleğinden uzaklaşması riskiyle karşı karşıya bırakıyor. Gazeteci aylar sonra özgür bırakılsa ve beraat etse de onarılmaz izler bırakan o tür tehlikeler şimdiden önlenmeli” dedi. RSF, Duruoğlu’nun derhal serbest bırakılması ve gazetecinin tutuksuz yargılanmasını istedi. Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) İstanbul Şubesi, aynı operasyondan tutuklanan üyeleri Abdülselam Sultan ve Mehmet Yeşiltepe’nin serbest bırakılmalarını istedi. Şube başkanı Erhan Karaçay, “Aylardır teknik takip altında tutuldukları açıklanan üyelerimizin suçlu ilan edilerek gözaltına alınmaları, tutukluluk hallerinin kendilerinin yaratmadığı ‘infial’ nedeniyle devam ettirilmesinin, toplumun vicdanını zedelediğini düşünüyoruz” dedi. Devrimci Hareket dergisi de, çalışanları Mehmet Yeşiltepe’nin örgütle ilişkilendirilmesini “komplo” olarak nitelendirdi.
10 Aralık’ta Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi, PKK örgütüyle bağlantıları bulunduğu iddiasıyla dört gün Adana Terörle Mücadele Şubesi’nde tutulan Radyo Dünya Yayın yönetmeni Kenan Karavil ve Azadiya Welat Adana temsilcisi Seyithan Akyüz’ı tutukladı. Karavil ve Akyüz, Adana Kürkçüler Cezaevi’ne gönderildiler.7 Aralık’ta DİHA, ve Azadiya Welat gazetesi Adana Temsilciliği’ne baskınlar düzenlenmiş, Karavil de, Adana Seyhan’a bağlı Gülbahçesi Mahallesi’nde gözaltına alınmıştı. O gün toplam 24 kişi Adana’da gözaltına alınmıştı. PKK örgütüne bağlı yapılanmayla bağlantılı olmakla suçlanarak tutuklanan Gün TV yayın yönetmeni Ahmet Birsin, 14 Nisan 2009’dan beri cezaevinde bulunuyor. 19 Nisan 2007’de gözaltına alınan ve Mersin E Tipi Cezaevi’nde tutulan DİHA çalışanları Ali Buluş ve Mehmet Karaaslan, “örgüt üyeliği” iddiasıyla mahkum olmuşlardı. Dosyaları Yargıtay aşamasında bulunuyor. Siirt’in Eruh İlçesi’nden Şırnak’a giderken 5 Nisan 2007’de gözaltına alınan DİHA muhabiri Faysal Tunç ve Şırnak’a dönerken İdil’de gözaltına alınan muhabir Behdin Tunç de, Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde “PKK’ye yardım etmek” iddiasıyla ceza aldı. DİHA muhabirleri, Diyarbakır’da tutuklu bulunuyorlar. 8 Ocak 2008’de Şırnak’ın Cizre İlçesi’nde gözaltına alınan Ajansın Şırnak muhabiri Haydar Haykır ise, 12 Ocak 2008’de tutuklanarak Batman H Tipi Cezaevi’ne gönderilmişti. Ancak bu tutuklamaların kesin olarak “gazetecilik faaliyetleri” ile ilgili olup olmadığı henüz bilinmiyor. Azadiya Welat gazetesi eski yazı işleri müdürü Vedat Kurşun da yayımlanan yazı ve haberler yoluyla “PKK propagandası yaptığı” iddiasıyla 30 Ocak 2009’dan bu yana cezaevinde tutuluyor.
Haber yapmak amacıyla Iğdır’a giden DİHA muhabiri Erdoğan Altan, 12 Kasım sabahı kaldığı otelden gözaltına alındı. Altan kısa süre sonra serbest bırakıldı.
Başbakan Erdoğan’ın telefon konuşmalarına dair kayıtlar gerekçe gösterilerek Aydınlık dergisi yayın yönetmeni Deniz Yıldırım ve Ulusal Kanal istihbarat şefi Ufuk Akkaya 9 Kasım 2009’da tutuklanarak Silivri Cezaevine gönderildi. İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi Hakimi İdris Asan, iki kişiyi “Terör örgütü üyesi olmak”, “özel hayata ilişkin görüntü ve sesleri ifşa etmek”, “kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaları kaydetmek”, “kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirmek veya yayınlamak” ile suçlanıyorlar.
4 Aralık’ta Kocaeli 1. Sulh Ceza Mahkemesi, PKK lideri Öcalan’ın tutukluluk şartlarının protesto edildiği bir eylemi izledikten sonra DİHA muhabiri İsmail Eskin’in tutuklanmasına karar verdi. 29 Kasım’da Kocaeli’nin Topçular Mahallesi’ndeki eylemleri izleyen Kocaeli Üniversitesi 3. sınıf gazetecilik bölümü öğrencisi Eskin, “olaya bilerek karıştığı, terör örgütünün propagandasını yapacak tarzda faaliyette bulunduğu” iddiasıyla Kandıra Cezaevi’ne gönderildi. Eskin, ifadesinde, eylemi DİHA haber müdürünün kendisine haber verdiğini ve haber yapmasını istediğini kaydederek, “Ben gittiğimde gösterilen başlamıştı. Kitle yakına yaklaştırmadı. Eyleme katılmış değilim, suçlamaları kabul etmiyorum. Sadece meslek icabı oradaydım. Hayatımı kazanmak için haber ajansında çalışıyorum” dedi. Hakim Murat Koper, kararında, “Eskin ajans adına her ne kadar görevini yaptığını ve kalabalığın kendine saldırdığını, yanına yaklaşamadığını söylemişse de, fotoğraflarda şahsın engellenmediği ve sadece kendisine kızgın şekilde poz verildiği anlaşılmıştır” dedi. İstanbul’da Eskin hakkında, çektiği haber fotoğrafları ve yaptığı haberlerin “örgütsel faaliyet” olarak değerlendirildiği bir dava açıldı.
Kadıköy Cumhuriyet Savcısı Dursun Yılmaz, “Kafes Eylem Planı” ile ilgili haberinde “soruşturmanın gizliliğini ihlal ettiği” iddiasıyla Taraf gazetesi muhabiri Mehmet Baransu’yu ifade vermeye çağırdı. Gazeteci ifade verdikten sonra tutuklanması istemiyle hakimliğe sev edildi; ardından serbest bırakıldı. Baransu, verdiği ifadede “Bu dünyanın her yerinde haber. Ben de kamuoyunu bilgilendirmek için haber yaptım” dedi. Poyrazköy kazıları sonrası tutuklanan Emekli Binbaşı Levent Bektaş’ın ofisinde bulunduğu açıklanan eylem planında, keskin nişancı tüfeği, susturuculu Glock, makineli tabanca Uzi, law ve patlayıcı kullanılarak, azınlıklara ve Koç Müzesi’ni ziyaret eden öğrencilere yönelik saldırı hedefleyerek AKP’nin yıpratılmasının hedeflendiği iddia ediliyor.
3 Aralık’ta Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi, Kürt sorunu ve PKK Örgütüyle ilgili haber ve yazılar nedeniyle hapisle yargılanan Azadiya Welat gazetesi eski Yazı işleri Müdürü Vedat Kurşun’untutukluluğunu, 18 Şubat 2010’a kadar uzattı. Kurşun, bu davadan ifade vermediği gerekçesiyle 30 Ocak 2009’da İstanbul Atatürk Havalimanı’nda gözaltına alındıktan sonra tutuklanmış, bir süre sonra da Diyarbakır D Tipi Cezaevi’ne nakledilmişti. Gelecek duruşmada savcı esas hakkındaki mütalaasını sunabilir. 10 Eylül’de savunma yapan Kurşun, uzun süredir tutuklu bulunduğunu ve mağdur olduğunu belirterek, tahliyesini talep etmişti. Hakkında 20’nin üzerinde dava açılan Kurşun, günlük Kürtçe yayın yapan gazetenin birçok sayısında yayımlanan haberlerde “PKK örgütünün propagandasını yaparak yardım ve yataklık etmek” ve “suçlu ve suçluyu övmek” ile suçlanıyor. Mahkeme propagandanın sistemli şekilde yapıldığı kanaatine varırsa hükmü “örgüt üyeliği” suçlamasından da kurabilir.
Siirt’te Newroz Bayramı’nı izlerken tartaklanarak gözaltına alındıktan sonra tutuklanan DİHA muhabiri Abdurrahman Gök, “PKK örgütünün propagandası yaptığı” iddiasıyla yargılandığı davada tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Gazeteciyi 24 Kasım’da bulunduğu Siirt E Tipi Kapalı Cezaevi’nden tahliye eden Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesi, Gök’ü Newroz kutlamalarındaki gelişmeleri ROJ’ye aktardığı gerekçesiyle yargılamaya devam edecek. Yedi kişiyle birlikte gözaltına alınan Gök, 25 Mart 2009’da tutuklanmıştı.
Gazeteci Mustafa Balbay, 19 Kasım’da görülen Ergenekon Davası’nın 17. duruşmasında savunmasını yaptı ve “Halkı değil silahlı isyana teşvik; silahsız isyana bile teşvik etmedim” dedi. “Anayasal düzeni silah zoruyla değiştirmeye teşebbüs etmek” iddiasıyla tutuklu yargılanan Cumhuriyet gazetesi Ankara temsilcisi Balbay, ikişer kez ağırlaştırılmış müebbet ile 16 yıldan 80 yıla kadar hapis istemiyle yargılanıyor. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yaptığı savunmada Balbay, iddianamede kararın daha baştan verildiğini, kendisine ait notların montajlanarak yeni deliller yaratıldığını ileri sürdü; “Terör örgütü üyesi suçlaması benim adım adım öldürülmemdir” dedi. “Rastgele notları birleştirerek, hedef doğrultusunda bütünlüğü olan bir günlükmüş gibi koymuş ve sunulmuş. Halkı değil silahlı isyana teşvik, silahsız isyana bile teşvik etmedim. Hükümetlerin silahlı isyanla yıkılabileceğine inanmıyorum. Buna ait bir bulgu çıkarsa mesleğimi bırakırım.” Balbay, “Gazeteci, yaşadığı çağın tanığıdır. Ama beni sanık yapmak istiyorlar” diyerek, suçlama konusu notların belge değeri olmadığını ve bunları “bazı şeyleri anımsamak için tuttuğunu” ileri sürdü. 20 Kasım’da Savcı Mehmet Ali Pekgüzel, Balbay’a “Bu işi 28 Şubat’ta bitirecektik. Üç kişi planladık. Bir, Fevzi ve ben… Karadayı bizi uyuttu. Bir numara teslim olmuş durumda, Bu sözleri kim söyledi?” diye sordu. Gazeteci, buna, “Montajlanmış notlardan biri” yanıtı verince, Pekgüzel, “Montajlı yeri açıklar mısınız?” dedi. Balbay’ın yanıtı, “Tek tek ‘Bu montajlanmış’, diyemem. Anlamları bozulmuş” oldu.
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, haftalık Aydınlık dergisi yazarı Emcet Olcayto’yu, hükümete karşı darbe ortamı yaratılmasına dönük sansasyonel eylemler gerçekleştirme amacında olduğu ifade edilen “Ergenekon örgütü üye olmak” suçlamasıyla tutuklu yargılanıyor. 13 Şubat 2009’da mahkeme, tutuklu sanık Aydınlık dergisi genel yayın yönetmeni Serhan Bolluk’un tahliyesine karar vermişti. İnternetajans.com sitesi yetkilisi gazeteci Vedat Yenerer de, delil durumu ve hapiste kaldığı 11 aylık süre göz önüne alınarak 24 Ocak 2009’da tahliye edilmişti.
15 Kasım’da haber için gittiği İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı’nda gözaltına alınan Sabah gazetesi muhabiri Barış Sözal ve gazete şoförü Ali Kocatepe sekiz saat emniyette tutulduktan sonra serbest bırakıldılar. Sözal ve Kocatepe, “askeri alanda gizlice fotoğraf çektikleri” iddiasıyla gözaltında tutuldu. Gazetenin 16 Kasım 2009 sayısında yayımlanan “Sabiha Gökçen’e ‘Kurşun Asker'” başlıklı haberde, havalimanındaki gözetleme kulelerindeki manken askerlerin boyunlarındaki oyuncak tüfekle görüntülendiği duyurulmuştu. Sözal’ın, gazeteci kimliğini göstermesi gözaltına alınmasına engel olamamıştı.
9 Kasım’da İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi, “Gaye” adı verilen operasyon çerçevesinde 8 Eylül 2006’dan beri tutuklu bulunan İstanbul Özgür Radyo genel yayın koordinatörü Füsun Erdoğan ve Atılım gazetesi yayın koordinatörü İbrahim Çiçek’ ve Atılım gazetesi yayın koordinatörü Sedat Şenoğlu’nun da aralarında bulunduğu 23 sanıklı davada tahliye kararı vermedi. Marksist Leninist Komünist Partisi (MLKP) isimli örgüte üye olduğu iddiasıyla 15’i tutuklu 23 sanığın yargılandığı dava, 26 Mart 2010’a bırakıldı. Müvekkillerinin bir polis komplosuyla üç yılı aşkın bir süredir tutuklu bulunduklarını savunan avukat Mihriban Kırdök, “örgüt belgesi” olarak nitelendirilen 40 sayfalık bilgisayar çıktısının “polis üretimi” olduğunu savundu. Avukatlar, mahkemenin polis yönlendirmesiyle hareket ettiğini iddia etti. Sanıklar için, 40 yıldan ağırlaştırılmış müebbet hapse kadar ağır cezalar isteniyor.
5 Kasım’da Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi, Eğitim-Sen Sivas Şubesi’nde “Ortak Düşman Amerika’dır” karikatür sergisi düzenledikten sonra tutuklanan Gençlik Federasyonu’ndan İlker Ekiz, İbrahim Karataş, Mustafa Doğan ve Elbil Çınar’ı tahliye etti. Mahkeme, “Karikatür sergisini açmak”, “Tavır dergisi okumak” ve “Gençlik Federasyonu üyesi olmak” ile suçlanan ve bu nedenle Sivas E Tipi cezaevinde bulunan beş kişi, “örgüt üyeliği”, “örgüt propagandası yamak” ve Toplantı Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet etmek” ile yargılıyor. İstanbul TAYAD yönetim kurulu üyesi Mehmet Güvel, yaklaşık 17 aydan beri hapis yatan arkadaşlarının serbest bırakılmasını “yanlıştan dönüldü” olarak değerlendirdi.
MLKP örgütüyle ilişkili olmakla suçlandığı için sekiz ay önce tutuklanan İzmir Demokrat Radyo Genel Yayın Koordinatörü Nadiye Gürbüz, 17 Eylül 2009’da görülen davasının ikinci duruşmasında tahliye edildi. İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi, Gürbüz’ü tutuksuz yargılayacak.
Hakkari’nin Şemdinli İlçesi’nde 5 Kasım 2005’te sahibi olduğu Umut Kitabevi bombalanan Seferi Yılmaz, Bursa’daki bir panelde, PKK lideri Abdullah Öcalan için “Kürt Halk Önderi” dediği için 15 Mayıs’ta tutuklandı; 31 Temmuz’da tahliye edildi. Hakkari E Tipi Kapalı Cezaevi’ne gönderilen Yılmaz, “suçu ve suçluyu övme” suçundan bir yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. Cezasının dokuz ay 20 günlük kısmını daha önce Van F Tipi Cezaevi’nde çeken Yılmaz, cezasının geri kalan kısmı olan 79 gününü çekince tahliye olabildi.
PKK örgütüne yönelik operasyonda gözaltına alınan Diyarbakır Gün TV yayın koordinatörü Ahmet Birsin, 14 Nisan’dan bu yana cezaevinde tutuluyor. Ancak Diyarbakır D Tipi Cezaevi’nde tutulan Birsin ve operasyondan tutuklananlar hakkında beş aydır iddianame düzenlenmedi. Diyarbakır Başsavcılığı, operasyonun “PKK üyesi sekiz kişilik ‘Türkiye koordinasyon Birimi”ne yönelik olarak, bir yıldır “teknik takip, telefonların dinlenmesi ve banka hesap hareketliliğinden” hareketle yapıldığını duyurdu. Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nin arama-el koyma kararı vermesinden sonra polis, Gün TV bürosuna gelerek arama yaptı. Diyarbakır dışında, İstanbul, Ankara, Batman, Mardin, Adana, Elazığ, Gaziantep ve Şanlıurfa gibi kentlerde de operasyon yürütüldü.
Mahkeme, 11 Haziran 2009’a kadar 41’i tutuklu 86 sanıklı birinci Ergenekon İddianamesi kapsamında 100 duruşma gerçekleştirdi. Mahkeme, 20 Ekim 2008’de görmeye başladığı davada Cumhuriyet gazeteci İmtiyaz sahibi İlhan Selçuk, İnternetajans.com sitesi kurucusu Vedat Yenerer, Güler Kömürcü, Ulusal Kanal yayın yönetmeni Ferit İlsever, Aydınlık Dergisi yayın yönetmeni Serhat Bolluk ve Adnan Akfırat gibi gazeteciler ve yazar Ergün Poyraz’ı da yargılıyor. İlhan Selçuk, “Ergenekon silahlı terör örgütü kurma ve yönetme”, “Zorla Hükümeti yıkmaya teşebbüs”, “Hükümete karşı silahlı isyana tahrik” ile suçlanıyor ve iki kez müebbet hapis ve 217 yıldan 500 yıla kadar hapsi isteniyor. Selçuk, 21 Mart sabahı erken saatlerde gözaltına alınmış, İstanbul Terörle Mücadele Şubesi’ndeki sorgusunun ardından tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştı. Yenerer, Kömürcü ve Akfırat, “silahlı terör örgütü üyeliği”yle 15 yıla kadar hapis; İlsever ve Bolluk “silahlı terör örgütü üyeliği” ve “hükümete karşı silahlı isyana tahrik” ile 35 yıla kadar hapsi talep ediliyor. İddianamede 5 Şubat 2006’da gerçekleşen Rahip Santoro Cinayeti, 5-10 ve 11 Mayıs 2006’da Cumhuriyet gazetesinin bombalanması, 17 Mayıs 2006 tarihinde Danıştay 2. Dairesi’ne yönelik saldırı 19 Ocak 2007’de Hrant Dink’in katledilmesi gibi birçok olaya gönderme yapılıyor. 10 Temmuz 2008’de kaleme alınan 2 bin 455 sayfalık iddianamede genel tespit olarak, “tüm eylemlere bir bütün olarak bakıldığında; söz konusu eylemlerle, biran evvel ülkede iç çatışma anarşi terör ve kaos oluşturup askeri müdahale için gerekli ortamın hazırlanmasının amaçlandığı değerlendirilmektedir” denildi. “Örgüt kurmak, yönetmek ve hükümete karşı silahlı isyana tahrik etmek”ten tutuksuz yargılanan Prof. Kemal Alemdaroğlu’nun avukatı Metin Çetinbaş, Orhan Pamuk ve Fehmi Koru gibi kişilere karşı suikast konuşmalarıyla ilgili “Öldürmeyi düşündüğünü söyleyen birini adam öldürmekten yargılayabilir misiniz? Can güvenliği tedbiri alınır ama bu telefon geyiklerini suikasta teşebbüs gibi göstermek ya önyargıdır ya da bilememezliktir” diye savunmuştu.
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, bin 909 sayfalık ikinci Ergenekon iddianamesi kapsamında 56 sanığı darbecilik suçlamasıyla yargılamaya 20 Temmuz’da başladı. 1. Ordu Eski Komutanı Emekli Orgeneral Hurşit Tolon ve Jandarma Eski Genel Komutanı Emekli Orgeneral Şener Eruygur “Ergenekon Örgütü yöneticiliğiyle ve darbe girişimiyle” suçlanıyor. Savcılar Tolon ve Eruygur için 1.047’şer yıl ağır hapis, 14 kez de ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istiyor. Cumhuriyet gazetesi Ankara temsilcisi Mustafa Balbay, Tercüman gazetesi yayın yönetmeni Ufuk Büyükçelebi ve gazeteciler Tuncay Özkan ile tutuksuz sanık olan Erol Mütercimler ve Merdan Yanardağ da örgüt üyeliğiyle yargılanıyor. Büyükçelebi, Aygün, Eruygur, Tolon 1 Temmuz 2008’de gözaltına alınmış ve ardından tutuklanmıştı. Aygün tutukluluğa yapılan itirazla tahliye edilirken, Balbay serbest bırakılmıştı. Ancak Balbay ikinci kez gözaltına alındığında 6 Mart 2009’da tutuklandı. 20 Temmuz’da söz alan Aydınlık dergisi yazarı Emcet Olcayto, savcılığın 34 sayfaya 249 klasörün içeriğini sığdırdığını söyleyerek, ”savcılığın art niyetli olduğunu ve savunma haklarını kısıtladığını” önü sürdü. Olcayto, dizi pusulalarıyla ilgili tutuklu sanıkların savunma haklarının genişletilmesi için mahkemenin bir çalışma yapmasını istedi. Olcayto, cezaevinde DVD ortamındaki 76 bin sayfaya ulaşmanın zor olduğunu, bilgisayar kullanma imkanlarının kısıtlı bulunduğunu ederek ”Bugüne kadar toplam 12 saat bilgisayarda delil klasörlerini inceleme fırsatı bulduk. Hepsini tamamlamamız için saatte 20 klasör incelememiz, bir saniyede 2 sayfa okumamız lazım. Bizden böyle bir şey bekleyen vicdan sahibi varsa bilmek istiyoruz. Bu sanıklar nasıl kendini savunacak, nasıl hazırlanacak? 76 bin sayfayı haftada 3 saat bilgisayar kullanarak nasıl okuyacağız? 76 bin sayfayı koyacak yerimiz yok?” dedi.
CİHAN Ajansı, bir grup öğrencinin Boğaziçi Köprüsü’nde zincirli eylem yapacağını öğrenen ekiplerinin 11 Haziran’da polislerin saldırı ve hakaretlerine uğradığını bildirdi. Ajans, kameraman Muharrem Özder ve muhabir Uğur Öztürk’ü tartaklayan biri komiser yaklaşık 10 polis memurunun ağza alınmayacak küfürler savurduğunu iddia etti. İddiaya göre polis, habercilerin kamera ve teçhizatına el koymakla kalmadı; uzun süre Özder’in kolunu bükerek kelepçe takmaya çalıştı. Gazetecilerin tepki göstermeleri üzerine kelepçeden vazgeçen polisler, bu kez habercileri polis otosuna bindirerek Köprü Koruma Şube Müdürlüğü’ne götürdü; iki saat burada tuttuktan sonra serbest bıraktı. Ancak görevliler, polislerin küfürlerinin de yer aldığı kayıtları gazetecilere iade etmedi. Muhabir Öztürk, kasetlerde polislerin ağır küfürlerinin kayıtlı olduğunu söyledi. Gazeteciler, Köprü Koruma Şube Müdürü Bülent Kurt’un, söz verdiği halde kasetleri iade etmediğini belirtti. Polis telsizinden eylem anonsu duymaları üzerine harekete geçtiklerini belirten Öztürk, “Olay yerine gelen ikinci ekibin kamerasına da el konulmuş. Arkadaşımız Ersan San’ın da kasetinin olmadığını gördük. Kurt, arkadaşları adına özür dilediğini söyledi. Kasetlerin bulunacağı sözünü verdi. Ancak iki saat beklememize rağmen kasetler bize verilmedi” dedi. Olayı öğrenen gazeteciler, Köprü Koruma Şube Müdürlüğü’ne gelerek meslektaşlarına destek verdi.
Bir yazıda İbrahim Kaypakkaya’yı anan bir yazı nedeniyle 30 Ekim 2008’de tutuklanan Belge Yayınları teknik sorumlusu ve Uzun Yürüyüş dergisi sorumlusu Mehmet Ali Varış, cezasını tamamlayarak 26 Mart’ta tahliye edildi. TMY’na aykırılıktan gıyabında verilen 20 bin YTL’lik para cezası yayınevinin yeni adresi bildirildiği halde eski adrese tebliğ edilen Varış, karardan habersiz olduğu gibi bu nedenle itiraz hakkını da kullanamamıştı. Beyoğlu’nda bir kimlik kontrolü sırasında arandığını öğrenen Varış, verilen para cezasını ödeyemediği için de tutuklanarak Metris Cezaevi’ne gönderilmişti.
Gündem Gazetesi Mersin Temsilciliği’ne 19 Nisan 2007’de yapılan baskında gözaltına alınan ve Mersin E Tipi Cezaevi’nde tutulan DİHA çalışanları Ali Buluş ve Mehmet Karaaslan, “PKK örgütü üyesi olmak” iddiasıyla mahkum oldular. Dosyaları Yargıtay aşamasında bulunuyor. Siirt’in Eruh İlçesi’nden Şırnak’a giderken n DİHA muhabiri Faysal Tunç 5 Nisan 2007 tarihinde Eruh çıkışında yapılan kimlik kontrolünde gözaltına alındı. Aynı gün Ömerli (Amara) Köyü’ne düzenlenen yürüyüşü izledikten sonra Şırnak’a dönerken İdil’de yapılan kimlik kontrolü sırasında gözaltına alınan muhabir Behdin Tunç de, Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde “PKK örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek’ iddiasıyla ceza aldı. DİHA muhabirleri, Diyarbakır’da tutuklu bulunuyorlar. 8 Ocak 2008’de Şırnak’ın Cizre İlçesi’nde gözaltına alınan Ajansın Şırnak muhabiri Haydar Haykır ise, 12 Ocak 2008’de tutuklanarak Batman H Tipi Cezaevi’ne gönderildi.
10 Mart’ta polis, Atılım gazetesinin teknik işlerinin yapıldığı Güneş Ajans’ın Aksaray’daki bürosunda arama yaptı. Gözaltına alınan Atılım gazetesi editörü Figen Yüksekdağ daha sonra serbest bırakıldı.
MLKP örgütüyle mali ilişki içerisinde olmakla şüphelenilerek 4 Şubat’ta gözaltına alınan Özgür Radyo çalışanları Sinan Gerçek, Metin Özalp ve Hacı Çiçek serbest bırakıldı. İstanbul Nöbetçi 12. Ağır Ceza Mahkemesi, Hacı Çiçek’i tutuksuz yargılamak üzere serbest bırakırken Nadiye Gürbüz ve Mine Özalp’ı tutukladı.
Basın ve İfade Özgürlüğü Davaları
Anayasa Mahkemesi’nin DTP’yi kapattığı kararla milletvekillikleri de düşürülen Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk, çeşitli açıklamaları nedeniyle açılan davalar kapsamında 31 Aralık’ta ifade verdiler. Avukatları eşliğinde Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde ifade veren Türk, gazetecilere, “DTP’nin kapatılması kararının Resmi Gazete’de yayımlanmasının ardından milletvekilliğimiz bugün itibariyle düşmüştü. Biz de olağan şekilde ifademizi vermeye geldik” demekle yetindi. Türk ve Tuğluk, milletvekili dokunulmazlıkları bulunduğu gerekçesiyle düşüncelerinden dolayı yargılandıklarını ifade ederek bugüne kadar mahkemede ifade vermeyi reddetmişlerdi. Türk ve Tuğluk, İmralı’da on yıldır hapiste hükümlü olarak bulunan PKK örgütünün lideri Abdullah Öcalan için “Sayın” demekle suçlanıyorlar; “terör örgütü propagandası yapmak” iddiasıyla yargılanıyorlar. Mahkeme Türk ve Tuğluk’un duruşmaya zorla getirilmelerine karar vermişti. Türk ve Tuğluk, milletvekili dokunulmazlıkları bulunduğu gerekçesiyle düşüncelerinden dolayı yargılandıklarını ifade ederek bugüne kadar mahkemede ifade vermeyi reddetmişlerdi. İki vekil, İmralı’da on yıldır hapiste hükümlü olarak bulunan PKK lideri Abdullah Öcalan için “Sayın” demekle suçlanıyorlar; “terör örgütü propagandası yapmak” iddiasıyla yargılanıyorlar.
30 Aralık’ta Bakırköy 2. Asliye Ceza Mahkemesi, Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi başkanı Osman Kaçmaz ile ilgili karikatürü nedeniyle Yeni Asya gazetesinin karikatüristi Halil İbrahim Özdabak’ı yargılamaya başladı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün yargılanması için işlem yapan Kaçmaz’ın şikayetiyle Özdabak, TCK’nın 125. maddesi uyarınca ve “Kamu görevlisine yayın yoluyla hakaret” suçlamasıyla yargılanıyor. 18 Ağustos 2009 tarihli iddianamenin altında yine Cumhuriyet savcısı Ali Çakır’ın imzası var. Yargılama 22 Şubat 2010’a bırakıldı.
Ankara 20. Asliye Hukuk Mahkemesi, Asım Yenihaber imzalı “Onbaşı bile olamayacakların general olduğu ülke” başlıklı köşe yazısından Vakit gazetesini 624 bin TL manevi tazminat istemiyle açılan davaya 30 Aralık’ta devam etti. Yargılamaya 4 Şubat 2010’da devam edilecek. Gazete avukatı Hacı Ali Özhan, davacı 312 generalden Ergenekon Davası’ndan yargılanan beş kişinin de bulunduğunu ifade ederek, bu kişilerden Şener Eruygur’un gazete aleyhine davalar açılarak çalışamaz hale getirilmesi yönünde beyanları bulunduğunu iddia etti; “Şener Eruygur ve Hurşit Tolon bizzat dinlensin” dedi. Ancak mahkeme, bunu reddetmişti. Dört eski kuvvet komutanı dahil 312 generalin “hakaret” iddiasıyla açtığı davada, gazete sahibi Nuri Aykon ve haberin sahibi olduğu iddia edilen Mehmet Doğan yargılanıyor. Davacılar, yazıyı eski RTÜK üyesi Mehmet Doğan’ın yazdığını savunuyorlar. Ayrıca, Aykon, Doğan ve yazı işleri müdürü Harun Aksoy hakkında TCK’nın eski TCK’nın 159. maddesinden açılan dava, Bakırköy 2 ve 16. Asliye Ceza Mahkemeleri arasında yetki itilafı yaşanması üzerine Adalet Bakanlığı’na taşındı.
Diyarbakır Barosu’nca hazırlanan ‘Kürtçe 2007 ajandası’ nedeniyle haklarında “görevi kötüye kullandıkları” iddiasıyla dava açılan eski Baro Başkanı Sezgin Tanrıkulu ve avukat Nesip Yıldırım Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada Aralık sonunda beraat etti. Ajandada ay ve gün adlarının Türkçe ve Kürtçe yazılması suç gerekçe olarak gösterilmişti. İddianamede, kamu görevlilerinin kamu hizmetlerini kendi ana dillerini kullanarak yapabilecekleri konusunda gerek ulusal mevzuatta gerekse uluslararası anlaşmalarda hiçbir hükmün bulunmadığı belirtilerek, Tanrıkulu ve Yıldırım’ın “görevi kötüye kullandıkları” gerekçesiyle üç yıl hapisle cezalandırılmaları isteniyordu.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, istihbaratçı polis Muhittin Zenit ile Hrant Dink Cinayeti sanığı Erhan Tuncel ile yaptığı telefon görüşmesine yer verdiği için kısmi tazminata ödemeye mahkum edilen NTV ile ilgili kararı bozdu. Aralık sonunda medyaya yansıyan karara göre, Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 90 bin TL’lik tazminat talebini kısmen kabul eden kararını bozan Yargıtay, medyanın “haber verme görevine” vurgu yaptı: “Görüşmenin yayımlanmasında, davacının özel haberleşme özgürlüğünün bozulduğundan söz edilemez. Dava konusu haber, toplumda büyük yankı uyandıran Dink cinayetiyle ilgili gelişmelere ve davanın aşamalarına ilişkindir. O halde haber, haber verme hakkının sınırları içinde kalıp hukuka uygun bulunmaktadır”. Zenit, Dink Cinayeti’nden hemen sonra jandarma muhbiri Tuncel’le yaptığı telefon görüşmesini 28, 29 ve 30 Eylül 2007 tarihlerinde haberleştiren NTV hakkında 90 bin TL’lik manevi tazminat davası açmıştı. Zenit, haberler kişilik haklarına saldırıda bulunulduğunu ileri sürmüştü. Görüşmede Zenit, “Ne oğlum direkt kafaya sıkmışlar… Tek farklılık. Kaçmayacaktı ama bu kaçtı” diyordu.
Nisan 2008’de Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasa Tasarısı’nı protesto eden ve Halkevi üyeleriyle birlikte “Ampulsün sen Tayyip” sloganı attığı iddia edilen Ozan Kaplanoğlu Bursa 1. Çocuk Mahkemesi’nde yargılanacak. Kaplanoğlu, “basın yoluyla kamu görevlisine hakaret” iddiasıyla 11 Şubat 2010’da hakim karşısına çıkacak. Benzer sloganlardan Suna Acar, Nergiz Şişek ve Fatih Bayrak da, Bursa 4. Sulh Ceza Mahkemesi’nde 9 Mart 2010’da yargılanacak.
29 Aralık’ta İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, 17 askerin yaşamını yitirdiği Aktütün Karakolu’na baskında “askeri ihmali” gündeme getirdiği için hapisle yargılanan Taraf gazetesi sorumlu müdürü Adnan Demir’i beraat ettirdi. Savcı Hüseyin Ayar’ın beraat istediğini yinelediği dosyada mahkeme başkanı Kemal Can şerh koydu. Demir, TCK 329. maddesi uyarınca ve 5 yıl hapis istemiyle yargılanıyordu. İddianamede, Genelkurmay Başkanlığı Askeri Mahkemesi’nin, 14 Ekim 2008’de çıkan “Aktütün’ü İtiraf Edin Demiştik… Biz Açıklıyoruz” haberine ertesi gün yayın yasağı koyduğu da hatırlatılmıştı. 3 Ekim 2008 gecesi yapılan saldırıyla ilgili 14, 15, 16, 17, 18, 26 ve 28 Ekim 2008 tarihlerinde çıkan haberleri yargılamaya gerekçe olarak gösterilmişti.
29 Aralık’ta Beyoğlu 3. Asliye Hukuk Mahkemesi, Beyoğlu Üç Horan Vakfı’nın geçen yıl yaptığı seçimle ilgili haberler nedeniyle haftalık Agos gazetesi aleyhinde açtığı tazminat davasını reddetti. Vakıf başkanı Apik Harabetoğlu’nun vekili Avukat Simon Çekem’in, vakıf seçimleriyle ilgili gazetede çıkan haberler nedeniyle açtığı iki dava kapsamında gazete yayın yönetmeni Etyen Mahçupyan ve yazı işleri müdürü Aris Nalcı’dan 50 bin TL’lik manevi tazminat talep ediyordu. Nalcı’nın yazdığı ve 6 Mart 2009’da çıkan “Seçim sınavı” başlıklı bir yazı, 13 Mart 2009’da biri Agos imzalı diğeri “Beyoğlu’nda Seçim Sınavı” başlıklı iki yazı, 20 Mart 2009 tarihli sayıda Agos imzasıyla “Yoksa bu ‘Ermenekon’ mu?” başlığıyla “Üç Horan kimlerin kalesi” yazısıyla 1 Haziran 2009’da “Artık sahip çıkın” başlığıyla “Üç Horan’a bir şans daha” başlıklı yazıyla “Bu gençlere laf anlatmak çok zor” başlıklı ve Yervant Dink imzalı yazı davaya ve Ermeni camiasında da tartışmalara neden olmuştu.
24 Aralık’ta İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi, “Operasyon Ergenekon” kitabında ”Soruşturmanın gizliliğini ihlal’ ettiği’ ve ”Adli yargılamayı etkilemeye teşebbüs’ ettiği’ iddiasıyla gazeteci-yazar Şamil Tayyar’ı 1 yıl 8 ay hapisle cezalandırdı. Tayyar, mahkemede kitabının Silivri’deki yargılamayı anlatan bir kitap olmadığını, son 10 yıldaki çete faaliyetlerini ve karanlık eylemleri özetlediğini savundu. Tayyar, kitapta Malatya’daki misyonerler, Hrant Dink, Rahip Santoro cinayetleri gibi, ”Ergenekon” davasıyla ilgisi olmayan konuların yer aldığını kaydetti. Mahkeme, “hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına” karar vererek, Tayyar’ın beş yıl süreyle adli denetime tabi tutulmasını kararlaştırdı. Tayyar, beş yıl içinde kasıtlı bir suçtan hapis cezasına mahkum olursa bu cezasını çekecek. Ankara 11. Asliye Ceza Mahkemesi, Malatya Zirve Yayınevi katliamıyla ilgili Aktifhaber.com sitesinde çıkan nedeniyle Star gazetesi Ankara Haber Müdürü ve sitenin eski yayın yönetmeni Cevheri Güven’i de “soruşturmanın gizliliğini ihlalden” mahkum ettiği Aralık sonunda öğrenildi. Davayı dosyadaki bir telefon görüşmesinin haberleştirilmesi nedeniyle İnönü Üniversitesi İlahiyat Fakültesi araştırma görevlisi Ruhi Abat’ın açtığı ifade ediliyor. Haziran 2007’de başlatılan Ergenekon Soruşturması ilgili yayınlardan medya temsilcilerine iki bine yakın dava açıldığı tahmin ediliyor. Bakanlık verilerine göre, Nisan 2009’a kadar gazete, muhabir, köşe yazarı ve gazete yöneticisine TCK’nın 285. maddede düzenlenen “gizliliğin ihlali” ve 288. maddede düzenlenen “adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs”ten 2 bin 407 soruşturma açıldı. Bu rakamın Aralık sonu itibariyle 4 bine yaklaştığı ifade ediliyor. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı nedeniyle gazeteciler beş yıl boyunca hapse girme tehdidiyle karşı karşıya kalıyor.
Taraf gazetesinin 28 Mart 2008 tarihli sayısında yayımlanan “Büyükanıt da hedefti” başlıklı manşet haberi nedeniyle Yayın yönetmeni ve yazar Ahmet Altan Kadıköy 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılanıyor. Altan hakkında, “Gizliliğin ihlali” ve “adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs” suçlamalarıyla dava açılmıştı. Çoğu Ergenekon Soruşturma kapsamında olmak üzere, Ahmet Altan, Yasemin Çongar, Nevzat Çiçek, Mehmet Baransu, Bahar Kılıçgedik, Başar Arslan, Sibel Hürtaş, Adnan Keskin ve Adnan Demir hakkında “soruşturmanın gizliliğini ihlal”, “adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs” ve “yargıyı yapanı etkilemek” gibi suçlamalarla açılan 100’ü aşkın dava sürüyor.
Halkevleri’nin Kadıköy Çarşısı’nda krizi protesto için kurduğu Halk Kürsüsü’nde mikrofonu alıp, “Tüpümüz bitti. Banyo yapmaya, arkadaşıma gidiyorum. Bu halde yaşıyoruz. Söylemek istediğim tek şey var: Tayyip, Allah belanı versin!” diyen Alper Ateş, Başbakan Erdoğan’a hakaret ettiği iddiasıyla yargılanacak. Halkevlerinin 27 Aralık’ta kurduğu “Halk Kürsüsü”nde söz alan Ateş, 10 Mart 2010’da Kadıköy 4. Sulh Ceza Mahkemesi’nde yargılanmaya başlayacak. Ateş, hakaret etmediğini, temennide bulunduğunu iddia ediyor.
24 Aralık’ta Gaziantep 2. Asliye Ceza Mahkemesi, haftalık Çoban Ateşi gazetesinde 8 Kasım 2007’de yayımlanan Berkant Coşkun’a ait “Anne beni askere yollama” başlıklı yazıdan yargıladığı yazı işleri müdürü Yasin Yetişgen hakkında beraat kararı verdi. Mahkemenin “suçun yasal unsurları oluşmadığı” gerekçesiyle akladığı Yetişgen, “Halkı askerlikten soğutma” ve “Atatürk’ün hatırasına alenen hakaret” iddiasıyla yargılanıyordu. Yetişgen yazıdaki “Eğer şimdiki Kürt hareketine terörist hareket deniliyorsa bu demektir ki Mustafa Kemal’in başlattığı hareket de kendisini bu kavramdan geri tutamaz. Tek farkı Mustafa Kemal’in tutuklanmamış olmasıdır” ifadeleri nedeniyle suçlanıyordu. Yetişgen’in, 3 Ağustos 2007’de çıkan “Antep ve Çoban Ateşi” yazısında “Antep Kuzey Kürdistan’ın bir sanayi kentidir” ifadesi geçtiği için yargılandığı dava da 18 Şubat 2010’da görülecek. Hakkında “kin ve düşmanlığa tahrik” iddiasıyla dava açılan yazının yurtdışında yaşayan yazarı Hurşit Kaşıkkırmaz hakkında da tutuklama kararı çıkarılmıştı.
Yargıtay, Başbakan Erdoğan’ın Radikal gazetesi ve Perihan Mağden’e, eşi Emine Erdoğan’ın da Tempo Dergisi ve Cemal Subaşı’na açtıkları manevi tazminat davalarıyla ilgili yerel mahkeme kararlarını onadı. Temyiz itirazlarını reddettiği 22 Aralık’ta kamuoyuna yansıyan Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, onama kararını “usul ve yasaya uygun” buldu. Erdoğan Ailesi bu kararın ardından iki davadan toplam 10 bin lira kazanırken, Başbakan 7 Aralık 2009’da Johns Hopkins Üniversitesi’nde “Ülkemde basın özgürlüğü o kadar ilerledi ki, Cumhurbaşkanı, Başbakan, bizi, ailelerimizi yerden yere vurmaya kadar her türlü hürriyetleri var. Basın Türkiye’de, ABD’den çok daha özgür” demişti. Ankara 22. Asliye Hukuk Mahkemesi, Radikal gazetesinde 14 Şubat 2008 tarihinde yer verilen Mağden’e ait “Başbakan Peki İşini Seviyor mu?” başlıklı köşe yazısında Erdoğan’ın “kişilik haklarına saldırıda bulunulduğu” gerekçesiyle yapılan şikayeti kısmen kabul etmiş ve Mağden’in 5 bin YTL ödemesine hükmetmişti. Yazar, Başbakanı gittikçe diktatörleşmekle suçlamış, Erdoğan için “Gündeme Her Allah’ın Günü Damgasını Vurma Hastalığına Yakalanmış Olan R. T. Erdoğan”, “Fiziken gözlerimizin önünde çöktü, çöküyor Erdoğan” demişti. Ankara 10. Asliye Hukuk Mahkemesi de, 22 Mayıs 2008’de çıkan “İşte İpleri Koparan Konuşma-Devletin Zirvesindeki Küslüğe İlişkin Ankara Fısıltıları” başlıklı haberden Tempo dergisinden Cemal Subaşı’nı Emine Erdoğan’a aynı tutarda tazminat ödemesine karar vermişti.
Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi, DTP’li 54 belediye başkanını, PKK lideri Abdullah Öcalan’ın hapiste zehirlendiğine dair iddialarla ilgili tatmin edici bir açıklama beklediklerini ifade ettikleri için “suçu övmek” ile yargılamaya 22 Aralık’ta devam etti. Hrant Dink’in öldürülmesi, suikast listeleri ve Öcalan’ın zehirlenmesi iddiasıyla ilgili “gerilimin düşürülmesi” için yaptıkları açıklamayı mahkemede bir kez daha okuyan Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, “Suç bunun neresinde?” diye sordu. Mahkeme, savunmaları alınması amacıyla adresleri tespit edilemeyen DTP’li eski Hakkari Belediye Başkanı Metin Tekçe ile Mardin Derik eski Belediye Başkanı Ramazan Kapar hakkında yakalama emri çıkardı. Eski DTP’li Belediye Başkanı Fırat Anlı, 4 Mart 2007’de yapılan ortak açıklamayla ilgili olarak, “O günkü Türkiye’nin içerisinde bulunduğu siyasal gündemi göz önüne alarak toplumsal huzur ve barışı sağlamak” amacıyla açıklamayı yaptıklarını söyledi. Yargılananlar arasında Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi başkanı Osman Baydemir, Kayapınar Belediye Başkanı Zülküf Karatekin, Sur Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş ile eski Tunceli Belediye Başkanı Songül Erol Abdil, eski Hakkari Belediye Başkanı Metin Tekçe, eski Şırnak Belediye Başkanı Ahmet Ertak, eski Batman Belediye Başkanı Hüseyin Kalkan da var.
Eskişehir 3. Sulh Ceza Mahkemesi, Eskişehir Milli Eğitim Müdürü İbrahim Ceylan için “Hangi tarlada yetişiyor bu müdürler” dediği gerekçesiyle sanatçı Müjde Ar’ı “yayın yoluyla kamu görevlisine hakaret” iddiasıyla hapis istemiyle yargılamaya başladı. Ar’ın, NTV’deki bir programda, öğrencilerin araç ve gereçlerinde Türk milli kahramanlarının figür ve resimlerinin kullanılmasını savunan Ceylan’ı “sübyancılık” ile andığı iddia ediliyor. Ceylan, savunmasında, “1,5 yıllık çalışmanın ürünü olan projemde çocukları kötü alışkanlıklardan ve yanlış bilinçlenmelerden korumayı amaçlıyordum. Öğrenci çantalarından yabancı kökenli çizgi film kahramanlarını çıkarmayı düşündüm. Bizim kültürümüzden olan Keloğlan, Nasreddin Hoca gibi figürlerin olmasını istiyordum. Ağzımdan ‘Barbie bebek’ diye bir söz çıkmadı. Çalışmam Barbie bebek ile ilgili değildi” dedi. Ar’ın avukatıysa, müvekkilinin eğitim alanındaki aksaklıklardan üzüntü duyduğunu belirterek, Ar’ın “eğitiminde aksaklıklar varken sadece çantalardaki resimler mi kaldı?” yönünde açıklama yaptığını ifade etti. Mahkeme, Ar’dan İstanbul’dan ifade vermesini isteyecek. Dava 4 Mart 2010’a kaldı.
İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde hakim karşısına çıkan “Dink Cinayeti ve İstihbarat Yalanları” kitabının yazarı Nedim Şener, “Kitabımda müşteki polisleri hangi terör örgütüne hedef göstermişim anlayamadım. Onlar değil ben kendimi ortaya koydum” dedi. Üç davadan toplam 32,5 yıl hapisle yargılanan gazeteciden Ekim ayında görevden alınan İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek ve İstihbarat Dairesi Başkanlığı polis memuru Muhittin Zenit, Trabzon İstihbarat Şube Müdürü Fatih Sarı ve İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Ali Fuat Yılmazer, şikayetçi olmuştu. Şikayetçileri “Ergenekon Örgütü’ne hedef göstermekle suçlanan Şener, kitapla bu örgütle ilişkileri kendisini ortaya koymaya çalıştığını ifade ederek suçlamaları reddetti. Mahkeme, 23 Ekim 2009’dan beri Dink cinayetine bakan İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nden kitaba ek şemaların dosyada bulunup bulunmadığına dair yanıtını bekliyor. Yargılamaya 17 Şubat 2010’da devam edilecek. Akyürek, Yılmazer, Sarı ve Zenit’in şikayetiyle kendisini Bakırköy 2.Asliye Ceza Mahkemesi’nde bulan Şener, bir şema nedeniyle 8 yıla kadar hapis istemiyle de yargılanıyor. Üçüncü dava da, kitapta yer alan ve Dink cinayeti sanıkları ile Ergenekon Davası’nın bazı sanıkları arasındaki telefon irtibat trafiğini göstermesi nedeniyle 4,5 yıl hapis istemiyle Bakırköy 2.Asliye Ceza Mahkemesi’nde açıldı.
Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi, 1915 olayları nedeniyle bir grup aydının başlattığı ve zamanla 30 bini aşkın kişinin destek verdiği “Ermenilerden Özür Diliyorum” kampanyasıyla ilgili Yargıtay’ın yargılama iznine dair vereceği kararı bekliyor. Aralık 2008’de başlatılan kampanya, gazeteci Ali Bayramoğlu, profesörler Baskın Oran ve Ahmet İnsel, Dr. Cengiz Aktar ve toplumun çok çeşitli kesimlerinden rağbet görmüştü. Kampanyayla Ermeni toplumuna, “1915’te Osmanlı Ermenilerinin maruz kaldığı büyük felaket’e duyarsız kalınmasını, bunun inkâr edilmesini vicdanım kabul etmiyor. Bu adaletsizliği reddediyor, kendi adıma Ermeni kardeşlerimin duygu ve acılarını paylaşıyor, onlardan özür diliyorum” mesajı gönderilmişti.
İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi, Kandil Dağı’nda KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan’la röportaj yapan aktivist Hakan Tahmaz, yazılara yer veren Birgün gazetesi sorumlu müdürü İbrahim Çeşmecioğlu ve gazete sahibi Bülent Yılmaz’ı yargılamaya 16 Mart 2010’da devam edecek. Sanıklar esas hakkındaki savunmalarını yapacaklar. 17 Eylül’de duruşma savcısı Savaş Kırbaş, üç tutuksuz sanığın cezalandırılmasını talep etmişti. 9 Ağustos 2008’de yayımlanan “Tek Taraflı Ateşkes Sorunu Büyütüyor” başlıklı röportajdan sanıklar, “PKK açıklamalarını yayımladıkları” iddiasıyla TMY’nin 6/2. maddesinden yargılanıyorlar. Tahmaz ve Çeşmecioğlu’nun üç yıla kadar hapisleri, Yılmaz içinse ağır adli para cezası isteniyor. Röportajda, “Hakan Tahmaz’la Kandil’de görüşen KCK Başkanı Karayılan sokaktaki insanın artık şiddet istemediğini söylerken bir yandan da ‘meşru savunma savaşı’ adını verdikleri eylemleri sürdüreceklerini açıkladı” deniyordu. “Ayrı devlet peşinde olmadıklarını, Kürt Sorunu’nun inkarına karşı dağda olduklarını” söyleyen Karayılan, DTP’nin kendileri için bir ara halka olduğunu, PKK olarak siyaset yapmak istediklerini, “meşru savunma savaşı” olarak nitelendirdiği eylemleri sürdüreceklerini savunuyordu.
16 Aralık’ta Beyoğlu 2.Asliye Ceza Mahkemesi Savcısı, Birgün gazetesinin 26 Nisan 2005 tarihli sayısında yer verilen “Müritleri Haydar Baş’a baş kaldırdı” başlıklı haberi nedeniyle Sesonline.net haber sitesi yayın yönetmeni gazeteci-yazar Yalçın Ergündoğan’ın üç yıl hapsini istedi. Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı ve Kadiri Tarikati şeyhi Haydar Baş’ın şikâyetiyle açılan davada Ergündoğan ve avukatı Tora Pekin, 28 Ocak 2010 tarihli duruşma için mahkemeye savunmalarını hazırlayacaklar. Beyoğlu 4. Sulh Hukuk Mahkemesi, ceza davası sonuçlanmadan, 2007 yılında Ergündoğan’ı bin 500 TL tazminata mahkum etmişti. Yazar, yazı yayımlandığından beri e-mail mesajlarıyla tehdit ediliyor.
Şişli 2. Asliye Ceza Mahkemesi, “Her İhtimale Karşı İşkence” haberiyle ilgili TCK’nın 301. maddesinden yargıladığı Günlük Evrensel gazetesinden Ahmet Sami Belek ve Şahin Bayar’ın dosyasında Adalet Bakanlığı’ndan yanıt gelmesini bekliyor. Bakanlık yetkisini iptal ettirmek için Anayasa Mahkemesi’ne danışan mahkeme, bunu başaramayınca Bakanlıktan yargılama izni istemeye karar vermişti. Şişli Cumhuriyet Savcısı Muhittin Ayata, 23 Ağustos 2007’de çıkan haberle ilgili İstanbul Jandarma İl Komutanlığı’nın şikayet etmesi üzerine iki gazete yetkilisi hakkında 4 Ekim 2007’de dava açmıştı. Gazete haberinde, gözaltına alınan altı gencin Esenyurt Jandarma Karakolu’nda sistematik işkence gördüğünü, avukatları Baran Doğan’a dayanılarak yer verilmişti. Doğan, N.S, N.K, M.S.B, Y.S, Y.K. ve M.F.E. adlı müvekkillerinin “gösteri yapma hazırlığında” oldukları gerekçiyle 20 Ağustos 2007’de gözaltına alındığını, geç muayene edilerek ve hazırlanan raporların kendilerine verilmeyerek işkence delillerinin karartılmak istendiğini ileri sürüyordu.
15 Aralık’ta İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, DTP’nin kapatılmasıyla milletvekilliği de düşen Aysel Tuğluk’i, “PKK örgüt üyesi olmak” ile yargılandığı davada zorla getirilmesine karar verdi. PKK’nin Kürt Sorunu’nun demokratik çözüm deklarasyonunu önemsediklerini ifade eden Tuğluk, 27 Ekim 2009’da “örgüt propagandası yaptığı” iddiasıyla 1 yıl 6 ay hapse mahkum edilmişti. Avukatı Özkan Kılıç, Tuğluk’un 30 Mart 2010’te görülecek gelecek duruşmaya katılacağını bildirdi. Tuğluk, Doğan Erbaş, Bekir Kaya, Okan Yıldız, Ayşe Batumlu ve Devrim Barış Baran ile birlikte TCK’nın 314. maddesi uyarınca ve “terör örgütüne üye olmak” suçlamasıyla 15 yıla kadar hapis istemiyle yargılanıyor. Mahkeme, Beyoğlu İlçe Emniyet Müdürlüğü’nden Tuğluk’a tebligat yapmasını istedi. Tuğluk, İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi’nde DTP’nin Batman milletvekili Ayla Akat Ata’nın da aralarında bulunduğu 17 sanıkla birlikte de yargılanıyor. Savcı, Tuğluk’un savunması alındıktan sonra esas hakkında görüşünü açıklayacak. Bu dava da 22 Nisan 2010’da sürecek. Tuğluk, İstanbul 9, 11 ve 14. Ağır Ceza Mahkemeleri’nde işlem gören toplam 12 dosyanın birleştiği dava kapsamında “silahlı suç örgütüne üye olmak”, “örgüte yardım etmek” ve “örgüt propagandası yapmak” suçlamalarıyla 20 yıla kadar hapis istemiyle yargılanıyor. Altı davası da sonuçlanan Tuğluk’ın iki dosyası, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nde “örgüt propagandası yapmak” ve “örgüt bildirisini yayınlamak” iddiasıyla ele alınmıştı ve zaman aşımına uğramıştı. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, aynı suçlamayla açılan iki dosyada, “örgüt üyeliği” iddiasıyla da açılan bir dosyada Tuğluk’ı aklamıştı. Tuğluk, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde de “örgüte yardım etmek”ten yargılanmış ve beraat etmişti.
İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi, Ben Mila’nın “Perinin Sarkacı”, Guillaume Apollinaire’in “Genç Bir Don Juan’ın Maceraları”, Fransız P.V.’nin yayına hazırladığı “Görgülü ve Bilgili Bir Burjuva Kadınının Mektupları” adlı kitapların “müstehcenlik yapıldığı” iddiasıyla Sel Yayınları sahibi İrfan Sancı’yı yargılamaya 16 Eylül’de başladı. İstanbul Başsavcılığı, Ocak 2009’da başlatılan Cinsel Kitaplar dizisinden soruşturma açılan dört kitap içerisinde bir tek Juan Manuel de Prada’nın “Kukular Kitabı”na dava açılmasına gerek görmemişti. Üç yıl hapisle yargılanan Sancı, İstanbul Ticaret Üniversitesi’nin hazırladığı bilirkişi raporuna itiraz etti; yeni bir bilirkişi kurulunun kitapları incelemesini talep etti. Mahkeme de, “Genç Bir Don Juan’ın Maceraları” ile “Görgülü ve Bilgili Bir Burjuva Kadınının Mektupları” kitaplarının Galatasaray Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyatı ile Hukuk Fakültesi kürsülerinden seçilecek bilirkişilerce; “Perinin Sarkacı” adlı kitabın ise, İstanbul Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı kürsüsünden seçilecek bilirkişilerce yeniden incelenmesine karar verdi. Sancı, “Ticaret Üniversitesi’nden birilerinin bilirkişi sıfatıyla edebiyat eseri değildir demesiyle dünyaca okunan kitaplar edebiyat eseri olmaktan mı çıkacak? Dünyaca ünlü şair, yazar Apollinaire porno yazarı mı olacak?” dedi.
“Hrant Dink Ermeni olduğu için değil soykırımı tanıdığı için katledildi” dediği için hakkında TCK’nın 301. maddesinden dava açılan yazar Temel Demirer’in sanıklığı ikinci yılını doldurdu. Eski Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in “ben devletime katil dedirtmem” diyerek yargılanmasına onay verdiği Demirer, 21 Ocak 2010’da Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde hakim karşısına çıkacak. Yazarın iki yıl hapsi isteniyor. İdare Mahkemesi’nin yürütmeyi durdurma talebini reddetmesi üzerine avukatları, 29 Ocak’ta Bölge İdare Mahkemesi’ne bir itiraz daha yapmışlardı. Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesi, 14 Kasım 2008’den beri idare mahkemesinde çıkacak sonucu bekliyor.
Kadıköy Asliye Ceza Mahkemesi, 12 Aralık 2007 tarihli “Bekar Askerler” yazısında “bekar Türk askeri ile geleneksel kıyafetli Kürt kadınını yan yana” gösteren Sabah gazetesindeki bir fotoğrafı ve haberi eleştirdiği için Taraf gazetesi yazarı Orhan Miroğlu’yu TCK’nın 301. maddesinden yargılıyor. Miroğlu, Sabah’taki “Sınır Komandoları Bekar Olacak” haberinden hareketle kadınların geçmişte aylarca karakollarda cinsel ihtiyacın giderilmesi için tutulduğunu savunarak, Türkiye’nin AİHM’de mahkum olduğu Ş.A davasını gündeme getirmişti. Bakanlıkça yargılanmasına izin verilen Miroğlu hakkında, DTP’nin kapatılması dolayısıyla siyaset yasağı da getirilmişti.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Dink Cinayeti’yle ilgili kaleme aldığı “Hrant Dink Cinayeti: Medya, Yargı, Devlet” adlı kitap nedeniyle Vatan gazetesi muhabiri Kemal Göktaş hakkında dava açtı. Göktaş, İstihbarat Daire Başkanıyken görevden alınan Ramazan Akyürek’in cinayet davasında azmettirici olarak yargılanan Erhan Tuncel’i polis muhbiri yaptığını ve cinayeti engellemek için çaba göstermediğini iddia ettiği için “gizli belgeyi yayınlamak” iddiasıyla yargılanıyor. İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülecek dava 15 Şubat 2010’da başlayacak.
Kasım 2005’te piyasaya sürdüğü yazar Hejare Şamil’in “Diaspora Kürtleri” kitabı nedeniyle yargılanan Peri Yayınları yetkilisi Ahmet Önal hapisle karşı karşıya bulunuyor. Duruşma savcısının, 13 Şubat 2008’de İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği beraat kararı temyiz etmesi üzerine dosyayla ilgili görüş bildiren Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, kararın yazar aleyhine bozulmasını talep etmişti. Yargıtay’ın konuyla ilgili kararı bekleniyor. Kitap, PKK’nin 1992’de eski Sovyet Cumhuriyetleri’nde fiili örgütlenmelere gitmesinde Diaspora Kürtlerine etkilerini anlatan bölümleri nedeniyle kovuşturmalık olmuştu. Yazar Mahmut Baksi’nin “Teyre Baz ya da Bir Kürt İşadamı Hüseyin Baybaşin” kitabından 159. maddeden ceza alan Önal ile ilgili dosya da Yargıtay aşamasında. “Dersim’de Alevilik” kitabından Önal hakkında verilen mahkumiyet de, AİHM’e taşınmıştı. Ayrıca Yargıtay’ın, “Tutkular ve Tutsaklar” kitabı için verilen 1 yıl 3 ay haplık cezasıyla ilgili kararı zaman aşımına dikkat çekerek bozduğu da öğrenildi. Bu dosya da AİHM’e taşındı.
İskenderun 2. Asliye Ceza Mahkemesi, Abdullah Öcalan’dan “Sayın” diye söz ettiği gerekçesiyle ifadesinin kullandığı için yargılanan DTP İskenderun İlçe Başkanı Mahmut Aydıncı ve bu sözleri haberleştirdiği için suçlanan Demokrat İskenderun gazetesi sahibi Ersen Korkmaz’ı yargılamayı 26 Ocak 2010’da sürdürecek. Savcının, TCK’nın 215. maddesi uyarınca ve “suç ve suçluyu övmek”ten yargılayan iki sanıkla ilgili esas hakkındaki mütalaasını sunması bekleniyor. 18 Kasım 2008’de yer verilen “İmralı Cezaevi ve uygulamalarına son verilmesi toplumsal barışa büyük katkı sunması açısından önemsenmelidir” şeklinde sözler nedeniyle Korkmaz ve Aydıncı’nın üç yıla kadar hapisleri isteniyor. Dava, 24 Aralık 2008’te açılmıştı. Korkmaz, TKP’nin bir panelini izledikten sonra “Kürtlerin Önderi Alındı Faşistlere Teslim Edildi” başlığıyla haberleştirdiği bir haber nedeniyle de eski TCK’nın 159. maddesi uyarınca da yargılanıyor. “Askeri ve emniyet kuvvetlerini tahkir ve tezyif” iddiasıyla Korkmaz ve TKP yetkilisi Necmettin Salaz’ın, üç yıl hapsi isteniyor.
12 Aralık’ta Elazığ 2. Asliye Ceza Mahkemesi, DTP Elazığ il başkanı Baki Yıldırım’ı, 2008 yılında yaptığı bir basın açıklamasında kullandığı “Sayın Öcalan” sözleri nedeniyle 7 ay 15 gün hapse mahkum etti. Mahkeme, bu sözleri “örgüt propagandası” olarak değerlendirdi; verdiği hapis cezasını 3 bin 740 TL para cezasına dönüştürdü. Aynı mahkeme, aynı gerekçeyle daha önce de yargıladığı Yıldırım’ı beraat ettirmişti.
8 Aralık’ta Tunceli Sulh Ceza Mahkemesi, DTP’nin kapatılmasına karşı düzenlenen eylemde “Biji Serok Apo” sloganı attığı iddiasıyla yargılanan DTP Tunceli İl Başkanı Özgür Söylemez ve Başkan vekili Süleyman Yurtdaş’ı “suç ve suçluyu övdükleri” gerekçesiyle 500 TL adli para cezasına mahkum etti. Mahkeme, bu sloganı atıp atmadığı belirlenememesi gerekçesiyle Tunceli Belediye Meclis Üyesi Ali Ulufer’iyse beraat ettirdi. “Katil Erdoğan” sloganı atmaktan yargılanan Yurtdaş da, suçun unsurları oluşmadığı gerekçesiyle beraat etti. Eylem, 16 Eylül 2008’de DTP Tunceli milletvekilleri ve DTP il teşkilatı yetkililerinin dahil 100 kadar kişinin katılımıyla gerçekleşmişti. Dava, 4 Kasım 2008’de açılmıştı. Yurtdaş’ın avukatı Barış Yıldırım, mahkemeye, siyasilere yönelik eleştirilerin Türkiye’de cezalandırıldıktan sonra AİHM’in içtihat niteliğinde aldığı Pakdemirli-Türkiye ve Saygılı ve Falakoğlu-Türkiye kararlarını mahkemeye sunmuştu.
Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi, PKK örgütü için “‘silahlı Kürt muhalefeti” dediği için yargılanan Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir ile ilgili verdiği beraat kararının gerekçesini 2 Aralık’ta açıkladı. Mahkeme, Eylül’de verdiği beraat kararını, eski Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in “Düşünce özgürlüğü, insanın düşüncesini serbest biçimde açıklayabilmesi, düşünce ve kanaatleri nedeniyle suçlanamamasıdır” sözleriyle gerekçelendirdi; Anayasanın 25. maddesindeki “Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz” ifadesine atıf yaptı. Baydemir, 2007 yılında ROJ TV’ye yaptığı açıklamayla “Örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla suçlanıyordu ve Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın dava açması üzerine de tutuksuz olarak yargılanıyordu.
24 Kasım’da Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi, Said-i Nursi’nin 39. ölüm yıldönümü dolayısıyla 10 yıl önce düzenlenen mevlit sırasında depremi “ilahi bir ikaz” olarak nitelendirdiği için 2 yıl 1 gün hapis cezası verilen ve 276 gün hapiste kalan Yeni Asya gazetesi imtiyaz sahibi Mehmet Kutlular’ı beraat ettirdi. Mahkeme, ”Halkı, din ve mezhep farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik ettiği” gerekçesiyle mahkum ettiği Kutlular’ı, cezasının yeni TCK’ya uyarlanması için yapılan duruşmada akladı. Mahkeme, AİHM’nin, davayla ”ifade özgürlüğü hakkının ihlal edildiği” yönündeki kararı çerçevesinde, Kutlular’ın beraatına karar verdi. Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 16 Nisan 2008’de gazeteciyle ilgili hükmü bozması üzerine Kutlular, 26 Ağustos 2008’de Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeniden yargılanmaya başlanmıştı.
Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığı, Hrant Dink cinayeti sanığı Erhan Tuncel’le yaptığı telefon görüşmesiyle gündeme gelen polis Muhittin Zenit’in BİANET sitesiyle ilgili şikayetini 5 Kasım’da takipsizlikle sonuçlandırdı. Karar bianet’e 23 Kasım’da tebliğ edildi. Cumhuriyet savcısı Muzaffer Yalçın, Dink’in öldürülmesinden hemen sonra Tuncel ile yaptığı telefon görüşmesinde “Ne oğlum direkt kafaya sıkmışlar… Tek farklılık. Kaçmayacaktı ama bu kaçtı” dediği yönündeki iddialara yer veren bianet sitesinin, “Devletin güvenliğine ilişkin belgelere yer verdiği” ve “adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs etmediğine kanaat getirdi.Zenit, 30 Eylül 2007 tarihinde “Vurulacak Şekil Belliydi” başlığıyla Doğan Haber Ajansı’nın (DHA) kaynak gösterilerek yayımlanan haber nedeniyle site yetkilisi gazeteci Nadire Mater’in, TCK’nın 326 ve 288/1 maddelerinden yargılanmasını istiyordu. Savcılık, “duruşmanın metinlerinin yayınlanması söz konusu değil. Devletin güvenliğini ve dış siyasetine zarar verecek bir bilgi temin etme söz konusu değil” dedi. “Vurulacak Şekil Belliydi” başlıklı haber ve 28 Nisan 2008 tarihinde “Dink Cinayetinde Yeni Kanıt: Muhsin Başkan’la Yasin Konusunda Görüşeceğiz” başlığıyla yayımlanan diğer bir haber nedeniyle Dönemin Trabzon Emniyeti istihbarat görevlisi Zenit’in bianet’e açtığı 25 bin TL’lik tazminat davasının görülmesine de 19 Ocak 2010’da devam edilecek.
19 Kasım’da Tunceli Sulh Ceza Mahkemesi, 2005’te yaptığı bir basın açıklamasında Tunceli İl Jandarma Alay Komutanı Namık Dursun’a hakaret ettiği iddiasıyla yargılanan dönemin Demokratik Halk Partisi (DEHAP) Tunceli İl Başkanı Murat Polat’ı beraat ettirdi. Taksi şoförü Ali Akbayır’ın mayın patlaması sonucu ölmesinden sonra Dursun’un Tunceli Şoförler ve Otomobilciler Odası ile çeşitli taksi duraklarını arayarak “teröre karşı protesto gösterisi düzenlenmesini istediği yönündeki iddialar yargılamaya gerekçe oluşturmuştu.
“Ölümden Zor Kararlar” adlı roman nedeniyle “PKK örgütü propagandası yapmak” iddiasıyla yargılanan Belge Yayınları sahibi Ragıp Zarakolu, mahkemeye “Yayımlama ve Düşünce Özgürlüğü Komitesi başkanı ve bir yayıncı olarak sansür yapamam” dedi. 19 Kasım’da İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nde hakim karşısına çıkan Zarakolu ve kitabın yazarı N. Mehmet Güler, kitapta yer alan “Sıti”, “Sabri” ve “Şiyar” adlı karakterler nedeniyle TMY’nin 7/2 maddesinden yargılanıyorlar. 15 yıldır Türkiye Yayıncılar Birliği (TYB) Yayımlama Özgürlüğü Komitesi başkanı Zarakolu, “TMY’de yayıncının sorumluluğunun olmaması gerektiği yolunda bir değişiklik yapılmalı” dedi. Duruşma savcısı, “suçun yasal unsurları oluşmadığına” kanaat getirerek sanıkların beraatini istedi. Dosyayı incelemeye alan mahkeme, yargılamaya 25 Mart 2010’da devam edilmesine karar verdi. İstanbul Cumhuriyet Savcısı Hikmet Usta, 22 Mayıs 2009’da açtığı davada kitapta bir “PKK üyesi” karakterin yargılandığı duruşmada sarf ettiği, “..bu heyetin beni yargılamaya hakkı yoktur. Ben bir özgürlük savaşçısıyım. Bu mahkemeyi tanımıyorum” sözlerini ve mahkeme başkanının “Heyete saygısızlık yapma!” şeklindeki uyarısı ve romanda bunun ardından gelişen diyalogları gerekçe yaptı. Savcı, örgüt üyelerinin hayat hikayelerinin örgüt sempatizanlarını teşvik edecek şekilde ifade edildiğini propagandasının yapıldığını savunuyor.
17 Kasım’da Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, Başbakan Erdoğan’ın dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’a eşinin usulsüz harcamalarıyla ilgili dosya verdiği iddiasını “Büyükanıt’a Dosya Verildi mi?” başlıklı köşe yazısıyla dile getiren Birgün gazetesi yazarı Fikri Sağlar’a ceza verilemeyeceğine hükmetti. Yargıtay, Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin Sağlar’ın 17 bin TL tazminat ödemesine dair verdiği kararını bozdu. Yüksek mahkeme, yayınla Büyükanıt çiftine hakaret değil edilmediği ve basın özgürlüğünün gereğinin yapıldığına işaret etti. Davalı Sağlar, kararın kendisini çok memnun ettiğini ifade ederek, “Adalet yerini buldu” dedi. Yargıtay’ın bu kararından sonra yerel mahkeme, bu bozma kararına uyarsa davayı reddedecek, kararında ısrar etmesi durumunda dosya Yargıtay Genel Kurulu’na taşınacak. Büyükanıt, Birgün gazetesi ve Sağlar hakkında toplam 100 bin TL’lik manevi tazminat davası açmıştı.
“Büyüklere Masallar-Pinokyo ve Dokuz Cüceler” yazılarının yazarı Şarköy’ün Sesi gazetesi yazarı Yakup Önal, AKP’den belediye başkanı Can Gürsoy ve iki Belediye Meclis üyesine hakaret ettiği iddiasıyla 10 yıl hapisle karşı karşıya bulunuyor. 11 Kasım’da davayı görmeye devam eden Şarköy Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki dava 10 Mart 2010’da sürecek. Mahkeme, Savcı Hüseyin Koçaslan’ın ceza istediği davada dosyanın yeni bir bilirkiye gönderilmesine karar vermişti. 20 Temmuz 2005’te “Başkan Pinokyo ve Dokuz Cüceler” yazı dizisine başlayan gazeteci, bunların birinde, “Bir varmış bir yokmuş.. .Ülkenin birinde, deniz kenarında bulunan Şarki adlı kasabasında Pinokyo adlı bir başkan varmış. Pinokyo’nun her kararına emme basma tulumba gibi onay veren dokuz cücesi varmış” demişti.
Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi, EMEP Tunceli İl Başkanı Hüseyin Tunç, Tunceli Dernekleri Federasyonu (TUDEF) Başkanı Özkan Tacar, ESP aktivistleri, DTP Tunceli İl Başkanı Murat Polat’ın da aralarında olduğu 11 kişiyi hapse mahkum ettiği kararının gerekçesini 10 Kasım’da açıkladı. Sanıklardan dokuzuna “örgüt propagandası yaptıkları” iddiasıyla birer yıl hapse mahkum eden mahkeme, ikisine verdiği cezayı “iyi hal”den 10 ay hapse indirdi. Tunceli Nazımiye’de 11 PKK’linin öldürülmesinden sonra 11 Nisan 2008’de Tunceli’de yapılan basın açıklamasında Murat Polat’ın “yaşamını yitiren HPG li gerillalarının ailelerine yakınlarına başsağlığı diliyoruz” sözleri, Hüseyin Tunç’un “asker gerilla gençlerimiz şehit düştü” sözleri ve bazı sanıkların “Şehit Namırın” (Şehitler Ölmez) ve “Gerilla onurdur onuruna sahip çık” şeklindeki sloganları hapisle cezalandırıldı.
10 Kasım’da Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesi, DTP Genel Başkanı Nurettin Demirtaş’ı, Ceza Yasası’nın 314. maddesi uyarınca 6 yıl 3 ay hapis cezasına mahkum etti. Demirtaş, Diyarbakır’da 28 Mart 2006 tarihinde dört PKK üyesinin cenazesi sırasında çıkan olaylardan sonra tutuklanmış, yaklaşık dört ay cezaevinde kaldıktan sonra da tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edilmişti. Demirtaş, sanıklar Ramazan Şimşek, İmam Çobanyıldızı, Ajda İnci, Kenan Güneş ve Hülya Arslan ile birlikte yargılandığı davada örgüt üyesi olduğu iddiasıyla cezalandırıldı. Avukatı Cihan Aydın, savunmasında, olaylar sırada bir siyasetçi ve DTP yönetiminde yer alan bir kişi olarak Demirtaş’ın halkla bağını korumak için cenazeye katıldığını, kitleyi kışkırtacak veya yönlendirecek bir konuşma yapmadığını ifade ederek, bu nedenle suçun unsurlarının da oluşmadığını savundu. Aydın, altı dakikalık görüntülerinin hüküm kurmaya yeterli olmadığını ve kaset çözümüne ilişkin raporun da bunu ortaya koyduğunu söylediyse de Demirtaş’ın mahkum edilmesine engel olamadı.
10 Kasım’da Ankara 10. Asliye Hukuk Mahkemesi, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’e yönelik sarf ettiği “Vallah Melih Gökçek daha şıllıktır” sözlerinden AKP Adana milletvekili Dengir Mir Mehmet Fırat ve sözleri sayfalarına taşıyan Hürriyet gazetesini 10 bin TL tazminat ödemeye mahkum etti. Gökçek, seçimlerden önce CHP Grup başkan vekili Kemal Kılıçdaroğlu ile birlikte gazeteciUğur Dündar’ın yönettiği programa katılmıştı. Program öncesinde tartışmalarda kimin daha etkili olacağına yönelik bir soruyla ilgili Fırat, “Vallah Melih Gökçek daha şıllıktır” Melih, PKK’dan girer genelevden çıkar” demişti. Mahkeme, 50 bin TL olarak belirlenen manevi tazminat davasını kısmen kabul etti; Fırat ve Hürriyet gazetesinin Gökçek’e birlikte 10 bin TL tazminat ödemelerine karar verdi.
10 Kasım’da İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi Savcısı, PKK’nın yöneticilerinden Duran Kalkan’ın Fırat Haber Ajansı’na yaptığı açıklamaya Milliyet gazetesinin sayfalarında yer verdiği gerekçesiyle gazete sorumlu müdürü Hasan Çakkalkurt’a ön ödemeli para cezası tebliğ edilmesini istedi. Ancak mahkeme, duruşmada yer almayan gazetesi muhabiri Namık Durukan’ın ifadesinin alınmasını kararlaştırdı. PKK’nın yöneticilerinden Duran Kalkan’ın “Genel Af Çıksa da Silah Bırakmayız” sözlerini sayfalarına taşıyan Durukan ve Çakkalkurt’un, “terör örgütü propagandası yapmak” iddiasıyla 1,5 yıldan 7,5 yıla kadar hapisleri isteniyor. Savcılık, Durukan ile Çakkalkurt’un, alacakları hapis cezası süresince seçme ve seçilme hakları dahil çeşitli haklarından yoksun bırakılmalarını da talep etti. Kalkan,”Terör örgütünün iki numaralı adamı Duran Kalkan genel af ilan edilmesi halinde örgütün silah bırakmayacağını ancak sorumluluk üstlenebileceklerini söylüyordu; CHP lideri Deniz Baykal’ın, ‘silah bırakılırsa genel af düşünülebilir’ açıklamasıyla ilgili de,”‘Kürt sorunun çözümü öyle genel aflık bir sorun değildir. Kürt halkı, PKK ve gerilla öyle af edilebilecek bir durum olduğunu düşünmüyor, ancak Apo’nun özgürlüğünü de öngören bir genel af çıkarılırsa, o zaman PKK silah bırakmayı değil ateşkes ilan etmeyi düşünebilir, ama silah bırakmayı değil, gerilla silah bırakmaz” diyordu. Davaya 26 Ocak 2010’da devam edilecek. Son yıllarda, PKK ile ilgili röportaj ve haberlerden Hürriyet’ten Sebati Karakurt, Hasan Kılıç ve Necdet Tatlıcan, Ülkede Özgür Gündem gazetesi muhabiri Cengiz Kapmaz, Hasan Bayar ve Ali Gürbüz ve pek çok gazeteci mahkum oldu.
3 Kasım’da İzmir 6. Sulh Ceza Mahkemesi, 29 Mart Yerel Seçimleri’nde DTP’li Karabağlar Belediye Başkan adayı Cemal Coşgun ve partinin Gaziemir adayı Şeyhmuz Seyhan’ı Kürtçe propaganda yaptığı için altışar ay hapse mahkum etti. Mahkeme, 298 sayılı “Seçimlerin temel hükümleri ve Seçmen kütükleri hakkında kanunun” 58. maddesi yollamasıyla ve 151/2 maddesi uyarınca iki kişiyi altışar ay hapse mahkum etti. Hapis cezası, üçer bin TL adli para cezasına çevrildi. Coşgun, kendisine edilip edilmez mahkeme kararını temyiz edeceğini ifade etti; demokratik ve sivil bir anayasaya ihtiyaç bulunduğunu söyleyen Coşgun, “Gerçekten demokratik bir anayasa çıkarsa zaten bu dava düşer” diye konuştu. 30 Temmuz’da da İzmir 4. Sulh Ceza Mahkemesi, seçimde Gaziemir’de vaatlerini Kürtçe anlattığı için Şeyhmuz Seyhan’ı SPY’ndan sekiz ay hapse mahkum etti. Mahkeme, “iyi hal” ve “sabıkasızlık” nedeniyle cezayı beş aya indirdikten sonra, beş yıl süreyle aynı suçun işlenmemesi şartıyla hükmün açıklanmasını geri bıraktı.
27 Ekim’de Adıyaman’ın Kahta Asliye Ceza Mahkemesi, yerel yetkilileri sahibi olduğu Gerger Fırat gazetesini etkisizleştirmeye çalıştıklarını iddia eden gazeteci Hacı Boğatekin’i “kamu görevlisine hakaret ettiği” gerekçesiyle 2 yıl 2 ay 7 gün hapse mahkum etti. Mahkeme, pişmanlık göstermediği ve yargılamayı uzatmaya çalıştığı iddiasıyla da gazeteciye verdiği cezada indirim yapmadı ve cezayı ertelemedi. Ayrıca, gazetecinin mahkemeye gönderdiği ve “boğazımdaki modil rahatsızlığı nedeniyle duruşmaya katılamıyorum. Avukatlarıma davetiye gönderilsin” dediği mazeret mektubu da, “havalesiz olduğu ve kimlerce getirildiği belli olmadığı” gerekçesiyle dikkate alınmadı. Bu talep mahkemece reddedilir edilmez Savcı, soruşturmanın genişletilmesini istemediği ve esas hakkındaki mütalaasını sunmak istediğini bildirdi; söz alınca da mahkumiyet istedi. Mahkeme de buna uydu. Üstelik Boğatekin, ceza onanırsa medeni haklardan yoksun kalmakla kalmayacak ikinci kez cezaevine girecek. Boğatekin, 28 Şubat 2008’de çıkan “Hakim komployu bozdu” başlıklı haberde, Gerger Kaymakamlığı’na sunduğu ve Savcı Ovacıklı ile Jandarma amiri Hakan Ragıp Yüceer ve bazı polis görevlilerinin gazetesini etkilemek için birlikte yasadışına çıktıkları ve hakkında komplo kurmak istediklerini, gizli toplantılarla gazeteyi etkisizleştirmek istediklerini” iddia etmişti. Boğatekin, eski Gerger Savcısı Sadullah Ovacıklı’nın “Fethullah Gülen’e yakınlık duyduğu”nu iddia ettiği için 109 gün Kahta Cezaevi’nde kalmıştı. Gazeteci ve iddiaya yer veren gergerim.com sitesi yetkilisi Cumali Badur halen yargılanıyor. “Kamu görevlisine hakaret”, “Adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs” ve “yargı organlarını aşağılamak” iddialarıyla açılan dava, 28 Şubat 2010’da sürecek.
Adana Demirspor ile İtalya’nın Livorno takımları arasında oynanan futbol maçında “Güler Zere Ölmesin” pankartı ve Arjantinli devrimci Ernesto Che Guevera posterini açanlara toplam 11 bin 200 lira para cezası verildi. 4 Eylül’de oynanan maçta kanser hastası Güler Zere’nin serbest bırakılmasını isteyen taraftarlar “Güler Zere Ölmesin” yazılı pankart açtı. Pankart açanlara bir süre sonra müdahale eden polis üç kişiyi gözaltına aldı. Adana İl Spor Güvenlik Kurulu 29 Eylül’de toplandı. 5149 Sayılı Spor Müsabakalarında Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanuna muhalefet ettikleri iddiasıyla Kurtuluş Kılıç, Cesur Sümer, Emrah Eskibal, Mehmet Bıldırcın, Serkan Tatlı, Emirhan Özcan, Serkan Acıbucu, Candaş Yıldız, İlker Güler, İbrahim Hasret Demirel’e biner TL para cezası verildi. Bu kişileri polis çekilen fotoğraflardan tespit etti. Cezalara, “spor ahlakına aykırı, tahrik edici, aşağılayıcı, dil, din, mezhep, ırk, cinsiyet, etnik ve siyasal ayrımcılığa yönelik söz sarf edilmesi” gerekçe oluşturdu. Adana Valiliği, kararı 30 Eylül’de onadı.
Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi, DTP yetkililerini mahkum ettiği kararının gerekçesinde, halen Britanya’da yaşanan dünyaca ünlü keman virtüozu Dilşad Said’in enstrümantal müzik CD’sini de delil olarak gösterdi. Mahkeme, 10 Eylül’de sonuçlanan ancak gerekçeli kararı 2 Kasım’da gündeme gelen yargılamada DTP Erzincan il başkanı Hüseyin Bektaşoğlu’nu 7 yıl 6 ay, Mehmet Gültekin ve Ağa Karakaya’yı 6 yıl 3 ay, Mehmet Arman’ı 10 ay hapse mahkum etti. Mahkeme, delil incelemesinde ilk sırada yer verilen “1 nolu Delil CD’si”nde, “1 Mayıs metnini, DTP il faaliyetlerine dair 2 Aralık basın açıklaması, bölge toplantı konuşmaları, İHD, Erzincan’da Newroz soruşturması, İHD Genel Merkezi’ne gönderilen bildiri, kongre konuşması, Newroz bildirisi gibi başlıklar içeren 20 dosyayı da delil olarak dikkate aldı. Diğer malzemelerden “5 numaralı delil CD’si”, İranlı Kürt sanatçı Leyla İşxan ile sanatçı Rojda’ın yanı sıra keman virtüözü Dilşad Said’in enstrümantal müzik CD’si suça ve örgütle bağlantıya “kanıt” oldu. PKK’ye bağlı “Yurtsever Demokratik Gençlik Hareketi” (YDGH) üyesi oldukları iddia edilen DTP Erzincan teşkilatına yönelik Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talebiyle Nisan ve Mayıs 2008’de DTP yöneticilerine yönelik bir operasyon düzenlenmişti.
İHD İstanbul yöneticisi Leman Yurtsever, 2000 yılında 30 can alan F Tipi Cezaevlerine yönelik askeri operasyonlar sırasında Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürü olan Ali Suat Ertosun’a hakaret ettiği iddiasıyla 3 ay 15 gün hapse mahkum edildi. Ankara 27. Asliye Ceza Mahkemesi’nin kararı 2 Kasım’da basına yansıdı. Hakim Mehmet Tuğrul Türksoy, “kastın yoğunluğu” dolayısıyla cezayı “asgari haddin üzerinde” belirledi. Ertosun’a 2003’te “İnsan Hakları Utanç Belgesi” gönderdiği için mahkum olan Yurtsever, “Yanlı bulduğum kararı temyize götüreceğim” dedi. Aynı protestodan haklarında dava açılan dönemin İHD yöneticileri Kiraz Biçici, Doğan Genç, Eren Keskin, Gülseren Yoleri ve Oya Ersoy da hapisle cezalandırılmış, ardından bu ceza bin 963 TL para cezasına çevrilmişti.
Adıyaman 2. Asliye Ceza Mahkemesi, Güne Bakış gazetesinin 28 Şubat 2008 tarihli sayısında çıkan “Savcılar nerede?” yazısından gazeteci Naif Karabatak hakkında “kamu görevlisine yayın yoluyla hakaret” iddiasıyla açılan davanın görülmesine 20 Ocak 2010’da devam edilecek. Karabatak, anayasa değişikliği sonrası genç kadınların Adıyaman’da başörtüsüyle üniversiteye alınmamasını eleştirdiği için Adıyaman Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Mustafa Gündüz’ün şikayetiyle yargılanıyor.
PKK’nin çatı örgütü olarak bilinen KCK Yürütme Konseyi başkanı Murat Karayılan’la yaptıkları röportaj nedeniyle Günlük gazetesi yayın yönetmeni Filiz Koçali, gazeteci Ramazan Pekgöz ile gazete sahibiZiya Çiçekçi’ye dava açıldı. 28 Ekim’de kamuoyuna yansıyan habere göre, üç kişi, İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanmaya 24 Şubat 2010’da başlayacaklar. 7, 8 ve 9 Ağustos 2009 tarihlerinde çıkan “Hasan Cemal’in istediğini yaptık”, “Yaşar Kemal’e harfiyen katılıyorum” ve “Devlet bir adım atsın biz iki adım atarız” başlıklı röportaj kesitlerinde “örgüt propagandası yapıldığı” yapıldığı iddia ediliyor. İstanbul C. Savcısı Hakan Karaali, Koçali ve Pekgöz’e 10,5 yıla kadar hapis, Çiçekçi için 10 milyon TL’ye kadar para cezası istedi. Dava 11 Eylül 2009’da açıldı. Karayılan’ın sözlerine yer veren üç gazete yetkilisinin TMY’nin 6/2 ve 7/2 maddelerinden cezalandırmasını talep edildi. Röportajdaki “PKK’nin güçlerini sınır dışına çekti, beş yıl boyunca devlet ne adım attı?” sözleri ve “Devlet bir adım atsın biz iki adım atarız” başlığıyla yayımlanan röportajdaki “Bize şimdi devlet verseler de kabul etmeyiz” açıklaması suça gerekçe oldu.
27 Ekim’de Adana 1. Asliye Ceza Mahkemesi, eylemlere katılan çocukların tutuklanıp ağır cezalara mahkum edilmelerini Roj TV’ye değerlendiren İHD Adana Şube Başkanı Ethem Açıkalın’ı daha ilk duruşmada, “kin ve düşmanlığa tahrik ettiği” iddiasıyla üç yıl hapse mahkum etti; cezayı erteleme gereği duymadığı gibi medeni haklardan mahrum bıraktı. Söz verilen Açıkalın da, ”Bizim İHD olarak görevimiz, bize yapılan şikayetleri rapor haline getirip halka açıklamaktır. Roj TV’ye bu kapsamda açıklama yaptım. Beraatimi istiyorum” dediyse de ceza almaktan kurtulamadı. Açıkalın, Adana Valisi İlhan Atış’ın, “gösterilere katılan çocukların ebeveynlerinin yeşil kartları iptal edilsin” önerisini eleştiriyor ve “kirli savaş”tan söz ediyordu.
27 Ekim’de Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesi, PKK’nin Kürt Sorunu’nun demokratik çözüm deklarasyonunu önemsediklerini ifade eden DTP Diyarbakır Milletvekili Aysel Tuğluk’u “örgüt propagandası yaptığı” iddiasıyla 1 yıl 6 ay hapse mahkum etti. Mahkeme, Tuğluk’u TMY’nin 7/2 maddesi uyarınca cezalandırırken ne indirimi gitti, ne de cezayı ertelemeyi seçti. Kararın bir örneği TBMM Başkanlığı’na da gönderildi. Avukatı Fethi Gümüş, kararı temyiz edeceklerini ancak dosyanın Yargıtay’da onanması halinde Tuğluk’un milletvekilliğinin son bulabileceğini söyledi. 3 Eylül 2006’da Tuğluk, “…Hepinizin bildiği üzere dört milyona yakın insan sayın Öcalan’ın demokratik çözümüne bir irade olabileceğini ifade etti. Bu irade beyanının hiç birinin hiçbir siyasal lafı görmezlikten gelemez… Demokratik çözüme, barışçıl bir çözümün başlamasına hizmet edeceğine inandığımız PKK’nin Kürt Sorunu’nun demokratik çözüm deklarasyonunu önemsiyoruz, değerlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz…” demişti.
27 Ekim’de Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi, PKK örgüt üyesi Burhan Bahtiyar’ın anma etkinliğinde ifade ettiği, “Herkesin göz rengi ayrı olabilir, gerilla annesinin ve asker annelerinin gözyaşları aynıdır. Özgürlük mücadelesinde yaşamını yitirenlere minnet duyuyoruz” sözlerinden yargıladığı Sur Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş’ı beraat ettirdi. Demirbaş, “örgüt propagandası yapmak” ile suçlanıyor
Aram Yayınevi sahibi Fatih Taş hakkında “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla İstanbul Ağır Ceza Mahkemeleri’nde açılmış 13 dava bulunuyor. Taş, “Mavidir Avaşin’in Suları” adlı kitaptan 9 Mart 2010’da İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi’nde hakim karşısına çıkacak. “Dilimiz Varlığımız-Dilimiz Kültürümüzdür” adlı kitaptan beraat eden Taş’ın İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanan “Tufanda 33 Gün” kitaba 26 Ekim 2009’de verilen 10 ay hapis, “Ammar İşaretleri” adlı kitaba verilen 7 bin 782 TL para cezası kararları Yargıtay aşamasında bulunuyor. Yayıncı, İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi’nin “Gulen Azadiye” adlı kitaba TMY’nin 7/2 maddesi uyarınca verdiği bin 996 TL para cezasını da ödemek zorunda kaldı. İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nin “Kayıpsın Diyorlar” kitabına “devlet kurumlarının aşağılandığı” iddiasıyla 4 Kasım 2008’de TCK’nın 301. maddesinden verdiği bin 650 TL adli para cezası kararıyla ilgili Yargıtay’ın karar vermesi bekleniyor. Adalet Bakanlığı izin vermeyince, *Beyoğlu 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nin “Dağın Mecnunu” ve “Patika Gerilla Anıları 4” adlı kitaplar için eski TCK’nın 159’dan yapılan yargılama düştü.
“Örgüt propagandasını biz yapmıyoruz halk yapıyor” başlıklı bir yazı kaleme alan Günlük gazetesi yazarı Veysi Sarısözen ile bu yazının yayımlanmasından sorumlu tutulan gazete İmtiyaz Sahibi Ziya Çiçekçi’nin yargılanmasına İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 26 Ekim’de devam edildi. 6 Şubat 2009’da yayımlanan yazıda “Terör örgütü propagandası yapıldığı”nı iddia eden Savcı Hüseyin Ayar,düzenlediği iddianamede ve Çiçekçi’nin 7,5 yıla kadar hapsini istemişti. Sarızözen, savunmasında, “Ben hiçbir zamanda meydanlarda PKK diye bağırmadım ama ben şahidim ki Diyarbakır’da bir milyon kişi bu şekilde bağırıyor. Bizim propaganda yapmamıza lüzum yok çünkü bunu zaten halk yapıyor” dedi. Duruşmada yazarı avukatı Özcan Kılıç temsil ediyor. Yargılamaya 24 Mart 2010’da devam edilecek. İddianamede, “PKK örgütünün halk nezdinde ve kendilerince terörist örgüt görülmediğini, aksine bir isyan hareketi, başkaldırı hareketi olarak nitelendirildiği, halkın Başbakanın terörist dediği kişiye terörist demediğini, yazı bütününde söylemek suretiyle, propagandasını yaptığı, yazı işleri müdürü şüphelinin de yazıyı okuduğu ve suç unsuru görmediği için yayınlamak suretiyle suça iştirak ettiği anlaşıldı…” deniyor.
Günlük gazetesi sahibi Ziya Çiçekçi hakkında, 21 Mart 2009 ile 12 Aralık 2009 tarihleri TMY’nin 6/2 ve 7/2 maddelerine muhalefet etmekten 14 dava açıldı. Çiçekçi bu dönemde 3 yıl 4 ay hapse mahkum edilirken Günlük gazetesine dört kez verilen bir aylık kapatma kararları AİHM’e taşındı. Özgür Görüş, Rojev, Özgür Ortak, Özgür Mezopotamya, Siyasi Alternatif ve Süreç gazetelerinin imtiyaz sahibi Cesur Yılmaz hakkında da, 18 Nisan- 18 Aralık 2009 döneminde yayımlanan haber, yazı ve fotoğraflar nedeniyle toplam 32 dava açıldı. Bu davalardan Yılmaz, 9 yıl hapse ve 6 bin TL para cezasına mahkum edildi. Dosyaları Yargıtay’a taşındı. Ayrıntı, Analiz, Özgür Yorum ve Politika gazetelerinin imtiyaz sahibi Erdal Ölmez ise, 24 Ocak-26 Aralık 2009 döneminde açılan 11 davadan ceza aldı; bir davadan beraat etti. Örneğin, 24-30 Ocak 2009 tarihli Ayrıntı gazetesinde yayımlanan haberlerden Ölmez, “örgüt propagandası yapmak” ve “örgüt açıklamasına yer vermek” iddiasıyla 29 Mayıs 2009’da toplam 2 yıl 8 ay 7 gün hapse mahkum edildi. Ölmez hakkında bugüne kadar verilen 20 yıllık hapis cezası Yargıtay’a taşınırken dokuz davası İstanbul Ağır Ceza Mahkemelerinde sürüyor. Politika gazetesi hakkında verilen üç, Analiz gazetesine de verilen bir kapatma kararı AİHM’e taşındı.
22 Ekim’de Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi, PKK örgütünün hapisteki lideri Abdullah Öcalan’ın resminin bulunduğu Azadiya Welat gazetesi sayısını Siirt’te havaya kaldırarak satışını yapan gazete dağıtımcısı Mehmet Altay’ı “örgütün propagandasını yapmak”tan 10 ay hapse mahkum etti. Mahkeme, 29 Mart Yerel Seçimleri öncesi seçim bürosu açılışında örgütü simgeleyen bez parçalarını açtığı gerekçesiyle Altay ile birlikte yargılanan Fehime Ete’yi de aynı cezaya çarptırdı. Duruşma savcısı, esas hakkındaki mütalaasında, Altay’ın büro açılışında PKK ve Öcalan lehinde slogan atan grubun içerisinde olduğunu savunarak, “Öcalan’ın resminin bulunduğu Azadiya Welat gazetesini her iki eliyle tutarak havaya kaldırdığı, böylece üzerine atılı suçu işlediği belirlenmiştir” şeklindeki tespite yer verdi.
Muş Asliye Ceza Mahkemesi, Haber 49 gazetesi sahibi Emrullah Özbey’i, İl Öz İdaresi Genel Sekreteri Ahmet Güngör’ün istifasıyla ilgili yayımlanan “Spekülasyonlarla dolu bir istifa” haberi nedeniyle “hakaret” suçlamasıyla yargılıyor. Muş Sulh Ceza Mahkemesi, 22 Ekim’de görevsizlik kararı verince dosya bu mahkemenin önüne geldi. Güngör’ün istifasıyla ilgili gündeme gelen sorulardan 15’ini Muş Valisi Erdoğan Bektaş’a da soran gazeteciye Vali yanıtlarını göndermişti. Ayrıca, Yargıtay Hukuk Dairesi, 17 Ocak 2005’te çıkan “İmza Skandalı” haberiyle engellilerin sınavının sahte imzayla iptal edilmesini gündeme getiren gazeteciye eski Milli Eğitim Şube Müdürü Sadettin Yıldırım’ın şikayetiyle verilen iki bin TL’lik tazminatı bin TL’ye indirmişti. Ancak bu arada Danıştay da, Muş’taki engellilerin görevlerine iadesini kararlaştırmıştı. İddiasının arkasında olduğunu ifade eden gazeteci, AİHM’e başvuracağını açıklamıştı. Yıldırım, gazeteciyle ilgili icra işlemlerini başlattı.
İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, Siyah Pembe Üçgen Derneği’ne “genel ahlaka ve Türk aile yapısına aykırı olduğu” gerekçesiyle kapatma davası açtığı 22 Ekim’de gündeme geldi. Yargılamaya 19 Şubat 2010’da başlanacak. İzmir İl Dernekler Müdürlüğü’nün başvurusu üzerine Savcı Sami Dündar, 16 Ekim 2009’da Terörle Mücadele Kanunu’nun 60/2. maddesine göre bildirilen eksiklikleri 30 gün içerisinde düzeltilmediği gerekçesiyle dava açtı.
14 Ekim’de Ardahan 2. Asliye Hukuk Mahkemesi, Kuzey Doğu Anadolu gazetesi sahibi Selmi Yılmaz ile gazetenin yazı işleri müdür Fakir Yılmaz’ı, yargılandıkları davayla ilgili izlenimlerini yazdıkları için toplam 4 bin TL tazminata mahkum etti. Ardahan Adliyesi Hakimi Dilek Şen ve yine Ardahan Adliyesi Savcılarından Emrah Ünal, gazetenin 14 Mayıs 2009 tarihli sayısında “Reddi hakim mi yapsaydım!” başlığıyla yer verilen bir yazıda kişilik haklarına saldırıda bulunulduğunu iddia ederek, 40 bin TL tutarında manevi tazminat talep etmişlerdi. Gazetecilerin dosyanın bilirkişiye gönderilmesine ilişkin taleplerini daha önce reddeden mahkeme, her bir şikayetçiye 2 bin TL tazminat ödenmesine hükmetti. Fakir Yılmaz, karara saygı duyduklarını ancak davayı Yargıtay’a taşıyacaklarını bildirdi. Yılmaz, yazısında, duruşmanın sekiz saat geç başlaması ve iş yoğunluğundan hakimin gerginliğine işaret etmiş ve “neyle suçlandığımı bilmiyorum” dediğinde hakimin hırsını kendisinden çıkardığını, eşi ve kardeşinin yanında kendisini küçük düşürdüğünü savunmuştu. Çıldır Cumhuriyet Başsavcılığı, Köy Hizmetlerine ait bir greyderin donmuş Çıldır Gölü üzerinde ki askeri çadırın etrafına kar biriktirmesi için çıkartan Çıldır Kaymakamı Önder Çan’ı eleştirdiği için Fakir Yılmaz hakkında yapılan şikayette takipsizlik kararı verdi. “Ardahan’da yetkililer ‘Çıldır’mış olmalı” başlıklı bu haber, Taraf gazetesinde de yayımlanmıştı.
“Dink Cinayeti ve İstihbarat Yalanları” kitabının yazarı Nedim Şener’in sekiz yıl hapsinin istendiği dava 2 Şubat 2010’da sürecek. Emniyet Genel Müdürlüğü 29 Eylül 2009 tarihli duruşmada hazine avukatı göndererek müdahil olmak istedi. Ancak İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi, Emniyet Genel Müdürlüğü’nün dosyada ve iddianamede ihbar eden konumunda bulunduğu ve “doğrudan zarar gören sıfatında olmadığı” gerekçesiyle bu talebi reddetti. Hrant Dink Cinayeti öncesi ve sonrası Jandarma, Polis ve MİT içerisindeki ihmalleri ve ihmallerini gizleme yönündeki çabalarını gözler önüne seren gazeteci Şener, “kamu görevlisine hakaret”, “haberleşmenin gizliliğini ihlal ettiği” ve “adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs” ettiği iddiasıyla yargılanıyor. Başbakanlık Teftiş Kurulu’na yazılan yazıya yanıt alan mahkeme, dosyaya konulan bu raporları inceleyecek ve talepleri değerlendirecek.
Polisin Ankara’daki evinde Kevser Mızrak’ı öldürmesini Adana’da düzenlenen bir basın açıklamasına katılarak protesto eden İHD Adana Şube başkanı Ethem Açıkalın, “örgüt propagandası yaptığı” iddiasıyla 8 Ekim’de bir yıl hapse mahkum edildi. Açıkalın, Adana İnönü Parkı’nda 13 Aralık 2007’de düzenlenen ve DHKPC üyesi olduğu iddia edilen Mızrak’ın öldürülmesinin kınandığı açıklamaya katıldığı için dört gün sonra tutuklanmış, beş ay cezaevinde kaldıktan sonra da tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştı. Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi, açıklamayı okuyan HÖC temsilcisi Şenmsettin Kalkan, yaşam hakkı ihlal edildiği gerekçesiyle etkinliğe destek veren İHD temsilcisi Açıkalın, ESP temsilcisi Dinçer Ergün, Çukurova Halk Kültür Merkezi temsilcisi Hasan Yüksel ve HÖC üyeleri Mehmet Bıldırcın,Hasan Kutlu, Halime Keçeli, İlhan Sarıoğlu ve Emrah Eskibal’ı TMY’nin 7/2 maddesine dayanarak birer yıl hapse mahkum etti.
Muğla’da çıkan Milas Önder gazetesi ve yazı işleri müdürü Kemal Kaşkar, Başbakan Erdoğan’a ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e fıkra yoluyla “şerefsiz” denilerek hakaret edildiği gerekçesiyle Milas 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılanıyor. “Başbakana basın yoluyla hakaret” iddiasıyla yargılanan Kaşkar’ın iki yıl 8 aya kadar hapsi isteniyor. Gazetenin yayın yönetmeni Coşkun Efendioğlu, haftada bir Cumartesi günleri okurlardan gelen fıkralara yer verdikleri hatırlatarak, “Aslında yayın politikalarımızda bu yok ve buna da dikkat ediyoruz. Dikkatimizden kaçarak da olsa yayımlanan bir fıkra için dava açılmasına gerek yoktu. Fıkra tekniği açısından aslında güzel bir fıkra. Mahkum olursak Yargıtay’a, sonuç alamazsak da AİHM’e gideriz” demişti.
8 Ekim’de Adana 5. Asliye Ceza Mahkemesi, 1 Mart 2003’te görüşülüp reddedilmeden önce, Irak’a birlik göndermek amacıyla meclise sevk edilen hükümet tezkeresini “Terör eylemlerine asker gönderme, asker bulundurma eğer böyle bir Meclisten alınacaksa, bu Meclis teröristtir” diyen Radyo Dünya yetkilisi Sabri Ejder Öziç’i altı yıl sonra beraat ettirdi. Öziç, “Bugün de aynı anti-militarist düşüncelerin arkasında duruyoruz. Düşüncenin suç olmadığı bir ülke özlemini çekiyoruz hala…” dedi. Mahkeme, tezkerenin Bakanlar Kurulu’ndan Meclise gönderildiği 24 Şubat 2003’te görüşlerini ifade ettiğinden bu yana “Meclisi alenen aşağılamak” iddiasıyla yargılanıyordu. 30 Aralık 2003’te bir yıl hapisle cezalandırılan Öziç ile ilgili kararı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Turhan Başer, 23 Şubat 2005 tarihli düşünce özgürlüğüne vurgu yapılan ve “yeni TCK da dikkate alınsın” denilen kararıyla bozmuştu. Hrant Dink cinayetinden dört gün sonra Radikal gazetesinde “19 Ocak 2007 Ermeni soykırımı” başlığıyla bir yazısı yayımlanan gazeteci Mustafa Alp Dağıstanlı da, 301. maddesi uyarınca yargılanmıştı. Dava, Adalet Bakanlığı izin vermediği için düşmüştü.
7 Ekim’de Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, İsviçre’de Şubat 2005’te çıkan bir röportajdaki “Bu topraklarda 30 bin Kürt ve bir milyon Ermeni öldürüldü” sözleri nedeniyle Nobel Edebiyat Ödülü sahibi yazar Orhan Pamuk hakkında manevi tazminat davası açılabileceğine karar verdi. Daire, kişilerin onur ve şerefleri gibi mensubu bulundukları bir millete aidiyet duygularının da kişilik değerleri kapsamında ve hukuki koruma altında olduğuna işaret etmişti. Bu durumda yazar, Şişli 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde yeniden yargılanmaya başlayacak. İstanbul Şehit Anaları Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği Genel Başkanı Pakize Alp Akbaba ve “Ergenekon terör örgütü” ile ilgili davadan tutuklu sanık olarak yargılanan avukat Kemal Kerinçsiz’in de aralarında bulunduğu altı kişi, yazardan toplam 36 bin TL manevi tazminat talep ediyor. Yerel mahkeme, salt Türk milletinin bir ferdi olmaları nedeniyle davacıların yansıma yoluyla “kişilik haklarına saldırı”dan tazminata hak kazanamayacaklarına hükmederek, davanın aktif husumet yönünden reddine karar vermişti. Kararın temyiz edilmesi üzerine dosyayı görüşen Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, davacıların “dava açma ehliyetlerinin bulunduğuna” işaret etti; “kişilik haklarına saldırı” bulunması halinde mevzuat hükümlerinin uygulanmasını istedi. Pamuk hakkında Şişli 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde eski TCK’nın 159. maddesinden ve “Türklüğü aşağılamak” iddiasıyla açılan dava Adalet Bakanlığı izin vermediği için düşmüştü.
MLKP örgütüne yönelik operasyondan sekiz ay tutuklu kaldıktan sonra tahliye edilen İzmir Demokrat Radyo Genel Yayın Koordinatörü Nadiye Gürbüz, 26 Ocak 2010’da İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanmaya devam edecek. MLKP üye olmak ve örgütün mali işlerini yürütmekle suçlanan Gürbüz’le birlikte tutuklanan Mine Özalp ve Sakine Solmaz ilk duruşmada; Gürbüz 17 Eylül’de tahliye edilmişti.
Diyarbakır 6. Asliye Ceza Mahkemesi, hizmetleri Türkçe dışında Kürtçe, Ermenice ve Süryanice verdiği için Sur Belediyesi Başkanı Abdullah Demirbaş, belediye başkan yardımcısı Hüseyin Kaya, Satın alma müdür vekili Resül Baran ile kültür işleri müdürü Mehmet Ali Altunkaynak’ı yargılamaya devam ediyor. 25 Mayıs 2009’da mahkeme savcısı, dört tutuksuz sanığın hapisle cezalandırılmasını talep etmişti. Demirbaş ve ona bağlı üç müdürünün, bu hizmetlerde bulundukları ve belediye kaynaklarını bu faaliyetlere ayırdıkları gerekçesiyle, TCK’nın 257. maddesi uyarınca “görevi kötüye kullanarak kamuyu zarara uğratmak” ve 222. maddesi gereğince de “Şapka ve Türk harflerine aykırı hareket etmek” iddiasıyla 3 yıl 6 aya kadar hapisleri isteniyor. 30 Eylül’de devam edilen davayla ilgili Demirbaş, “Bizim ceza alıp almamız Türkiye’nin çok kimlikli, çok kültürlü, çok inançlı ve çok dilli olduğu gerçeğini değiştirmeyecektir. Hükümet kendisine hak gördüğünü bize suç görüyor. Bizi yargılayan mahkeme, ben Kürtçe konuşsaydım bana tercüman sağlaması gerekecekti. Belediye bütçesinden kaynak aktardığım için suçlanıyorum” demişti.
Eylül ortasında İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi, Star gazetesi yazarı Şamil Tayyar’ı, Ergenekon Davası’nın tutuksuz sanıklarından gazeteci Güler Kömürcü Öztürk’e “basın yoluyla hakaret ettiği” iddiasıyla 2 bin 610 TL para cezasına, “haberleşmenin ve özel hayatın gizliliğini ihlal ettiği” gerekçesiyle de 1 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırdı. Ceza, iyi halden 1 yıl 3 aya indirildi ve beş yıl süreyle ertelendi. Beş yıl adli denetime tabi tutulacak olan Tayyar, bu süre içerisinde bir suç işlerse cezasını çekmek için hapse girecek. Kömürcü, Tayyar’ın 12 Eylül 2008 tarihli “Hayırlı İşler Tuğrul Bey” ve 17 Eylül 2008 tarihli “Ergenekon Kimlere Kaldı” başlıklı yazılar nedeniyle mahkemeye başvurmuştu. Yazıda Kömürcü ile Tuğrul Türkeş’in soruşturmayla ilgisi olmayan ve iddianamenin eklerine konulan telefon kayıtlarına yer verdiği iddia ediliyordu. Karar, savcıların Ergenekon iddianamesine koyduğu bir konuşmanın “özel hayatı ihlal” sayılması açısından da önem taşıyor.
17 Eylül’de Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi, PKK örgütü için “silahlı Kürt muhalefeti” dediği için “terör örgütü propagandası yapmak” ile yargıladığı Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir hakkında beraat kararı verdi.
15 Eylül’de Adana 2. Asliye Ceza Mahkemesi, tek celsede Ekspres gazetesi editörü Sevda Turaçlar’ı, yayına verdiği bir fıkra yoluyla Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’a hakaret ettiği gerekçesiyle 11 ay 20 gün hapse mahkum etti. Ceza, beş yıl süreyle aynı nitelikte bir suç işlenmesi durumunda infaz edilecek. Turaçlar, “Hukukun verdiği karara saygılıyız. 20 yıldır gazetecilik yapıyorum, ilk kez böyle bir şey yaşadım. Türkiye çapında destek aldım. Herkese teşekkür ederim” dedi. Turaçlar, ”Ben gazetenin teknik servisinde bilgisayar operatörü olarak görev yapıyorum. Bu köşede gazeteye elektronik postayla gönderilen fıkrayı incelemeden alıp kullandım. Daha önce de eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ve eski Başbakan Yıldırım Akbulut ile ilgili de fıkralar alıp kullanmıştım. Suç içerdiğini bilmiyordum” dedi.
11 Eylül’de Genelkurmay Başkanlığı Hukuk Müşaviri Tuğgeneral Hıfzı Çubuklu, “İrticayla mücadele planı” belgesiyle ilgili yayından bir muhabire dava açıldığını açıkladı. Ordu içinde bir “AKP ve Gülen’i Bitirme Planı” hazırlandığını 12 Haziran’da haberleştirdiği için Kadıköy Cumhuriyet Savcılığı’nın hakkında soruşturma yürüttüğü Taraf gazetesi muhabiri Mehmet Baransu, “soruşturma davaya dönüşürse mahkemeye iddiaları çürütecek belgeler sunacağım. Dava açıldığına dair bir bilgi bana gelmedi” dedi. Baransu, “askeri kuvvetleri alenen aşağılamak” suçlamasıyla hakkında bir soruşturma yürütüldüğünü biliyor ancak hakkında dava açıldığından haberdar değil: “Soruşturmayı yürüten savcılık, Genelkumrayı bilgilendirmiş olabilir. Gazeteci, TCK’nın 301. maddesinden yürütülen soruşturmaya ilişkin dosyasının 12 Ağustos’ta Adalet Bakanlığı’na gönderildiğini söylüyor.
10 Eylül’de Beyoğlu 2. Sulh Ceza Mahkemesi, vicdani retçi Mehmet Bal’a bir basın açıklamasıyla destek verdikleri için tiyatro oyuncusu Mehmet Atak ve Oğuz Sönmez, Gürşat Özdamar, Serkan Bayrakisimli savaş karşıtlarını, “halkı askerlikten soğutmak” iddiasıyla yargılamaya devam etti. Altı ay hapiste kalan Bal’ın tekrar tutuklanarak askeri hapishanede işkence görmesini protesto eden dört kişi, TCK’nın 318. maddesinden iki yıl hapis istemiyle yargılanıyor. Ancak son duruşmada sanıklar ve avukat Ömer Kavili, hakim kararıyla, silahlı polis zoruyla duruşma salonundan çıkarıldılar. Mahkeme başkanı, sadece Mehmet Atak’ın müdafii olarak bulunduğunu ve sadece ona dair olan bölüme dair yapılan usul hatalarını tutanağa geçirttiğini, diğer üç sanığın savunma hakkının engellendiğini belirten Kavili’yi duruşmadan çıkarttı. Bunun üzerine Kavili ve müvekkili Atak, durumu HSYK’ya taşıdı.
8 Eylül’de Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, Sur Belediyesi’nin “Her Eve Bir Hikâye” (Sere Şeve Çirokek) Projesi kapsamında evinde çocuklara Kürtçe ders veren 10 yaşındaki M.Ö.’nün annesi ve babasıile belediye başkanı Abdullah Demirbaş hakkında dava açmaya gerek görmedi. Üç yıl önce ”Her geceye bir masal ve her evi bir eğitim yerine dönüştürme projesi” adıyla başlattığı proje nedeniyle Abdullah Demirbaş ile bu projeden hareketle evinin bir bölümünü okula dönüştüren M.Ö.’nün anne ve babası daha önce savcılığa ifade vermişlerdi. Soruşturma sonunda savcılık takipsizlik kararı verdi.
8 Eylül’de Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi, kapatılan DEP’in eski milletvekili Leyla Zana, 2007 Newrozu’nda “Kürtlerin üç önder Celal Talabani, Mesut Barzani ve Abdullah Öcalan” sözlerinden mahkum olduğu davada yaptığı savunmadan da hapis istemiyle yargılandı; ancak “örgüt propagandası yaptığı” iddiasıyla ilgili beraat etti. Zana’yı “suç ve suçluyu övmek” iddiasıyla iki yıl hapse mahkum edildiği dava sırasında, “düşüncelerimden dolayı yargılanmayı Türkiye demokrasisinin ayıbı olarak görüyorum” dediği için yargılanıyordu. Avukatı Meral Danış Beştaş, “Mahkemeler propaganda yapılabilecek alanlar değildir. Çünkü propaganda belirli bir fikri yaymayı kapsar. Ayrıca, savunma hakkı Anayasa ve uluslararası hukuk başta olmak üzere evrensel bir boyutta güvence altındadır” dedi.
8 Eylül’de Aydın Çocuk Mahkemesi, Başbakan Erdoğan’ın ziyareti sırasında aracıyla yanından geçerken “Allah senin belanı versin” dediği iddia edilen 13 yaşındaki M.S.Ö. ile ilgili davayı düşürdü. 29 Mart 2009 yerel seçimleri öncesinde Aydın’ı ziyaret eden başbakan, kendisine hakaret ettiği iddiasıyla korumalarınca yanına getirilen M.S.Ö.’ye neden böyle konuştuğunu sormuş, “Seni sevmiyorum” şeklinde bir yanıt alınca da çocuğun boğazını sıkmıştı.”Görevliye görevi nedeniyle alenen hakaret” iddiasıyla yargılanan M.S.Ö hakkındaki dava ilk duruşmada düştü. Mahkeme, Erdoğan’ın ziyareti “AKP lideri” olarak yaptığını ve bu nedenle kamu görevlisi olarak kabul edilemeyeceğini açıkladı. MSÖ, çocuk TCK’nın 125. maddesi uyarınca 14 ay ile 28 ay arasında hapis istemiyle yargılanıyordu. Babasının iflas etmesi nedeniyle Erdoğan’a tepki gösteren çocuğun avukatları da, Erdoğan hakkında “kasten insan yaralamak” iddiasıyla şikayet etmiş ancak suç duyurusu takipsizlikle sonuçlanmıştı. Avukat Kemal Aytaç, “Başbakanı değil çocuğun korunması gerekir. Hukuka aykırı şekilde yazılan iddianame kabul edilir? Üstelik başbakanın herhangi bir şikayeti de yok” dedi.
Şişli 2. Asliye Ceza Mahkemesi, Alınteri dergisinde yayımlanan bir haberde eski Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk için “katil” dendiği için yargıladığı eski yazı işleri müdürü Sakine Yalçın ile ilgili dosyayı zamanaşımından düşürdü. Derginin 1 Şubat 2002 tarihli sayısında “Hücre tipi yaşama hayır” başlıklı haber nedeniyle İlk yargılamada 884 TL’ye mahkum edilen gazeteci, karar Yargıtay yolu açık olmak üzere verilmesine karşın, 2006 yılında pasaport almaya gittiğinde gözaltına alındı. Yalçın’a serbest bırakılması için para cezası ödettirildi ancak dava sürüyor. Gazeteci, 16 Temmuz 2003’te yer alan “Darbenin kesintisizliği” başlıklı yazıdaki “köylülerin yüzlerine bok süren ve kadınlara tecavüz eden askerler” ifadesi ve TBMM’ye “ahır” denmesi gerekçeleriyle 159. maddeden Şişli 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılanıyor. Adalet Bakanlığı’nın 301 değişikliği nedeniyle yargılanmasına izin vermediği Yalçın, eski TCK’nın 159. maddesinden hala sanık olduğunu, son olarak para cezasına mahkum edildiğini ve cezasınında tekrar suç işleyebileceği kanaatiyle ertelenmediğini ifade etti. Dosyası Yargıtay’da. Yalçın, 14 Ekim 2003’te yayımlanan “Sınıfa karşı. sınıf” yazısından, “orduya hakaret ettiği” iddiasıyla bin 620 TL idari para cezasına mahkum edildi. Yalçın, kararı temyiz ettiklerini bildirdi.
Beyoğlu 1. Sulh Ceza Mahkemesi, “Hayat Üç Saatlik Sınava Sığmaz” kampanyası için toplanan imzaları TBMM’ye gönderdikten sonra 20 Mayıs 2008’de yaptıkları eylemde Başbakana hakaret ettikleri iddiasıyla yargılanan Emek Gençliği’nin üç üyesi Şerafettin Gökdeniz, Sercan Bakır ve Ekin Can Kınık’ı beraat ettirdi. Bilirkişinin mahkemeye gönderdiği raporda, “İstanbul’da doğdu, ABD’li oldu, katil Bush’un oğlu Tayyip Erdoğan” şeklindeki slogan ve sözlerde suç unsuruna rastlanmadığına yer verilmişti. Gözaltına alınan üç genç, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası’na muhalefet etmekten de beraat etmişlerdi.
İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, PKK örgütünün Aktütün Karakolu’na 17 askerin ölümüne neden olan baskınla ilgili “tutanak raporlarını haberleştirdiği” için Taraf gazetesi muhabiri Mehmet Baransu’yu 10 yıl hapis istemiyle yargılıyor. 27 Ağustos 2009’da yazılan iddianamede, 13 Nisan 2009’da çıkan “Ceride Raporları” başlıklı haberde, karakola yapılan baskının zamanı, baskın anında uçakların kalkış saati, Başbakan ve Cumhurbaşkanlığı’na olayın ne zaman bildirildiği, Genelkurmay Başkanı’nın Karargâha saat kaçta geldiği gibi bilgilere yer verildiği bildiriliyor. Haberden iki ay sonra Askeri Savcılık, 12 Haziran’da Baransu hakkında suç duyurusunda bulundu; gazetecinin “Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin gizli kalması gereken bilgileri açıkladığı”nı iddia etti. “Ceride kayıtlarının gizli, gizlilik derecesi kaldırılmamış veya değiştirilmemiş bilgi ve belgelere” yer verdiği gerekçesiyle Baransu, TCK’nın 329. maddesinden yargılanıyor.
Eski DTP Genel başkan yardımcısıyken 2007 Newroz Bayramı’nda bir konuşma yapan Orhan Miroğlu, “PKK Türkiye’nin gerçeğidir, bu gerçekle Türkiye yüzleşmelidir. Sınır ötesinde aramayın” dediği için 2 yıl 4 ay hapse mahkum edildi. Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi, Ağustos’ta verdiği kararında “örgüt propagandası yapıldığı”nı ileri sürdü. Dosya Yargıtay’a taşındı. Taraf gazetesi yazarı Miroğlu, 12 Aralık 2007 tarihli “Bekar Askerler” yazısında “bekar Türk askeri ile geleneksel kıyafetli Kürt kadınını yan yana” gösteren Sabah gazetesindeki bir fotoğrafı ve haberi eleştirdiği için TCK’nın 301. maddesinden yargılıyor. Adalet Bakanlığı’nın yargılama izni verdiği Miroğlu, Kadıköy Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen dava için talimatla ifade vermişti. Miroğlu, Sabah’taki “Sınır Komandoları Bekar Olacak”haberinden hareketle kadınların geçmişte aylarca karakollarda cinsel ihtiyacın giderilmesi için tutulduğunu savunarak, AİHM’de ceza getiren Ş.A davasına atıf yaptı.
Sanatçı Ferhat Tunç, Yeniden Özgür Gündem gazetesine yazdığı “Bir Devrimci Leyla ve Bir Şarkı” başlıklı yazıda “Adliyeyi tahkir ve tezyif” ettiği iddiasıyla yargılanıyor. Beyoğlu 2. Asliye Ceza Mahkemesi, 19 Ocak 2004’te çıkan ve “Derin Yargı”dan söz eden yazıdan sanatçı ve yurtdışında yaşayan sorumlu müdürü Mehmet Çolak’ı hapis istemiyle yargılıyor. Ayrıca Tunç, 22 Temmuz 2006’da Antalya Alanya’da verdiği bir konserde “Bu ülkede ölen askerler nasıl bu ülkenin evladı sayılıyorsa, öldürülen her gerilla da bu ülkenin evladıdır” dediği için de yargılanıyor. İzmir 10. Ağır Ceza Mahkemesi, “örgüt propagandası yaptığı” iddiasıyla yargılanan davadan beraat etti ancak duruşma savcısı kararı temyiz edince dosya Yargıtay’a taşındı. Tunç, burada da “Bu ülkede ölen askerler nasıl bu ülkenin evladı sayılıyorsa, öldürülen her gerilla da bu ülkenin evladıdır. Ölen her asker için yüreğim yanıyor, öldürülen her gerilla için yüreğim kanıyor” demişti.
Hukukçu Erdal Doğan, gazeteci Hrant Dink’in katledildiği 19 Ocak 2007 günü NTV, Habertürk ve STV kanallarında yaptığı açıklamalar nedeniyle Ergenekon sanığı Emekli Tuğgeneral Veli Küçük’ün açtığı 10 bin YTL’lik tazminat davasından yargılanıyor. Dava önce müşteki avukatlarının mazeret bildirilmeden katılmadıkları gerekçesiyle düşen dava, ek girişimle yeniden açılmıştı. Beyoğlu 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde yargılanan Doğan, müvekkili Dink’in öldürülmeden önce 301. maddeden yargılandığı davaya Veli Küçük’ün müdahil olmak istediğini ifade etmişti. Doğan, “Bu davada Veli Küçük kendi el yazısıyla davaya taraf olmak için dilekçe sundu. Bu olaydan sonra ise Hrant kendini daha çok tedirgin hissederek, bunu aile ve yakın çevresine ve tarafıma iletti. Çünkü Veli Küçük sokaktan geçen herhangi bir kişi değil. Bunu herkes iyi bilir” demişti.
28 Temmuz’da Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesi, Londra’daki Suas Üniversitesi’nde yaptığı konuşmada, “İnsan için beyin ve yürek neyse Kürt halkı için PKK ve Öcalan o demektir. Kürt halkı için yeni bir yaşam kurdu öyle ki varlığından utanır hale gelmiş halka özgürlük ve direniş ruhu kazandırdı” dediği iddiasıyla eski DEP milletvekili Leyla Zana’yı “PKK örgütü propagandası yapmak” suçlamasıyla 1 yıl 3 ay hapse mahkum etti. Zana, 24 Mayıs 2008’de yapılan bir seminerinden TMY’nin 7/2. maddesi uyarınca yargılanıyordu. Emniyet, Roj TV haber bülteninde çıkan görüntüleri takip ederek Zana’yı şikayet etmişti. Zana hakkında açılmış 10’u aşkın dava var. Zana, Avrupa Parlamentosu’nun Brüksel’de düzenlediği “4. Uluslararası AB, Türkiye ve Kürtler” konferansında yaptığı ve 4 Aralık 2007 tarihli Akşam gazetesinde “Zana: Öcalan’ın Rolü Son Derece Önemli” başlığıyla çıkan konuşmasından da suçlanıyor. Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi de, Zana’yı “Eğer kardeşlik için el uzatılsa Kürtler daha da güçlü bir şekilde barış elini tutacak. Eğer uzatılmazsa Kürtler her zaman mücadele edecek. Erdoğan’a sesleniyorum, Kürt şehirlerini bir bir dolaşma, git İmralı’da barış elini tut. Bu halk bunu istiyor” sözlerinden yargılıyor.
Silivri 1. Asliye Ceza Mahkemesi, üç yıldır Hakan Taştan ve Turan Topal’ı “kin ve düşmanlığa tahrik”, “Türk milletini aşağılama” ve “hukuka aykırı şekilde veri toplamak” iddiasıyla yargılıyor. Davaya yeni tanıkların dinlenmesiyle 28 Ocak 2010’da devam edilecek. Mahkeme, “Protestanlığı yaydıkları” gerekçesiyle yargılandığı davada soruşturmanın genişletilmesi ve “misyonerliğin adliyelerdeki yaygınlığına tanıklık etmeleri” için İstanbul ve Beyoğlu adliyesinden iki çalışanın dinlenmesine karar vermişti. Dava, Silivri’nin Hristiyanlar için “kutsal bir yerleşim haline getirilmek istendiği, misyonerlerin buradaki okullarda örgütlenmeye çalıştığı; Türklüğü, askerlik hizmetini ve İslamiyet’i aşağılayıcı konuşmalar yapıldığı” yönündeki bir ihbar üzerine açılmıştı. Taksim’deki Türk Protestan Kilisesi üyesi sanıklara yönelik suçlamalar arasında “misyonerlik faaliyetinde bulunmak, çoğu öğrenci olan müştekilere ücretsiz İncil, Hıristiyanlık’la ilgili kitap ve CD verilmesi” de var. Adalet Bakanlığı, iki gencin TCK’nın 301. maddesinden yargılanmalarına izin vermişti.
DİHA muhabirleri Sertaç Kayar ve Yunus Tosun, Beyoğlu Dolapdere’de, eylem izlerken gözaltına alındıktan sonra şimdi de eyleme katıldıkları gerekçesiyle yargılanıyorlar. İki muhabir 20 Ekim 2008’de savcılıkça serbest bırakıldılarsa da , “Yasadışı gösteri sırasında yanıcı madde kullanmak ve kamu malına zarar vermek” iddiasıyla cezalandırılmaları isteniyor. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada iki kişi, eylemi izlerken haberci olarak gözaltına alındıklarını ve haber materyallerine de el konduğunu söylediler. Polis, bir inşaat bölgesinde iş makinelerine yönelik molotoflu saldırı düzenleyen grubu izlerken “çevredeki evlerin, pencere ve balkonlardaki vatandaşların bağırarak işaret etmeleri üzerine, kaçan grubun arkasından ayrılan” DİHA stajyer muhabiri Tosun ile muhabir Kayar’ı, üzerlerindeki fotoğraf makinesi, el kamerası ve gaz maskeleriyle birlikte gözaltına aldı.
Kürt siyasetçi Mahmut Alınak, Başbakan Erdoğan’a gönderdiği ve kendisini Kürtçe ifade ettiği mektubunda, “Kars halkını kandırdınız” dediği için hapisle yargılanıyor. Başbakana hakaret ettiği iddiasıyla 11 ay ve 20 gün hapisle 500 fidan dikerek bakımını yapmaya mahkum edilen Alınak, Erdoğan’a Kürtçe mektup göndererek eleştirdiği için 23 Temmuz’da Kars 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde hakim karşısına çıktı. Tutuksuz sanık olarak iki yıl hapsi istenen Alınak, savunmasında, “Mektubumda Başbakanın ve Adalet ve Kalkınma Partisi’nin halkı kandırdığını, Kars’a sömürge gözüyle bakıldığını yazdım. Bu sözlerin neresinde hakaret olduğunu anlamış değilim. Öyle ki, bir eleştiriden dahi söz edilemez. Bu halde bizim ağzımıza mühür vurup sokakta öyle dolaşmamız gerekecektir. Nasıl bir düşünce özgürlüğüdür ki, kandırma sözcüğü dahi suç olmaktadır. Görünen o ki, bizim bu ülkede özgür olduğumuz tek yer hapishanedir” dedi. Mahkeme, sanığın sabıkasını incelemeye almıştı.
Diyarbakır’ın Sur Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş, PKK örgüt üyesi Burhan Bahtiyar’ın anma etkinliğinde ifade ettiği sözlerinden dolayı yargılandı; sonunda beraat etti. Demirtaş, “Herkesin göz rengi ayrı olabilir, gerilla annesinin ve asker annelerinin gözyaşları aynıdır. Özgürlük mücadelesinde yaşamını yitirenlere minnet duyuyoruz” sözlerinden “örgüt propagandası yapmak” suçlamasıyla yargılanıyordu.
Emniyet Müdürlüğü’nde fuhuş, dayak ve hakaret iddialarını 12 Mart 2007’de “AB’ye Böyle mi Girmeliydik? Görevlerini Kötüye Kullanıyorlar” yazısıyla gündeme getirdiği için bir süre hapis yatan Afyonkarahisar Emirdağ gazetesi sorumlu müdürü Mustafa Koyuncu 6 yıla kadar hapis ve 440 bin TL tazminat istemiyle yargılanıyor. Emirdağ Asliye Ceza Mahkemesi ve Asliye Ceza Mahkemesi’nde dinlenen dört tanık gazetecinin dile getirdiği iddiaları doğrular nitelikte ifade verdiler. Koyuncu, “yayın yoluyla hakaret” iddiasıyla 13 Mart 2007’de tutuklanmış, tekzip yayımlaması şartıyla bir hafta sonra tahliye edilmişti.
İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi, Alternatif gazetesi sahibi Cevat Düşün ve Yayın yönetmeni Ragıp Zarakolu’nu “terör örgütü propagandası yapmak”, “halkı askerlikten soğutmak” ve “suçu ve suçluyu övmek” iddialarıyla yargılıyor. 23 Eylül 2008’de açılan davada, 16 ve 17 Ağustos 2008 tarihli gazete sayılarında, Vicdani Retçi Mehmet Ali Avcı’nın “Türk Askeri Olmayı Reddediyorum”adlı yazısına yer verilmesi, “İlk kurşun tartışılmalı” yazısında PKK’den ‘Kürt halkının özgürlüğü için mücadele eden bir örgüt olarak nitelenmesi ve Öcalan’a ‘Kürt halk önderi’ denilmesi, 15 Ağustos’un Güneydoğu’da kutlanışına ilişkin, “Her yerde havai fişekli kutlama” haberine yer verilmesi, DTP’li bir milletvekilinin Ağrı’da yaptığı konuşmaya ilişkin “Siyasi çözüm sağlanamazsa Kürtler yüzünü dağa döner” başlıklı haberin yayımlanması suçlamaya konu edildi.
Daha önce PKK, MLKP ve DHKPC’yle ilişkili olmakla suçlanan, “örgüt propagandası yapmak”, “polise mukavemette bulunmak” ve “kin ve düşmanlığı tarik etmek” iddialarıyla hakkında şimdiye kadar sekiz dava açılan İHD Adana Şubesi Şube Sekreteri Ethem Açıkalın’a şimdi yeni bir dava açıldı. Hakkari’de 23 Nisan’da bir özel tim polisinin silahının dipçiğiyle bir çocuğa saldırmasını protesto eden Açıkalın, şimdi de, Adana 8. Asliye Ceza Mahkemesi’nde “toplantı ve gösteri yürüyüşleri hakkındaki kanuna muhalefet etmek”ten yargılanıyor.
Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Dairesi Başkanı Nur Birgen’in, TİHV Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı ve Gerçek Gündem.com sitesi yayın yönetmeni Barış Yarkadaş hakkında açtığı dava 15 Ocak 2010’da Kadıköy 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlanacak. “Kamu görevlisine hakaret” iddiasıyla iki tutuksuz sanığın 2,5 yıla kadar hapisleri isteniyor. Birgen, Ergenekon Davası sanıklarına tahliye edilmelerini sağlayacak rapor verdiği, F Tipi Cezaevlerinde yatan Wernicke Korsakoff sendromuna rastlanan tutuklular için aksi yönde raporlar verdiği gerekçesiyle medyada eleştiriliyordu. Birgen, 22 Temmuz’daki röportajda kendisine “hakaret” edildiğini ileri sürüyor. Fincancı, “İktidarlar değiştikçe kadrolaşma da oluyor mu Adli Tıp’ta?” sorusuna Birgen’in, “sadakatinin sonucu olarak orada bulunduğu”nu söylemişti; Adli Tıp’ta kadrolaşmanın ağırlığı ve etkilerini vurgulayarak özellikle Mehmet Ağar döneminde “inanılmaz bir kadro değişikliği” yaşandığını ifade etmişti. Fincancı, Birgen’in neden o göreve getirildiğiyle ilgili soru için, “Sadakatinin ödülü herhalde! Çünkü işkenceyle ilgili raporlarda Tabip Odası Onur Kurulu üzerinden yapılmış soruşturmaları var; işkence bulgularını gizlediği için. Bunlar da herhalde kendisinin sicilinde olumlu puanlar olmuştur!” demişti.
Türkiye’de Cuma dergisinde çıkan “Paşalar Laf Dinlemezse”, “Disiplinsiz Paşalar” ve “Askerliğin olmazsa olmaz şartı laiklik değil, vatanseverliktir” başlıklı yazılar nedeniyle beş yılı aşkın süredir yargılanan yazar Abdurrahman Dilipak ve altı gazete temsilcisine nihayet mahkeme bulundu. Genel Yayın Koordinatörü Mustafa Karahasanoğlu ve Dilipak dışında dergi sorumlu müdürü Cengiz Almış, Mustafa Hacımustafaoğulları, Hüseyin Arı, Yalçın Turgut ve Abdurrahman Şeref Kazan’ın da sanık olduğu davaya 11 Şubat 2010’da, Bakırköy 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde başlanacak. Derginin 29 Ağustos -3 Eylül 2003 sayısında yayımlanan yazılardan sanıklar, önce Kolordu Komutanlığı Askerî Mahkemesi’nde yargılanmaya başlamıştı. Sanıklar, Askerî Ceza Kanunu’nun (ACK) 95/4 maddesi uyarınca, “astlık-üstlük münasebetlerini zedelemek” ile suçlanıyordu. ACK’nın değişmesiyle dosyası Bağcılar Asliye Ceza Mahkemesi’ne, oradan da Bakırköy Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderilen Dilipak, bu kez yargılanmak için Bakırköy 2. Asliye Ceza ile 17. Asliye Ceza Mahkemeleri arasındaki da yetki itilafının çözülmesini bekledi. İddianamede, tüm sanıkların, 6 ay ile 3’er yıl arasında hapis cezasına çarptırılmaları isteniyor.
İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, “PKK örgütünün propagandası yapmak” iddiasıyla Günlük gazetesi yayın yönetmeni Filiz Koçali ve imtiyaz sahibi Ziya Çiçekçi hakkında açılan davayı 5 Şubat 2010’da ele almaya devam edecek. Gazetenin 1 ve 2 Haziran 2009 tarihli sayılarında yayımlanan yazı ve fotoğraflar nedeniyle 1 Temmuz 2009’da TMY’nin 7/2 maddesinden iki ayrı dava açılmıştı. Davalardan biri, “Diyarbakır 9. Kültür ve Sanat Festivali ile ilgili 1 Haziran 2009’da çıkan “Görkemli Final” başlıklı habere eşlik eden fotoğrafta PKK lideri Abdullah Öcalan’ın resmine odaklanarak “Bu halk rüyanı gerçekleştirecek” ifadesine yer verilmesi nedeniyle açıldı. İlimoğlu’nun açtığı ikinci dava da, 2 Haziran’da çıkan Hüseyin Ali imzalı “Operasyonlara Dur Denmeli” ve “PKK; PeKeKe mi, PeKaKa mı?” yazılarında örgüt propagandası içerdiğine ilişkin iddiaya dayanıyor. İkinci bir dava da, editör Yüksel Genç’in Nelson Mandela’nın avukatı Essa Moosa ile yaptığı röportaj ve yazar Veysi ‘in “Seçim sonuçlarından biri” başlıklı yazısından açıldı. 13 Nisan 2009’da çıkan “Hükümet raporuma yanıt vermedi” başlıklı röportajda Öcalan ile Mandela arasında kıyaslama yapılarak PKK propagandası yapıldığı iddia ediliyor. İddianameyle gazeteci ve Çiçekçi, İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanacak. İddianamede, 10 Nisan 2009 tarihli sayıda yer alan Delil Karakoçan’ın “Durduğum yerden baktığımda Obama” yazısı ve 13 Nisan 2009’da çıkan “YDG-M’liler Dağ ve Karaoğlan’ı andı” haberlerinden dolayı Çiçekçi için hapis istendi. Yazar Veysi Sarısözen de, Öcalan’ın özgür bırakılması talebinin savunulduğu 10 Nisan 2009 tarihli “Seçim sonuçlarından biri” yazısından da “örgüt propagandası”ndan yargılanıyorlar.
31 Temmuz’da Bursa 2. Çocuk Mahkemesi, ÖSS’yi protesto eden 17 yaşındaki O.K’yi, “Ampulsün sen Tayyip”, “Önce dinci sonra liboş eğitimi satan!” sloganları nedeniyle üç ay 26 gün kamu yararı olan bir işte çalışma cezasına mahkum etti. Bursa 4. Sulh Ceza Mahkemesi, Nisan 2008’de hükümetin eğitim politikalarını bir grup öğretmen ve öğrenciyi mahkum ederken O.K.’nin dosyasını 20 Ağustos 2008’de ayırarak Çocuk Mahkemesi’ne göndermişti. Mahkeme, “görev başındaki memura hakaret” iddiasıyla suçundan yargılanan O.K.’yi önce yedi ay 23 gün hapis cezasına çarptırdı. O.K. yaşı küçük olması, sabıkasız olması ve “bilgisayar ve tasarım işleri de yaptığı” da dikkate alınarak üç ay 26 gün süreyle bir kamu yararı olan bir kuruluşta çalışma cezasına mahkum edildi. Polis fezlekesinde yer verilen “Ampulsün sen Tayyip”, “Önce dinci sonra liboş eğitimi satan!” ve “Amerikancı, işbirlikçi” gibi sloganları suç olarak gören mahkeme, O.K. ile ilgili “seçenekli bir yaptırıma” gitti. O.K.’nin avukatı Fırat Gündoğan, “Kararı aynı gün temyiz ettik. Yargıtay’dan olumlu bir sonuç almayı umuyoruz. Yoksa Bursa’da gerçekleşen 1 Mayıs gibi birçok eylemden yüzlerce dava çıkabilir. Gidişat ve endişemiz bu yönde” dedi.
Kadıköy 2. Asliye Ceza Mahkemesi, Ergenekon Operasyonu kapsamında 21 Mart 2008 sabahı İşçi Partisi Genel Merkezi’nde yapılan aramada Yargıtay’a ait kroki bulunduğu haberini yazdığı için Taraf gazetesi muhabiri Soner Arıkanoğlu’yu, “iftira” (TCK 267), “adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs” (TCK 288) ve “gizliliğin ihlali” (TCK 285) iddiasıyla yargılanıyor. Gazeteci, haberinde, İP Genel Merkezi’nde yapılan aramada bulunan CD’lerin birinde Yargıtay’ın ayrıntılı krokisinin çıktığı, AKP’nin kapatılmasıyla ilgili iddianamenin Abdullah Gül’le ilgili kısmının YARSAV Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu’nca İP’e önceden verdiği iddiasını gündeme getirmişti. Gazeteci, 24 Mart 2008 tarihinde “İP’de Kuşkulu Yargıtay Krokisi” ve “Yargıtay’ı Vuracaklardı” başlıklarıyla çıkan haber nedeniyle 27 Mart 2008’de gözaltına alınmış, ardından serbest bırakılmıştı. Arıkanoğlu’na son dönemde aynı nitelikte ikinci bir dava açılmıştı.
Özgür Gündem gazetesi muhabiri Kemal Kılıç’ın öldürülmesinin yıldönümünde yaptığı konuşmadan “kin ve düşmanlığa tahrik” iddiasıyla bir yıl hapse mahkum edilen Azadiya Welat gazetesi yayın yönetmeni Tayip Temel ile ilgili kararı avukatı Servet Özen Ağustos başında temyiz etti. 21 Temmuz’da Şanlıurfa 2. Asliye Ceza Mahkemesi, Kürtçe yaptığı anma konuşmasında, “Kemal Kılınç arkadaşımız görevi başında şehit oldu. Onu katleden güçlerden mutlaka hesap sorulmalı, sorulacak da. Kürdistan’da yüzlerce insan bu karanlık güçler tarafından katledildi veya kaybedildi” diyen Temel’i bir yıl hapse mahkum etmişti. Hükümetin “Kürt açılımı” kapsamında toplumun çeşitli kesimleriyle çalıştay düzenlediği, PKK lideri Abdullah Öcalan’ın muhatap alınması ve düşünce özgürlüğünün tam anlamıyla sağlaması yönünde tavsiye aldığı günlerde, faili meçhul cinayetlerin cezalandırılmasını isteyen Temel’in kendisi mahkum oldu. Konuşmada “şehit” ve “Kürdistan”dan söz edilmesi ve “hesap sorulacak” sözlerine yer verilmesi “kin ve düşmanlığa tahrik”e dayanak olarak gösterildi.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, emekli hakim Zekeriya Dilsizoğlu’nun “Her 10 bin cinayet davasının dokuz bininde kadın parmağı var” sözünü eleştirdiği için 20 bin TL manevi tazminata mahkum edilen Gaziantep Sabah gazetesi yayın yönetmeni Nurgün Balcıoğlu ile ilgili kararı esastan bozdu. 9 Haziran’da alınan ancak gazeteciye 30 Temmuz’da tebliğ edilen kararında Yargıtay, Bakırköy 8. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne yönelik “davayı tümden reddetmeniz gerekirdi” eleştirisi yöneltti. 13 Mayıs 2008’de yerel mahkeme, 100 bin TL tazminat talebiyle açılan davayı kısmen kabul ederek Balcıoğlu ve gazete sorumlu müdürü Fethullah Kapkapcı’yı 20 bin TL’ye mahkum etmişti. Yargıtay, “Davacının bilimsel olarak ispatlanmamış sübjektif görüşlere dayanan, genelleştirilemeyecek nitelikte olan ve kadınları incitici açıklamaları karşısında davalı yazarların da sert eleştiri yapmak hakkının doğduğunun kabul edilmesi gerekir. Yazıda geçen olguların aksi iddia edilmediğine göre davacının açıklaması ve Urfi Çetinkaya ile arasındaki vekalet ilişkisi karşısında davalıların hukuki sınırlar içinde klana eleştiri niteliğindeki yayın nedeniyle manevi tazminat ile sorumlu tutulmaması gerekir” dedi. 15 Şubat 2007’de çıkan “Bu Hakim O Hakim mi?” yazısında Balcığlu, Dilsizoğlu’nun ölen kardeşiyle ilgili gazetelere verdiği ilanda iki eşinden birinin bile adına yer vermediğini örnek göstererek emekli hakimin “kadın düşmanı tavrı”nı eleştirmişti.
Yargıtay 9. Ceza Dairesi, sansursuz.com sitesi için 23 Ocak 2005’te yazdığı “İş Bilenin Kılıç Kuşananın” başlıklı bir yazıda “askeri tahkir ve tezyif ettiği” iddiasıyla yargılanan serbest gazeteci Rahmi Yıldırım hakkındaki beraat kararını oybirliğiyle onadı. Daire, Mart’ta aldığı ancak Temmuz ortasında tebliğ ettiği kararında, “Toplanan delillere, mahkemenin oluşan vicdani kanaatine göre, sanığın üzerine atılı suçun yasal unsurları itibariyle oluşmadığına, bu bakımdan Cumhuriyet savcısının yerinde görülmeyen temyiz itirazının reddine, hükmün onanmasına karar verildi” diyor. Eski TCK’nın 159. maddesi uyarınca 17 Mayıs 2005’te başlayan yargı sürecinin sonunda aklanan Yıldırım, kararla “Türkiye’nin en köklü bir tabusuna yönelik eleştiri yasağının büyük ölçüde hafiflediği”ni söyledi. Yıldırım hakkında, dönemin Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un şikayeti üzerine dava açılmıştı. 24 Ekim 2005’te Ankara 12. Asliye Ceza Mahkemesi, “Atatürk ilke ve inkılaplarının yılmaz savunucusu paşalar, sermaye düzeninin koruyucusu, sıradan neferleri, aktörleri ve figüranları” ifadelerinin geçtiği yazıdan gazeteci hakkında beraat kararı vermişti.
Temmuz ortasında Van 2. Asliye Ceza Mahkemesi, DİHA muhabirleri Ercan Öksüz ile Oktay Candemir’i, 2007’de gerçekleştirilen “Zilan Katliamı’nın Tanığı Konuştu” başlıklı röportajda “kin ve düşmanlığa sevk ettikleri” gerekçesiyle 1 yıl 6 ay hapisle cezalandırdı. Ceza beş yıl ertelenirken, itiraz yolu kapatıldı. Öksüz, katliamda yaşamını yitirenlerde birinin de dedesi olduğunu belirterek, “Ben de Musa Anter gibi bu davanın hem mağduru, hem sanığı, hem de tanığıyım” dedi. Gazeteciler, Van’ın Erciş İlçesi’nde yer alan Zilan Deresi’nde 1930’da yaşanan katliamın 94 yaşındaki tanığı Kakil Erdem’ın tanıklığını haberleştirmişti. Eylül 2007’de basında yer bulan haberde, olaylar yaşandığı sırada 17 yaşında bir genç olan Erdem’in Kündük Köyü’nde oturduğu ve yaşananların tek tanığı olduğuna da yer verilmişti. Haberde, bu tanıktan, insanlara işkence yapılmasına dair çok ağır ifadeler aktarılıyordu.
Batman Ağır Ceza Mahkemesi, Kozluk İlçesi’nde güvenlik kuvvetlerinin bir araca ateş açarak içlerinde 11 yaşındaki Mizgin Özbek’in ölümüne yol açan olayla ilgili yayınlardan altı haberciyi yargılamaya devam ediyor. Mahkeme, “Askeri kuvvetleri aşağılama” iddiasıyla ve 301. madde uyarınca yargıladığı Batman Postası, Batman Barış ve Batman Vizyon gazetelerinin sahibi Mustafa Kemal Çelik, Vizyon gazetesi sorumlu müdürü Aytekin Dal, Barış gazetesi sorumlu müdürü Mehmet Sadık Aksoy ve Çağdaş gazetesi sorumlu müdürü Mehmet Reşat Yiğiz, Batman Petrol gazetesinden Nedim Arslan ve Mustafa Seven ile dosyayı Adalet Bakanlığı’na göndermişti. Son olarak Bakanlık, savcılıktan dosyanın son halini talep etmişti. Gazeteciler, “adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs” suçlamasından beraat etmişlerdi. Düzenledikleri rapor nedeniyle sanık olan Batman Barosu Başkanı Sedat Özevin ve MAZLUMDER Şube Başkanı Ahmet Sevim de 16 Eylül 2008’de beraat etmişlerdi. Aktivistlerin 301’den yargılanmalarına da Bakanlık izin vermemişti.
14 Temmuz’da Deniz Kurmay Albay Dursun Çiçek, “İrticayla Mücadele Planı” başlıklı belgeyi kamuoyuna duyuran Taraf muhabiri Mehmet Baransu ve gazete yetkilileri hakkında, “belgede sahtecilik, sahte belgeyi yayımlama ve gizlilik kararını ihlal” iddiasıyla suç duyurusunda bulundu. AKP ve Fethullah Gülen cemaatine karşı oluşturulan planın altında imzası bulunduğu ileri sürülen Çiçek’in avukatı, Stargazetesi muhabiri Bünyamin Demirkan ve gazete yetkililerini de konuyla ilgili yayınlar nedeniyle şikayet etti. Taraf gazetesinin 12 Haziran’da ilk kez gündeme getirdiği “AKP ve Gülen’i Bitirme Planı” haberinde dile getirilen belgeyle ilgili Askeri Savcılık, “Belge değil fotokopi; Genelkurmay’da hazırlanmadı; adli yargı soruştursun” demiş, ardından Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ belge için “kağıt parçası” demişti. İstanbul Savcılığı’nca ifadesi alındıktan sonra tutuklanan Çiçek, 18 saat sonra tahliye edilmişti. Çiçek, tahliye olduktan iki hafta sonra Ankara Başsavcılığı’na iki gazete yetkilisini şikayet etti. Albay, Star gazetesinde 6 Temmuz 2009’da çıkan “Cuntadaki kod adı XX”, “Albay Dursun Çiçek’e sorulan ihbar e-mailindeki cunta iddiası” haberiyle ilgili muhabir Demirkan ve gazete yöneticilerinin “soruşturmanın gizliliğini alenen ihlal” ve “yargı görevini yapanları etkileme” ve “hukuka aykırı fiil isnadı”ndan cezalandırılmalarını istedi.
Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi, Roj TV’ye telefonda çatışmalar hakkında bilgi veren DİHA Tunceli muhabiri Rüştü Demirkaya’yı, “PKK örgütünün propagandasını yaptığı” iddiasıyla 1 yıl 10 ay 15 gün hapis cezasına mahkum etti.18 Mart’ta verdiği kararının gerekçesini Temmuz başında gazeteciye tebliğ eden mahkeme, Roj TV’nin örgütün yayın organı olduğunun “açık” olduğunu, 16 Haziran 2004 ile 23 Nisan 2007 tarihleri arasında yapılan dokuz telefon bağlantısında örgüt üyelerinin “HPG gerilla” olarak nitelendirildiği ve “iki devlet arasında savaş anlatılır gibi” ifadelerin kullanıldığını açıkladı. Mahkeme, “bazı resmi askeri görevlilerin konuşmalarında hedef göstermekle suçladığı muhabirin tüm görüşme kayıtları dikkate alındığında “örgütün propagandasının birden çok defa yapıldığının anlaşıldığını” bildirdi. Mahkeme, cezayı erteleme veya seçenek yaptırımlara tabi tutmaya gerek görmedi.
Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin, alkollü olduğu iddia edilen bir şahsın “Ben sizin de, devletin de a…” sözlerini aklayan yerel mahkeme kararını bozduğu ve bu kişinin “Cumhuriyeti alenen aşağılamak” suçlamasıyla cezalandırılmasını istediği 13 Temmuz’da kamuoyuna yansıdı. Mahkemenin “tahkir ve tezyif özel kastının bulunmadığı” gerekçesiyle verdiği beraat kararını bozan Yargıtay, oybirliğiyle sanığın TCK’nın 301.maddesinden üç yıla kadar hapisle yeniden yargılanması gerektiğini bildirdi. 30 Haziran 2009 tarihli karara göre, “Olayda, devleti sinkaf etme şeklindeki sözle Türkiye Cumhuriyeti’nin kastedildiğinin anlaşılması karşısında, cumhuriyeti alenen tahkir etme suçunun oluştuğu kabul edilerek, mahkumiyet hükmü kurulması yerine yazılı şekilde ‘tahkir ve tezyif özel kastının bulunmadığı’ gerekçesiyle beraat kararı verilmesi bozmayı gerektirmiştir” denildi. Haberde, Şile’de bir otelde yanındakilerle tartışan sanığın, kendisine vurulması üzerine hem bu kişilere, hem de devlete küfür ettiği, tartışma yatışmayınca, otel görevlilerinin polis çağırdıkları ve sanık hakkında tutanak tutulduğu hatırlatıldı.
7 Temmuz’da Şişli 2. Asliye Ceza Mahkemesi, Evrim Teorisinin savunucularından Richard Dawkins’in “Tanrı Yanılgısı” adlı kitabını Türkçe’ye kazandıran Kuzey Yayınları sahibi Erol Karaaslan’ı beraat ettirdi. 19 Haziran’da mahkeme savcısı, “Musevilik dinine, Allah’a ve peygamberlere hakaret edildiği” gerekçesiyle Sonia Eskinazi’nin şikayetiyle “halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek veya aşağılamak” iddiasıyla hapis istemiyle açılan davanın reddedilmesini istemişti. Savcı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesinin din ve vicdan özgürlüğünü de kapsadığını vurguladıktan sonra, “Bilimin gelişebilmesi için her konuda eleştirileri ve şüpheci yaklaşımı olması gerektiği tarafımızca da kabul edildiği, aksi taktirde bütün toplumun dogmaların esiri olur” demişti. Yayıncı, Emre Bukağılı adlı bir kişinin şikayetiyle açılan davada beraat etmişti.
Bursaspor- Tokatspor futbol karşılaşmasında yeni inşa edilecek stat yeri konusunda Başbakan Erdoğan’ı sloganlarla eleştiren 22 taraftarın “hakaret” iddiasıyla yargılanmasına başlandı. Bursa 1. Sulh Ceza Mahkemesi’nde, “kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret etmek” iddiasıyla 2’şer yıla kadar hapis istemiyle hakim karşısına çıkan taraftarlar, iddiaları reddettiler. 3 Temmuz’da Yeni Bursa gazetesi, davaya müşteki olarak katılması beklenen Başbakan Erdoğan ile Bursa Valiliği yetkililerinin duruşmaya gelmediğini, sadece belediye avukatının katıldığını yazdı. Duruşmaya 14 tutuksuz sanık katıldı. 18 Ocak’ta oynanan karşılaşmada, “küfürlü tezahürat” yaptıkları ileri sürülen taraftarlardan 19 yaşındaki M.A., savunmasında, “Ben stadyumda maç izliyordum. Tribünlerden yükselen sloganları duydum. Ancak kimseye küfretmedim. Bir insan oy verdiği partiye küfreder mi? Suçsuzum” dedi. R.K. ise, “Biz Bursaspor’un menfaatlerini her şeyin önünde tutuyoruz. Stadın yeriyle ilgili Başbakanın yaptığı açıklamalara karşılık tribünde tepkimizi dile getirdik. Asla hakaret etmedim” diye konuştu. Yargılamada diğer sanıklar dinlenecek.
Adana 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde “Kürt Halkı Ayakta… Bu Sese Kulak Verin” başlıklı yazıda “suç ve suçluyu övdüğü” iddiasıyla yargılayan İşçi Mücadelesi gazetesi yazı işleri müdürü Şiar Rişvanoğlu’nun26 Mayıs’ta beraat ettiği öğrenildi. 29 Mart seçimlerinde Adana Büyükşehir Belediye başkanlığı için solun ortak adayı Avukat Şiar Rişvanoğlu hakkında Adana 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açılmıştı. Rişvanoğlu, gazetenin Kasım 2008 tarihli sayısında yer alan yazıdan dolayı yargılanmaya 30 Nisan’da başlamıştı. Rişvanoğlu “PKK talimatıyla sokakta eylem yapan çocukları ve ‘terör örgütü lehine, yasa dışı slogan atmak, kamu görevlilerine ve kamu ve şahıs mallarına zarar verme’ suçlarını övmekle suçlanıyor. Bu ilk duruşmada savcı, Rişvanoğlu’nun daha ağır bir ceza gerektiren “örgüt propagandası yapmak”tan cezalandırılmasını talep etti.
Başbakan Erdoğan’ı eski ABD Başkanı George W. Bush’un köpeği şeklinde tasvir ettiği için bir süre tutuklanan Britanyalı kolaj sanatçısı Michael Dickinson hakkında Kadıköy 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nin verdiği beraat kararı Yargıtay’ca bozuldu. 23 yıldır Türkiye’de yaşanan ve bir süre Yeditepe Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak da görev yapan Dickinson, Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin verdiği bozma kararından sonra Türkiye’den ayrıldı. Yargıtay’ın 25 Mayıs’ta oybirliğiyle verdiği kararında, “İngiliz vatandaşı olup 20 yıldır Türkiye’de yaşayan ve çeşitli eğitim kurumlarıyla üniversitelerde hocalık yaptığı anlaşılan sanığın, Türk örf ve adetlerinden uzak olmayan bir yaşantı içinde olduğu ve eylemin ülke kamuoyundaki etkisini bilebilecek durumda bulunduğu gözetilmeden suça konu kolajın siyasi eleştiri ve mesaj içerdiği, sanığın suç kastının bulunmadığı biçimindeki yasal olmayan gerekçeyle hükümlülüğü yerine beraat kararı verilmesi yasaya aykırı ve Cumhuriyet savcısının temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden hükmün bozulmasına karar verildi” deniliyor. Mahkeme, Dickinson’u TCK’nın 125. maddesi uyarınca hapis istemiyle yargılamış, sonunda beraat ettirmişti. Britanya’dan Daily Mail gazetesi, Dickinson’un, “Şok oldum önce inanamadım. Eşyalarımı toplayarak ilk uçağa bindim, İngiltere’ye geldim. 23 sene sonra Türkiye’den ayrıldığım için üzgünüm ama Türk konukseverliğini cezaevinde tekrar tatmayı arzulamıyorum” sözlerini yansıttı.
MAZLUMDER Van şube başkanı Abdulbasit Bildirici hakkında Yerel Prestij Haber gazetesine Kürt sorunuyla ilgili verdiği röportajdaki sözleri nedeniyle açılan dava düştü. Karar 26 Haziran’da öğrenildi. Savcılık “suçu ve suçluyu övmek”le yargılanmasını istediği Bildirici hakkında hazırladığı mütalaada, davanın süresi içinde açılmadığı söyledi ve davanın düşürülmesini istedi. Bildirici’nin röportajı 2 Aralık 2008’de yayınlanmış, davaysa Mart ayında açılmıştı.Basın Kanunu’nun 26. maddesine göre, “Basılmış eserler yoluyla işlenen veya bu Kanunda öngörülen diğer suçlarla ilgili ceza davalarının günlük süreli yayınlar yönünden iki ay, diğer basılmış eserler yönünden dört ay içinde açılması zorunlu”. Yerel gazete, Kasım ve Aralık 2008’de “…Sorununa Sivil Bakış” başlıklı bir yazı dizisi yayınlamıştı. Bildirici’nin röportajı 2 Aralık 2008’de yayımlandı. Kürt sorununun 2004-05’ten itibaren nitelik değiştirdiğini söyleyen Bildirici, PKK şiddetinin yanı sıra halkın da işin içine girmeye başladığını, devletin de çözüm bulunamazsa “dağa çıkacak o kadar çok insan olduğunu” anladığını söylemişti.
25 Haziran’da Şişli 2. Asliye Ceza Mahkemesi, kaleme aldığı Allah’ın Kızları Romanı’nda “dini değerleri aşağıladığı” ve “halkı kin ve düşmanlığa tahrik ettiği” iddiasıyla yargılanan yazar Nedim Gürsel’i beraat ettirdi. Ali Emre Bukağılı adlı bir kişinin şikayetiyle tutuksuz sanık olarak yargılanan Şener, romanının ikinci baskısı nedeniyle yapılan şikayet 26 Mayıs’ta birleştirilmişti. Mahkeme, “roman bütününde suç kastının bulunmadığı ve suçun yasal unsurları oluşmadığı” gerekçesiyle beraat kararı verdi. Mahkeme, şikayetçinin dilekçesinde suçladığı ifadelerin kitapta yer almadığını belirterek, “Çırılçıplak uzanmış Allah’ın kızları” ifadesinin ne kitabın 120. sayfasında ne de başka bölümlerinde yer almadığını, “Allah sevgili kulları” ifadesi 120. sayfada yer aldığı halde “Allah’ın sevgilileri” olarak suçlama yöneltildiğini açıkladı. Mahkeme, İstanbul Emniyeti yazısında kitabın yayımlanmasıyla kamu düzenini bozucu eylemin resmi kayıtlara yansımadığını, Hazret-i Muhammet döneminde yaşanmış kimi olayların kopyalanmaya çalışıldığı, 1. Dünya Savaşı sırasında yaşanan olaylara kadar kısmi olayların roman tarzında anlatılmaya çalışıldığını bildirdi: “Peygamber Efendimizin pek çok kez haksızlıklara maruz bırakıldığı gerçeği karşısında hukuksal olarak TCK’nın 216. madde gerekçelerinde dine salt yüz çevirme, soyut ret veya saygısızlık ifade eden bir davranışta bulunma veya bu yönde sözler sarf etme suçunun gerçekleşmesi bakımından yeterli olmadığı, fiilin suç teşkil etmesi için bunların ötesinde ağır ve yoğun bir tarzda kin ve düşmanlığa tahrikin varolması gerektiği, kamu güvenliğinin bozulması tehlikesinin somut olgulara dayalı olarak varlığı gereklidir”.
17 Haziran’da Bursa 1. Sulh Ceza Mahkemesi, üniversite harçlarını protesto ederken “Ampul Tayyip” sloganı attıkları gerekçesiyle yargılanan Halkevleri ve KESK üyeleri Murat Şenol, Hüseyin Sevgi,Mehmet Emre Battal, Taylan Uztürk, İbrahim Koyuncular, Pınar Koyuncular, Ahmet Keskin ve Onural Keskin’i beraat ettirdi. Mahkeme atılı “suçun unsurlarının oluşmadığı” gerekçesiyle tutuksuz sanıkları akladı. Bu davada beraat eden iki sanığın da aralarında bulunduğu toplam altı sanık, katıldıkları bir başka eylemde aynı sloganı attıkları için 11’er ay 20’şer gün hapis cezasına çarptırılmıştı. Mahkeme verilen bu cezayı daha sonra ertelemişti. Sosyal Güvenlik Reformu’nu eleştirmek için 1 Nisan 2008’de yürüyüşü yapan eylemciler, “Ampul Tayip” yazılı pankart açıp slogan atmıştı. Polis, sekiz sanığı gözaltına aldıktan sonra serbest bırakılmıştı. Üniversite harçlarının protesto edildi Mart 2008’deki eylemde “Ampul Tayyip” sloganı attığı iddia edilen Betül Öztürk, Hasan Özaydın, Berna Özaslan ile O.K. hakkında Bursa 4. Sulh Ceza Mahkemesi’nde de ‘hakaret’ suçundan dava açılmıştı. 4 Mart’ta mahkeme, Battal, Ahmet Keskin, Betül Öztürk, Hasan Özaydın ve Berna Özaslan’a 11’er ay 20’şer gün hapis cezası verirken, O.K.’nin dava dosyasını ise Çocuk Mahkemesi’ne göndermişti. Mahkeme hakimi sanıklara verilen hapis cezasını daha sonra ertelemişti.
Kars Digor Cumhuriyet Savcısı Ömer Tütüncü, seçim kampanyasında Kürtçe konuştukları için Digor Emniyeti Müdürlüğü’nün şikayeti üzerine başlattığı soruşturmada DTP Dağpınar Belediye Başkanı Ayhan Erkmen, Kars İl Başkanı Veli Mükyen ve partinin Genel Merkez Yöneticisi Cemal Coşğun’la ilgili takipsizlik kararı verdi. 12 Haziran’da öğrenilen kararı, seçmenlere Kürtçe seslenince Siyasi Partiler Kanunu uyarınca mahkum edilen ve bu nedenle AİHM’e başvuran siyasetçi Orhan Miroğlu olumlu karşıladı. 25 Mayıs’ta alınan kararında Tütüncü, “Her ne kadar her iki kanun içeriğinde Türkçe’den başka dil ve yazı kullanılması yasaklanmış ise de, 1 Ocak 2009 tarihinden itibaren TRT Kurumu’nun 6. kanalında, TRT Şeş adı altında Kürtçe diliyle yayın hayatına başlandığı gibi medya organlarında da görüldüğü üzere devletin üst düzey noktasında bulunan yönetici ve bürokratların dahi Kürt ırkına mensup Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları ile görüşmeleri sırasında Kürtçe hitap ettikleri gerçeği karşısında artık bu iki kanunda ‘Türkçeden başka dil kullanılması yasaktır’ hükmünü taşıyan maddelerin hükümsüz kaldığı ve uygulama olanağının bulunmadığının kabulü gerekmekle, şüpheliler hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verildi” dedi.
12 Haziran’da Sincan 2. Ağır Ceza Mahkemesi, 24 Şubat’ta TBMM Grup toplantısındaki konuşmasının bir bölümünü Kürtçe yapan DTP lideri Ahmet Türk, Grup Başkanvekili ve Diyarbakır milletvekili Selahattin Demirtaş hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın verdiği takipsizlik kararını kaldırdı. Takipsizlik kararına MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural’ın yaptığı itirazı görüşen Sincan 2. Ağır Ceza Mahkemesi, Başsavcılığın, konuşmalara ilişkin dosyadaki CD’lerin çözümlerini yaptırmadığı ve konuşmaların içeriği belirlenmeden böyle bir karar verildiği gerekçesiyle takipsizlik kararını kaldırdı. Mahkeme, soruşturma yürütülmesi gerektiğine hükmetti.
4 Haziran’da Gaziantep 2. Asliye Ceza Mahkemesi, Gaziantep Çoban Ateşi gazetesi yazı işleri müdürü Yasin Yetişgen’i, q, w, x harflerinin de geçtiği yazılar nedeniyle yargıladığı davadan “suçun unsurları oluşmadığı” gerekçesiyle beraat ettirdi. “Şapka ve Türk harfleri”ne dair TCK’nın 222. maddesi uyarınca yargılanan Yetişgen, iki aydan altı aya kadar hapis istemiyle yargılanıyordu. Savcı Mahmut Yalçın, “Yasa, Arap harflerinin kullanılmasını önlemeye yönelik çıkarıldığı gözönüne alınmalı” dedi. Gazetenin 17 Ocak 2008 tarihli 40. sayısında Kürt şair Abdula Pêşew, 31 Ocak 2008 tarihli 41. sayısında ise Ahmed Arif’in Kürtçe biyografisi ve şiiri gerekçe gösterilerek Gaziantep C. Başsavcılığı’nın talebiyle toplatılmıştı. Gaziantep 2. Sulh Ceza Mahkemesi, iki sayı için açılan iki davayı birleştirmişti. Yargılamanın üçüncü duruşmasında ise beraat kararı çıktı.
Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, bu yılki Newroz Bayramı’nda Bağlar İlçesi’nde yaptığı konuşma nedeniyle DTP lideri Ahmet Türk’ün dokunulmazlığının kaldırılması için fezleke hazırladığı 29 Mayıs’ta gündeme geldi. Başsavcılık, Türk’ün ”terör örgütü propagandası yapıldığı” iddiasıyla düzenlediği fezleke, TBMM Başkanlığı’na sunulmak üzere Adalet Bakanlığı’na gönderildi. 21 Mart 2009’da yaptığı konuşmada PKK örgütünün cezaevindeki lideri Abdullah Öcalan’ı Güney Afrika’da ırkçılığa son veren ve siyahlara özgürlük getirmek için yıllarca hapiste kalan Nelson Mandela’ya benzeten Türk hakkında Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı inceleme başlatmıştı.
28 Mayıs’ta Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi, Maoist Komünist Partisi üyesi olduğunu ileri sürülen Ökkeş Karaoğlu’nu “örgütü övdüğü” gerekçesiyle yazar Temel Demirer’i beş ay hapse mahkum etti; cezayı ertelemedi. Tunceli 7. Munzur Kültür ve Doğa Festivali’nde konuşma yapan Demirer’in, “Bu salonda en son 30 Nisan 2005 bu yerde yine ben oturuyordum. Yanımdaki arkadaşımın yerinde Sinan oturuyordu. Arkadaki üçüncü arkadaşın yerinde Ökkeş oturuyordu. Ökkeş dedim tanırsınız, 17’lerden, Mercan’da kurşunlanarak, gerçekten tüylerimi diken diken olmaması mümkün değil. Önce onun anısı önünde saygıyla eğildiğimi, TCK’nın suç sayması karşısında bile saygıyla eğildiğimi söylemeyi bir borç bilirim” dediği iddia ediliyor. Yazarın avukatı Şiar Rişvanoğlu, tam 74 kez “anlaşılamadı” denilen ve hatalarla dolu Emniyetin çözüm tutanağına itiraz ettiklerini ifade etmişti.
27 Mayıs’ta Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi, PKK lideri Abdullah Öcalan’ın avukatı olduğu dönemde basında çıkan haberler nedeniyle İstanbul’da yargılanan DTP Diyarbakır Milletvekili Aysel Tuğluk’ın talimatlı ifadesi almak için TBMM’ne yazılan müzekkere cevabının beklenmesine karar verdi. Mahkeme, savcının “Meclisin yanıtı beklensin” talebine uygun olarak karar aldı. 27 Nisan’da Meclise yazdığı talimat yazısına yanıt bekleyen mahkeme, Tuğluk’un durumunu 30 Eylül’de bir daha değerlendirecek. Mahkeme, İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi’nin Tuğluk’un, Yargıtay’ın bozma kararından sonra talimatla ifadesinin alınması için gönderdiği talimatın gereğini yerine getirmek istiyor. 27 Mayıs’ta İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi de, 6 Ağustos’a kadar ifadeyi beklemeye karar verdi. Avukat Özcan Kılıç, Abdullah Öcalan’ın avukatı olduğu dönemde müvekkilinin basına yansıyan haberler nedeniyle yargılanmakta olduğunu, Tuğluk ve Öcalan’ın diğer avukatları hakkında İstanbul’da görülen onlarca dava bulunduğunu, bunların bir bölümünün birleştirildiğini söyledi. Kılıç, Tuğluk’un talimatla ifadesinin alınmaya çalışıldığı ve DTP milletvekili Ayla Ata Akat ile Kanal D yapımcısı Mehmet Ali Birand’ın da sanık olarak gözüktüğü İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki bir davayı örnek olarak gösterdi. İstanbul 9., 11. ve 14. Ağır Ceza Mahkemeleri’nde görülen ancak 9. Ağır Cezada birleşen bu dosyada Tuğluk, bir yıl 6 ay hapis ve avukatlıktan yasaklama cezası almıştı. Ancak Yargıtay bu cezayı bozmuştu.
26 Mayıs’ta Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi, DTP lideri Ahmet Türk, DTP eş başkanı Emine Ayna ve Diyarbakır milletvekili Selahattin Demirtaş’ın talimatla ifadelerinin alınmasıyla ilgili süreci 29 Eylül’e bıraktı. Mahkeme, TBMM’nin mahkemeye gönderdiği yanıtın beklenmesine karar verdi. Mahkemenin ifadesini almak istediği milletvekillerinden birisi de Demirtaş. Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi, 5 Temmuz 2005’te ROJ TV’ye yaptığı açıklamalar nedeniyle Demirtaş’ı ertelemeli bir yıl üç ay hapse mahkum etmişti. Mahkeme, bunun dışında, İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi’nin talebiyle Türk’ün, Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi’nin talebiyle de Ayna’nın ifadesini almak istiyor.Demirtaş, Roj TV’de PKK lideri Abdullah Öcalan’a yönelik “tecridin gözden geçirilmesinin, hükümet ve ordunun tecritin kaldırılmasına dönük taleplere duyarlı yaklaşmasının, asker ve PKK’li cenazelerine son vereceği”ne dair sözleri nedeniyle yargılanıyor. Mahkumiyet kararını hem Demirtaş hem de savcılığın temyiz etmesi üzerine dosya Yargıtay’a taşındı.Ancak Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 4 Şubat 2008’de kararı bozdu.Yargıtay, TCK’nın 220/8 maddesi yerine TMY’nin “terör örgütü propagandası yapmak” fiilini düzenleyen 7/2 maddesinden hüküm kurulması gerektiğini belirtti. Yüksek mahkeme, Demirtaş’ın milletvekili dokunulmazlığından yararlanamayacağına dair tespitte de bulundu. Şimdi yerel mahkeme, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nden Demirtaş’ın ek savunmasını almasını istiyor.
17 Mayıs’ta Emniyet Genel Müdürlüğü’nün, Taraf gazetesinde birlikte yazılar kaleme alan başkomiser Emrullah Uslu ile Polis Akademisi öğretim üyesi Doç. Dr. Önder Aytaç hakkında TCK’nın 301/2.maddesi uyarınca suç duyurusunda bulunduğu gündeme geldi. İki yazar polis, paylaştıkları “Apoletika” adlı köşede TSK, emniyet teşkilatı, yargı ve devlet görevlilerini “küçük düşürücü ve eleştiri amacını aşan ifadelere yer verdikleri gerekçesiyle müfettiş incelemesinin ardından şikayet edildi. Müfettiş raporunda Uslu ve Aytaç’ın 301/2 ve “hakaret” başlıklı 125. maddeleri uyarınca yargılanmaları isteniyordu. Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT), polis, koruculuk gibi sistemler üzerinde hükümetin kararlarını incelediklerini belirten Aytaç, “Avrupa Birliği uyum çalışmalarının yapıldığı bir dönemde, bizim gibi bu tür konuları inceleyen kişilerin tam tersine takdir edilmesi gerekir. Böyle bir uygulamanın yapılacağına inanmak istemiyorum” dedi. Köşenin asıl sahibi kendisinin olduğu, Uslu’nun da bazı konularda kendisine yardımcı olduğunu kaydeden Aytaç, Sadece dışarıdan bakarak eleştiri yapmıyoruz. Olayın içine girmeye çalışarak aynı zamanda çözüm önerileri de ifade etmek için çabalıyoruz. Bu da gurur duyulacak bir şeydir” şeklinde konuştu. Adalet Bakanı Sadullah Ergin soruşturma izni verirse, soruşturma süreci başlayacak. Dava açılmasına da gerek duyulursa Aytaç ve Uslu, iki yıla kadar hapis istemiyle yargılanmaya başlayacaklar.
14 Mayıs’ta İstanbul 8. Asliye Ceza Mahkemesi, Abdullah Öcalan için getirilen “Sayın Öcalan” yasağını protesto eden DTP’li Mehdi Tanrıkulu ve Hasan Özgüneş’i, “suçluyu övmek”ten yargıladığı davada beraat ettirdi. Tanık olarak dinlenen iki polis memurundan Hanifi Erdoğan, “Basın açıklamasının içerğini bildiğimiz için Tanrıkulu’nu ayırdık ancak açıklama devam etti. Öcalan kelimesi geçince biz şahsı gözaltına aldık” dedi.Diğer polis Yaşar İnal ise, “Basın açıklaması yapmamaları için kendilerini uyardık. Sayın Öcalan demek suçsa biz kendimizi ihbar ediyoruz şeklinde açıklama yapılması üzerine şahsı gözaltına aldık” dedi. Tutuksuz sanık olarak savunmasını sunan Tanrıkulu da, “Her vatandaşın hakkı olan basın açıklaması yapmak üzere toplanmıştık. Gazeteciler de vardı. Yasadışı bir slogan da atmadık. Basın açıklaması yapınca polisler haksız yere müdahale ettiler. Bazı arkadaşlar darp ve cebire maruz kaldılar. Suç olamayan bir şeyden dava açıldı. Beraatimi talep ediyorum” diyerek kendisini savundu. Cumhuriyet savcısı Muzaffer Pişirici’nin beraat yönünde sunduğu mütalaasına katılan mahkeme başkanı Fatih Kapan, suçun yasal unsurları oluşmadığı gerekçesiyle Tanrıkulu ve Özgüneş hakkında beraat kararı verdi.
14 Mayıs’ta Tunceli Sulh Ceza Mahkemesi, geçen yıl Seyit Rıza’nın resmi ve “Senin yalanlarınla hilelerinle baş edemedim bu bana dert oldu. Ben de senin önünde diz çökmedim, bu da sana dert olsun. Seyit Rıza” yazısı pankartı şehir merkezindeki Kışla Meydanı’na asan Tunceli Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Özkan Tacar ve Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu Genel Sekreteri Mehmet Gülmez ve Tunceli Belediye Başkan Yardımcısı İbrahim Kasun hakkında beraat kararı verdi. Üç yetkili, geçen yıl Munzur Kültür ve Doğa Festivali öncesinde pankartın asılmasındaki sorumluluğu gerekçe gösterilerek, TCK’nın 215. maddesi uyarınca ve “suçu ve suçluyu övme” iddiasıyla yargılanıyorlardı.
Adıyaman Gerger Fırat gazetesi yetkilisi Özgür Boğatekin, babası Hacı Boğatekin’in hukuka aykırı şekilde cezaevinde tutulduğunu savunduğu bir haber nedeniyle 1 yıl 2 ay 17 gün hapis cezasına mahkum edildi. 13 Mayıs’ta Gerger Asliye Ceza Mahkemesi, babasının kelepçeli olarak getirildiği duruşmada tutukluluk halinin devamına karar verilmesini “Tutukluluk Halinin Devamına” başlıklı haberle işleyen Özgür Boğatekin’a verdiği cezada ne indirim yaptı, ne erteledi ne de paraya çevirdi. Hacı Boğatekin’in yargılandığı davalarda tarafsızlıklarını yitirdikleri gerekçesiyle Mahkeme Hakimi Ayşegül Şimşek’in bu davalarından el çektirildiğini ve dosyalarının da Kahta Asliye Ceza Mahkemesine aldırıldığını savunan Özgür Boğatekin, reddi hakim talebinde bulundu. Boğatekin, babasının mahkeme heyeti hakkında Kahta Sulh Hukuk Mahkemesi’nde birer TL’lik manevi tazminat davası açtığını ve Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu’na da şikayet ettiğini ifade etti. Ancak mahkeme, bu talebi reddetti. 30 Haziran 2008’de çıkan haberdeki, “Bu karardan sonra pencereden olayı seyreden Pegur yürüyüşlü Savcı Ovacıklı ve onun emrindeki Kovelhayat polislerin başlarını eğerek kıs kıs güldükleri görüldü” ifadeleri ceza nedeni oldu. Adıyaman Adliyesi Zabıt katibi Mustafa Erdil’in “Pegur” kelimesiyle ilgili verdiği “Pegur, kurt yürüyüşlü, kurtlarla yürüyüş, kurdun ayak izi, kurdun ardından gibi farklı anlamlar için söylenmiş bir söz olabilir. Pegur yürüyüşlü kelimesinden anladığım, bir nevi karşıdaki insanı rencide etmek için söylenmiş bir söz olabilir. Kurdun arkasında yürüyen, kurt yürüyüşlü, kurdun ayak izine basan gibi anlamlar kazanabilir. Bu kelimenin hangi cümlede kullanıldığına bağlıdır; yöreden yöreye değişebilir” şeklindeki “bilirkişi” tespitiiyle Boğatekin ceza aldı.
Mayıs başında Kars 1. Asliye Ceza Mahkemesi, eski milletvekili Mahmut Alınak’ı, “Hükümet ve Genelkurmay çocuklarımızı yaşatma görevini yerine getirmiyorlar” dediği için “kin ve düşmanlığa tahrik ettiği” gerekçesiyle bir yıl hapse mahkum etti. DTP Kars İl Başkanı, partililerin 12 Aralık 2006’da Kafkas Üniversitesi Öğrenci Derneği ile ortaklaşa düzenledikleri basın açıklamasında “”Kürtlerin inkarı tüm şiddetiyle sürüyor, devletin Kürt Sorunu’nun silahla çözme yöntemi büyük yıkımlara neden oluyor. Hükümet ve Genelkurmay çocuklarımızı yaşatmakla görevliyken bu görevlerini yerine getirmemektedirler. Gençlerimizin ölümlerinden sorumludurlar, cinayet suçlamasıyla yargılanmalıdırlar. Onlar gençlerin kanı üzerinde siyaset yapıyorlar, ölenler Türk ve Kürt halkının çocuklarıdırlar. Tüm aydınları, anne ve babaları ‘insanım’ diyen herkesi sesini yükseltmeye ve bu kanı durdurmaya çağırıyoruz” demekle suçlanıyor. Alınak’ın sözleri, Çağdaş Kars Haber gazetesinin 13 Aralık 2006 tarihli sayısında da yer almıştı. Bu durumu protesto ettiğini açıklayan Alınak, bugüne kadar yaptığı her sivil itaatsizlik çağrılarının hapisle cezalandırıldığını anımsatarak, “Hükümete karşı sosyal, siyasal ve ekonomik grev başlatıyorum” dedi.
Dur ihtarına uymadığını gerekçesiyle Baran Tursun’u öldüren polisin ilk duruşmada tahliye edilmesine tepki gösterdikleri için Tursun Ailesi’nin üç üyesini “adil yargılamaya etkilemeye teşebbüs” ve “kamu görevlisini tehdit iddiasıyla yargılayan Hakim Arif Atılgan davadan çekildi. 7 Mayıs’ta Karşıyaka 3. Asliye Ceza Mahkemesi hakimi Atılgan, Tursun’un ölümüne neden olduğu öne sürülen polis Oral Emre Atar’ın yargılandığı Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki davanın ilk duruşmasında üye hakim olarak görev yaptığını anımsatarak, bu mahkemeye yeni atandığını ve CMK ile ilgili maddeleri uyarınca davaya bakmasının mümkün olmadığını açıklayarak davadan çekildi. Dosyanın Karşıyaka Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesi bekleniyor. Talep reddedilirse aynı mahkeme Atılgan ile birlikte yargılamayı sürdürecek. Çekilme kabul edilirse mahkemeye başka bir hakim atanacak. Tursun Ailesi’nin üç üyesi ve hak savunucularının TCK’nın 301. maddesinden yargılanmalarına eski Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin izin vermemişti.
5 Mayıs’ta Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi, DTP’li Sur Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş’ı, Roj TV’ye katılarak PKK örgütünün hapisteki lideri Abdullah Öcalan’dan “Sayın Öcalan” diye söz ettiği için 2 yıl 6 ay hapis cezasına mahkum etti. “Terör örgütü propagandası” yaptığı iddiasıyla TMY’nin 7/2 maddesi uyarınca suçlu bulunan Demirbaş, kamu haklarının kullanılmasından da men edildi. MAZLUMDER, DTP’ye yönelik operasyonların ardından Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, Batman Belediye başkanı Nejdet Atalay ve Demirbaş’ın mahkum edilmesini eleştirdi. Demirbaş, “Ben de Sayın Öcalan diyorum. Kendimi ihbar ediyorum. Kürt halkına, kültürüne, dili ve kimliğine saldırılar artıyor ve Sayın Öcalan’ın fikirleri ve düşünceleri Kürt halkı için çok önemlidir. Sağlık durumu iyi değil. Özellikle Sayın Öcalan Kürt halkı için zaten çok önemlidir. Bu önemi de göz önünde bulundurmuyorlar. Bu gün de yaklaşık 30 bin kişi bu dilekçelerini postaneden gönderdiler. Ben inanıyorum ki kim eylemle Türkiye’nin kanunlarını, Türkiye’nin ikiyüzlülüğünü ortaya çıkarırsa bu sivil bir inisiyatif haktır. Roj TV Kürt halkının ve Ortadoğu’nun sesidir, halkların bahçesidir halkların rengidir. Halklarının dilidir” sözleri nedeniyle yargılanıyordu.
21 Nisan’da Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesi, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir ve DTP İl Başkanı Nejdet Atalay, PKK örgüt üyelerini “gerilla” olarak nitelendirdikleri için “örgüt propagandası yapmak” suçlamasıyla hapse mahkum edildi. Mahkeme, Baydemir ve Atalay’ı 10’ar ay hapisle cezalandırdı; herhangi bir indirim veya ertelemeye gitmedi. İHD, yapılacak ilk Anayasa değişikliği paketinde ifade özgürlüğü hakkının tam anlamıyla güvence altına alınmasını talep etti Avukatları Muharrem Erbey “gerilla” sözcüğüne propaganda anlamı yüklenemeyeceğini, bu sözcüğü kullanmanın da suç olarak nitelenemeyeceğini söylerken Meral Danış Beştaş, “Konuşmanın bütünü ve dile getirilmek istenen düşünce dikkate alınmadı. ‘Bu ülkede artık polis, asker, gerilla ve siviller ölmesin. Yüreğim acıyor. Artık kimse ölmesin’ sözlerine ceza verildi” dedi.
21 Nisan’da Gebze 3. Asliye Ceza Mahkemesi, devlet kaynaklı cinsel şiddeti konu eden kitabını tanıtırken “Kürdistan”dan söz ettiği için “kin ve düşmanlığa tahrik” iddiasıyla yargıladığı hukukçu Eren Keskin hakkında beraat kararı verdi. Ağustos 2007’de Gebze’deki Bilge Kültür Merkezi’nde kitabını tanıtan Keskin, “Hiçbir asker veya polise tecavüzden ceza verecek yüreklilikte bir hakim tanımıyorum” sözlerinden dolayı TCK’nın 216. maddesi uyarınca ve üç yıl hapis istemiyle yargılanıyordu. Esas hakkında mütalaasını sunan Cumhuriyet savcısı Orhan Güngör, eyleminin “fikir tehatisinden ibaret olduğu”nu söylediği Keskin’in “müsnet suçtan beraatine” karar verilmesini istedi. Keskin de, düşüncelerini açıklamaktan başka bir şey yapmadığını, Güneydoğu bölgesinde yaşayan vatandaşların büyük bir çoğunluluğu Kürt olduğu için o bölgeye coğrafi olarak Kürdistan deyimini kullandığını söyledi.Keskin, “Yargıçların, savcıların ve adalet görevlilerinin vatandaşa karşı suç işleyen güvenlik kuvvetlerine karşı baskı altında olduklarından gerekli cezayı veremediklerini söylemiştim. Düşüncelerimi şu şekilde açıklamıştım. Düşüncemi ifade etmek maksadıyla tamamen kendi düşüncelerimi şiddete başvurmadan açıklama gereğini duydum.” dedi.
1 Nisan’da Ankara 1. Sulh Ceza Mahkemesi, “halkı askerlikten soğutmak” iddiasıyla yargıladığı vicdani retçi Mustafa Karayay’ı beraat ettirdi. Karayay, “Türkiye’de doğmuş bir erkeğin sadece Türkiye’de dünyaya geldi diye askerlik yapmak gibi bir vatan borcu olamaz. Bu sadece Türkiye için söz konusu da değil. İnsanlar çıplak, günahsız, borçsuz ve en önemlisi de silahsız doğar. Hiçbir kurum ve kuruluşun özgür bir insanın hayatının belli veya belirsiz bir bölümünün tutsaklık altına almaya hakkı yoktur” sözlerinden yargılanıyordu. 10 Ekim 2008’de vicdani retçi olduğunu açıklayan ve “Birçok genç, askerlik adı altında hayatlarının baharında ölüp gitti. Onların hakkını kim nasıl ödeyebilir” şeklinde eleştirisini dile getiren Karayay için üç yıl hapis cezası isteniyordu. Vicdani retle ilgili düşüncelerinden gazeteciler Perihan Mağden, Gökhan Gençay, İbrahim Çeşmecioğlu, Birgül Özbarış, Yıldırım Türker ve Yasin Yetişgen, Sanatçı Bülent Ersoy ve yazar Cezmi Ersöz de yargılanmıştı.
1 Nisan’da Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi, DTP genel başkan yardımcısıyken 2007 Newroz mitingi sırasında yaptığı konuşmalarda “PKK örgütü propagandası yaptığı” gerekçesiyle Orhan Miroğlu’nu iki yıl bir ay hapis cezasına mahkum etti. TMY’nin 7/2 maddesinden suçlu bulunan Miroğlu’ya, 2 yıl 6 ay hapis cezası verildi; ceza, TCK’nın 62. maddesi uyarınca 2 yıl bir aya indirildi. Birkaç dosyanın birleşmesiyle oluşan davada, Miroğlu’nun 25 Mart 2008’de sarf ettiği “Sayın Öcalan’ın sağlığıyla oynanamaz. Türkiye’yi çatışmaya sürükleyebilecek bu iddialar araştırılmalıdır” şeklindeki sözleri de yargılandı. Mahkemenin paraya çevirmediği ve ertelemediği ceza Yargıtay’ca onanırsa Miroğlu, hapse girmek zorunda kalacak. Karar temyiz edildi. Miroğlu, “PKK bu ülkenin gerçeğidir. Sınır ötesi operasyonlarıyla çözülemez. Türkiye bu gerçekle yüzleşmeli” dediğini, Öcalan’ın zehirlendiğine ilişkin iddianın “çatışmaların önüne geçilmesi” için TTB ve hak örgütlerinin yer aldığı kuruluşlarca incelenmesini istediğini ve 1982’de Diyarbakır Cezaevi’nde tutukluluk koşullarının kınamak için yaşamına son veren PKK’nin kurucularından Mazlum Doğan’ı “cezaevi arkadaşı” olarak andığı için cezalandırıldığını söyledi.
1 Nisan’da Ankara 28. Asliye Ceza Mahkemesi, “Türkiyelilik” kavramını öneren “Azınlık Haklarıve Kültürel Haklar Raporu” nedeniyle dönemin BİHDK Başkanı Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu ve Alt Komisyon Başkanı Prof. Dr. Baskın Oran hakkında açılan 301 dosyasını Adalet Bakanlığı izin vermeyince kapattı. Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, “Türkiyelilik” kavramını önerdikleri gerekçesiyle rapor nedeniyle “kin ve düşmanlığa tahrik” ve “Türklüğü aşağılamak” iddialarıyla hapisle yargılanan öğretim üyeleri hakkında 301’den yargılanmasına izin vermemişti. 17 Aralık 2008’de yerel mahkeme, dosyayı yargılamanın sürdürülmesinin bir şartı olarak izin alınması için Adalet Bakanlığı’na göndermişti. 10 Mayıs 2007’de mahkeme, 301 yönünden Bakanlık izin şartı oluşmadığı gerekçesiyle davanın düşürülmesine ve sanıkların “halkı kin ve düşmanlığı tahrik” suçundan beraatine karar vermişti. Ancak Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 216 ile ilgili beraat kararını, suçun maddi ve manevi unsurları ile oluştuğu gerekçesiyle bozmuştu. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 28 Nisan’daki toplantıda, mahkemenin beraat kararının onanmasına hükmetmişti.
Haziran ayında Adalet Bakanlığı’nın, “Cübbe Sarık” başlıklı yazıda “Devletin askeri kuvvetlerini yayın yoluyla aşağıladığı” gerekçesiyle yargılanan Anadolu’da Vakit gazetesi yazarı Abdurrahman Dilipakiçin yargılama izni vermediği öğrenildi. Dilipak’ın davası düşmüş oldu. 13 Şubat 2008’de çıkan yazıdan TCK’nın 301. maddesinden yargılanan Dilipak’la ilgili, 11 Nisan 2008’da hazırlanan iddianamede, cımbızlama yöntemiyle “Evlerinde görünür bir yere, subay şapkası yerine yeşil fes üzerine beyaz sarık sarıp koyabilirler. Kızıl Ordu’nun bir gecede nasıl dağıldığını hatırlayın….Türkiye’de toplum Türkiye’de toplum brifinglerle, faili meçhullerle, fişlemelerle korkutulmuş ve baskı altına alınmıştır….Ülkeyi karıştırmak için eylemler, doğuda JİTEM’le, batıda STK’larla yürütüldü. Vatanseverlerin yöneticisi, ‘Dört bin askeri sivil kıyafetlerle yürüttük. Kimse fark etmedi” denilmişti.
Deniz Gezmiş, Mahir Çayan ve İbrahim Kaypakkaya’yı anan bir yazı nedeniyle “suç ve suçluyu övmek” iddiasıyla hakkında iddianame düzenlenen haftalık Atılım gazetesi yazı işleri müdürü Sibel Bulut’u yargılayacak mahkeme bulunmuyor. En son Fatih 2. Asliye Ceza Mahkemesi, “terör suçu olduğu” iddiasıyla görevsizlik kararı vererek dosyayı Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilmeye karar vermişti. Ancak bu mahkemeden aylardır haber yok. “İbo Mahir Deniz, zafere kadar izinizdeyiz” başlıklı yazı nedeniyle açılan dava 3 Kasım 2008’de başlamıştı. 68 hareketinin 40. yılında Gezmiş, Çayan ve Kaypakkaya, yargı tarafından “suçlu” görülmeye ve TCK’nın 215. maddesi kapsamına sokulmaya devam ediyor. İddianamede, Gezmiş, Çayan ve Kaypakkaya 68 ve ’71 devrimci gençlik yöneticileri olarak “terörist”, yaptıkları eylemler de “terör eylemleri” olarak nitelendiriliyorlar.
Avukatları, “Osmanlı İmparatorluğu’nda Ermenilere Yönelik Muamele, 1915-1916” isimli kitap nedeniyle Pencere Yayınları yetkilisi Muzaffer Erdoğdu, tercüman Ahmet Güner ve kitapta makalesi yayınlanan tarihçi Taner Akçam ile ilgili tazminat cezasına ilişkin kararı temyiz etti. CHP milletvekili ve emekli büyükelçi Şükrü Elekdağ’ın açtığı tazminat davasında Ankara 6. Asliye Hukuk Mahkemesi, 17 Eylül’deki karar duruşmasında, 20 bin TL tutarında açılan davayı kısmen kabul ederek 7 bin 500 TL tazminata hükmetmişti. Kitap, İngiliz hükümetinin, Şubat 1916’da “Ermenistan’da son zamanlarda yaşanan olaylar” hakkındaki delilleri toplamaları için görevlendirdiği James Bryce ve Arnold Toynbee’nin yaptıkları araştırmaları içeriyor. Bu iki kişinin çalışmaları sonucunda hazırlanan ve “The Treatment of Armenians in the Ottoman Empire” adı verilen rapor, İngiliz Parlamentosu’nun mavi kitaplar serisinde yayımlandı.
Emniyet Genel Müdürlüğü, MİT ve Jandarma Genel Komutanlığı’na mahkeme kararıyla verilen “genel izleme yetkisi”ni haber yaptıkları için haklarında dava açılan Milliyet gazetesi muhabiri Gökçer Tahincioğlu ve Vatan gazetesi muhabiri Kemal Göktaş 31 Mart’ta beraat ettiler. İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi, 16 Ekim 2008’de beri gazetecileri, “yasaklanan bilgileri temin” ve “terörle mücadelede görev yapan kamu görevlilerini hedef göstermek” iddialarıyla üç yıla kadar hapisle yargılıyordu. Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin üç kuruma verdiği izleme yetkilerini kamuoyuna duyuran gazeteciler, 24 Temmuz 2008’de TGC Basın Özgürlüğü Ödülü’nü aldıktan sonra 10 Nisan’da da Metin Göktepe Gazetecilik Ödülü’ne değer görüldüler. Göktaş, “Soruşturma açılması bile basın özgürlüğüne yönelik ciddi bir tehditti. Beraat etmemiz elbette sevindirici ama Türkiye’deki iletişimin izlenmesi sürüyor” dedi. Vatan gazetesinde 1 Haziran 2008’de çıkan “Türkiye’yi Sarsacak Belge” haberinde, Emniyet Genel Müdürlüğü’nün 25 Ocak-25 Nisan 2007 döneminde, Türkiye’de Telekom hizmeti veren bütün şirketlerin telefon üzerinden gerçekleşen iletişimlerin dökümlerini elde etmek için hukuksal girişimde bulunduğunu, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin, Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan konuyla ilgili yapılan başvuruya onay verdiğini belirtiyordu. Tahincioğlu da, Milliyet gazetesinin 2 Haziran 2008 tarihli sayısı için “İzleme İtirazı” başlıklı haberi kaleme almıştı.
19 Mart’ta Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesi, Ülkeye Bakış gazetesi sorumlu müdürü Bedri Adanır’ı, gazetede çıkan fotoğraf ve yazılar nedeniyle “PKK örgütü propagandası” yaptığı gerekçesiyle 3 yıl 2 ay hapse mahkum etti. Haftalık gazetenin 12 Ekim 2008 ve 18-24 Ekim 2008 tarihli sayılarında yer verilen fotoğraf ve yazılardan sorumlu tutulan Adanır, haberleri sadece haber niteliği olduğu için yayımladığını ve bunda herhangi bir kasıt veya propaganda niyetinin olmadığını ifade ederek beraatını istedi. Ancak mahkeme, iki ayrı sayıda fiilin gerçekleştiğini bildirerek Adanır’ı iki kez birer yıl hapis cezasına çarptırdı. Üç yıl iki ay hapse çıkarılan karar temyiz edildi. PKK yürütme Konseyi üyesi Mustafa Karasu ve PKK örgüt üyelerinin silahlı ve üst düzey yöneticilerinin resimlerine yer verilmesi, “Başbuğ da şansını denemek istiyor” başlığının altında Duran Kalkan’ın resim ve açıklamasının basılması, “Kadınlar haber ağlarını oluşturuyor” yazısının altında PKK’nin kadın kolu PAJK’in 7. Kongresi ile ilgili açıklamaları ve kadın PKK’lilerin fotoğraflarına yer verildiği İran’daki PKK’lileri açlık grevinde olduğunu duyuran “Açlık grevi 47. Gününde sona erdi” yazının yayımlanması ile “KCK: Bezele eylemi meşru müdafaadır” başlığı altında PKK açıklamalarıyla birlikte Abdullah Öcalan’dan “Önder Apo” olarak söz edilmesi cezalandırmaya gerekçe oluşturdu. Ayrıca, 24 Kasım 2008 tarihli iddianamede, 18 Ekim 2008’de çıkan “İmralı’da Öcalan’a saldırdılar, ateşle oynuyorlar, Öcalan’ı zehirlemişlerdi, AKP’ye verilen oylar savaşa gider” yazısı, “Demokratik yöntemler tek çözüm yoludur” yazıda Murat Karayılan’ın açıklaması ve fotoğrafına yer verilmesi, “Kürt sorununda devlet şiddeti tırmandırırken Öcalan bir kez daha çözüm önerdi. Gelin bu kış sorunu çözelim” yazısı, “Çözümün adresi de muhatabı da belli” yazısı, “PKK’nin çözüm adımları” yazısı, “İşte acil çözüm eylem planı” yazısı, “Öcalan’dan çözüm önerileri” yazısı cezaya dayanak yapıldı.
12 Mart’ta, Radikal gazetesi eski yazarı Perihan Mağden, “Plan Yapmayan Plan” şarkısının klibini eleştirdiği iki yazıda Arif Şirin (Ozan Arif) ve şarkıcı İsmail Türüt’e “basın yoluyla hakaret ettiği” iddiasıyla yargılandığı davada 3 bin 480 TL adli para cezasına mahkum edildi. Beykoz 2. Asliye Ceza Mahkemesi Hakimi Tamer Akgökçe, Hrant Dink’in katil zanlılarını övdüğü gerekçesiyle Türüt’ü eleştiren, Arif’i de “faşistlik” ile suçlayan Mağden’i suçlu buldu. Mağden, 174 gün karşılığında 3 bin 480 TL adli para cezasına çarptırılırken avukatları, tecil edilmeyen cezayı Yargıtay’a taşıdı. Radikal gazetesinde 18 Eylül 2007’de çıkan “Plan Yapmayın Plan/Çakal Yesun Anani” ve 16 Ekim 2007’de yer verilen “Feci şahsi yazı” başlıklı köşe yazıları yargılama konusuydu. Mağden, davacı avukatının müvekkillerini sahte adreslerde göstererek davayı Beykoz Adliyesi’ne taşıdığını iddia etti; hakkındaki davaların İsmail Türüt’e açılan davayla birleştirilmediği, hakkında verilen cezanın ertelenmeyip temyiz edilmesi imkansız hale getirildiğini söyledi; dosyayı da “ibret olsun diye” AİHM’e taşıyacağını kaydetti.
AKP’ye karşı kapatma davası açan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’yı “cüppeli baykuş” şeklinde hicvettiği için hapis istemiyle yargılanan Yeni Asya gazetesi çizeri İbrahim Özdabak 24 Mart’ta beraat etti. Bakırköy 2. Asliye Ceza Mahkemesi, atılı suçun kasıt ve unsurları oluşmadığı gerekçesiyle Özdabak’ı CMK’nın 223/2-a,c maddesi uyarınca akladı. Duruşma savcısı da, sunduğu esas hakkındaki mütalaasında çizerin beraat etmesi yönünde görüş bildirdi. 19 Mart 2008 tarihinde yayımlanan ve “Huguk! Huguk! Huguk! Huguk!” ifadelerinin geçtiği karikatüründen dolayı Özdabak, “yayın yoluyla hakaret” iddiasıyla ve TCK’nın 125. maddesinden yargılanıyordu. 26 Eylül 2008’de ilk kez hakim karşısına çıkan Özdabak, 25 yıllık gazetecilik hayatında ilk kez kendisine karşı bir hakaret davası açıldığını ifade etmişti. Özdabak, “Yargı mensupları da eleştirilebilir. Demokratik bir toplumda ve hukukun üstünlüğünü kabul eden bir devlette, hiçbir kurum ve kişi eleştiri dışında kalmamalı” diye konuşmuştu.
Malatya 2. Asliye Ceza Mahkemesi, Malatya Yenigün gazetesi sahibi Bülent Kutlutürk ile gazete yazı işleri müdürü Fadime Akıncı’yı, Beydağı Devlet Hastanesi’ndeki hurda yolsuzluğu iddialarıyla ilgili bir haberde “soruşturmanın gizliliğini ihlal ettikleri” gerekçesiyle mahkum etti. 19 Mart’ta öğrenilen karara göre, Kutlutürk ve Akıncı yolsuzluk iddiasıyla ilgili bir tanığın polisteki ifadesine28 Eylül 2007’de yer verdikleri için ertelemeli 1’er yıl 3’er ay hapse mahkum etti. Mahkeme, ÇGD Şube Başkanı Kutlutürk ve ÇGD Malatya yöneticisi Akıncı ile ilgili cezayı, gazetecileri beş yıl süreyle denetime tabi tutmaya karar vererek erteledi. Haberciler, karara bir üst mahkeme olan Malatya 1. Ağır Ceza Mahkemesi’ne “kararın cezaların şahsiliği ilkesine aykırı” olduğunu savunarak başvurdularsa da talepleri reddedildi. Gazeteciler, Basın Kanunu’nun 11. maddesine göre gazete sahibi hakkında hapis cezası verilemeyeceğini savunuyorlardı. Kararla iç hukuk yollarının tükendiğini ifade eden Kutlutürk, AİHM’ne başvuracaklarını söyledi.
Adana’da yayın yapan Radyo Dünya’nın Yayın yönetmeni Mehmet Arslan, Kasım 2007’de yer verdiği Kürtçe “Keçe Kurdan” müzik parçasından “kin ve düşmanlığa tahrik” iddiasıyla yargılandığı davadan 17 Mart’ta beraat etti. Adana 2. Asliye Ceza Mahkemesi, “eylem suç oluşturmadığı” gerekçesiyle Arslan’ın beraatine karar verdi. Davanın üçüncü duruşmasında tutuksuz sanık olarak mahkemede ifade veren radyocu, “Yayın yönetmeni olarak suçlamayı kabul etmiyorum. Halk ezgisinde kesinlikte halkı kin ve düşmanlığa tahrik edecek herhangi bir söz bulunmuyor. Sanatçı Aynur Doğan’ın okuduğu bu şarkı Kültür Bakanlığı’nca bandrol almış bir kasette yer alıyor. Kasetin tercümesi de yanlış yapıldı” dedi. Avukatı Kenan Karavil de, dosyada bilirkişinin farklı yorumlar dahil ederek kasette sözleri çarpıttığını, yayımlanan eserde suç unsuru bulunmadığını dile getirdi. ÇHD Adana Şubesi, Adliye önünde, gazetecileri bilgilendirmek için yaptığı açıklamada, Kürtçe önündeki baskılara son verilmesini talep etti.
17 Mart’ta Eskişehir 2. Sulh Ceza Mahkemesi, “katil devlet” ve “19 Aralık gazileri” gibi nitelendirmelerden dolayı hapisle yargılanan Ali Haydar Güneş, Esma Yavuz, Sabit Çiçek, Şahin Kösedağı, Nadide Toker, Ali Bozkına, Can Aydemir Sezer, Atilla Aka, Esra Sönmez ve Nihal Samsum adlı üniversite öğrencilerinin beraatine karar verdi. Adalet Bakanlığı, 19 Aralık 2000’deki cezaevi operasyonlarını yedi yıl sonra protesto ederken Eskişehir’de linçe uğrayan ve gözaltına alınan kişinin TCK’nın 301. maddesinden yargılanmalarına izin vermişti. 19 Aralık 2000’deki cezaevi operasyonlarını “katliam” olarak nitelendirdikleri için iki yıl hapis istemiyle yargılanan 10 kişi, “Devleti alenen aşağılamak” ve “suç ve suçluyu övmek” iddialarıyla yargılanıyorlardı. Adalet Bakanı, bir süre önce “Devletime katil dedirtmemem” sözleriyle yazar Temel Demirer için yargılama izni vermişti. Üniversitelileri savunan üç avukat, açlık grevine girmenin ve cezaevi operasyonlarını katliam olarak nitelendirmenin suç oluşturamayacağını, açlık grevine destek olmanın da “suçu övmek” olarak nitelenemeyeceğini savunarak, suçun unsurlarının bu nedenle oluşmadığını ifade ettiler.
3 Mart 2009’da, Şanlıurfa 3. Asliye Ceza Mahkemesi, “Kürt Ulusal Demokratik Çalışma Grubu”nun Urfa’da düzenlediği toplantı nedeniyle İbrahim Güçlü, Arif Sevinç ve Nadir Yektaş’a 1’er yıl hapis, Eyüp Karakeçi ve Mehmet Kemal Uğurlu’ya 10 ay hapis, Fuat Önen’e “halkı kin ve düşmanlığa tahrik ettikleri” iddiasıyla 11 ay hapis cezası verdi. Çevik kuvvet görevlilerinin duruşmada bulunmasına tutuksuz yargılanan sanıklar ve avukatları uzun süre itiraz ederek, görevliler salondan çıkmadıkça savunma yapmayacaklarını açıkladılar. Mahkeme, “duruşma herkese açık” diyerek talepleri reddetti. Önen ve Sıtkı Zilanhakkında TCK’nın 301. maddesinden açılan dava Adalet Bakanlığı izin vermediği için düşerken Önen “suçluyu övmek”ten bir yıl hapse mahkum edildi; Önen’in cezasını bin 500 TL olarak belirleyen mahkeme, Eyüp, Karageçi ve Oğuzlu’nun cezalarını 10 ay hapse indirdi. Ancak Önen, Sevinç, Güçlü ile Yektaş’ın cezaları, “duruşmadaki olumsuz tavırları” gerekçe gösterilerek indirilmedi. Mahkeme, bu sanıkların cezalarını 15 bin TL ile 18 bin TL arasında değişen para cezalarına çarptırdı.
Başbakan Erdoğan, 29 Mart yerel seçim kampanyasında sıklıkla hedef aldığı ve “yandaş medya” olarak nitelendirdiği gazetecilere karşı “kişilik haklarına saldırı” iddiasıyla da tazminat davaları açmaya devam ediyor. Erdoğan, 8 Şubat’ta ART TV’de çıkan “Ankara Rüzgarı” programındaki sözlerinden Emin Çölaşan’dan, Cumhuriyet gazetesinin 6 Şubat 2009 tarihli sayısında çıkan ”El Atına Binen Tez İner” başlıklı yazısı nedeniyle Cüney Arcayürek’ten 10’ar bin TL istiyor. Yeniçağ gazetesine 10 bin TL; Ortadoğu gazetesine AKP adına 35 bin TL, Erdoğan adına 25 bin TL’lik davalar açıldı.
Eski Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, “Türkiyelilik” kavramını önerdikleri “Azınlık Hakları ve Kültürel Haklar Raporu” nedeniyle yargılanan dönemin BİHDK Başkanı Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu ve Alt Komisyon Başkanı Prof. Dr. Baskın Oran’ın 301. maddeden yargılanmalarını izin vermedi. Dosya bu nedenle düştü. Adalet Bakanlığı, raporda geçen ifadeleri ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirdi. Kararda Anayasanın 26. maddesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesine de atıf yapıldığını kaydetti. 17 Aralık 2008’de Ankara 28. Asliye Ceza Mahkemesi, Oran ve Kaboğlu’nun TCK’nın 301. maddesine ilişkin dosyalarını, yargılamanın sürdürülmesinin bir şartı olarak izin alınması için Adalet Bakanlığı’na göndermişti. Mahkeme, dört yıldır tutuksuz sanık olarak hapis istemiyle yargılanan Oran ve Kaboğlu ile dosyayı, avukat Oya Aydın’ın “301’i, Anayasa Mahkemesi’ne gönderin” talebini geri çevirmiş, Bakanlık iznine öncelik vermişti. 301’in Türkiye’yi krize sokan bir madde olduğunu, kişilerin özgürlüklerini kısıtlayan bir düzenleme olduğunu vurgulayan Kaboğlu ve Oran da, duruşmada, Bakanlık izin şartıyla ilgili, “İzin şartı bizi, Bakan lütfuna maruz kalmış gibi gösteriyor” diyerek rahatsızlıklarını dile getirmişlerdi.
Başbakan Erdoğan için “Zerre kadar utanması olsaydı Kars’a gelmezdi. Türk, Kürt bütün halklara hayatı cehennem eden özgürlük düşmanı Erdoğan’ı Kars’ta istemiyoruz. Kars’ın havasını ve toprağını bu kan siyasetçisi padişahın kirletmesini protesto ediyoruz” diyen siyasetçi Mahmut Alınak, ceza olarak fidan dikecek ve dört ay süreyle fidanlığın bakımını yapacak. 3 Mart’ta Kars 2. Asliye Ceza Mahkemesi, bu sözler nedeniyle Alınak’ı “hakaret” suçlamasıyla 11 ay 20 gün hapse mahkum ettikten sonra hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verdi. Mahkeme, CMK’nın 231/8-c maddesine dayanarak, “denetimli serbestlik” altında geçireceği beş yıllık süre içerisinde Alınak’ın, denetimlik serbestlik şube müdürlüğünün belirleyeceği bir alanda, 500 adet fidan dikerek ve dört ay süreyle bakım ve gözetimini yerine getirmesine hükmetti. Mahkeme, Alınak’ın Kars yerel medyasına gönderdiği bildirinin Başbakana hakaret niteliği taşıdığına kanaat getirdi. Alınak, karara yedi gün içinde itiraz edebilecek. Alınak, savunmasında, “Sosyal devlet kuralına göre bir vatandaşın ayağı taşa değse bile bundan Başbakan ve hükümetler sorumludur. Başbakan devletin başındadır. Kars ise hükümete iki milletvekili kazandıran bir şehirdir. AKP hükümeti ise Kars’a bir tek çivi çakmamıştır. Hizmet getirmeyen bir başbakanı eleştirmekte en doğal hakkımızdır. Hakaret kastım yoktur, tabiatıma aykırıdır. Sert eleştiri söz konusudur. Dava da düşünce özgürlüğüne, AİHM kararlarına aykırıdır” sözleriyle kendisi savundu. Alınak, bundan önce de sivil itaatsizlik yönünde yaptığı çağrılar nedeniyle verilen idari para cezalarını ödemeyi reddettiği için geçen yıl iki kez cezaevine girmişti
27 Şubat’ta Bursa 4. Sulh Ceza Mahkemesi, Başbakan Erdoğan hakkında “Ampul Tayyip” sloganının atıldığı iki eylemden Dumlupınar Üniversitesi’nde öğrenim gören Berna Özaslan, Eğitim-Sen Bursa Şubesi yöneticisi olan öğretmenler Hasan Özaydın ve Betül Öztürk ile Halkevleri Genel Merkez üyesi Mehmet Emre Battal’ı “hakaret” iddiasıyla 11’er ay 20’şer gün hapse mahkum etti; O.B. hakkındaysa Bursa Çocuk Mahkemesi’nde dava açıldı. Liselilerin ÖSS’yi protesto için 29 Mart 2008’de düzenledikleri diğer bir eylemde atılan sloganlar nedeniyle dokuz kişi daha halen yargılanıyor. Bursa polisinin olay tutanağına göre “Liseli Genç Umut” adlı 40 kişilik grup geçen yıl Setbaşı’nda toplanıp Ahmet Vefik Paşa Tiyatrosu önüne yürüyüşe geçti. Grubun önünde iki trampet çalınıyor, dövizler taşınıyor, sloganlar atılıyordu. Polis tutanağında şu not düşüldü: “Amerikancı, işbirlikçi, önce dinci, sonra liboş, eğitimi satan’ sloganlarına topluluk tarafından hep bir ağızdan her cümlenin arasında ‘Ampul Tayyip’ sloganları atılmıştır. Devamında topluluk tarafından önde bulunan iki kişinin trampetleriyle tempo tutturarak ‘Ampulsün sen Tayyip, ampulsün sen Tayyip, ampulsün sen Tayyip’ sloganı iki defa atılmıştır.” 1 Nisan 2008’de, DİSK ve KESK öncülüğündeki başka bir protesto eyleminde “Ampulsün sen Tayyip” diye slogan atan dokuz kişiye aynı maddeden 7. Sulh Ceza Mahkemesi’nde dava açılmıştı. Bu davanın görülmesine de 18 Mart’ta devam edildi.
Vicdani retçi Mustafa Karayay, vicdani redde ilişkin düşüncelerinden TCK’nın 318. maddesi uyarınca “halkı askerlikten soğutmak” iddiasıyla yargıladığı davanın ilk duruşmasında beraat ettirdi. Üç yıl hapis istemiyle karşı karşıya bulunan Karayay, 10 Ekim 2008’de Ankara Kızılay’daki Yüksel Caddesi’nde, “Türkiye’de doğmuş bir erkeğin sadece Türkiye’de dünyaya geldi diye askerlik yapmak gibi bir vatan borcu olamaz. Bu sadece Türkiye için söz konusu da değil. İnsanlar çıplak, günahsız, borçsuz ve en önemlisi de silahsız doğar. Hiçbir kurum ve kuruluşun özgür bir insanın hayatının belli veya belirsiz bir bölümünün tutsaklık altına almaya hakkı yoktur” demekle suçlanıyordu.
Haftalık Atılım gazetesi yazı işleri müdürü Sibel Bulut, Deniz Gezmiş, Mahir Çayan ve İbrahim Kaypakkaya’yı anan bir yazı nedeniyle “suç ve suçluyu övmek” iddiasıyla yargılanıyor. En son Fatih 2. Asliye Ceza Mahkemesi, davada görevsizlik kararı vererek dosyayı Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilmeye karar vermişti. Gazetenin “Gündem” köşesinde çıkan “İbo Mahir Deniz, zafere kadar izinizdeyiz” başlıklı yazı nedeniyle açılan dava 3 Kasım 2008’de başlamıştı. 68 hareketinin 40. yılında Gezmiş, Çayan ve Kaypakkaya, yargı tarafından “suçlu” görülmeye ve TCK’nın 215. maddesi kapsamına sokulmaya devam ediyor. İddianamede, Gezmiş, Çayan ve Kaypakkaya 68 ve ’71 devrimci gençlik yöneticileri olarak “terörist”, yaptıkları eylemler de “terör eylemleri” olarak nitelendiriliyorlar.
Adana Radyo Dünya’nın yayın yönetmeni Mehmet Arslan, iki yıl önce Şivan Perwer”in sesinden Kürtçe “Mihemedo” Türküsü’ne yer vermekten yargılandığı davadan 23 Şubat’ta beraat etti. TRT Şeş’in (TRT 6) 1 Ocak 2009’da Kürtçe yayına başlamasından sonra yer verdiği “Mihemedo” parçasını 16 Ekim 2007″de yayımlayan yerel radyo, Adana Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü suç duyurusunda bulununca davalık olmuştu. Savcı Duran Yılmaz’ın kaleme aldığı iddianameyle Adana 2. Asliye Ceza Mahkemesi, 8 Ocak 2008’de “kin ve düşmanlığa tahrik” iddiasıyla açılan davada yayın sorumlusu Arslan’ı hapis istemiyle yargılıyordu. Mahkeme, suç kastı bulunmadığına hükmetti. Mahkemenin başvurduğu bilirkişiyse müzik parçasında bundan farklı ifadeler yer aldığı yönünde görüş bildirdi.
DTP Diyarbakır İl Başkanı Hilmi Aydoğdu’nun “Kerkük’e yapılan saldırılar Diyarbakır’a; Diyarbakır’a yapılan saldırı Kerkük’e yapılmış sayılır” sözlerine destek veren Belediye başkanı Hüseyin Kalkan 16 Şubat’ta 1 yıl 6 ay hapis cezasına çarpıtıldı. Batman 2. Asliye Ceza Mahkemesi, cezayı yargı sürecindeki davranışları nedeniyle 1 yıl 3 aya indirdi. Mahkeme, “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etmek” ile yargıladığı Kalkan’ın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olmaması nedeniyle cezasının ertelenmesine karar verdi. Keskin, son iki yılda düşünceleri nedeniyle yargılandığı altı davadan toplam 3 yıl 9 ay hapis ve 10 bin 875 TL para cezasına çarptırılmış oldu. Kalkan’ın dört dosyası, temyiz edildiği için Yargıtay’da bulunuyor. Roj TV’nin kapatılmaması için Danimarka Başbakanı’na mektup gönderen DTP’li belediye başkanları arasında yer alan Kalkan, “suç ve suçluyu övmek”ten bin 875 TL para cezasına mahkum olumuştu. Kalkan, 2 bin TL’den az olduğu için Diyarbakır 5.Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği cezayı temyiz edememişti. Ceza kesinleşmişti.
13 Şubat’ta Bakırköy 2. Asliye Ceza Mahkemesi, Dağlıca baskınında PKK örgütünün rehin aldığı askerlerin serbest bırakılmasını duyuran Milliyet gazetesinin sorumlu yazı işleri müdürü Hasan Çakkalkurt’u, “soruşturmanın gizliliğini ihlal ettiği” gerekçesiyle 1 yıl 6 ay 22 gün hapis cezasına çarptırdı. Gazete avukatları, haberin Jandarma Genel Komutanlığı Van Askeri Mahkemesi’nin aldığı yayın yasağı kararıyla aynı tarihli olduğundan bu karara aykırılıktan söz edilemeyeceği, haberlerin yer verilmenin gazetecilik görevinin bir gereği olduğu ve halkın haber alma hakkına dayandığını vurgulaması sonucu değiştirmedi. Mahkeme, TCK’nın 285/1 maddesi uyarınca Çakkalkurt’u mahkum etti. Milliyet gazetesi, 21 Ekim 2007 tarihinde meydana gelen Dağlıca baskınındaki gelişmeyi 12 Kasım 2007 tarihinde, “Kaçırılan 8 askere tutuklama” ve “Çatışma gecesini anlattılar” başlıklarıyla duyurmuştu. Jandarma Genel Komutanlığı Van Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi, 12 erin yaşamını yitirdiği, 17’sinin de yaralandığı saldırıyla ilgili, 8 şüpheli askerin soruşturulmasını gerekçe göstererek, tüm yazılı ve görsel basın ve medya kuruluşlarına yayın yasağı getirmişti. Ceza, bir yılın üzerinde olduğu için para cezasına çevrilmedi. Gazete avukatları, kararın temyiz edilmesi için Yargıtay’a başvurdu.
16 Şubat’ta, Bakırköy, 2. Asliye Ceza Mahkemesi, Posta gazetesi foto-muhabiri Ahmet Cumalı’yı, Derin Mermerci ile ilgili çektiği defile fotoğrafı nedeniyle “özel hayatın gizliliğini ihlâl ettiği” iddiasıyla mahkum oldu; cezasının açıklanmasının geri bırakılmasına karar verdi. Mahkeme, beş yıl süreyle aynı nitelikte bir fiilden sorumlu tutulması halinde Cumalı hakkında, TCK’nın 134/2 maddesinden verdiği ancak saklı tuttuğu cezayı yüzüne karşı okuyacak. 4 Kasım 2008’de de bu kez Bakırköy 16. Asliye Ceza Mahkemesi, teknesinde Sanatçı Sezen Aksu’nun mayolu fotoğrafını çektiği gerekçesiyle Cumalı’yı ertelemeli 1 yıl 3 ay hapse mahkum etmişti.
Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, bir yazılı soru önergesine verdiği yanıtta, 2006 ve 2007 yıllarında TCK’nın 301. maddesinden toplam 742 dava açıldığını, bu davalardan bin 42 kişinin yargılandığı bilgisini verdi. DTP Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş’ın yazılı soru önergesine 6 Şubat’ta alınan yanıttan, yargılananlardan 16’sının çocuk olduğu anlaşılıyor. Bu dönemde 301’den 6’sı çocuk 309 kişi mahkum edildi. Ay dönemde açılmış olan 742 davadan sadece bir tanesi Diyarbakır’da açıldı. Bu davada da toplam 9 kişi yargılandı ancak ceza almadı. Bu iki yıllık dönemde Türkiye’de, 3713 sayılı TMY kapsamında toplam 4 bin 784 dava açıldı, bu davalarda toplam 11 bin 720 kişi yargılandı. Aynı dönemde “suç işlemek amacıyla örgüt kurma”, “örgüt üyeliği” ve “örgüt propagandası”nı düzenleyen TCK’nın 220. maddesi kapsamında toplam 2 bin 469 dava açıldı. Bu davalarda 422’si çocuk 17 bin 510 kişi yargılandı. Bu dönemde TCK’nın “silahlı örgüt kurmak ve yönetmek” suçunu düzenleyen 314. maddesi kapsamında toplam 2 bin 239 dava açıldı; bu davalarda toplam 6 bin 582 kişi yargılandı. Yargılananlardan 413’ü çocuk.
15 Ocak’ta Şişli Cumhuriyet Başsavcılığı, Hrant Dink’in cenazesindeki “Hepimiz Ermeniyiz” sloganları ve “Katil 301” pankartları nedeniyle Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül hakkında yaptığı şikayette takipsizlik kararı verdi. Sinop’ta Haber 57 gazetesi köşe yazarı Mete Çağdaş, sloganı ve pankartlarla TCK’nın 301. maddesine aykırı olduğunu ileri sürerek cenaze tertip komitesi ve katılımcılar hakkında Sinop Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunmuştu. “Sayın Savcı” başlıklı bir yazıyla eyleme katılanların yargılanması gerektiğini savunan Çağdaş, “Böyle bir karar için iki yıl beklemek mi gerekiyor? İtiraz hakkımı kullanacağım” dedi. Dedesinin Ermeni çetelerince öldürüldüğünü belirten Çağdaş, bir gazeteci olarak meslektaşı Dink’in bir cinayete kurban gitmesini kınadığını, ancak atılan sloganların Türklüğe hakaret olduğunu savunmuştu.
5 Şubat’ta Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesi, DTP Diyarbakır Milletvekili Aysel Tuğluk’u, Şubat 2007’de Batman’da “Sayın Başbakan, PKK’yı terörist ilan edin sizinle görüşelim diyor. Biz PKK’yı terörist ilan etsek de bu sorun çözülmez” sözlerinin de geçtiği bir konuşması nedeniyle 1 yıl 6 ay hapse mahkum etti. DTP Batman İl Başkanlığı’nın genel kurulunda yaptığı konuşma nedeniyle Tuğluk’u gıyabında “PKK örgütü propagandası yaptığı” iddiasıyla mahkum etti; cezayı ertelemeyi reddetti. Mahkeme, Tuğluk’un davasını, milletvekili seçilmesi nedeniyle durdurmuştu. Ancak Yargıtay kararı bozunca yargılamaya yeniden başlanmıştı. Konuşmanın bütünlüğünden koparılarak, bir iki cümlesi cımbızlanarak suçlama yöneltildiği ve hüküm kurulduğunu savunan Tuğluk’un avukatları Sabahattin Acar ve Fethi Gümüş, kararı temyiz ettiler. DTP Grup Başkanvekili ve Diyarbakır milletvekili Selahattin Demirtaş, yazılı bir açıklamayla, iktidarın ve Başbakan Erdoğan’ın hedef gösteren politikaları nedeniyle Kürt siyasetçiler üzerindeki baskıların yoğunlaştığını kaydederek, bunu “bizzat Başbakan Erdoğan’ın verdiği bir ceza” olarak kabul ettiklerini açıkladı: “Yakın zamanda Sayın Leyla Zana’ya ve şimdi de Sayın Aysel Tuğluk’a verilen hapis cezalarının ilk hesap sorma yeri 29 Mart’ta ki seçim sandıkları olacaktır. Bizi cezalandırarak susturacağını sananları utandıracak bir zaferle hem bu gerici çevrelere en anlamlı cevabı vereceğiz, hem de özgürlüğe susamış halkımıza hak ettiği armağanı sunacağız.”
19 Mart’ta Üsküdar 1. Sulh Ceza Mahkemesi, vicdani retçi Doğan Özkan’ı “halkı askerlikten soğuttuğu” iddiasıyla iki ay hapis ve 440 TL para cezasına mahkum etti. Mahkeme, ardından cezayı iyi halden ve başkaca hafifletici gerekçelerle önce para cezasına çevirip sonra da erteledi. Yazılı savunmasını sunan Özkan, “Halkı askerlikten ve öldürmekten soğutmak faydalı ‘işlerdir’. Her zaman her yerde beni dinleyen sivil asker herkese, askere gitmenin kötü olduğunu, başka yaşam olanakları da bulunduğunu anlattım ve anlatacağım. Bu ifadelerimden dolayı bana verilecek hiç bir cezai yaptırıma uymayacağım” dedi. Avukatı Birsen Atakan ise sözlü savunma yaparak; Özkan’ın şiddet karşıtı olduğunu, ölme ve öldürmeye karşı bir kişi olduğunu, açıklamanın düşünce özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini, vicdani ret hakkının uluslararası sözleşmelerde bir insan hakkı olarak tanındığını ve 318. maddenin anayasaya aykırı olduğunu bu nedenle davanın Anayasa Mahkemesi’ne gönderilmesini ve Özkan’ın beraatini istedi. Ancak hakim; Özkan’ın görüşlerinde ısrar ettiğine kanaat getirerek mahkumiyet yoluna gitti. Özkan, gerekçeli kararın açıklanmasının ardından temyize gideceğini açıkladı.
2 Şubat’ta Van 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nin, 15 Mayıs 2008 tarihinde yer verilen “Aktütün baskını” görüntülerden “PKK örgütü propagandası yapmak” ile suçlanan Yüksekova Haber sitesi yayın yönetmeni Erkan Çapraz’ı beraat ettirdiği öğrenildi. Mahkeme, örgüt propagandası yapmakla ilgili “suçun unsurlarının oluşmadığı” gerekçesiyle beraat ettirdiği Çapraz ile ilgili kararı 31 Ekim 2008’de aldı. Beraat kararının gerekçesinde, “Örgüt üyelerinin Şemdinli ilçesi Aktütün Jandarma Karakolu’na düzenlediği silahlı saldırı ile ilgili haber yapıldığı, olayın bundan ibaret olduğu, örgüt propagandası içermediği, aynı zamanda suç işlemeye alenen tahrik suçunun da unsurlarının kasıt yokluğu nedeni ile de oluşmadığı haberin ayrıntısından anlaşılmakta” denildi. Çapraz hakkında; “Türkiye Cumhuriyeti askeri teşkilatını alenen aşağılama”, “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” ve “örgüt propagandası yapmak ve terör faaliyeti kapsamında suç işlemeye tahrik” gerekçeleriyle Yüksekova Cumhuriyet Başsavcılığı’nca beş ayrı soruşturma da başlatılmıştı. Ancak başsavcılık, aralarında TCK’nın 301. maddesi dahil çeşitli maddelerden açılan bu soruşturmalarda takipsizlik kararı verdi. Beş soruşturmadan 3’ü ile ilgili Yüksekova Cumhuriyet Başsavcılığı, Eylül 2008’de takipsizlik kararı vermişti.
Tunceli Asliye Ceza Mahkemesi, 1 Mayıs 2008’de hazırlanan Kürtçe “Yaşasın 1 Mayıs” (Bijî Yek Gulan) yazılı afiş ve el ilanları nedeniyle DTP İl Başkanı Murat Polat ve beş parti yerel yetkilisini hapisle cezalandırdı. 22 Ocak’ta gündeme gelen karara göre, kitleye dağıtılan el ilanları ve DTP İl binasına da asılan afiş nedeniyle Polat ile parti yöneticileri Ufuk Sünger, Hüseyin Özdenk, Nurcan Kasun, Zeki Yıldırım ve İbrahim Halil Ateş, 2820 Sayılı Siyasi Partiler Yasası’nın 81/c maddesi uyarınca 5’er ay hapis cezasına çarptırdı. Mahkeme, cezayı beş yıllık denetim serbestliğine çevirerek, sanıkların bu süre içinde hapis cezasını gerektirecek kasıtlı bir suçtan mahkum olmaları halinde, söz konusu cezanın da uygulanacağı konusunda sanıkları uyardı. Cezalar, Adalet Bakanlığı’nın tutukluların aileleriyle Kürtçe konuşabilmelerini kolaylaştırmaya dönüş çalışma yaptığı ve TRT Şeş’in (TRT 6) tam gün Kürt yayına başladığı bir sürece rastlıyor.
Manisa 2. Sulh Ceza Mahkemesi, 22 Temmuz 2007 seçimlerinde Manisa’nın Emek Partisi’nden “Bin Umut” Adayı Şah İsmail Özocak’ı, Kürtçe bilmediği halde bu dilden seçim propagandası yaptığı gerekçesiyle hapisten 3 bin TL adli para cezasına mahkum etti. Seçimler öncesi 15 Temmuz 2007’de yapılan mitingde Kürtçe propagandanın söz konusu olmadığını aktaran Özocak, “Delil olarak gösterilen CD’ler bende de var. Sadece misafirler Kürtçe ve Türkçe olarak halka tanıtıldı. Bundan propaganda suçu çıkarılır mı?” dedi. Aralık 2008’da alınan ve 8 Ocak’ta tebliğ edilen kararı Özocak, 12 Ocak’ta temyiz etti. Kürtçe bilmediği halde mahkum edilmesini şaşkınlıkla karşıladığını söyleyen Özocak, “Hükümet, TRT Şeş üzerinden alelacele Kürtçe yayını başlattı. Demokratik açılımlar getirilecekse öncelikle antidemokratik düzenlemeler kaldırılmalı ve bu açılımlar Anayasal zemine de taşınmalı. Bu olmadığı sürece bizler, bilmediğimiz bir dilde propaganda yapmaktan daima suçlanırız” diye konuştu. Özocak’ı, Siyasi Partiler Yasasıuyarınca 6 ay hapisle cezalandıran mahkeme, cezayı 5 aya indirdikten sonra da 3 bin TL para cezasına çevirdi. Aralık ayı ortasında aldığı ve 8 Ocak’ta tebliğ ettiği kararını Özocak, 12 Ocak’ta temyiz ederek Yargıtay’a taşıdı.
Düzenlemeler ve hak aramalar
İstanbul 2.Sulh Ceza Mahkemesi, e-mail ile Sanatçı Ferhat Tunç’e tehdit ve hakaret nitelikli mesajlar gönderdikleri gerekçesiyle Trabzon –Hayrat ilçesinden Selim Ay ile Abdullah Sarıoglu’yu yargılamaya 24 Aralık 2009’da devam etti. Emniyet, davanın üçüncü duruşmasında, suçlamaları kabul etmeyen sanıkların adres tespitiyle ilgili talebe yanıt vermedi. Dava 25 Şubat 2010’da sürecek. Savcılığın, ifadelerinin alınmasından sonra iki sanık hakkında yakalama kararı çıkarılması bekleniyor.
Tekirdağ’ın Şarköy İlçesi’nde yaşanan bir trafik kazasını görüntülemek isteyen Şarköy’ün Sesi gazetesi sahibi Yakup Önal’i darp ettikleri iddiasıyla iki kişi yargılanıyor. Söz konusu kişiler, 25 Mart 2010’da, İstanbul Seyahat Şirketi’ne bağlı bir otobüs kaza yaptıktan sonra görüntü alan gazeteciyi darp ettikleri gerekçesiyle hakim karşısına çıkacaklar. Gazeteci, olay sonrasında belinden rahatsızlanmış, tedavi altına alınmıştı.
23 Kasım’da Tokat İdare Mahkemesi, belediyenin “iş yeri açma ve çalıştırma ruhsatı olmadığı” iddiasıyla 17 Kasım’da Kanal 60 Televizyonu’nun idare binasını mühürlemesiyle ilgili yürütmeyi durdurma kararı verdi. Tokat İdare Mahkemesi oybirliğiyle aldığı yürütmeyi durdurma kararında, işlemin 16 yıllık şirketi yayın yapamaz hale getirdiğine ve telafisi olmayan zararlara neden olduğuna yer verdi. İdare mahkemesi, televizyon yetkililerinin savunmalarını sunması için 15 gün süre tanıdı. Türkiye Gazeteciler Federasyonu (TGF) Genel Başkanı Atilla Sertel, televizyonun kapatılmasını “basın özgürlüğüne indirilmiş bir darbe” olarak nitelendirdi. Sertel, Belediye Başkanı Adnan Çiçek’in, “Haklısınız ancak öyle yapmam gerekiyordu” sözlerinin kabul edilemez bulduğunu bildirdi.
Sahte belgeyle telefonlarının dinlendiğini savunan Taraf gazetesi muhabiri Mehmet Baransu, sorumlular hakkında suç duyurusunda bulunduktan sonra 9 Aralık’ta da İçişleri Bakanlığı aleyhinde 30 bin TL’lik tazminat davası açtı. Baransu bununla da kalmayacak, hakkında dinleme kararı aldırtan Hâkim Müslüm Uzun’u Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu’na (HSYK) şikâyet etti. Telefonunun Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı ve Van Jandarma Alay Komutanlığı’nca bir yılı aşkın bir süredir dinlendiğini açıklayan Baransu, jandarmanın kendi cep telefonunu dinlemek için Van 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne PKK’li Şükrü Özkan’ı dinleyecekmiş gibi girişim yaptığını savundu. Baransu, avukatı Ergin Cinmen ile adliyeye gelerek şikayet dilekçesini savcılığa verdi. Cinmen, “Yapılacak soruşturma sonucunda, ‘Van İl Jandarma Komutanlığı’nda’ görevli olan faillerin kimliklerinin tespiti ile gereken davanın açılmasını istiyoruz” dedi.
Cumhuriyet gazetesinin Şişli’deki binasının bahçesine 29 Mart 2008’de molotof kokteyli atılmasıyla ilgili davada, oyuncu Şafak Sezer tanık sıfatıyla dinlendi. İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 9 Aralık’ta ifade veren Şafak Sezer, ifadesinde, sanık Boğaç Kaan Murathan ile 1998’den beri arkadaşlığı olduğunu; eşini istemeye kendisinin gittiğini, cezaevinde bir kez ziyaret ettiği Murathan’ın hapisten çıktıktan sonra Antalya’ya gidip bir hafta süreyle evinde misafir olarak kaldığını söyledi. Sezer, sanıklardan Seyhun Zayim’i de bir kez gördüğünü aktardı. Mahkeme, tutuklu sanıkların cezaevinde kalmalarına karar verdi. Cumhuriyet gazetesine molotof kokteyli atılmasına dair talimatı, “Ergenekon Davası” tutuksuz sanığı Sedat Peker’a yakın bir kişi olduğu ileri sürülen Murathan’ın verdiği iddia ediliyor. Tutuklu sanık Bedirhan Şinal’ın ”terör örgütüne yardım etmek”, ”genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması”, ”tehlikeli maddelerin izinsiz bulundurulması veya el değiştirilmesi” ile ”Ateşli Silahlar Kanunu’na muhalefet” iddialarıyla 16 yıl 3 aydan 42 yıla kadar hapsi isteniyor. Murathan ve diğer sanıklar ise, 8 yıl 3 ay ile 37,5 yıl arasında hapsi talep ediliyor.
TGC son 100 yılda katledilen 61 gazeteciyi, 17 Kasım’da Burhan Felek Konferans Salonu’nda düzenlediği bir toplantıyla andı. Toplantıda, en çok adı geçenlerden birisi de, Uğur Mumcu’nun öldürülmesiyle ilgili soruşturmayı tıkamakla suçlanan eski Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar’dı. TGC Başkanı Orhan Erinç, Serbesti gazetesi yazarı Hasan Fehmi’nin 6 Nisan 1909’da öldürülmesinden bugüne kadar tetikçiler bazen ele geçse de arkasındaki güçlerin ortaya çıkarılmadığını ifade etti. Son olarak Hrant Dink’in öldürüldüğünü ifade eden Erinç, “Hasan Fehmi’dan beri öldürülen 15. gazeteci Abdi İpekçi oldu. 1979’dan beri de 46 gazeteci öldürüldü. İfade özgürlüğünün genişletilmesi, Avrupa standardı getirilmeye çalışılıyor ama çok sayıda gazeteci yaptığı haber, röportaj ve görüntüler nedeniyle ölüm tehdidi altında. 15 gazeteci can tehlikesi olduğu için polis korumasında” dedi. Milliyet gazetesi yayın yönetmeni Abdi İpekçi’nin kızı Nükhet İpekçi, TRT muhabiri Ümit Kaftancıoğlu’nun oğlu Ali Naki Kaftancıoğlu ve gelini Dr. Canan Kaftancıoğlu, Metin Göktepe’nin ablası Meryem Türkmen de etkinlikteydi. Hürriyet gazetesi yetkilisi Çetin Emeç’in oğlu Mehmet Emeç de bir mesaj gönderdi.
Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi, Uğur Mumcu, Bahriye Üçok ve Ahmet Taner Kışlalı gibi aydın ve gazetecilerin öldürülmesi dahil çok sayıda saldırıdan sorumlu tuttuğu ”Tevhid-Selam Kudüs Örgütü’”ne üye oldukları iddiasıyla dört kişiyi yargılıyor. Mahkeme, İran’da oldukları tespit edilen firari sanıklar Ahmet Cansız, Selahattin Eş ve Ali Akbulut ile İsviçre’de olduğu öğrenilen Aydın Koral’ın yakalama emirlerinin infaz edilmesini bekliyor.
18 Aralık 2008’de hazırlanan iddianamede, sanıkların 22 yıl 6 aya kadar hapisleri isteniyor. Örgüt, Mumcu, Üçok ve Kışlalı dışında, Suudi Arabistan Büyükelçiliği görevlisi Abdulgani Bedevi, ABD vatandaşı Victor Marwick, İsrail Büyükelçiliği görevlisi Ehud Sadan’ın öldürülmesi dahil birçok eylemden sorumlu tutuluyor.
Ankara 9. İdare Mahkemesi, Milliyet gazetesi muhabiri Abdullah Karakuş’un Başbakanlıkça akreditasyonun iptal edilmesiyle ilgili açılan davada işlemin iptaline karar verdi. Mahkemenin oy birliği ile aldığı kararda, akreditasyon iptalinin basın özgürlüğüne ve hukuka aykırı olduğu ifade edildi. Başbakanlık uygulamasının gazetecilerin haber yapma iradelerinde, “caydırıcı” etki oluşturacağına vurgu yapılan kararda, Karakuş’un iptale neden olan iki haberinde de basın meslek ilkelerine aykırılığın olmadığına yer verildi. AİHM’in “basın özgürlüğü” yorumlarının da sıralandığı kararda, “Olgulara dayanan haberlerde kanıtlama yükümlülüğü aranacak ise de gazetecinin iyi niyet savunması yeterli kabul edilmelidir” denildi.
Uydudan ve D-Smart’tan izlenebilen Su TV, 20 Eylül’de Kürtçe haber bülteni yayınına başladı. Çok kültürlü ve çok dilli yayıncılığı savunduklarını belirten kanalın haber koordinatörü Mehmet Demir, “Medyanın bu süreçte vermesi gereken bir karar var: barıştan mı yana olacaklar yoksa savaş çığırtkanlığı mı yapacaklar? Biz barış yayıncılığı yapacağız” dedi. “atv, Kanal D gibi televizyonların da bu topraklarda varolan dillerle yayın yapmaya başlamasının gerektiğini” söyledi. Demir, “TRT Şeş gibi yasakçı olmayacağız, herkese eşit mesafede duracağız” dedi. Su TV Genel Koordinatörü Nazan Özdemir, Kürtçe Haber Sorumlusu İbrahim Genç ve Demir Kürtçe haber programını 11 Kasım’da santralistanbul Enerji Müzesi’nde düzenledikleri toplantıyla basına tanıttı.
İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi eğitim görevlisi Doç. Dr. Yaman Akdeniz, Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Bürosu’nun, myspace.com ve lastfm.com.tr siteleriyle ilgili 26 Haziran 2009 tarihli ve 2009/45 sayılı erişim engelleme kararına 29 Eylül’de itiraz etti. Akdeniz, avukatları aracılığıyla Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Bürosu’na başvurdu; taleplerinin Beyoğlu Sulh Ceza Mahkemesi’ne iletilmesini istedi.
16 Eylül’de Uluslararası Hrant Dink Vakfı (UHDV), iki yıl önce katledilen gazeteci Hrant Dink’in doğum gününde gazeteci Alper Görmüş ve İsrailli gazeteci Amira Hass’ı ödüllendirdi. Görmüş ve Hass’a ödül, “ayrımcılıktan, ırkçılıktan, şiddetten arınmış, daha özgür ve adil bir dünya için çalışan, bu idealler uğruna bireysel risk alan, ezber bozan, barışın dilini kullanan, bunları yaparken, insanlara mücadeleye devam etme yolunda ilham ve umut verdikleri” gerekçesiyle verildi.
13 Ağustos’ta Siirt Ağır Ceza mahkemesi, Siirt Birlik gazetesi sahibi Diya Yarayan’a saldırıp ağır yaralanmasına neden oldukları iddia edilen dört tutuklu sanığın tutukluluk hallerinin devamına karar verdi. Mahkeme, savcının esas hakkında mütalaasını sunması için yargılamayı 24 Eylül’e bıraktı. Dört sanık, Siirt Kapalı Cezaevi’ne geri gönderildi. 17 Şubat akşamı yapılan saldırıyı kınayan RSF, “Türkiye’de yerel yetkililer, eleştirel bakışa sahip gazetecileri darp etmeye tereddüt etmiyorlar. Gazetecilerin sıklıkla karşılaştığı bu saldırıları kabul etmemiz mümkün değil. Yetkilileri, saldırılarda sorumluluğu tespit edilen seçilmişler veya memurları daha iyi izlemeye ve cezalandırmaya çağırıyoruz” dedi. RSF, son dönemde gazeteciler Diya Yarayan, Hacı Boğatekin ve Durmuş Tuna’nın ciddi saldırıların hedefi olduklarını anımsattı; saldırılarla ilgili örnek oluşturacak ve düşünce özgürlüğünü hedef almak isteyenleri caydıracak mahiyette soruşturma ve dava yürütülmesini bildirdi.
Aydın’nın Söke İlçesi’nde Söke Gerçek gazetesi sahibi Durmuş Tuna’ya yönelik saldırıya karışanlar oldukları iddia edilen 12 şüpheliden altısı 29 Temmuz’da Söke 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nce tutuklandı. Tuna’nın ağır şekilde yaralanmasına neden oldukları iddiasıyla 27 Temmuz’da gözaltına alınan 12 kişiden üçü serbest bırakılırken mahkemesi’nde sorgulanan şüpheliler S.K., S.Y., L.Y., S.D., R.Y. ve İ.Ç. cezaevine gönderildi. Ancak Tuna, maşa olarak kullanılan ve yaralama suçu işlemekle suçlananların tutuklandığı, öldürmek amacıyla kendisine vurulduğu, saldırı anında bir kişinin bağırarak, ”kafasına vurun, öldürün, gebertin” şeklinde talimat verilmesini dikkate alınmadığını ileri sürdü.TGC de, Tuna gibi, saldırının azmettiricilerinin bulunmasını talep ediyor.
Cumhuriyet gazetesi avukatları, 1 Mayıs 2008’de çalışanlarına saldırılmasında sorumlu tuttukları İstanbul Çevik Kuvvet Şube Müdürü Gökhan Özsavaş’a yargı yolunu açmak için İstanbul Bölge İdare Mahkemesi’ne başvurdular. Gazete avukatı Tora Pekin, 1 Temmuz’da kaleme aldığı bir dilekçeyle Özsavaş hakkında soruşturma açılmasını istemeyen İstanbul Valiliği’nin kararına itiraz etti. Gazeteciler Ali Deniz Uslu ve Esra Açıkgöz’ün de aralarında bulunduğu dört kişiye saldıran emniyet görevlilerini şu ana dek yoğun çabalarına rağmen yargı önüne çıkarmayı başaramayan Pekin, dilekçesinde, “Hakkında soruşturma izni verilmeyen müdür, bu insanlık dışı saldırıları gerçekleştiren ve bir türlü kimliği tespit ‘edilemeyen’ memurun amiridir. Ve hiç kuşkusuz ki suçu oluşturan eylemlerin sorumlusu durumundadır” dedi. Sorumluların her şeyden önce yargı önüne çıkarmak istediklerini ve 1 Mayıs’ta çalışanlarına yönelik saldırıların cezasız bırakmamak için çaba gösterdiklerini söyleyen hukukçu Pekin, iç hukuk yollarında sonuç alamayacakları bir durumda dosyayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşımaya tereddüt etmeyeceklerini ifade etti.
15 Haziran’da Taraf gazetesi, üç gün önce yayımladığı “İrtica Mücadele Eylem Planı” belgesine ilişkin Genelkurmay Askeri Mahkemesi’nce verilen yayın yasağına itiraz etti. Gazete avukatı Ergin Cinmen, İstanbul Nöbetçi 9. Ağır Ceza Mahkemesi’ne yayın yasağının kaldırılması için dilekçe verdi. Dilekçede, Taraf gazetesinde karara konu olan yayının, Basın Kanunu’nun 3. maddesinde yer alan ”basın özgürlüğü”, Anayasa’nın 26. maddesinde yer alan ”düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” ile 28. maddesindeki ”basın hürriyeti” çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği ve bu hakların Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 10. maddesine göre düzenlendiği belirtildi. Cinmen, Askeri Mahkemenin bu kararı vermeye yetkisi olmadığını ve yayın yasağının hukuka aykırı olduğunu düşündüklerini söyledi.
4 Haziran’da Siirt Ağır Ceza mahkemesi, Siirt Birlik gazetesi sahibi gazeteci Diya Yarayan’a saldıranlar olduğu iddia edilen dört tutuklu sanığı yargılamaya başladı. Yarayan, 17 Şubat gecesi Bahçelievler Mahallesi’ndeki evinin önünde kar maskeli kişilerin sopalı saldırısına uğrayarak ağır yaralanmış, başından aldığı yaralar nedeniyle haftalarca Siirt Devlet Hastanesi’nde tedavi görmüştü. 23 yıllık gazeteci, duruşmada saldırıyı Siirt Sosyal Hizmetler İl Müdürü Hifzullah Canpolat’ın azmettirdiğini savundu. Bu kişinin daha önce de aynı sanıklara benzer suçlar işlettirdiğini ve bu yolla yandaşlarına kurumundaki yemek ve temizlik ihalelerini verdiğini ileri süren gazeteci, mahkeme heyetinin “bu müdürle ilgili daha önce haber yaptınız mı?” sorusuna “evet” yanıtını verdi. Gazeteci, “Dul kadınlardan telefon numarası isteyen müdür kim?” başlıklı haberi gazetelerine gelen ihbarları değerlendirerek yaptığını ifade ederek, “haberde müdürün adını yazmasam da hedefim oydu. Zaten Siirt’te herkes bu konuyu biliyordu. kendisi fırsatını kolladı beni dövdürdü” dedi. Davaya 23 Temmuz’da devam edilecek. İfadelerde masum olduklarını ileri süren tutuklu zanlılar duruşmanın ardından Siirt Kapalı Cezaevi’ne geri gönderildi.
28 Mayıs’ta Şişli 1. Asliye Ceza Mahkemesi, 25 Ocak 2007’de gönderdiği e-mail mesajında, Agos gazetesi çalışanları ve Ermenileri tehdit ettiği gerekçesiyle Muhammet Karay’ı 3 yıl 3 ay üç gün hapis cezasına mahkum etti. Karay’ın, Hrant Dink’in öldürülmesinin ardından gönderdiği mesaj nedeniyle gazete avukatları, gazete eski imtiyaz sahibi Serkis Seropyan’ın şikayetiyle Şişli Başsavcılığı’na başvurmuşlardı. Mahkeme, “tehdit içerikli sözleri katılanda derin bir korku ve endişe yarattığı” gerekçesiyle, TCK’nın 106/2 (b) maddesinden düzenlenen “tehdit” suçundan Karay’ı cezalandırdı. Mahkeme, Karay’ın “kendisini tanınmayacak bir hale koyarak imzasız mektupla veya özel işaretlerle tehdit yönelttiğini” vurguladı. Davacı avukatlar, iki yıl olan alt sınırdan uzaklaşarak ve ceza ağırlaştırarak verilmesini olumlu karşıladı. Daha önce de Şişli Mahkemeleri, gazeteye yönelik ölümle tehdit ve ırkçı söylem içeren mesajlardan Zafer Filiz ve Rıdvan Doğan’ı cezalandırmıştı.
Vicdani retçi Mehmet Bal’a işkence yapmak ve Bal’ı yaralamakla suçlanan dört kişinin yargılandığı davaya avukat Eren Keskin ve İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri’nin tanık olarak dinlenmesiyle 22 Mayıs’ta devam edildi. Hasdal 3. Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi’nde görülen davada savcı, Keskin’e “işkencenin tanımını” sordu ve “Bal’a yapılanların küçük bir darp olayı olduğunu” söyledi. Keskin, “Bal’a Askeri Cezaevinde işkence yapıldığına dair bilgilerin kendilerine ulaştığını, bunun üzerine bir avukat arkadaşıyla birlikte 11 Haziran 2008’de cezaevine giderek bir albayla görüştüğünü” anlattı. Tutuklu sanıklar Necati Polat, Erhan Öz ve Bekir Uğurlu’yla tutuksuz sanık Mehmet Emin Karadağ’ın yanı sıra sanık avukatlarının da katılmadığı dava 6 Temmuz’a ertelendi. “Üzerinde askeri kıyafet bulunan Bal’ın iki kişinin kollarında yanlarına getirildiğini” belirten Keskin, “Bal’ın çok bitkin olduğunu ve ayakta duramadığını” aktardı; “Kendisiyle kısa bir görüşme yaptık. Bir astsubayın zorla saçlarını kestiğini, koğuşta Necati Polat adlı bir mahkumun arkadaşlarıyla birlikte kendisini dövdüğünü söyledi” dedi.
30 Nisan’da Beyoğlu 3. Asliye Hukuk Mahkemesi, Yargıtay’ın örgütlenme özgürlüğüne vurgu yapan gerekçelerini de katılarak Lambdaistanbul Derneği’nin kapatılmasını reddetti. Derneğin avukatı Fırat Söyle, “Kararın Türkiyeli lezbiyen, gey, biseksüel, travesti ve transseksüellerin (LGBTT) sürdürdüğü mücadelenin sonucu olduğunu” söyledi.Yargıtay kararındaki “teşvik etme” ve “özendirme” ifadelerine de itiraz ettiklerini kaydeden Söyle, açıklanacak resmi kararda bununla ilgili bir tespit bulunmasını umduklarını ifade etti. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, 25 Kasım 2008 tarihinde aldığı ancak dernek avukatlarına 23 Ocak’ta tebliğ ettiği altı sayfalık kararda, “cinsel kimlik ve yönelim kişilerin kendi istekleriyle seçtikleri bir olgu olmayıp, doğuştan veya yetiştiriliş tarzından kaynaklanan ve kişilerin istemeyerek karşı karşıya kaldığı bir olgudur” demişti.
DTP milletvekili Hasip Kaplan yaklaşık 70 bin kişinin dinlendiğini söyleyen Adalet Bakanına bir soru önergesiyle “Bu kararlar yasaya uygun mu?” diye sordu. Dinleme kararları için kaç mahkeme kararı verildiğini soran Kaplan “Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcısı, sadece partimize yönelik 40 bin dinleme yapıldığını söyledi. Bu dinlemeler sadece partimize yönelik mi?” diye ekledi.Bakan Mehmet Ali Şahin, dinleme kararlarının Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’na (TİB) iletildiğini, dinlemelerin bu kurum aracılığıyla yapıldığını belirtti. Şahin, 12 bin 841 dinleme kaydının “suç unsuruna rastlanmadığı için” silindiğini ekledi. TİB başkanı Fethi Şimşek de Aralık 2008’de Meclis araştırma komisyonuna verdiği bilgide yargı kararıyla iletilen numaraların sadece kaydını yaptıklarını belirtmişti. “Bizden isteyen kurum hangisiyse, MİT, Emniyet veya Jandarmaya gönderiyoruz. Kaydın dinlenmesi, çözülmesi, imha edilmesi tamamen bizim dışımızdadır. Eğer bunlarla ilgili bir sızma oluyorsa bizimle ilgisi yok. Biz olduğu gibi kurumlara veriyoruz. Biz kimleri kayda aldığımızı da bilmeyiz. Yani verilen numara milletvekiline mi ait, bakana mı ait biz bunu bilmeyiz. Bize sadece numara gönderilir. Teknik takip tamamen bizim dışımızda. MİT, Emniyet ve Jandarma özel izinle teknik takip ve ortam dinlemesi yapıyorlar. Bazı kurumlarda mobil dinleme cihazları olduğunu da duyuyoruz.” Geçen yıl, bir Diyarbakır mahkemesinin Emniyet, Jandarma ve Milli İstihbarat’a herkesi dinleyebilmelerini sağlayacak “genel dinleme yetkisi” verdiği ortaya çıkmıştı. Bunu ortaya çıkaran gazeteciler yargılanmış; daha sonra beraat etmişlerdi.
İçişleri Bakanlığı, 1 Mayıs 2008’de gerçekleşen ve yaralanmalarına yol açan polis şiddeti nedeniyle Cumhuriyet gazetesi muhabirleri Esra Açıkgöz ve Ali Deniz Uslu’ya 3 bin 500 TL tazminat ödemeye mahkum oldu. 1 Mayıs 2008’de eylemleri izlerken gazete binası önünde ve yakınında polislerce darp edilen Açıkgöz bakanlığı 2 bin 500 TL tazminat ödemeye mahkum ederken, görevliler hakkında cezai işlem yapılması için yaptığı girişimlerden sonuç alamadı. İstanbul 1. İdare Mahkemesi, saldırılarda kolu kırılan muhabir Ali Deniz Uslu’ya da bin TL manevi tazminat ödenmesini kararlaştırdı. Ancak 1 Mayıs 2007’de benzer koşullarda darp edilen gazetenin diğer muhabiri Alper Turgut, 21 Nisan 2008’de Bakanlığı bin TL tazminata mahkum ettirdiyse de aradan geçen süre içerisinde kazandığı tazminatı tahsil edemedi. 2007 eylemlerinde 10’un üzerinde haberci polis şiddetine uğramıştı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Turgut dahil 38 kişinin yaptıkları şikayeti, polis şiddetini “yasal zor” olarak nitelendirerek ve “delil yetersizliğinden” söz ederek takipsizlikle sonuçlandırmıştı.
23 Mart 2008’de Hakkari’nin Yüksekova İlçesi’nde bir kişinin polis kurşunuyla yaşamını yitirdiği Newroz kutlamalarını izleyen altı haberci polisin saldırısı cezasız kaldı. Kafasından sert bir cisimle darbe alan İHA muhabiri Senar Yıldız Yüksekova devlet Hastanesinde kafa filmi çekildikten sonra tıbbi kontrol altına alınırken DHA muhabirleri Hamit Erkut ve Erkan Çobanoğlu, AA muhabiri Necip Çapraz, CHA muhabiri Şevket Yılmaz, DİHA muhabiri Sami Yılmaz çevik kuvvet ekiplerince dövülerek göstericilerin içine sürülmüştü.
21 Nisan’da Avrupa Gazeteciler Federasyonu (EFJ), TGS’nin, ATV ile Sabah gazete ve dergi gruplarının bağlı olduğu Turkuvaz işyerlerinde 13 Şubat’tan bu yana sürdürdüğü grevini desteklediğini açıkladı; Türkiye’nin “en temel sendikal hakları ihlal eden tutumunu” sürdürmesini eleştirdi. EFJ Başkanı Arne König, “Türk hükümeti temel hakların korunacağını teyit etmelidir. Sendika üyesi olmak ve toplu sözleşme hakkına sahip olmak, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bir süre önce aldığı kararda açıkça vurgulandığı üzere temel bir haktır” dedi. Hükümetin grevle ilgili olarak harekete geçmemesi durumunda, AB ile Türkiye arasında, müzakere anlaşmasının 19. faslında belirtilen sosyal haklar konusundaki görüşmelerin engelle karşılaşacağını kaydeden König, ATV-Sabah grevini, Avrupa Komisyonu ve Avrupa Parlamentosu temsilcileriyle gündeme taşıyacaklarını bildirdi.
TRT, Kürtçe radyo yayınına 1 Nisan’da, “Türkiye’nin Sesi” radyosunda dil çeşitliliğine dahil edilen Ermenice radyo yayınına da 2 Nisan’da başladıklarını açıkladı. Sabah yayına başlayan ve 24 saat kesintisiz dinlenebilecek Radyo 6, FM bandından yayın yapan vericilerle antene ulaştırılacak. Türkiye’nin Sesi Radyosu kapsamında başlayan Ermenice yayınlarsa Türkiye saatiyle sabahları 07.00-07.30, akşamları ise 18.00-18.30 saatleri arasında gerçekleşiyor. Radyo 6 ve Türkiye’nin Sesi Radyosu’nun yayınları, TÜRKSAT uydusuyla İnternet üzerinden dinlenebiliyor. TRT’nin Kürtçe yayın yapan kanalı TRT 6 da 1 Ocak’ta yayına başlamıştı.
Diyarbakır Asliye Ceza Mahkemesi’nin, Mart 2004 Yerel Seçimleri gecesinde resmi üniformalı bir polisin oy sandığını değiştirdiği iddiasını araştıran gazetecilerden dokuzuna yönelik sivil polis saldırısını akladı. Olaydan dört yıl sonra bir polis memuruna “kasten yaralama” ve “mala zarar verme” gerekçesiyle dava açılmıştı. Yargının bu kadar geç harekete geçmesiyle bir sonuç alamayacağını açıklayan dönemin SKY Türk kanalı bölge temsilcisi Nevzat Bingöl, “Tek sanık polis de beraat etti. Şikayetçi olarak yer alamama rağmen duruşmaya davet etmediler. Yediğimiz dayakla kaldık. Olan kırılan kameralarımıza oldu. Kimvurduya gittik” dedi. 28 Mart yerel seçimleri gecesinde Show TV muhabiri Şaban Boz, Söz gazetesi ve Söz TV muhabiri Beşir Arız ve Faysal Karadeniz, Ahmet Bulut ve Bayram Bulut, DİHA kameramanı Mehmet Şirin Hatman ve muhabiri Bahire Karataş ve Gün TV muhabiri Fırat Düzgün saldırısına uğramış, yaralananlardan Hatman, Boz ve Karataş tedavi altına alınmıştı. Kameraların kullanılamaz hale gelmesi nedeniyle gazetecilerin 27 bin doları bulan zararı karşılanmamıştı. Habercileri hastanede ziyaret eden dönemin polis müdürü, sorumluların cezalandırılacağı sözü vermişti. Ancak bu sözler tutulmadı.
1 Şubat’ta Bizim Kocaeli gazetesine saldıranlar cezasız kaldı. Büroya gelen yaklaşık 15 kişilik bir grup, “Suadiye’de silahlı çatışma” haberine tepki olarak büro girişindeki eşyaları dağıttıktan, sandalyeleri fırlattıktan ve camları kırdıktan sonra işyerinden ayrılan grup gözaltına alındıktan sonra serbest bırakılmıştı. Gazete yazı işleri müdürü Ahmet Tükenmez, “Bugüne kadar dava açıldığına ilişkin bir bilgi bize gelmedi. Üstelik, büromuzu korumak için özel bir güvenlik şirketiyle anlaşmaya kalkıştığımızda bize bunun önünde yasal engel olduğu bildirildi. Bizi kim koruyacak?” dedi.
26 Mart’ta Star Haber Grup Başkanı Uğur Dündar, İkinci Ergenekon İddianamesi’nde “Eşinin yalnız başına Brezilya’ya gittiği” şeklinde asılsız iddiaya yer verildiği gerekçesiyle “Ergenekon” Savcılarını Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na (HSYK) şikayet etti. Dündar, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 25 Mart’ta kabul ettiği ikinci iddianamede “özel yaşamına ihlal edici nitelikte bilgilere yer verdikleri” gerekçesiyle soruşturmayı yürüten cumhuriyet savcıları Ercan Şafak, M. Ali Pekgüzel, Fikret Seçen, Mehmet Murat Yönder, Zekeriya Öz ve Nihat Taşkın’ı şikáyet etti. Cumhuriyet gazetesi sahibiİlhan Selçuk da, 10 Temmuz 2008’de kaleme alınan ilk iddianamede “”karalamak ve küçük düşürmek amacıyla davayla ilgili bazı saptama ve özel yaşına dair bilgilere yer verildiği” gerekçesiyle savcılar Zekeriya Öz, Mehmet Ali Pekgüzel ve Nihat Taşkın hakkında dava açmıştı.
İnternet üzerinden yayın yapan Nor Radyo, Nor Zartonk’un 17 Ocak’ta Tütün Deposu’ndan düzenlediği “Unutmak Kaybetmektir” etkinliğiyle yayına başladı. 19 Ocak 2007’de katledilen gazeteci Hrant Dink’in anmasını canlı yayınlayan radyonun gönüllülerinden Sayat Tekir, “Çok dilli ve çok kültürlü bir yayın anlayışımız var” dedi ve ekledi: “Sadece Ermenice’nin ve Ermenilerin değil, Anadolu’nun diğer kültürlerinin ve halklarının da kendilerini ifade edebilecekleri bir platform oluşturmayı amaçlıyoruz. Türkiye’de Ermeniler de diğer halklar da dillerini konuşamıyor. Bu da yavaş yavaş asimile oluyorlar. Bunun sonucunda bir radyonun olması, bu radyoda farklı dillerde yayın yapılıyor olması dillerin de varlıklarını sürdürmelerine katkı sunacak” dedi. Her gün www.norradyo.com adresinden dinleyebileceğiniz radyo her akşam saat 20.00’de yayına başlıyor ve saat 01.00’e kadar yayın sürüyor. 20 kişinin gönüllü olarak katkı sunduğu radyoda kültür sanat programından haftalık yorumlardan çocuk öykülerine kadar çeşitli programlarını dinlemek mümkün.
Gazeteci Faruk Balıkçı, Güneydoğu’da görev yaptıktan sonra Ergenekon Soruşturması kapsamında gözaltına alınan şahısların, 23 Mart 1992’te Cizre’de Newroz sonrası olayları izleyen Sabah gazetesi muhabiriİzzet Kezer’in ölümüyle bağlantılarının araştırılması gerektiğine inanıyor. Erzincan Depremini yerinde izledikten sonra Cizre’de Newroz kutlamalarını takip etmesi için Ankara’dan görevlendirilen Kezer, bir grup gazeteciyle birlikte elinde beyaz bayrakla otele sığınmaya çalışırken öldürülmüştü. TİHV, 1992 Raporu’nda gazetecinin bir polis panzerinden açılan ateşle yaşamını yitirdiği yazılıydı. Cinayetin ardından bazı gazetecilerin ifadeleri alındıktan sonra soruşturma dosyasının “faili meçhuller rafı”na kaldırıldığını ifade eden DHA Diyarbakır büro şefi, Doğu ve Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Balıkçı, “O dönemde, insanların olaylara tanık olmalarını ve fotoğrafların bugüne taşınmasını istemeyen Ergenekon zihniyetinin öncelleri vardı” dedi.
Vicdani retçi Mehmet Bal’a işkence uygulayan ve yaralayan dört kişinin yargılanmasına 3 Şubat’ta Hasdal Askeri Cezaevi’nde dördüncü duruşmayla devam edildi. Duruşmada, Bal’a haber verilmeden yapılan ilk duruşmada dinlenen beş askeri tutuklu yeniden dinlendi. 17 Mart’ta yargılamaya devam edecek olan Bal, duruşmada tanıkların avukatların sorularına çelişkili yanıtlar verdiklerini savundu: “Tanıklar ya ‘bilmiyorum’ dediler ya da hatırlamadıklarını söylediler. Bir kaçı da ‘Bal ve avukatlarının seviyesine inmeyeceğim’ diyerek avukatların sorularını yanıtlamayı reddetti.” Tanıklarından birinin “Bal’dan nefret ediyorum. O kadar kin duyuyorum ki mahkemede boğabilirim” dediği ileri sürüldü. Bal, davanın savcısı olan Askeri Binbaşı Ertan Aydın’ın aynı zamanda kendisi hakkında TCK’nın 301. maddesinden suç duyurusunda bulunan savcı olduğunu söyledi.
Aralarında Aydın Karahasan, Dr. Mustafa Kibaroğlu, Sadık Varer, Selma Çakır Koçiva gibi aydınların da yer aldığı bir grup Başbakanlığa dilekçe vererek UNESCO’nun Tehlike Altındaki Diller Atlası’nda yer alan Lazca’nın yok olmaması ve Lazca’nın varlığını sürdürebilmesi, muhtaç duyduğu yaşam ortamının yaratılabilmesi için devletten destek olmasını istedi. Anadilde -iki dilli- eğitim, Lazca okuma yazma etkinliklerinin düzenlenmesi, Lazca yer adlarının iadesi, Laz kültürünün araştırılması, Lazca ve diğer yerel dillerde basın yayın özgürlüğü ve vatandaşlık statüsü ilgili konularda net bir düzenleme yapılması gerekliliğini vurgulayan grup, Başbakanlığa gönderdiği “ Demokratik Hak olarak Anadil ve Lazcanın geleceği” başlıklı dilekçede taleplerini dile getirdi.
4 Mart’ta TGS İstanbul Şube Başkanı Rüya Özkalkan, atv, Sabah gazetesi ve bazı dergilerin de bağlı olduğu Turkuvaz Medya Grubu’ndaki grevin beklentilerin de üzerinde ilgi gördüğünü ifade etti. Özkalkan, işveren baskısının greve katılımın düşük kalmasına yol açtığını ama grevcilere dışarıdan, emek örgütleri, meslek örgütleri ve çeşitli gruplardan artan şekilde gelen desteğin “morallerini yüksek tutmalarını sağladığını” belirtti. 20. gününe giren grevin 10 kişiyle sürdürüldüğünü ifade eden Özkalkan, işverenin 17 Şubat’ta işten çıkardığı sendika üyelerinin işe iade davalarını açtıklarını, “usulsüz işlem” nedeniyle de ayrıca hukuki işlem yapacaklarını ekledi.
27 Şubat’ta İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi, 30 yıl önce gazeteci Abdi İpekçi cinayetine karıştıkları gerekçesiyle yargılanan gıyabi tutuklu Yalçın Özbey ve cezaevinden yazdığı itiraf mektubuyla yıllar sonra davanın açılmasında etkili olan Yusuf Çelikkaya hakkında açılan davayı zamanaşımından düşürdü. Cumhuriyet Savcısı Fethi Türkmen, Özbey hakkında kaçak olması nedeniyle tutuklama kararı verildiğinden davanın zamanaşımının durmuş olduğunu ve davanın sürenin dolmadığı kanaatinde olduğunu belirtti. Mahkeme heyeti, TCK’nın öngördüğü asli zaman aşımı süresinin 20 yıl, 104/2 maddesi gereğince uzatılmış zaman aşımı süresinin ise 30 yıl olduğunu belirtti. Heyet, suç tarihi itibariyle kamu davasının zaman aşımı nedeniyle ortadan kaldırılmasına karar verdi. Milliyet gazetesi genel yayın yönetmeni İpekçi, 1 Şubat 1979’da aracıyla İstanbul Nişantaşı’daki evine giderken öldürülmüştü. Ayrıca mahkeme, Özbey hakkındaki yakalama kararının da kaldırılmasını kararlaştırdı; 7 gün içinde temyiz yolunun açık olduğunu belirtti.
Gazeteci meslektaşları, 30 yıl önce İstanbul Nişantaşı’nda uğradığı suikast sonucu yaşamını yitiren Milliyet gazetesi Yayın Yönetmeni Abdi İpekçi’yi mezarı başında andılar. Zincirlikuyu Mezarlığı’ndaki kabri başında 1 Şubat 2009’da İpekçi’yi anan TGC Başkanı Orhan Erinç, “Türkiye’de bu tür cinayetlerde sınırlı şekilde yol alınabiliyor. Yakalanabilirse tetikçiler yakalanıyor ama onları yönlendirenler, destek ya da güç verenler etrafındaki karanlık giderilemiyor” dedi. Törene katılan Milliyet gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Sedat Ergin, “Bu cinayetler tam olarak aydınlatılmadığı sürece biz yakın tarihimizi de tam anlamıyla objektif bir şekilde öğrenemeyeceğiz” dedi. Gazeteciler, Türkiye’de son 30 yılda öldürülen meslektaşlarının katillerinin genelde bulunsa da, cinayetlerin arkasındaki güçlerin hiçbir zaman ortaya çıkarılamadığını vurguladı. İpekçi’nin katili ve Papa 2. Jean Paul’ün suikastı hükümlüsü Mehmet Ali Ağca, Türkiye’deki iki ayrı gasp olayına ilişkin daha önce 36 yıl hapis cezasına çarptırıldığı davanın yeni TCK’ya göre Şubat 2006’da yapılan yeni yargılamada 21 yıl 8 ay hapse mahkum edilmişti. Mart 2006’da kamuoyuna yansıyan bu karara göre Ağca, 18 Ocak 2010 tarihinde tahliye olamayacaktı; bu tarihe Ağca’nın iki ayrı gasp suçundan alacağı hapis cezası da eklenecekti.
25 Şubat 2007’de tutuklanan ve “Ergenekon Silahlı terör örgütüne üyelik”, “Hükümete karşı silahlı isyana tahrik etmek” ve “hukuka aykırı kişisel verileri kaydetmek” ile suçlanan Ümit Sayın’ın da ek ifadesinde, Uğur Mumcu cinayetiyle ilgili msn haberleşmeleri soruldu. Araştırmacı-yazar Uğur Mumcu, 24 Ocak 1993’te Ankara’da evinin önünde, aracına yerleştirilen bombanın patlaması sonucu hayatını kaybetmişti. Mumcu ve diğer aydınların öldürülmesiyle ilgili açılan Umut Davası’nda tek bir kişi cezaevinde.
Eski hükümlü ve yeminli Kürtçe tercüman Mehdi Tanrıkulu, Adalet Bakanlığı’nın tutuklu ve hükümlü ziyaretlerinde Kürtçe konuşulmasını kolaylaştırmak için başlattığı girişimi “çok gecikmiş” de bulsa destekliyor. Tanrıkulu, “Gönül ister ki, bu düzenleme TRT Şeş’in Kürtçe yayına geçmesi gibi seçim malzemesi haline getirilmesin” dedi. 12 Eylül döneminde Diyarbakır E Tipi Cezaevi’nde Kürtçe konuştuğu için ağır saldırılara uğradığını, 1987 yılında Eskişehir Cezaevi’nde de “konuşma yasağı”yla karşılaştığını ifade eden Tanrıkulu, üçüncü kez tutuklanarak gönderildiği Kandıra F Tipi Cezaevi’nde herhangi bir Kürtçe konuşma yasağıyla karşılaşmadığını söyledi.
Diyarbakır ve bölgesinde dört yılı aşkın bir süredir günde 45 dakika Kırmançi yayın yapan Gün TV, TRT6 gibi günde 24 saat yapabilmek için RTÜK’e başvurdu. TRT Şeş’in Kırmançi olarak gün boyu yayın yapmasına “şaşırdıklarını” ifade eden televizyonun genel yayın koordinatörü Ahmet Birsin, Kürtçe yayın nedeniyle geçmişte birçok baskıyla karşılaştıklarını ve yayınlarının uzun süre durdurulduğunu hatırlatarak, “Bizim serüvenimiz ortada. Yayına geçmek için sadece yazışmalarımız iki yıl sürdü” dedi. TRT Şeş’e sağlanan hakların kendilerine de verilmesini isteyen Birsin, “Devletin kendisinde gördüğü hakkı yurttaşa devretmesini istiyoruz. Böyle yapılmadığı taktirde, bu özgürlük ve demokrasi açısından bir kabul görmez. Anadilde yayın, herkesin kullanabileceği, bir siyasi partinin lütfunda olmayan ve kesin bir şekilde güvenceye kavuşmuş Anayasal bir hak olmalı” dedi.
Hukukçu-yazar Hüseyin Aygün, Kürtçe Kırmançi yayına başlayan TRT Şeş’in Türkiye’de Zazaca konuşan yaklaşık 2 milyon yurttaşa yönelik de yayın yapmasını beklediklerini söyledi. Aygün, Zazaca’nın Tunceli ve civar kentlerde yoğun olarak kullanılan bir dil olduğunu ifade ederek, “Araştırmalar iki milyon kişinin bu dili konuştuğuna işaret ediyor. Bu rakam daha az da olabilir. Bu dilin yaşatılması lazım. Zazacaya ilgi gösterilmediği için Dersim’de TRT Şeş’le ilgili görüş bile öne sürmüyorlar” dedi. Tij Yayınları’nca yayımlanan Zazaca “Eve Tanxe Ho Teri Amaene” kitabının da yazarı olan Aygün, TRT’den Zazaca eser kazandıran veya bu dil alanında araştırma yapan kişi ve kuruluşlarla temas kurmasını bekliyor: “Bu alanda çalışan, eser yazan, uydu üzerinden program yapan özel televizyonlardan görüş istenebilir. Ben avukatım, mesleğim var zaten. Ama gönüllü olarak TRT’ye çalışmaya, devlete ücretsiz olarak hizmet etmeye hazırım.”
Türkiye’deki 56 Çerkes derneğinin çatı örgütü Kafkas Dernekleri Federasyonu (KAFFED) Çankaya Köşkü’nde görüştükleri Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e, Çerkesçe (Adıgece ve Abazaca) yayın taleplerini iletti. 5 Ocak’ta yapılan görüşmeye KAFFED Başkanı Cihan Candemir, Federasyon Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Erol Taymaz, Genel Sekreteri Rahmi Aksu ve Genel Koordinatörü Cumhur Bal katıldılar. KAFFED heyeti, “Türkiye’de yaşayan 6 milyon Çerkesin de kendi ana dillerinden yayın zevkini yaşamak istediğini” söyleyerek, üniversitelerde Kürtçe için düşünülen dil ve edebiyat bölümleri ile enstitülerin Kafkas dilleri için de açılmasını istedi. Çerkesler, bu bölümler için de, YÖK’ün Kürtçe için düşündüğü Ankara ve İstanbul üniversitelerini işaret etti. Cumhurbaşkanıyla, güncelikli sorunlar olarak Abhazya’ya doğrudan seyahat imkanı sağlanması, TRT’de Çerkesçe yayınların yer alması ve üniversitelerde Adıge-Abhaz Dili ve Edebiyatı bölümlerinin açılması gibi konular paylaşıldı. Bal, “Taleplerimiz yeni değil. Kürtçe veya başka bir yayınla da ilgisi yok, misilleme de değil. Amaç pişmiş aşa su katmak değil. O kadar dil konuşuluyorsa bir ülkede, kaldırabilecekleri kapasitede, tüm kesimlerin sesi yansıtılmalı” diye konuştu. TRT 3’de Çerkesçe yayının da perşembe günleri saat 7.00’ye alındığını anımsatan Bal, Haziran 2004’ten itibaren haftada yarım saat yayımlanan Çerkezceye ilginin, bir hafta öncenin bayat haberlerine yer verilmesi ve Çerkezlerin kültür ve gelenekleriyle ilgisi olmayan yayınlar nedeniyle olmadığını, bu yayının özendirilmesi gerektiğini söyledi.
TRT Şeş’i kamu yayıncılığı bağlamında değerlendiren Galatasaray Üniversitesi’nden Prof. Dr. Özden Cankaya, CHP lideri Deniz Baykal’ın “70 milyonun parasıyla Kürtçe TV olmaz” açıklamasıyla ilgili, “Politikacılar dar görüşlerinden kurtulmalı ve hukukun tanıdığı vatandaşlık haklarını tanıma, eşitlik ve hak kavramlarını hukuk devleti ölçütleriyle bir kez daha gözden geçirmeliler” dedi. Dilin bir toplumun zenginliği olduğunu söyleyen Cankaya “Çok kültürlülüğün yaşamın gereği ve gerçeği olduğu göz ardı edilerek Kürtçe yayına eleştiri yöneltmek anlaşılması güç bir durum” şeklinde konuştu.
2 Ocak’ta DTP, seçim yatırımı olarak gördüğü ve hükümetin resepsiyonuna katılmayarak tepki gösterdiği TRT’de Kürtçe yayın açılımının genişlemesi için Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) bir yasa teklifi sundu. Ayrıca DTP, Kürtçe’nin önündeki diğer yasal ve Anayasal engellerin kaldırılıp kaldırılmayacağına dair Başbakan Erdoğan’ın yanıtlaması istemiyle TBMM Başkanlığı’na bir yazılı soru önergesi verdi. DTP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, Kürtçe’de yer alan x, w, q harflerinin alfabeye alınması, DTP Diyarbakır Milletvekili Gültan Kışanak da Kürtçe’nin kamusal alanda kullanılmasını öngören yasa teklifi hazırladı.
TRT, 7 Haziran 2004’ten bu yana günde yarım saat sürdürdüğü Kürtçe yayını, 1 Ocak’tan itibaren tahsis ettiği TRT Şeş (TRT6) adlı televizyon kanalı aracılığıyla 12 saate çıkardı. TRT Şeş, Kürtçe yayınına saat 19:00’da TRT Arı Stüdyosu’nda canlı olarak gerçekleştirdiği ve Nilüfer Akbal ve Rojin’in sundukları ve şarkılar söyledikleri bir programla başladı. Yayınla, İstiklal Marşı’nın okunmasıyla bir süre önce başladığı deneme yayını sonlandırılmış ve resmen yayına geçilmiş oldu. Cumhurbaşkanı Gül, Kürtçe programda yayımlanan mesajında, “TRT’nin halkımızın konuştuğu farklı dil ve lehçelerde yayın yapıyor olmasını büyük memnuniyetle karşılıyorum” derken Başbakan Erdoğan’ın mesajlarına da Kürtçe dublaj ve Türkçe alt yazıyla yer verildi. Yayınların şimdilik Kırmançi ile başlayacağını ancak daha sonra da Zazaca ve Sorani lehçelerinde de yapılacağını duyuran Başbakan Erdoğan, TRT’nin bu yıl da Arapça ve Farsça yayın yapan kanallarını hayata geçireceğini söyledi; mesajını Türkçe ve Kürtçe “TRT 6 hayırlı olsun” (TRT Şeş, li ser xere be) diyerek tamamladı. Ancak resepsiyona, TRT’de Kürtçe yayın Kürt Sorunu’nu çözümünde bir aşama olarak yasal güvenceye kavuşturulmadığı gerekçesiyle DTP’lilerkatılmadılar. Beyoğlu Galatasaray Meydanı’nda bir basın açıklaması düzenleyen MKM ve kuruluşa bağlı sanatçılar, “Kürt sorununun çözümünde önemli olabilecek TRT’deki Kürtçe yayına ilişkin adımın günlük politikalara kurban edildiğini” ileri sürdü. Açıklamayı okuyan Murat Batgi, “Kürt sanatçılar olarak, anadilimiz, kimliğimiz ve kültürümüzü geliştirme, halkımız ve insanlıkla paylaşma yönünde bunca baskı mekanizması dururken, kurumlarımız ve bizler üzerinde sayısız soruşturma sürerken, devletin Kürtçe televizyon girişimini hukuksal ve ahlaki olarak samimiyetten, inandırıcılıktan uzak görüyor ve hiçbir biçimde bu çalışmaya destek sunmayacağımızı ifade ediyoruz” dedi. Diyarbakır’daki Kadın Merkezi’nin (KA-MER) Başkanı Nebahat Akkoç ise, “Kadının yasal haklarını kendi dilinde öğrenme hakkını hep savundum. Yayının devlet televizyonunda yapılıyor olmasını da önemsiyorum” diye konuştu.
Sansür ve Tekelleşmeye Tepkiler
30 Aralık’ta İstanbul 11.Ağır Ceza Mahkemesi, iki yazıda “örgüt propagandası yaptığı” iddiasıyla Devrimci Hareket dergisi sahibi ve sorumlu yazı işleri müdürü olan Fehmi Kılıç’ı 16 bin 660 TL para cezasına mahkum etti. Tam adı “Emperyalizme ve Oligarşiye Karşı Devrimci Hareket” olan derginin özel sayısı olarak çıkan Liseli Dev-Genç dergisindeki iki yazı suçlamaya gerekçe oldu. Gençlik dergisinde yer verilen “Liseli Dev-Genç Gençliğin Geleceğini Eline Alma Mücadelesidir” ve “Che’yi Anıyoruz” başlıklı yazılarda, Türkiye Halk Kurtuluş Partisi Cephesi (THKP-C) ve Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO) adlı örgütlerin propagandasının yapıldığı iddia edildi. Suça gerekçe gösterilen ilk yazıda, 70’li yılların devrimci gençlik liderlerinden İbrahim Kaypakkaya’nın “direngenliği” ve Mahir Çayan’ın da “yol göstericiliği”nden söz edilse de herhangi bir örgüt adına yer verilmiyor. Yazıda, “Bütün bu nedenler geçmişte Devrimci Gençlik mücadelesini yükselten yoldaşlarımızın ne kadar hak olduğunu gösteriyor. Bu nedenle 12 Eylül’ün bize dayattığı kuşak kopmasına karşı çıkıyoruz. Coşkusuyla, İbo’nun direngenliğiyle ve Mahir’in yol göstericiliğiyle özelde demokratik lise mücadelesinde üzerimize düşenleri en iyi şekilde sırtlayıp genel olarak toplumun demokratikleşmesi sürecinde yerimizi alıyoruz” deniyor.
ÇGD, Ergenekon hakkında yazdığı kitapta soruşturmanın gizliliğini ihlal ettiği gerekçesiyle 1 yıl 3 ay hapse çarptırılan gazeteci Şamil Tayyar ile ilgili Başbakan Erdoğan’ın “hangi düşüncede olursa olsun bir gazetecinin makalesi veya kitabı yüzünden cezaevine girmesine gönlüm razı olmaz… Gereken düzenlemeyi hemen yaparız” şeklindeki açıklamasını olumlu karşıladı. Dink Cinayetiyle ilgili yazdığı kitap nedeniyle 30 yılı aşkın hapsi istenen gazeteci Nedim Şener ise, “Ben şahsen bu şekilde ayaküstü yapılan sohbetlerle ve sınırlı amaçlara yönelik ’Şamil Tayyar Affı’ndan yararlanmak istemem” diye eleştiride bulundu. Şener, “Kendisine muhalif olduğu yayın organlarının hayat damarlarını keserken, hükümet yetkilileri diğer yandan Tayyar’a yaptığı açıklamada basın özgürlüğü savaşçısı rolünü oynamaları samimi bir yaklaşım değil” dedi.
ÇGD Başkanı Ahmet Abakay, Başbakan Erdoğan’ın, telefon dinlemeleriyle ilgili “Bunun altında siyasi bir amaç aramayın” sözlerine tepki gösterdi; “Bunun altında siyasi amaç aranmayacak da neyin altında aranacak? Dinlemelerde elbette siyasi bir amaç var…” dedi. Abakay, telefon dinlemelerinin kişilerin özel yaşamını tehdit ettiğini söyledi; artık yüksek yargı organları ve yetkililerinin de dinlendiğine ve bu dinlemelerden kişilerin haberi olmadığına, kişilerin salt dinlemelere dayanarak “zanlı, şüpheli ve suçlu” muamelesi gördüğüne vurgu yaptı.
22 Aralık’ta İzmir 8. Ağır Ceza Mahkemesi Nöbetçi Hakimliği, “şüpheli İrfan Erbarıştıran ve arkadaşları” hakkında yürütülen ve halen devam eden soruşturma dosyasıyla ilgili “yayın yasağı” kararı aldı. Kararda, “soruşturmanın henüz tamamlanmamış olması hususları nazara alınarak, özellikle 5187 sayılı Basın Kanununun 3. maddesinde de açıkça belirtildiği üzere bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma hakları ile ilgili basın özgürlüğünün saklı kalması kaydıyla, demokratik toplumun gereklerine uygun olmak koşulu ile özellikle soruşturma dosyası kapsamında şüphelilerin şöhret ve haklarının korunmasının sağlanması amacıyla…hazırlık dosyası ile ilgili yayın yasağı konulmasına karar verildi” denildi.
11 Aralık’ta İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, 276. sayısında yer alan “İnançsız Bırakmasınlar Pişman Olurlar” başlıklı Emine Ayna röportajıyla “Açılıma Kurşun Sıktılar” başlıklı yazıda “terör örgütünün propagandası yapıldığı” iddiasıyla Basın Kanunu’nun 25/2 maddesi uyarınca haftalık Atılım gazetesinin bir ay süreyle kapattı. Gazete, 2009’da TMY’nin 6/son maddesine dayanılarak beşinci kez kapatılmış oldu. Ayna, röportajda, “DTP’nin kapatılması söz konusu olursa, nasıl bir yol izleyeceksiniz?” sorusuna, “Bizim DTP siyasetindeki ısrarımız, demokratik siyasetteki ısrarımızdır. Bizi demokratik siyaset yapabilme koşullarından mahrum bırakırlarsa; biz de başka seçeneklere yöneliriz. Bizi demokratik inanç konusunda inançsız bırakmasınlar, onlar pişman olurlar” yanıtını veriyor.
Bilgi Üniversitesi’nde 12 Aralık’ta düzenlenen 14. Türkiye’de İnternet Konferansı’nda İNED-Tr 09 başkanı Mustafa Akgül’ün, “Neden hak gasplarına karşı tazminat davasını tercih etmiyorsunuz?” sorusuna MÜYAP başkanı Bülent Forta, “MySpace birçok ülkeden çekiliyor. Tazminat davası, bu şirketi zorlayacaktı, müzik endüstrisinin zarar görmesini istemedik” diyerek yanıt verdi. Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden Yaman Akdeniz, bugüne kadar youtube, google sites, farm ville, gabile, hadigayri ve myspace gibi sitelere yasak getirildiğini açıkladı. Ankara Üniversitesi (AÜ) Siyasal Bilgiler Fakültesi İnsan Hakları Merkezi’nden Kerem Altıparmak, Mayıs ayına kadar 5651 Sayılı Kanunda tanımlanan “katalog suçlar” dışında 197 sitenin erişime kapatılmasının “kabul edilemez” olduğunu söyledi: “Yargının ara kararlarla, hak ve özgürlükleri zorlayan ve yok eden nihai kararlar vermesini nasıl içimize sindirebiliriz? Youtube, itiraz yedi günde yapılmadığı gerekçesiyle hala kapalı. Hayatta bir daha Youtube için itiraz edemeyecek miyiz?” Türkiye Bilişim Vakfı (TBV) başkanı Faruk Eczacıbaşı, youtube yasağıyla ilgili, “Bir sürü akıllı insanlar bir delinin attığı taşı kuyudan çıkarmayı başaracaktır” dedi. NTV program sunucusu Burcu Esmersoy da youtube sitesinin tüm İnternet kullanıcılarına kapatılmasını eleştirdi.
TGC’nin Konrad Adenauer Stiftung ile gerçekleştirdiği Yerel Medya Eğitim Seminerleri’nin 2009 yılı Değerlendirme Toplantısı 4-5 Aralık 2009 tarihinde TGC Burhan Felek Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi. Toplantıda, “Medya ile ilgili yasaların kabulü öncesinde meslek örgütlerinin çok sıkı bir iş birliği içerisine girmeleri ve özgürlükleri kısıtlayacak ve büyük maddi yük getirecek maddelerin değiştirilmesi için çalışma yapılması” gereğine de işaret edildi.
KESK’in çağrısıyla “Krizin faturasını ödememek ve daha insanca yaşanılabilir bir ücret talebiyle” öğretmenlerine derslere girmeyerek destek olan İstanbul Kağıthane’deki Profilo Anadolu Teknik ve Anadolu Meslek Lisesi’nin üç öğrencisine 9 Aralık’ta üç gün okuldan uzaklaştırma cezası verildi. 25 Kasım’da iş bırakan öğretmenlerine okulun yanındaki fabrikanın önünde buluşan ve 200 metrelik mesafeyi “Haklısınız öğretmenim” ve “Grev hakkınız, biz de arkanızdayız öğretmenim” sloganları attıkları gerekçesiyle O.A., S.D. ve M.Ç.’!ye ceza verildi. Eğitim-Sen genel başkanı Zübeyde Kılıç, öğrencilere verilen cezayı kınadı, “Olayın takipçisi olacaklarını” söyledi.
İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, haftalık Aydınlık dergisinin bir ay süreyle durdurulmasına karar verdi. 9 Aralık’ta basına yansıyan karara tepki gösteren IPI Ulusal Komitesi ve TGC, “terörle mücadelede yer alan görevlilerin terör örgütlerinin hedef gösterildiği” ve “terör örgütü propagandasının yapıldığı” iddiasıyla verilen karara tepki gösterdi. Mahkeme, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın derginin Kasım ve Aralık aylarında yayımlanan üç sayıyla ilgili şikayetlerini inceledi ve yerine buldu. Dergi sahibi Ruhsar Şenoğlu, kararın siyasi olduğunu savunarak yasal yollara başvuracaklarını söyledi; kapatma kararının, Obama-Erdoğan görüşmesinde alındığını ileri sürdü. Dergi, son sayısında “Vatanı savunmak suç, bölücülük ve casusluk serbest” başlığıyla “Türk Ordusu’nu tasfiye harekâtı… Beşiktaş Terör Örgütü hedef büyüttü. Ergenekon tertibinin başından beri hedefe konulan Türk Ordusu’nun tasfiyesi için düğmeye basıldı. 2004 yılının üç kuvvet komutanı darbe girişimi iddiasıyla Ergenekon savcılarınca ifadeye çağrıldı” ifadelerine yer veriyordu.
PKK örgütünün Aktütün Saldırısı ve “İrticayla Mücadele Eylem Planı” ile ilgili haberleri yapan Taraf gazetesi muhabiri Mehmet Baransu, 7 Aralık’ta telefonunun Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı ve Van Jandarma Alay Komutanlığı’nca bir yılı aşkın bir süredir dinlendiğini açıkladı. Dinlendiğinin ortaya çıkmaması için bir dizi kanunsuzluk yapıldığını iddia eden gazeteci, öncelikle, jandarmanın ismini ve telefon numarasını “tespit edilemediği” gerekçesiyle mahkemeden gizlediğini, mahkemeye ise cep telefonunun IMEI numarasını ibraz ettiğini savunuyor. İddiaya göre, jandarmanın sağladığı bu IMEI numarasını kontrol etmeyen Van 3. Ağır Ceza Mahkemesi de PKK’li olduğu iddia edilen Şükrü Özkan adına dinleme kararı verdiğini zannederek, Baransu’nun dinlenmesine izin verdi.
13 Kasım’da Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI), “muhabirlerin bilgiye ulaşması” konulu pilot proje çalışması sonucunda, Türkiye, Yemen ve Kenya hükümetlerini, “gazetecilere bilgi temin etmekte en olumsuz durumdaki ülkeler” olarak saptadı.
1 Kasım’da IPI Ulusal Komite, Başbakan Erdoğan’ın partisinin grup toplantısında sarf ettiği “Siz köşe yazarları, siz ne kadar az yazarsanız ülke o kadar huzur bulur” şeklindeki sözlerini “Köşe yazarlarının halkı tahrik ettiğini öne sürmesi yargıyı etkileme girişimi” olarak nitelendirdi. IPI; “Sayın Başbakanın konuşmasındaki söz ve tavırları düşünce, ifade ve basın özgürlüğüne yapılmış bir saldırı olarak değerlendiriyoruz ve kendisi gibi düşünmeyen gazetecilerin düşüncelerinin dolaşımından rahatsızlık duyduğunu görüyoruz” dedi.
RSF, Türkiye’de Kürtçe radyo ve televizyon yayıncılığının geliştirilmesini memnuniyetle karşıladığını ancak Kürt Sorunu’na dair haberciliğin hapisle bastırılmasını kınadığını açıkladı: “Medya kuruluşları, Kürt Sorununu cezai yaptırım tehdidi altında tutulmadan ele alamadıkları sürece bu reformun etkisi daima sınırlı kalacaktır”. Örgüt, “terör örgütü açıklamaları yayımlamak” ve “terör örgütü propagandası yapmak” ile ilgili TMY ve TCK’nın “kin ve düşmanlığa tahrik” başlıklı 216. maddesinin Kürt Sorunu’nun tartışılmasını engellediğini anımsayarak, “Kürtçe radyo ve televizyon yayıncılığı daha fazla bu baskıların gölgesinde kalmamalı” dedi. 301. maddeyi “baskıcı” bulan RSF, Azadiya Welat gazetesi yetkilisi Vedat Kurşun’un Ocak’tan beri hapiste bulunmasına, Özgür Ortam, Demokratik Açılım ve Günlük gazetelerinin bir ay susturulması ve Günlük gazetesine ait gunlukgazetesi.com sitesinin mahkeme kararıyla engellenmesine tepki gösterdi. RSF; Milliyet gazetesinden Hasan Çakkalkurt ve Namık Durukan hakkında açılan davayı, Gerger Fırat gazetesi sahibi Hacı Boğatekin’ e da 2 yıl 2 ay 7 gün hapis cezası verilmesini de kınadı.
DTP Diyarbakır milletvekili Selahattin Demirtaş ve DSP İstanbul milletvekili Süleyman Yağız, yüksek yargıyla hükümeti karşı karşıya getiren telefon dinlemelerini TBMM’ne taşıdılar. Yağız, 2005’te kurulan TİB’in “dinleme yetkisi olan kurumları da dinleme yetkisi aldığını” belirtti; “TİB, Başbakan’ın özel kurumu gibi” dedi. Türkiye Partisi lideri Abdüllatif Şener’in “Başbakan’ın beni de dinlettiğine inanıyorum” sözlerine ilişkin soru yönelten Yağız,”Doğru mudur? Nedeni nedir?” diye sordu. Demirtaş’ın sorularından biri de, “Telefonu veya iletişimi dinlenen vatandaş sayısı kaçtır? Ya da daha kolay olacaksa dinlenmeyen vatandaş sayısı kaçtır? Telefonu veya iletişimi dinlenen milletvekili, gazeteci, akademisyen, vali, kaymakam, subay, sayısı ayrı ayrı kaçtır?” şeklinde.
TİB, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 4 Kasım’da verdiği bir kararı uygulamaya sokarak Kürt Sorunu’na ağırlık veren bir çizgide yayın yapan Günlük gazetesinin sitesini bugün erişime kapattı. TİB’in uygulaması 19 Kasım’da fark edildi. gunlukgazetesi.com sitesine girmek isteyen İnternet kullanıcıları, kapatmanın mahkemenin “koruma tedbiri”nden kaynaklandığını öğreniyorlar. Bunun dışında Ağır Ceza Mahkemesi’nin neden bu siteyi kapattığına dair bir açıklama bulunmuyor. Ancak bundan önce onlarca kez olduğu gibi kapatmanın bu kez de Terörle Mücadele Yasası’na dayandırıldığını sanılıyor.
Günlük Evrensel gazetesi diplomasi muhabiri Sultan Özer, Başbakanlık Basın Merkezi’nin getirdiği akreditasyon yasağı nedeniyle 10 Kasım 2008’den bu yana ne Başbakan Erdoğan’ı izleyebiliyor, ne de son olarak AKP Genel Kurulu’nu takip edebildi. Gazetecinin Başbakanlığın akreditasyon işleminin iptali için bir genel başvuruyla ilgili Ankara 9. İdare Mahkemesi, yetkisizlik kararı vererek dosyayı Danıştay’a göndermişti. Yürütmeyi durdurma talepli davayı açtıkları davadan bir yıldır sonuç alamadıklarını açıklayan Özer, “Yargı çok yavaş işliyor. Ben başka bir kurumda çalışıyor olsaydım belki işten de atılmış olabilirdim çünkü işimi yapamıyorum” dedi. Başbakanlığın akreditasyon yasağının kaldırılması için idare mahkemesine başvurduklarını ifade edem Özer, dosyasının halen Danıştay aşamasında bulunduğunu söyledi. Kasım 2008’de Başbakanlık ve Bakanlar Kurulu etkinliklerini her zamanki gibi izlemek isteyen Sultan Özer ve Abdullah Karakuş’un yanı sıra, Hürriyet gazetesi muhabirleri Hasan Tüfekçi ve Turan Yılmaz, Star Televizyonu’ndan Fatma Çözen ile Akşam gazetesi muhabiri Ali Ekber Ertürk’in akreditasyonları iptal edilmişti
12 Kasım’da, Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim görevlisi ve İnternet hukukçusu Doç. Dr. Yaman Akdeniz, Genelkurmay Başkanlığı’nın hazırladığı “İnternet siteleri andıcı”nda çeşitli yakıştırmaların bulunduğunu ifade ederek, en azından hakaret ve tazminat davası açılabileceğini söyledi; “Dezenformasyona konu edilen siteler var, bir şeyler yapmaya çalışmışlar. Gülüp geçilmeyecek yakıştırmalar var” dedi. Uygulamanın 5651 Sayılı İnternet Ortamında yapılan yayınların düzenlenmesi ve bu yayınlar yoluyla işlenen suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun ile alakasını pek anlayamadığını kaydeden Akdeniz, Andıç’ta yer alan bazı sitelerin, pornografi, çocukların istismarı, kumar ve şans oyunları, intihara özendirme ve Atatürk’ün anısına hakaret gibi bu Kanun’un 8. maddesinde yer alan “katalog suçlar” dışındaki gerekçelerle de mahkemelerce erişime kapatılabildiğini ortaya koyduğunu kaydetti; mahkemelerin Özgür Gündem, Günlük, ve Keditör gibi bir çok siteye politik sansür uygulamasını ve ardından getirilen erişim yasaklarını anımsattı.
10 Kasım’da Adalet Bakanlığı, Ergenekon gibi önemli soruşturmalar kapsamında, bugüne kadar 15 gazeteci hakkında, “soruşturmanın gizliliğini ihlal” iddiasıyla dava açıldığını duyurdu. Bakanlık, buna karşılık, 33 kamu görevlisi hakkında yapılan işlemin “soruşturma” aşamasında olduğunu duyurdu. Ergenekon soruşturması ve diğer önemli dosyalarda yargının “soruşturmanın gizliğinin ihlali” konusunda “duyarsız” kaldığı yönündeki eleştirilere yazılı olarak yanıt veren Bakanlık, Eyüp Savcılığı’nca 447 soruşturma, Bakırköy Savcılığı’nca 2 bin 455 soruşturma, Üsküdar Savcılığı’nca 30 soruşturma, Kadıköy Savcılığı’nca 184 soruşturma, Beyoğlu Savcılığı’nca 423 soruşturma ve İstanbul Adliyesi’nce de 522 soruşturma yürütüldüğünü bildirdi. Bakanlık, 31 Temmuz 2009 tarihi itibarıyle bu savcılıklarda gazeteciler hakkında 3 bin 845 soruşturma başlatıldığını, 358 davanın sürmekte olduğunu ve 15 davanın da mahkumiyetle sonuçlandığını açıkladı.
Zonguldak Karadeniz Ereğlisi’nde çıkan haftalık Can Haber gazetesinin yayın yönetmeni Seyfi Boyraz, belediyeyle ilgili 2 Kasım 2009’da yayımladıkları “Belediye BAŞKAN’a çalışıyor ve ‘Posbıyık Çete Davası’nda sanık mı?” başlıklı haber nedeniyle “engelli” kadrosundan çalışan eşi Meltem Boyraz’ın yine belediye bünyesindeki Ayniyat Ambarı’na görevlendirildiğini savundu. Boyraz, eşinin bir engelliye uygun olmayan koşullar altında görevlendirilmesine tepki gösteren gazeteci, Posbıyık’ın, gazetenin yayına hazırlandığı gün olan 1 Kasım’ın sabahında kendisini telefonla arayarak, yayımlanmaya hazırlanan iki haberle ilgili bilgisi olduğunu ve haberlerin çıkması durumunda kendisiyle uğraşacağını söylediğini iddia etti. Gazeteci, “Halil Posbıyık, kendi personeli olan eşim üzerinden bana baskı uygulayarak haber yapma özgürlüğümü kısıtlamaya çalışıyor. Yer verilen içerik tamamen haber niteliğindedir ve etik kurallara da uygundur” dedi. Belediye yetkilileri, bu kararı “kurum içi olağan bir karar” olarak görülmesini istediler.
5 Kasım’da TGS, FİJ’in Avrupa’da yaygınlaştırdığı “Uluslararası Gazetecilik İçin Ayağa Kalk” kampanyası dolayısıyla, İstanbul’da Sabah gazetesi ve ATV, Ankara’da Halk TV’de ve Bursa’da Olay gazete ve Olay TV önünde eylem yaptı. TGC, Sabah ve ATV için Beşiktaş Balmumcu’da bulunan işyerinin önünde, Halk TV için televizyona mali destek sağlayan CHP genel merkezinin önünde, Bursa’da ise Olay gazetesi ve Olay TV’nin bulunduğu bina önünü seçti. Açıklamalarda, gazetecilik sektöründe; tekelleşme ve sermaye yoğunlaşmasına karşı mücadele etmek; medya-siyaset-ticaret ilişkisi sonucu ortaya çıkan yozlaşmalara dikkati çekmek; editoryal bağımsızlığı ve nitelikli yayıncılığı savunmak; her türlü sansür ve oto-sansür uygulamalarına karşı çıkmak; politik, askeri ve çeşitli çıkar çevrelerinin dezenformasyon ve manipülasyon uygulamalarına araç olmamak; gazetecilere yönelik gözaltı, tutuklama ve mahkumiyet, saldırı, yaralama ve cinayet gibi basın özgürlüğü ihlallerini gündeme getirerek, basın özgürlüğü üzerindeki yasal ve fiili baskı ve tehditlerin kaldırılması için mücadele etmek eylemin hedefleri arasında sayıldı.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, Anadolu’da Vakit gazetesi yazarı Abdurrahman Dilipak’ın, 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’e hakaret ettiği iddiasıyla yargılandığı davada beraat kararını onayan Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin kararına Yargıtay Başsavcılığı’nın yaptığı itirazı kabul etti. 4 Kasım’da öğrenilen karara göre Genel Kurul, Yargıtay Başsavcılığının itirazını 11’e karşı 13 üyenin oyuyla kabul ederek, Dilipak’ın eski TCK’dan cezalandırılması gerektiği yönünde karar verdi. Bu karara yerel mahkemenin direnme hakkı var. Mahkeme, beraat kararında direnirse konu bir kez daha Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na gelecek.
17 Ekim’de İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, haftalık Özgür Görüş gazetesinin yayınını, 17-23 Ekim 2009 tarihli sayısında yayımlanan içeriklerde “PKK örgütünün açıklamalarına yer verildiği” ve “örgüt propagandası yapıldığı” iddiasıyla bir ay süreyle durdurdu. Ancak mahkeme, sekiz sayfalık gazete içerisinde suçu “dokuzuncu sayfa”da buldu; suça yazı ve haberlerin mi gerekçe yapıldığına veya hangi yazı veya haberlerin suç oluşturduğuna dair herhangi bir bilgi vermedi. Hakim Gökmen Demircan, Basın Kanunu’nun 25/2 maddesi uyarınca gazetenin tüm sayılarının toplatılmasına karar vermekle kalmadı, TMY’nin 6/son maddesine dayanarak da gazeteyi bir ay süreyle kapattı.
Mahmur kampından 26 mültecinin, Kandil’den de sekiz PKK’linin hükümetin Kürt açılımına destek vermek için Kuzey Irak’tan Türkiye’ye girişini izleyen dört gazeteci, Habur Sınır Kapısı’ndan girişlerine izin verilmeyince 19 Ekim gecesini “tampon bölge”nin Irak tarafında geçirmek zorunda kaldı. Radikal muhabiri Rifat Başaran, Milliyet muhabiri Namık Durukan, DHA muhabiri Ramazan Yavuz ve serbest gazeteci Mazlum Özdemir, 16 saat süreyle insansız bölgede bekletildi. Gazeteci Rifat Başaran, “Bizi arayan bir başka valilik görevlisi, ‘buraya gelmeyin, bilgisayar bozuk, giremezsiniz’ dedi. ‘Nasıl olur, ama biz Irak’tan çıktık’ dediysek de sonuç değişmedi” dedi.
Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, “Devlet adamı değilsin, devlet memurusun İlker Paşa…” başlıklı yazıda kendisine hakaret edildiği iddiasıyla Taraf gazetesi yazarı Rasim Ozan Kütahyalı’ya dava açtı. Kütahyalı, hakkında dava açıldığı haberini 28 Ekim 2009 tarihli köşe yazısında duyurdu.
Türkiye, RSF’nin yayımladığı Dünya Basın Özgürlüğü Sıralaması’nda geçen yıla göre 20 sıra birden gerileyerek 175 ülke içerisinde 122. sırada yer aldı. Türkiye, Venezuela’nın önünde, Filipinler ile birlikte 122. sırada bulunuyor. Geçen yıl Türkiye ile 102. sırayı paylaşan Ermenistan da bu yıl 111. sırada görünüyor. Ayrıca, Kuzey Kıbrıs sıralamada 51. sırada, Kıbrıs Yönetimi de 25. sırada gösterildi. RSF açıklamasında, “Bu düşüşün nedeni, Türkiye’de özellikle azınlıklar içerisinde Kürtleri hedef alan gazetelere yönelik sansür vakalarındaki patlama ve kamu makamları içerisinde özellikle Ordu ve yargının kamuoyuna mal olmuş sorunları kendi tekelinde tutma isteği olarak gösterilebilir” denildi.
Türkiye ve yurtdışında yaşayan yabancıların araç veya öğretmen gibi ihtiyaçlarını karşılamak için kullandığı bir ilan sitesi olan www.expatriates.com, 5651 Sayılı İnternet Yasasına dayanılarak erişime kapatıldı. 16 Ekim’de fark edilen kapamayla ilgili İnternet kullanıcıları, sitenin TİB’in 23 Haziran 2009’da aldığı bir “idari tedbir” kararıyla erişime kapatıldığını öğrenebildiler. Site sayfasında, “5651 sayılı yasa uyarınca katalog suçlar kapsamında yapılan teknik inceleme ve hukuksal değerlendirme sonucunda; bu İnternet sitesi (expatriates.com) hakkında Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’nın 23/06/2009 tarih ve 421.02.02.2009-179234 nolu kararı gereğince İDARİ TEDBİR uygulanmaktadır” deniyordu. Site bir süre sonra yeniden erişime açıldı.
Avrupa Komisyonu’nun 14 Ekim’de Türkiye ile ilgili yayımladığı 2009 İlerleme Raporu’nda basın ve ifade özgürlüğü ihlalleri “Medeni ve sivil haklar” başlığı altında yer aldı. Maliye Bakanlığı’nın Doğan Yayın Holding’e verdiği vergi cezası, youtube.com gibi sitelere erişim yasağı, gazetecilere TCK ve TMY uyarınca açılan yoğun davalar raporda yerini aldı. TCK’nın 301. maddesinin artık ifade özgürlüğünün sınırlandırılması için sistematik şekilde kullanılmadığının kaydedildiği raporda, Mayıs 2008’de yapılan değişikliğin kovuşturmalarda geçmiş yıllarda göre “anlamlı bir azalma”ya neden olduğu ifade edildi. “Türkiye’de yasal çerçeve, ifade özgürlüğünün güvence altına alınması bakımından hala yetersiz”. Sonuç olarak, hakim ve savcılar, bu düzenlemeleri sıklıkla dar ve kısıtlayıcı bir biçimde yorumluyorlar. 301. maddeden hala soruşturma ve mahkumiyetler söz konusu”. Raporda, TCK’nın “hakaret” suçunu düzenleyen 125. maddesinin de ifade özgürlüğünü sınırlandırmak için kullanıldığı, “Kamu düzenine karşı suçlar” başlığıyla yer alan 214, 216, 217, 218, 220. maddelerinin, “Temel milli yararlara karşı hareket”e dair 305. maddesinin, Anayasal düzene yönelik 312 ve 314. maddelerinin ve müstehcenliğe dair 226. maddesinin de sorun oluşturduğuna ifade edildi. Ayrıca, “halkı askerlikten soğutma”ya dair TCK’nın 318. maddesi, Atatürk Aleyhinde İşlenen Suçlara İlişkin Kanun ve Türk Harflerinin kullanılmasına dair 222. maddesi uyarınca kovuşturma ve mahkumiyetlerin de sürdüğü vurgulandı.”Bu yasal belirsizlik, gazetecileri, yazarları, yayıncıları, siyasetçileri, akademisyenleri ve diğer başkalarını soruşturma, yargılanma, cezalandırma ve tutuklama tehlikesi altında tutuyor ki, bu da oto-sansüre neden olabiliyor” TMY’den bir çok süreli gazetenin 15 günden bir aya kadar kapatıldığını hatırlatan raporda, Ergenekon Davası, Hrant Dink davası ve Malatya Zirve Yayınevi katliamı davalar, “soruşturmaların etkinliği açısından endişe yaratan yargılamalar” olarak yer aldı.
TİB, haydigayri.com, gabile.com ve shemaleturk.com isimli sosyalleşme sitelerini yasada sayılan “katalog suçları” içerdiği gerekçesiyle erişime kapattı. Kendilerine kararın iletilmediğini açıklayan site yöneticileri, “Karar homofobik zihniyetin ürünü” dediler. Haydigayri.com yöneticileri de, “haydigayri.com pornografi içermeyen, lezbiyen, gey, biseksüel, travesti ve transseksüellere (LGBTT) yönelik arkadaş arama, haber, forum, sohbet sitesidir. 18 yaşından küçüklerin üye olmasının yasak olduğu sitenin girişinde belirtilmiştir. Kapatılma aniden oldu ve bir bilgi tarafımıza gönderilmedi” dedi.
Hrant Dink Davasıyla ilgili açıklama yapan RSF, “Cinayetteki bağlantılar itibariyle bir ‘devlet skandalı’nı ortaya çıkarabilecek bu dosyada, siyasi irade kendisini en üst düzeyde göstermeli. Ancak kanıt gerektirmeyen tek bir durum var ki, o da, aşırı milliyetçi nefret söylem ve ideolojinin Türkiye toplumunun geneli üzerinde oluşturduğu tehlikedir” dedi.
Doğan Grubu avukatlarından Nurcan Çalışkan, basın davalarında yerel mahkemelerin sıklıkla Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 231. maddesinde tanımlanan “hükmün açıklanmasının geri bırakılması”na başvurulduğunu ifade ederek sakıncalarını şöyle sıraladı: “Mahkemelerin verdiği kararların temyiz edilememesi, bir gazetenin sorumlu müdürü veya muhabir için, mesleklerini sürdürmeleri açısından en az beş yıl süreyle kısıtlayıcı bir yön halini alıyor. Bu gazeteci için tedirgin edici bir süre oluyor. Mahkemeler, bunu sanığın lehindeymiş gibi açıklıyorlar. Üstelik, hem hükmü açıklıyorlar hem de ‘hükmü açıklamayı geriye bırakıyorum’ diyebiliyor” dedi.
İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, Demokratik Açılım gazetesinin son sayısını, PKK’li Aliye Timur’un cenazesiyle ilgili yayımlanan “Bayramda Cenaze Kaldırdılar” başlıklı haberde “örgütün övüldüğü” iddiasıyla toplattı. Mahkeme, 22 Eylül 2009 tarihli 29. sayıda yer alan haberle suç işlendiğini iddia ederek TMY’nin 6/son maddesi uyarınca gazete yayınını bir ay süreyle durdurdu. PKK üyesi ve örgütünün övüldüğünü ve propagandasının yapıldığını iddia eden mahkeme, gazete sahibi ve sorumlu müdürü Ziya Çiçekçi hakkında Cumhuriyet Başsavcılığı’nca soruşturma başlatıldığı da kaydetti.
Musa Anter Gazetecilik Ödülleri, Türkçe dalında ikincilik “Polisten Bir Garip Test: Taş İzi Var mı?” haberiyle Taraf Gazetesi’nden Volkan Eser’in oldu. Üçüncülüğe Evrensel Gazetesi’ndeki “TSK’dan Alevi Açılımı” başlıklı haberin sahipleri Elif Görgü ve Meral Peker değer görüldü. Kürtçe dalında ikincilik ve üçüncülüğe değer görülen eserin bulunmazken, Diyarbakır Gün TV’ye, Kürtçe yayınlarında baskıya uğradığı için Jüri Özel Ödülü verildi. Türkçe haber kategorisinde ödül Batman Postası gazetesinden “Helkis Dağı’nda Toplu Mezar” ile Mehmet Karabaş ve “Bilinmeyen Dil Çevirisinde Yaşar Kemal ve Celal Talabani” haberiyle DİHA Ajansı muhabiri Hikmet Erden layık görüldü. Kürtçe haber dalında verilen ödülün sahibi ise “Beranberî Sewalan Pasdar Rehîn Girtin” haberiyle DİHA muhabiri Erdoğan Altanoldu. Kürtçe eğitim verdiği için hakkında soruşturma başlatılan dokuz yaşındaki M. Ö.’ye de Kürtçe’ye katkısından dolayı Kürtçe Onur Ödülü verildi.
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, “Kürt Açılımı”na ilişkin değerlendirmelerinin, “Halkı kin, nefret ve düşmanlığa tahrik ettiği” gerekçesiyle hem Hülya Avşar hem de röportajı yapan Milliyet gazetesi muhabiri Devrim Sevimay hakkında soruşturma açtı. Avşar, “Bunu, hayatımda bana yapılmış en büyük hakaret olarak düşünüyorum. Bu açılım değil, kapanış oldu. Demokratik bir ülkede olduğumuzu düşünerek bunları konuştum. “Genelde okuduğumu bir defada anlarım. İnanamadım. Nasıl böyle bir şey olabilir diye. Ben, Türkiye’de bir sanatçının kendini oturup anlatmasıyla ilgili cumhuriyet savcılığından kin, nefret düşmanlık falan diye bir hakaretle, halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etmek suçu diye bir şey yazılıyorsa, bence bu ülkede demokratik açılım, Kürt açılımı falan konuşmasınlar” dedi. İşlemi protesto eden bianet de, “Bu soruşturmayı protesto ediyoruz, eğer bu söyleşi suçlanıyorsa, aynı “suç”u biz de işliyoruz ve Avşar söyleşisinin Milliyet gazetesinin internet sitesinde yayınlanan halini yeniden yayınlayarak, “suç” kanıtını gereği için Ali Çakır’a teslim ediyoruz” yazısına yer verdi. IPI Ulusal Komitesi, “Gündemin en çok tartışılan ve amacı barış olan bir konuda düşünce açıklamak da bu düşünceleri yayınlamak da suç oluşturamaz. Bunu suç gören zihniyet hak ve özgürlükler konusunda sorunlu bir zihniyettir. Demokrasinin olmazsa olmazı olan basın özgürlüğünün önündeki bütün engellerin kaldırılması için yetkilileri göreve çağırıyoruz” dedi. Soruşturma takipsizlikle sonuçlandı.
En büyük sosyal paylaşım sitelerinden ikisi olan MySpace ile Last FM, 19 Eylül’de Türkiye çapında İnternet kullanıcılarının erişimine kapatıldı. Siteler, YÜYAP’ın yaptığı girişimler sonucunda Beyoğlu Savcılığı’nın 26 Haziran 2009’da aldığı bir karar üzerine yasaklandı. Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim görevlisi Doç, Dr. Yaman Akdeniz, “Korsan ve illegal olarak nitelendirilen yayınlara karşı başvurulsa dahi, genel olarak İnternet sitelerine erişim engellemeleri, dinozor çağından kalma bir mücadele yöntemi… Etkisiz, ölçüsüz, aşırı, biraz da ormana mangal yakmaya gitmişken ormanı da yakmaya benzer bir yöntem” dedi. RSF de “Telif hakkına sahip çıkarken ifade özgürlüğü hakkı engellenemez” açıklaması yaptı. Sansuresansur.org sitesi, kullanıcıları tepkisiz kalmamaya çağırırken, müzisyen Aylin Aslım, Facebook’taki sayfasında, “myspace.com’a erişimin engellenmesi, Türkiye’de bağımsız müzisyenlere yapılan ciddi bir haksızlıktır. Müziğimizi isteyen herkese özgürce ulaştırabilmek için yeniden müzik kanallarına, plak şirketlerine ve onların pis politikalarına mecbur bırakılmak istemiyoruz” dedi. Myspace, Last FM ve Akıllı TV sitelerine girenler “Bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir. T.C. Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 26.06.2009 tarih ve 2009/45 sayılı kararı gereği erişime kapanmıştır” yazısıyla karşılaştılar. Kapama işlemi bir mahkeme süreci sonunda veya Telekomünikasyon Üst Kurulu kararıyla değil, sadece Beyoğlu Başsavcılığı kararıyla gerçekleştirildi. Youtube.com 5 Mayıs 2008’den beri “Atatürk aleyhinde içerikler barındırdığı” iddiasıyla erişime kapalı.
Cumhuriyet gazetesi, Ergenekon terör örgütü”ne yönelik soruşturmayı yürüten savcıların İkinci İddianame dosyasına ekledikleri belgelerin gazete çalışanlarının “usulsüz ve hukuk dışı bir şekilde dinlendiğini” ortaya koyduğunu savundu. 16 Eylül’de gündeme gelen iddiaya göre, gazetenin Ankara muhabirleri Fırat Kozok ve İlhan Taşçı’nın mesleği gereği yaptığı görüşmelerin tüm içeriğinin dava dosyasına konuldu. Gazete, bu duruma Ergenekon Davası’ndan tutuklu bulunan gazetenin Ankara temsilcisi Mustafa Balbay’a ait teknik takip kararları incelendiğinde fark edildiğini açıkladı. TGC Başkanı Orhan Erinç, telefon dinlemelerinin gazete santrallerini de kapsamasını “basın ve ifade özgürlüğünün yok sayılması” anlamına geldiğini söyledi. Buna göre, Ergenekon davası sanığı Mustafa Balbay’la ilgili iletişim tespit içeriklerinin yer aldığı klasörlerde, Kozok’un bir RTÜK üyesiyle yaptığı görüşmenin deşifresi ile Taşçı’nın 29 Mart seçimleri öncesi CHP’li ��stanbul Büyükşehir Belediyesi Başkan adayı Kemal Kılıçdaroğlu ile görüşmesinin deşifresi de yer alıyor.
8 Eylül’de IPI, Maliye Bakanlığı’nın Doğan Medya Grubu’nu elinde bulunduran Doğan Yayın Holding’e (DYH) 3 milyar 75 milyon TL’lik cezayı endişeyle karşıladığını bildirdi. IPI, DYH’ye verilen “muazzam para cezası”nın Türkiye’de basın özgürlüğü konusunda yepyeni endişeler gündeme getirdiğini savunarak, adının açıklanmasını istemeyen Türkiye medyasından bir kaynağın cezayı “medya üzerinde siyasal baskı ve karşıt seslerin susturulması teşebbüsü” anlamına geldiği” şeklinde değerlendirdiğini duyurdu. Açıklamada “IPI, verilen cezanın konusu hakkında yorum yapabilecek durumda olamamasına karşın, bu yılın başlarındaki olaylar, Başbakanın medyaya karşı sözlü savaş başlattığını göstermektedir. IPI, vergi incelemelerinin Grubun finansal koşullarının gerçek anlamda incelenmesinden ziyade politik ve kişisel hesaplaşma olduğu endişesini taşımaktadır” denildi. DYH’nin doğrudan ve dolaylı bağlı ortaklıkları Doğan TV Holding, D Yapım, Doğan Prodüksiyon ve Alp Görsel İletişim şirketlerinde 2005, 2006 ve 2007 yıllarına dair vergi incelemeleri sonucunda ağır vergi ve ceza kesilmişti. IPI Türkiye başkanı Ferai Tınç da, Viyana’daki IPI Sekreterliğine verdiği demeçte, “Medya Grubunun kurumsal değerinin üzerinde olan bu para miktarı ceza olarak kabul edilemez. Bu, doğrudan medya grubuna el konulması ve yok edilmesidir” dedi. DYH’e göre, söz konusu tutarın 1.88 milyar TL’lik bölümünü vergi aslı, 1.88 milyar TL’si vergi ziyai cezası, 60 bin TL’si usulsüzlük cezası ve 282 bin 173 TL’si de özel usulsüzlük cezası oluşturuyor. TGC de, “AİHM’in verdiği birçok kararda, basının hükümetleri eleştirme sınırının çok geniş olduğu vurgulanmasına karşın ülkemizde iktidarın eleştiriye bu denli tahammülsüzlüğünü demokrasi anlayışıyla bağdaştıramıyoruz” açıklaması yaptı. ÇGD Başkanı Ahmet Abakay, “Bu, hükümetin grubu pasifize etme, kendisine yakın durmasını sağlama girişiminin bir parçası. Basın ve ifade özgürlüğü açısından tehlikeli” dedi.
Ankara Valiliği, ÖDP’nin “29 yıldır 12 Eylül- Darbeciler Hesap Verecek” başlıklı afişlerinden sonra partinin darbeci Kenan Evren’in tedavi gördüğü GATA’nın karşısında “Vicdan Nöbeti” tutmalarına da izin vermedi. ÖDP, 10-11 Eylül’de Evren’in yattığı GATA’nın karşısındaki park alanında stand açarak “Vicdan Nöbeti” tutmak ve bu yolla kamuoyuna 12 Eylül askeri darbesiyle ilgili adalet arayışının sürdüğüne işaret etmek istiyordu. Vicdan Nöbeti’ne 12 Eylül döneminde idam edilenlerin aileleri ve işkence mağdurları da katılacaktı. ÖDP Ankara İl Başkanı Cevat Özdemir, getirilen yasaklamaların demokrasiye uygun olmadığını söyledi: “Anayasanın Geçici 15. maddesinin kaldırılması gündemdeyken demokratik açılımın tartışıldığı bugünlerde bu tür uygulamalar AKP’nin ne kadar samimi olduğunun bir göstergesi” dedi. Valilik, gönderdiği yazıda “İller İdaresi Kanunu”nun 11/c maddesi gereği stand açımına izin verilmeyeceğini belirtiyordu. Düzenlemede “İl sınırları içinde huzur ve güvenliğin, kişi dokunulmazlığının, tasarrufa müteallik emniyetin, kamu esenliğinin sağlanması ve önleyici kolluk yetkisi valinin ödev ve görevlerindendir” deniyor. Valilik, afişin TCK’nın 301. maddesine muhalefet ettiğini ve afişin sergilenmesinin “Kabahatler Kanunu’na muhalefet” anlamına geleceğini savundu.
Diyarbakır ve bölgesinde yayın yapan Gün TV’nin yayın yönetmeni Diren Keser, RTÜK’ün TRT Şeş (TRT6) gibi özel radyo ve televizyon kuruluşlarının da 24 saat anadilde yayın yapabilmelerinin önünü açma yönündeki girişim için “Olumlu, ancak geç kalındı” dedi. Keser, 3 Eylül’de Bölge Müdürlüğü’nün talebiyle RTÜK’e anadilde yayına ilişkin taleplerini sunduklarını söyledi. Halen yürürlükte olan 5 Ocak 2004 tarihli “Türk Vatandaşlarının Günlük Yaşamlarında Geleneksel Olarak Kullandıkları Farklı Dil ve Lehçelerde Yapılacak Radyo ve Televizyon Yayınları Hakkında Yönetmelik”, anadilde yayın yapmak isteyen özel medya kuruluşlarına, radyolar için haftada beş saat Türkçe çevirili, televizyonlar için de haftada dört saat Türkçe alt yazılı anadilde yayın yapma izni veriyor. Yönetmelik, çizgi film gibi çocuklara yönelik yayınları ve o anadilin öğretilmesini yasaklıyor. Ayrıca, alt yazı veya çeviri zorunluluğu nedeniyle de Diyarbakır veya bölgesinde yaşanan gelişmeleri canlı Kürtçe aktarmak da mümkün olamıyordu.
IPI Ulusal Komitesi, Milliyet gazetesi muhabiri Nedim Şener hakkında 4,5 yıl hapis istemiyle yeni bir dava açılmasına ve bir tazminat mahkumiyeti nedeniyle Anadolu’da Vakit gazetesi yazarı Abdurrahman Dilipak’ın evini satmak durumunda bırakılmasına tepki gösterdi. Komite, Şener’e açılan davanın İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi 19. maddesinde belirtilen ilkeyle çeliştiğini bildirdi; “Basın özgürlüğüne yönelik bu durumun düzeltilmesi için yetkilileri göreve davet ediyoruz” dedi. Örgüt, Dilipak’la ilgili de, “Basın yoluyla hakaret davalarına verilecek cezalar yazarı yok etmeyi amaçlayan boyutlara, meskeninin haciz yoluyla satılacak noktalara ulaşmamalıdır” şeklinde açıklama yaptı. Bakırköy Savcılığı, Milliyet gazetesinde 9 Şubat 2009’da çıkan “Emniyet’ten iki ilginç şema” haberinden Şener’e “gizlilik ihlal”den dava açmıştı. Dernek, Dilipak’ın Kadıköy Acıbadem’deki evinin, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Güven Erkaya’nın ölümünden sonra hakkında yazdığı bir yazı nedeniyle çarptırıldığı tazminat nedeniyle icra yoluyla satılmasını da eleştirdi. Gazeteci, 25 Haziran 2000’de yer verilen “Hakkımı helal etmiyorum” ifadesi nedeniyle mahkum olmuş, tazminat cezasını karşılamak için evini icra yoluyla 167 bin TL’ye satmak zorunda kalmıştı. Dernek, “Bu sözlerden hakkımda hem tazminat hem de ceza davası açıldı. Ceza davası zaman aşımına uğradığı için düştü. Tazminat davası adresimi bulamadıkları gerekçesiyle gıyabında bir yargılama yapılarak karara bağlanıyor. Temyiz süresi geçtikten sonra bana ulaşıyorlar. Basın özgürlüğüne doğrudan bir müdahaledir” açıklaması yaptı.
1 Eylül’de RSF, İstanbul 13. ve 10. Ağır Ceza Mahkemeleri’nin Ağustos ayı sonunca Terörle Mücadele Yasası’nın 6/son maddesine dayanarak ve “terör örgütü propagandası yapmak” iddiasıyla verdiği yayın durdurma kararlarına tepki gösterdi: “Günlük ve Özgür Ortam gazetelerinin kapatılmasını kesin bir dille kınıyoruz. Türkiye yargısını, Kürt Sorununu bağımsız veya militanca ele alan gazeteleri kapatmaya ve taciz etmeye son vermeye çağırıyoruz.”. RSF, hükümetin 25 yıldır ülkede çatışmaya yol açan Kürt Sorunu’nu barışçıl yoldan çözmek için çeşitli çevreleri ikna ettiği bir süreçte Kürtlerin haklarını savunan gazetelerin bir aylık kapatmayla cezalandırılmalarını anlaşılmaz bulduklarını açıkladı. RSF açıklamasında, “Demokrasilerde düşünce özgürlüğü temel bir öneme sahiptir ve şiddete çağrı yapılmadıkça ve nefret söyleminde bulunulmadıkça gazeteler cezalandırılamaz” ifadelerine de yer verildi. RSF, “Türkiye toplumunun konuyla ilgili bağımsız ve çoğulcu bilgiye sahip olma hakkı var. Hükümetin, Kürt Sorunu’na yönelik çabaları ifade özgürlüğünü de kapsamalı” dedi.
21 Ağustos’ta İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, Günlük gazetesini, Toronto Üniversitesi Yakındoğu ve Ortadoğu Medeniyetleri Bölümü’nden Prof. Dr. Amir Hassanpour’un bir yazısı ve bazı haberleri gerekçe göstererek bir ay süreyle kapattı. Mahkeme, TMY’nin 7/2. maddesine dayanarak yazıların “örgüt propagandası” içerdiğini söyledi. Yayın yönetmeni Filiz Koçali, MGK’da hükümetin “açılım”ına devam açıklamasının ertesi günü gelen kararı eleştirdi ve “Kürtlerin konuşturulmadığı bir süreçten ‘demokratik açılım süreci’ diye bahsedilemez” dedi. “Kapatmaya gerekçe yapılan yazı, dünyaca ünlü bir profesör olan Hassanpour’un uluslar arası dergi ve gazetelerde yayınlanan yazısıdır. Türkiye bu kararla aynı zamanda dünyaca ünlü bir dil bilimciye de sansür uygulamış oldu.”. DTP de kararı kınadı.
“qwx-dilini çıkart” aksiyonu, ya da kendilerini tanımladıkları şekliyle “Erroristler” (Hata Verenler) özelde q, w ve x harflerinin kullanımına yönelik yasağa, genelde Kürtçe’ye yönelik uygulamalara karşı İnternet üzerinden kampanya başlattılar: üzerinden dilini çıkart! 24 Ağustos’ta kamuoyuna yansıyan eylemleriyle Erroristler, 24 Ağustos’ta kamuoyuna yansıyan eylemlerinden sonra yasağa karşı qwx2009.orgadresi üzerinden “dilini çıkart!” dediler.
Başbakanlık Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu, Minima Yayıncılığın yayımladığı Anıl Alacaoğlu’na ait “Üçüncü Sınıf Kadın” romanını “18 yaşından küçüklere zararlıdır” ibaresi ile satışına karar verip ve reklamının yapılmasını yasakladı. 11 Ağustos’ta yazar, “Bir transseksüelin çocukluğundan yirmili yaşlarına kadar geçirdiği sürede yaşadığı aşkları, cinsel deneyimleri, ayrılıkları, ayrımcılıkları ve sıkıntılarını anlattığı kitabının çocukların eşcinsel ya da transseksüel olma ihtimallerini yok sayan zihniyetin ürünü olduğunu ve bunu sadece homofobi veya transfobiyle açıklanamayacağını” söylüyor: “Kitabın bir şekilde negatif tepkiler alacağını bekliyordum ama bize bildirilen tebligatta yazanları okuyunca bu kadar çağ dışı gerekçelerle bir kitaba sınırlamaların getirilmesi karşısında endişelendim.”
Aylık dergi Bitlis Bülteni ve yerel Radyo 13’ün sahibi ve yayın yönetmeni İlhan Karabulut, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün kenti ziyaretinde yaptığı konuşmanın ve Güroymak ilçesini eski adıyla anmasının halkı sevindirdiğini söylüyor. İstanbul’da büyümüş Bitlisli bir Kürt olan Karabulut, radyolarında Kürtçe şarkılar yayınladıklarını, ama “riske girmemek için siyasi şarkılar yayınlamadıklarını” söylüyor. Kürtçe radyo televizyon yayınlarının önündeki engellerin kaldırılmasının iyi olacağını söylüyor: “Radyoda biz kendi kendimize sınır koyduk. Spiker Kürtçe konuşmuyor. Ama istiyoruz. Günde iki üç saat Kürtçe konuşulsa ne güzel olur. İnsanlar, kendisinden bir şey bulduğunda daha çok kucaklar. Çünkü, radyoda Kürtçe şarkıyı, birinin Kürtçe konuşmasını duyduğunda, özüyle karşılaşıyor; mutlu oluyor.”
Arjantin’in federal ve eyalet düzeyinde birçok sol milletvekili, Mayıs Meydanı Anneleri örgütünün yöneticileri, sendikacıları, işsizler hareketi (piqueteros) temsilcileri, öğretim üyeleri ve en önemli sosyalist partileri olarak PO, PTS, MST, PCR, Autodeterminacion y Libertad’ın temsilcileri Jorge Altamira, Luis Zamora, Patricia Walsh, Liliana Parada, Jorge Cardelli ve Laura Ginsberg dahil 51 kişi, Munzur Fesitvali’nde yaptığı bir konuşma nedeniyle mahkum edilen Demirer’e destek verdiklerini açıkladılar. Yunanistan’dan ise başta Kamu Emekçileri Ulusal Konfederasyonu, Öğretmenler Sendikası ve Kâğıt ve Basın İşçileri Sendikası olmak üzere, bir dizi sendikanın yöneticisi ile Savas Mihail-Matsas ve Katerina Matsa gibi solcu aydınlar da Demirer’e destek verdi. Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi, Tunceli’deki bir konuşmasında Maoist Komünist Partisi/ Halk Kurtuluş Ordusu örgütünün bir üyesi olan Ökkeş Karaoğlu’nu “övdüğü” iddiasıyla Demirer’i beş ay hapse mahkum etmişti.
Çocuklar İçin Adalet Çağrıcıları’ndan Melek Ulagay, “Hükümetinı Kürt açılımının ilk adımı olarak TMY’den tutuklu bulunan çocuklar serbest bırakılmalı” dedi. Ulagay, TMK mağduru çocuklar sorununun Kürt sorunuyla iç içe geçtiğini, olayın yalnızca çocuk sorunu olarak değerlendirilemeyeceğini de sözlerine ekledi: “Çocuklar ve gençler gelecek demek. Hükümetin Kürt açılımı bugünkü nesilleri olduğu kadar geleceği de etkileyecek. Dolayısıyla bu çocukları hapiste tutarak geleceğe ambargo koymuş oluyoruz.” Adalet Bakanlığı verilerine göre, tüm Türkiye’de TMY ve TCK’deki terör suçlarından 2006 ve 2007’de 1 572 çocuk hakkında dava açıldı; 92’si Diyarbakır’da 174 çocuk mahkum oldu. Ulagay, “Bu nedenle hükümet bu konuyla açıkladığı açılımın bir parçası olarak ilgilenmeli” diye konuştu.
Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Faruk Balıkçı, hükümetin “Kürt açılımı” mesajlarının umut ve memnuniyet yarattığını ifade etti. Serbest siyaset yapma kanallarının açılmasının önemine işaret eden Balıkçı, “tüm siyasi engeller kaldırılmalı, kültürel hakların önemli bir parçası olarak da anadilde eğitim hakkının tanınmalı. Kürtlerin olmazsa olmazı olarak, anadilde eğitim ve Kürtlerin artık kendilerini serbestçe ifade edebilme hakları tanınmalı” dedi. Doğu ve Güneydoğu’da Kürt Sorunu’nu haberleştiren gazetecilere karşı baskılara son verilmesini isteyen Balıkçı, Beytüşşebap’ta haber izlerken “sloganları emniyete bildirmediği” gerekçesiyle yargılanan DHA muhabiri Emin Bal’ı örnek verdi.
HSYK ve Yargıtay üyesi Ali Suat Ertosun’un bir Ergenekon Davası sanığı ve “Hayata Dönüş” operasyonuyla ilgili soruları yanıtladığı basın toplantısını izlemek isteyen Vakit gazetesi muhabiri İsmail Uğur, güvenlik görevlilerince kimliği sorularak toplantı salonundan dışarı çıkarıldı. Ertosun, “Genç hakimlere de Ergenekon sanıklarıyla yemek yemesini tavsiye ediyor musunuz?” diye sorduktan sonra dışarı çıkarılan Uğur’dan tepkiler üzerine özür diledi. Ertosun, “Basın özgürlüğüne karşı olan bir insan değilim. Bu olayı bana mal etmeyin. Terör olaylarıyla ilgili ihbarlar alıyoruz. Arkadaşımızın hassasiyeti bundandır” dedi.
Sansürün İlk Kez Kaldırılışının 101. Yıldönümü’nde TGC, Dolmabahçe Sarayı Hasbahçe’de gerçekleştirdiği töreninde, “Dink Cinayeti ve İstihbarat Yalanları” kitabının yazarı Nedim Şener ve Milliyet gazetesine yazdığı hukuk yazılarıyla bilinen eski AAİHM yargıcı Rıza Türmen’e TGC 2009 Basın Özgürlüğü Ödülü’nü verdi. Türkiye’de sansürün uzun yıllardır varlığını sürdürdüğünü hatırlatan TGC Başkanı Orhan Erinç, “Sansür, bir yanıyla yasalardaki ifade özgürlüğü sınırlamaları, öbür yanıyla da siyasal, ekonomik ve ideolojik nedenlerden kaynaklanan otosansür uygulamaları dikkate alındığında ‘yok’ deme olanağı bulunmayan bir meslek sorunu olarak gündemdedir” dedi. İnternet’teki yasaklamaların tam bir sansüre dönüştüğüne işaret eden Erinç, “TGC, yasalarda yer alan ve halkın bilgilenme hakkını kullanmasını engelleyen yasa kurallarının değiştirilmesi için çaba harcarken, meslek ilkelerinin uygulanmasını yaygınlaştırma girişimlerini de meslek içi eğitim seminerleri ile sürdürüyor” dedi. Şener, ifade özgürlüğü ihlallerinin yanı sıra Türkiye’nin bir korku toplumuna dönüştürüldüğünü kaydetti; sıradan bir zam haberi veya parti kongresinde iki adayın yarıştığını yazmanın azarlamalara neden olduğunu söyledi: “Zaten maddeleri ağır olan Basın Yasası yürürlükteyken, gazetecilerin TMY ve TCK’ya göre yargılanması önündeki engelleri kaldırmayan bugünün iktidar sahipleri korku toplumu yaratmakta yasama ve yürütmeden gelen gücünü kullanırken en önemli desteği yine kendilerine yakın gazeteler ve televizyonlardan alıyorlar. Türmen de, “Bu ödülü almış olmam mesleği iyi yaptığımı gösteriyor. Mesleğe yeni girmiş genç bir gazeteci olarak bu çabalarıma destek veriyor. Uzun yıllar sadece teoriyle uğraştım, şimdiyse pratikle uğraşıyorum. Şimdi anlıyorum ki basın özgürlüğü aslında bizzat gazetecilerin yaşam alanı, vazgeçilmez bir alanı” dedi.
24 Temmuz’da TGS, siyasi iktidarların kanunlardan güç alarak uyguladıkları sansür ile medya patronlarının çıkarlarına hizmet eden oto-sansüre karşı mücadele ihtiyacının yoğunlaştığını açıkladı. TGS, “Sansüre karşı mücadele eden, siyasi iktidarın baskılarına karşı direnme ve eleştiri hakkını kullanma cesareti gösterebilen gazeteciler ve aydınlar hakkında verilen tutuklama kararları, açılan yüzlerce soruşturma ve davalar, demokratik toplumun geleceğini tehdit ediyor” dedi. Sendika, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin verdiği kararlar gereği, “toplumu sarsıcı ve şoke edici nitelikte bile olsa -şiddet çağrısı içermediği müddetçe- her türlü görüş açıklamanın basın ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiği”ni vurguladı.
Hakkari Yüksekova’da mühimmatın kazayla patlamasıyla ölen askerlerden Piyade Er Bahadır Han Solak’ın cenazesinde “Şehidimiz fakirdendir” pankartı açan arkadaşları 15 Temmuz’da gözaltına alındı. Yaşamını yitiren dört askerden Solak’in cenaze töreni yapılırken arkadaşları da cenaze top arabasına bindirildiği sırada “Yemen yolu çamurdandır, sefertası bakırdandır, gemiciği olan bedel öder, şehidimiz fakirdendir” yazılı bir pankart açtı. Polis, İstanbul Maltepe’deki Yusuf Ziya Üçüncü Camisi’nde düzenlenen törenin ardından cenazesi Maltepe Gülsuyu Mezarlığı’nda defnedilen Solak’ın arkadaşlarından ikisini gözaltına aldı.
Kocaeli 1 No’lu F tipi Cezaevi’nde tutuklu R. Şevket Yılmaz, Başbakanı aşağılayan ve terör örgütlerini öven içerikler bulundurduğu iddiasıyla aylık politik mizah dergisi Şarlo’nun Temmuz sayısının kendilerine verilmediğini savundu. 15 Temmuz’da gündeme gelen olayla ilgili açıklama yapan dergi yayın kurulu, “Bu siyasi tutsaklar üzerinde tecrit politikalarının sistemli bir şekilde devam ettiğinin göstergesi” dedi. Mektubunda Yılmaz, bölüm başlıklarından “Pompalı Recep” için “T.C Devletinin Başbakanını aşağıladığı” ve “Red Kürt” bölümü için de “Yasa dışı terör örgütünü övücü ifadeler yer aldığı” gerekçesi dergiye yasak getirildiğine yer veriyor. Uygulamaya da Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimiyle Ceza Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzüğün gerekçe gösterildiği, ayrıca, Ceza İnfaz Kurumları ile Tutukevleri Kütüphane ve Kitaplık Yönetmeliğindeki, “mahkemece yasaklanmamış olsa bile, kurum güvenliğini tehlikeye düşürdüğü ve ya müstehcen haber, yazı, fotoğraf ve yorumları kapsadığı eğitim kurulu kararıyla tespit edilen hiç bir yayın kuruma kabul edilmez” hükmü dayanak oluşturdu. Kapakta, darbe planlarına “kâğıt parçası” diyen İlker Başbuğ da yer alıyor.
Avrupa Gazeteciler Birliği (AEJ), TRT yönetiminin Haber-Sen yöneticilerine ve üyelerine baskı yapıldığını açıklayarak bu tür uygulamalara son verilmesini istedi. AEJ, Haber-Sen üyesi TRT çalışanlarının, “TRT’nin bağımsız ve tarafsız bir kamu hizmeti yayıncılığı vermesini talep ettikleri” için baskı altında bulundukları belirtildi. Haber-Sen üyesi TRT çalışanlarının ayrımcılığa uğradığı da belirtilen açıklamada, Haber-Sen üyesi bazı yöneticilerin, TRT yönetimince görevlerinden alındığı ve faaliyetlerinden dolayı haklarında soruşturma açıldığını bildirdi. Haber-Sen Merkez Yönetim Kurulu üyesi olan ve TRT’de gazeteci olarak çalışan Osman Köse hakkında soruşturma açıldığı ve soruşturma sonuçlanıncaya kadar görevinden alındığına yer verildi. G-9 Gazeteciler Platformu da, TRT çalışanı sendika üyelerine açılan bütün soruşturmaların geri çekilmesi ve ülkenin kamusal yayın organına politik müdahalede bulunulmamasını istedi. TRT’nin, Anayasanın 133. maddesinde ve TRT tüzüğünde “bağımsız ve tarafsız” olarak tanımlandığı ancak bu niteliklerin kâğıt üstünde kaldığı savunuldu. “TRT hep, Yönetim Kurulu Başkanını ve Genel Müdürünü atayan hükümetin kontrolünde oldu.”
Diyarbakır 1. Sulh Ceza Mahkemesi, 23 yaşındaki bir kadının polis oldukları iddia edilen kişilerce taciz edildiği iddiasına yer veren Azadiya Welat gazetesinin 8 Temmuz 2009 tarihli sayısını toplattı. Azadiya Welat, DİHA Ajansı’nı kaynak göstererek kullandığı haberde genç kadının üyesi olduğu Demokratik Özgür Kadın Hareketi (DÖKH) ve son bir hafta dört kadının aynı şikayette bulunduğu bilgisini veren İHD yetkililerinin de görüşlerini yansıtmıştı. Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’nün şikayeti ve Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talebiyle polis, Hakim Dursun Karaman’ın aldığı karardan hareketle akşam saatlerinde gazetenin bin kadar sayısına el koydu. Günlük ve Kürtçe yayın yapan gazetenin birinci ve yedinci sayfalarındaki “Devletin Diyarbakır’daki yeni politikası Tecavüz” başlıklı haberde, “30 Haziran tarihinde Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’ne Mustafa Sağlam’ın atanması yapıldı. O günden şu ana kadar onlarca kadın polislerin tecavüzüne maruz kaldı ve İnsan Hakları Derneği’ne başvurularda bulundur” şeklindeki ifadelerin “gerçeği yansıtmadığı, yalan haberden ibaret olduğu, insanlar arasında ayırımcılık yapılarak kin ve düşmanlığa ittiği” iddia edildi. İmtiyaz sahibi Ozan Kılınç, dile getirdikleri iddiayla ilgili 8 Temmuz’da Diyarbakır Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunulduğu ve savcılığın da başvuruyu kabul ederek, mağdurla görüşmesine karşın gazetelerinin toplatıldığını açıkladı.
Dünya Bankası’nın yayımladığı “Dünya Yönetişim Göstergeleri: 1996-2008” isimli rapora göre Türkiye, 212 ülke içerinde, ifade, örgütlenme ve basın özgürlüğünün yanı sıra, vatandaşların hükümet seçimlerine ne derece katılabildiğinin değerlendirildiği kriterde, 122. oldu. 12 yıllık süre içerisinde Türkiye, bu konuda en iyi performansı 2005 yılında sergilerken, bu tarihten sonra sıralamada gerilemeye başladı. Rapora göre Madagaskar, Endonezya ve Tanzanya gibi ülkeler, bu konuda 2008 yılında Türkiye’den daha iyi performans gösterdi.
18 Haziran’da Anayasa Mahkemesi, yıllardır gazetelerin bir aya kadar kapatılmasına zemin oluşturan Terörle Mücadele Yasası’nda 29 Haziran 2006’da yapılan değişiklikleri korumaya karar verdi. Bazı hükümleri Anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in iptalini istediği düzenlemeleri esastan görüşen Anayasa Mahkemesi, “Cumhuriyet savcısının emriyle tedbir olarak 15 günden bir aya kadar yayın durdurulmasına” olanak sağlayan düzenlemenin iptalini reddetti. Buna göre, “Terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde suç işlemeye alenen teşvik, işlenmiş olan suçları ve suçlularını övme veya terör örgütünün propagandasını içeren süreli yayınlar hâkim kararı ile; gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de Cumhuriyet savcısının emriyle tedbir olarak 15 günden bir aya kadar durdurulabilir. Cumhuriyet savcısı, bu kararını en geç 24 saat içinde hâkime bildirir. Hâkim 48 saat içinde onaylamazsa, durdurma kararı hükümsüz sayılır” düzenlemesi yürürlükte kalacak. Basın ve yayın organlarının sahipleri ve yayın sorumluları için, terör örgütünün propagandası yapılması hallerinde, “suçun işlenişine iştirak etmemiş olsalar dahi” bin günden on bin güne kadar adlî para cezası verilmesine dair düzenleme ise, “yayın sahipleri” için iptal edildi. Karara göre, yayın sahipleri “terör örgütü propagandası”ndan sorumlu tutulamayacaklar. Ayrıca, “Yukarıdaki fıkralarda belirtilen fiillerin basın ve yayın yoluyla işlenmesi hâlinde, basın ve yayın organlarının suçun işlenişine iştirak etmemiş olan sahipleri ve yayın sorumluları hakkında da bin günden onbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur. Ancak, yayın sorumluları hakkında, bu cezanın üst sınırı beşbin gündür” düzenlemesinden “basın organ sahipleri” ifadesi çıkarıldı. Buna göre, “İsim ve kimlik belirterek veya belirtmeyerek kime yönelik olduğunun anlaşılmasını sağlayacak surette kişilere karşı terör örgütleri tarafından suç işleneceğini veya terörle mücadelede görev almış kamu görevlilerinin hüviyetlerini açıklayanlar veya yayınlayanlar veya bu yolla kişileri hedef gösterenler bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” düzenlemesinden medya sahipleri muaf tutulacak. Günlük gazetesi yayın yönetmeni Filiz Koçali, Anayasa Mahkemesi’nin yargılama yapılmadan dahi yayın durmaya olanak sağlayan düzenlemeyi iptal etmemesiyle ilgili, “vahim bir durum” dedi.
İPİ Ulusal Komitesi başkanı Ferai Tınç ve ÇGD Genel Başkanı Ahmet Abakay, Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un “Medya üzerinden asimetrik bir psikolojik harekat yapılıyor” sözlerini eleştirdi. Başbuğ, geçtiğimiz cuma günü düzenlediği toplantıda “kağıt parçası” diye nitelediği “İrticayla Mücadele Planı”nın yayınlanmasını “Medya üzerinden asimetrik bir psikolojik harekat yapılıyor” diye tanımlamıştı. Tınç, “Kimi çevrelerin beklentilerine cevap vermeyen yayınları amaçlı görmeleri doğaldır ancak doğru bir yaklaşım değil. Yanlışın sorumluluğu, medya organının kendi güvenilirliğini sarsar… Bu tamamen medyanın tasarrufundadır. Medyaya haberler, bazen Genelkurmay, bazen siyaset bazen de farklı kaynaklardan gelir. Bu haberlerin yayımlanması bir psikolojik savaş olarak nitelendirilemez” dedi. Abakay da, “Medyayı hedef almasını doğru bulmuyorum. Bu çok derinlikleri olan siyasal bir tartışmadır. Belgenin kendisi de ciddi bir tartışmadır. Şimdi mahkeme gerekli kararı verecek, bunun sonucunu beklemek gerek. Kesinleşmiş bir durum da yok. Ancak sadece basının üzerine atarak bu işten sonuç çıkaramayız” açıklaması yaptı.
AGİT Medya Özgürlüğü Temsilcisi Miklos Haraszti, Türkiye yetkililerini, “Dink Cinayeti ve İstihbarat Yalanları” başlıklı kitabı nedeniyle gazeteci Nedim Şener hakkında 28 yıla kadar hapis istemiyle açılan iki davaya son vermeye çağırdı. İfade özgürlüğünü kısıtlayan düzenlemelerin acil olarak gözden geçirilmeye çağıran Haraszti, “Şener’e dava açılarak AGİT ve Avrupa Konseyi’nce eleştirel yayınlara tanınan özgürlük standartları yok sayıldı” dedi. Haraszti, Türkiye’de ifade özgürlüğünün daha fazla kısıtlanmaması için TCK, TMY, Basın Yasası ve 5651 Sayılı İnternet Suçlarına İlişkin Yasası’nın günün koşullarına göre değiştirilmesi gerektiğini savundu. “Yetkililer, Şener’e yönelik suçlamaları düşürerek, Türkiye’de hoşa gitmeyen haberleri verenleri cezalandırmaya son verebilir ve bunun yerine ifade özgürlüğü alanında çok ihtiyaç duyulan yasal reformları yapabilirler.”
Başbakan Erdoğan’ın Kars ziyareti öncesinde Kars Belediyesi, belediye önündeki iki kadın heykelini 14 Haziran’da kaldırdı. AKP Belediye Başkanı Nevzat Bozkuş, “Belediyenin girişinde iki kadın heykelinin olmasını uygun bulmadım. Heykelleri başka bir yerde de değerlendirmeyeceğiz” dedi. 2006 yılında İstanbul’da yaptırılan iki kadın heykeli, belediyenin girişine konmuştu. Çağdaş Kars Haber gazetesi, heykellerin Bozkuş’un talimatıyla depoya kaldırıldığını yazdı. Antalya’da çıkan Kemer Gözcü gazetesi de, Kemer Belediye Başkanı Mustafa Gül’ün, sanatçı Zafer Sarı’nın 2007’de yaptığı ancak Kemer ilçe merkezindeki Çınarlı Kavşağı’na monte edildikten sonra depoya kaldırılan Aşk Yağmuru isimli heykeli Kuğulu Park’taki havuza monte ettirdiğini bildirdi. Gazete, işlemi, Gül’ün “yerel seçimler öncesi verdiği sözün yerine getirilmesi” olarak nitelendirdi.
12 Haziran’da Genelkurmay Askeri Mahkemesi, 12 Haziran 2009 tarihli Taraf Gazetesinde yer alan “AKP ve GÜLEN’i Bitirme Planı” başlıklı habere konu iddia edilen belgeyle ilgili haberler milli güvenliği, kamu düzenini ve kamu güvenliğini ilgilendirdiği, ayrıca Genel Kurmay Harekat Başkanlığınca hazırlandığı iddia edilen gizli belgenin sızdırılması ve yayınlanması hususlarında soruşturma yapıldığı, bu konuya ilişkin haberlerin yargı gücünün otorite ve tarafsızlığını etkileme ihtimali bulunduğu, ayrıca CMK’nun 157. maddesinde düzenlenen soruşturmanın gizliliğini ihlal etme ihtimalinin bulunduğu gerekçeleriyle Anayasanın 28/4 maddesi ve Basın Kanunun 3/2. maddesi uyarınca “soruşturma tamamlanıncaya kadar soruşturmayla ilgili belgelerin içeriği hakkında yayın yasağı getirdi.
9 Haziran’da İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi, 1 ve 2 Haziran 2009 tarihli nüshalarında “PKK örgütünün propagandasının yapıldığı” iddiasıyla Günlük gazetesinin yayınının bir ay süreyle durdurdu. Karar, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in iptal istemiyle Anayasa Mahkemesi’ne taşıdığı TMY’nin 6/son maddesine dayanılarak verildi. 1 Haziran 1009 tarihli sayıda, Diyarbakır Kültür Sanat Festivali’nin kapanış konseriyle ilgili “Görkemli final” başlıklı haberde kullanılan ve bir bölümünde PKK lideri Abdullah Öcalan’ın posterinin de yer aldığı “Bu halk rüyasını gerçekleştirecek” yazılı olan fotoğraf nedeniyle gazete bir ay süreyle kapatıldı. Mahkeme, kapatmaya, 2 Haziran 2009’da çıkan Hüseyin Ali imzalı “Operasyonlara Dur Denilmeli” başlıklı köşe yazısı ve Teoman Deprem’e ait “PeKeKe mi, PeKaKa mı?” başlıklı yazıları da gerekçe gösterdi. Aralık 2008’de gazeteci Ragıp Zarakolu, 2006 yazından bu yana Kürtçe yayın yapan veya Kürt Sorunu’nu merkez alan gazetelerden 21’iyle ilgili 46 kapatma kararı verildiğini duyurmuştu. DTP lideri Ahmet Türk, traji-komik olarak nitelendirdiği kapatma kararıyla ilgili, “Barışın sesini kesersek, savaşın dili egemen olur. Bundan kesinlikle kaçınılması gerekir. Ama ne yazık ki, nerede bir barış sesi yükseliyorsa, anında susturmaya çalışıyorlar” açıklaması yaptı. IPI Ulusal Komite, kapatma kararına tepki gösterdi; gazetelerin kapatılmasına ve gazetecilerin hapisle cezalandırılmalarına izin veren yasaların basın özgürlüğüyle bağdaşmadığına işaret etti; “bu maddelerin yasalarımızdan çıkartılması gerektiğini sorumlulara hatırlatırız” dedi.
TYB bu yıl Düşünce ve İfade Özgürlüğü Ödülü’nü Allah’ın Kızları Romanı’ndan “dini değerleri aşağıladığı” ve “halkı kin ve düşmanlığa sevk ettiği” iddiasıyla yargılanan yazar Nedim Gürsel, yayımladığı kitaplar müstehcen bulunduğu için yargılanan Sel Yayınları sahibi İrfan Sancı ve Şanlıurfa’da 54 yıldır kitapçılık yapan Naci İpek’e verdi.
Düşünce Suçuna Karşı Girişimi’nin 22-24 Mayıs günlerinde İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde düzenlediği Düşünce Özgürlüğü için 6. İstanbul Buluşması, düşünceleri nedeniyle Türkiye’de baskılarla karşılaşanları, Avrupalı ve Karadeniz bölge ülkelerindeki hak savunucularını bir araya getirdi. Eski milletvekili Mahmut Alınak, Agos gazetesi eski imtiyaz sahibi Serkis Seropyan, yazar Temel Demirer,yazar Abdurrahman Dilipak, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisi Ceren Baykal, vicdani retçi Doğan Özkan, karikatürist Halil İbrahim Özdabak, polisin öldürüldüğü oğlu için mücadele veren Mehmet Tursun, Taraf muhabiri Mehmet Baransu, Lambdaİstanbul Derneği’nden Bora Bengisu, Mısır Çarşısı davasından müebbet hapsi istenen Sosyolog kızı Pınar Selek ile ilgili durumu babası ve avukatı Alp Selek anlattı.
Video paylaşımı için yararlanılan DailyMotion sitesine Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 24 Mart’ta aldığı kararla getirilen erişim yasağı 12 Mayıs itibariyle kaldırıldı. Siteye girmek isteyenler, “Bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir. T.C.Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 24.03.2009 tarih ve 2009/25 sayılı kararı gereği erişime kapanmıştır” yazısıyla karşılaşıyorlardı. DailyMotion sitesine, Ağustos 2008’de de gerekçesi ve hangi yargı kararına dayandığı dahi belirtilmeden hizmete kapatılmıştı. Çeşitli gerekçelerle erişime kapatılan siteler arasında da geçmişte Myspace, WordPress sitelerine de yer alıyordu. Ayrıca, geocities.com sitesi, Ankara 9. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 4 Şubat 2008’de erişim yasağı kararı aldığından beri erişilmez durumda. Türkiye’den ve uluslararası alandan ifade özgürlüğü savunucuları, akademisyenler, hukukçular, gazeteciler ve İnternet kullanıcıları yasaklara tepki göstermişti. Harun Yahya mahlasını da kullanan ve yaratılışçılığı savunan Adnan Oktar, evrim teorisi üzerine çalışan bilim insanı Richard Dawkins’in, Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası’nın (Eğitim-Sen) sitelerinin yanı sıra Google’ın e-posta iletişim grubu Google Groups ve ardından da bir okur yorumu nedeniyle Vatan gazetesinin internet sitesini Türkiye’den erişime kapattırmıştı. Mahkemeler bugüne kadar Oktar’ın yanı sıra çok çeşitli şikayetler üzerine aralarında YouTube, EkşiSözlük, DailyMotion, blogger.com,geocities.com gibi paylaşım alanlarının da bulunduğu onlarca siteyi erişime kapattı.
9 Mayıs’ta İHD İstanbul Şubesi, 2009 Ayşe Nur Zarakolu Düşünce Özgürlüğü Ödülleri’ni bu yıl Özgür Radyo’nun tutuklu Genel Yayın Yönetmeni Füsun Erdoğan, eski DEP’li Mahmut Alınak ve yazar Temel Demirer’e verdi. İHD Şube Başkanı Gülseren Yoleri, “Düşünce özgürlüğünün en temel insan hakları arasında yer aldığını” vurguladı, “Ayşe ablanın verdiği mücadele insanların özgür olması içindi. Bize hep düşünün eyleme geçin ve geçirin mesajı verdi” dedi.
Mayıs başında, Avrupa Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, Avrupa Parlamentosu’nda Türkiye’deki demokratikleşme süreciyle ilgili oturumda, Kürt sorunu, Ergenekon davasında adil yargılama ve ifade özgürlüğü konularını yakın takibe aldıklarını ve sonbahardaki ilerleme raporuna yansıtacaklarını söyledi. Rehn, bu konuyu sonbahardaki Türkiye İlerleme Raporu’nda ayrıntılarıyla işleyeceklerini duyurdu.
İstanbul Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz, Ergenekon Soruşturması’yla ilgili savunma avukatlarını bağlayan “dosyayı inceleme ve belgelerden örnek alma” yasağını tebliğ ettirdi. Öz, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 13 Nisan’da aldığı kararı hatırlattı: bunun soruşturma bilgilerinin kamuoyuna ve basın yayın organlarına ulaşmasına neden olacağını bildirdi. İlçe Emniyet Müdürlüklerince medya kuruluşlarına “çok ivedi” tebliğ yapılmasını talep eden Öz, dosyaya avukatlarının erişiminin “soruşturmanın gizliliğinin ihlal edileceği, yargı makamlarının etkileyerek soruşturma amacının tehlikeye düşüreceği ve suç teşkil eden yayınlar yapılmasına olanak sağlayacağı”nı savundu. İstanbul Valiliği, işleme dayanak olarak TMY’nin 10/d maddesinde belirtilen “Dosya içeriğini inceleme ve belgelerden örnek alma hakkının kısıtlanması”na ilişkin düzenlemeyi gösterdi. Kararın Cumhuriyet Başsavcılıklarına duyurulmasıyla “Tüm yazılı ve görsel basın-yayın kuruluşlarının (televizyon, radyo, gazete vs) yetkililerine “ÇOK İVEDİ” olarak tebliğ edilmesi de istendi. 13 Nisan’da İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi Nöbetçi Hakimi Resul Çakır, TMY’nin 10/d maddesi gereğince İstanbul Cumhuriyet Başsavcı vekilliğinin ilettiği talebi kabul etmişti.
Avrupa Konseyi genel sekreteri Terry Davis, “Medya özgürlüğü terör karşıtı yasalara kurban edilmemeli” dedi. 3 Mayıs’ta bir açıklama yapan Davis, “Demokratik bir toplumda haber alma ve verme özgürlüğü vazgeçilmezdir ama kriz anlarında bu daha da önemli hale gelir” diye ekledi.Türkiye’nin de aralarında olduğu konsey üyelerine çağrıda bulunan Davis, yasaların Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesine uygun olarak yapılmasını istedi. 28-29 Mayıs’ta, medya ve yeni iletişim hizmetleri üzerine Reykjavik’de yapılacak bakanlar toplantısının, üye devletlerdeki durumu değerlendirmek için fırsat sunacağını da ekledi.
TGS ve EJF, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü dolayısıyla gerçekleştirdiği “AB Yolundaki Türkiye’de Basın ve İfade Özgürlüğü: Engeller ve Sorunlar” başlıklı konferans, TGC, ÇGD, iletişim hukukçuları ve insan hakları savunucularının yanı sıra hakları ihlal edilen habercileri de bir araya getirdi. Katılanlar arasında EJF Başkanı Arne König ve yetkilisi Pamela Moriniere, TGC Başkanı Orhan Erinç, TGC önceki başkanlardan Nail Güreli ve Ziya Sonay, AEJ temsilcisi Doğan Tılıç, ÇGD Başkanı Ahmet Abakay, Çukurova Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Cafer Esendemir gibi meslek kuruluş temsilcileri vardı. Ayrıca Başbakanlığın akreditasyon yasağını yargıya taşıyan Günlük Evrensel gazetesi muhabiri Sultan Özer, 159’dan mahkum olduğu dosyası Yargıtay’a taşınan sansursuz.com yazarı Rahmi Yıldırım,hakaretle yargılanan Yalçın Ergündoğan, etkin haberciliği sıklıkla ödüllendirilen İskenderunlu gazeteci Akın Bodur ve Adıyaman’da yerel makamları eleştirdiği için bir süre tutuklanan gazeteci Hacı Boğatekin de davetliydi. 300 kadar akademisyen, hukukçu, gazeteci ve sendikacının katıldığı ve izlediği konferans, TCK, TMY, Basın Kanunu ve diğer ilgili mevzuattan kaynaklanan sorunların; Avrupa Birliği normları ve AİHM içtihatları ışığında değerlendirilmesini sağladı.
TGS Başkanı Ercan İpekçi, 2009`un dört aylık dönemiyle ilgili açıkladığı Basın İhlalleri İzleme Raporu’nda, Cumhuriyet savcılıklarının TCK’nın 301. maddesiyle ilgili 719 dosyayı Adalet Bakanlığı’na gönderdiklerini, Bakanlığın 96 şüpheli veya sanığı ilgilendiren 73 dosyada soruşturma veya kovuşturma izni verdiğini, altı dergi ve gazete hakkında TMY uyarınca toplatma ve yayın durdurma cezası verildiğini, Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı`nın da 1631 İnternet sitesine erişim yasağı getirdiği, RTÜK`ün dört ayda 89 radyo ve televizyona 129 uyarı, 35 medyaya 39 program durdurma cezası, 15`ine 22 kez idari para cezası uygulandığını, 1`ine de 3 gün gelir getirici yayın yasağı getirildiğini açıkladı. Bu dönemde, 31 radyo ve televizyon kuruluşu hakkında da seçim yasaklarıyla ilgili olarak ceza uygulanması istemiyle Yüksek Seçim Kurulu’na 41 bildirim yapıldı.
TYB Yayımlama Özgürlüğü Komitesi Başkanı ve yayıncı Ragıp Zarakolu, Türkiye’de birçok yayıncının Ermeni Soykırım iddiaları gibi konularda oto-sansüre başvurduğunu açıkladı. Birçok ülkede “soykırım” olarak anılan 1915 olaylarının Türkiye’de hala tüm açıklığıyla tartışılamadığını vurgulayan Belge Yayınları sahibi Zarakolu, “Sağlıklı bir sonuca varmak ve sorunu anlayabilmek için bütün tarafların net olarak ne düşündüğünü bilmek zorundayız” dedi, bunu TCK’nın 301. maddesinden mahkum edilmeden önce yaptığı savunmasında da dile getirdiğini anımsattı.
Başbakanlık Basın Merkezi’nin akreditasyonunu iptal ettiği gazetecilerden Milliyet gazetesi muhabiri Abdullah Karakuş hakkını idari yargıda aradı ve kazandı. Ankara 9. İdare Mahkemesi, basın özgürlüğü ve hukuka aykırı olduğunu belirterek, işlemin yürütmesini durdurdu. Mahkeme, gerekçeli kararında, uygulamanın gazetecilerin haber yapma iradelerinde caydırıcı etki oluşturacağını belirtti. Kasım 2008’de Başbakanlık ve Bakanlar Kurulu etkinliklerini her zamanki gibi izlemek isteyen “Günlük Evrensel” muhabiri Sultan Özer, “Hürriyet” muhabirleri Hasan Tüfekçi ve Turan Yılmaz, “Milliyet” muhabiri Abdullah Karakuş, Star Televizyonu’ndan Fatma Çözen ile “Akşam” muhabiri Ali Ekber Ertürk’e daha sonra “devamsızlık” olarak gösterilen bir gerekçeyle izin verilmemişti
Nisan ortasında, Avrupa Parlamentosu Gey ve Lezbiyen Hakları Çalışma Grubu Başkanı Michael Cashman, “30 Nisan’da görülecek olan Lambdaistanbul LGBTT Dayanışma Derneği’nin kapatılması yönündeki davada yerel mahkemenin LGBTT bireylerin örgütlenme özgürlüğünü gözeten bir karara varacağını umduğunu” söyledi. Cashman, “Eğer Türkiye Avrupa Birliği’ne katılacaksa, tüm insanlara eşit şekilde davranmalı ve her vatandaşının haklarına saygı duymalı” dedi.
17 Nisan’da İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, Eylül 2008’de Belge Yayınları’ndan çıkan ve 12 Eylül dönemini anlatan “Ölümden Zor Kararlar” isimli romanı Basın Kanunu’nun 25. Maddesi uyarınca el koydu. İstanbul Cumhuriyet Başsavcı vekilinin talebini aynı gün karara bağlayan mahkeme, N. Mehmet Güler’in yazdığı 111 sayfalık kitapta, “örgüt propagandası yapıldığı” ve “halkı suç işlemeye tahrik edildiği” iddia ediliyor. Güler,“12 Eylül döneminin yarattığı ve çeyrek yüzyılı aşan bir trajediyi, savaş ile aşk temasıyla anlattığım kurgusal bir romandı yazdığım. Romandaki kahramanların sözlerini yargılamak utanç verici” dedi.
Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un, İstanbul’da Harp Akademileri Komutanlığı’nda 15 Nisan’da yaptığı “Yıllık Değerlendirme” konuşmasını dinlemeye bugüne kadar akreditasyon alamamış gazeteciler de davet edildi. “Star” yazarı Mustafa Karaalioğlu, “Sabah” yazarı Erdal Şafak, “Yeni Şafak” yazarı Fehmi Koru’nun da aralarında bulunduğu gazeteciler, Harp Akademileri’ndeki etkinliklere ilk kez katıldılar. Ayrıca, özellikle TSK’nın siyasi yaşama dair müdahalelerini eleştiren “Star” yazarı Mehmet Altan ve “Milliyet” yazarı Hasan Cemal, “Yeni Şafak” yazarı Ali Bayramoğlu da Bağbuğ’un konuşmasını Harp Akademileri’nde dinleyebildiler. Ancak konuşma salonunda bundan önce de olduğu gibi, aralarında Birgün, Günlük Evrensel, Taraf, Zaman, Vakit ve Günlük gazeteleri ve Hayat TV’nin de bulunduğu yayın organları ve temsilcilerinden kimse yoktu.
13 Nisan’daki Gazetecilik Başarı Ödülleri gecesinde konuşan TGC Başkanı Orhan Erinç, ifade özgürlüğü, gazetecilerin kimlik ve kişilik sorunlarıyla ilgili bundan 10 yıl öncesine göre hiçbir gelişme yaşanmadığını açıkladı. Açış konuşması olarak, önceki başkanı Nail Güreli’nin 11 Ocak 1999 tarihinde yaptığı bir konuşmayı aynen okuyarak başlayan Erinç, “Hiçbir gelişme olmamış. Aksine Ahmet Taner Kışlalı ve Hrant Dink’i silahlı saldırıda, İsmail Güneş’i de görevi başında kaybetmişiz. Saldırıya uğrayan, tehdit edilen, yargılanan, yayın organları aranan meslektaşlarımızın sayısı yüzleri aşıyor” diye konuştu. Erinç, “Türkiye Basın Özgürlüğü alanında 134 ülke arasında 106. sıradadır” cümlesinin bile Türkiye’deki demokrasi anlayışını ve ifade özgürlüğünün durumunu göstermek için yeterli olduğunu söyledi.
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, Kürtçe çıkan Özgür Mekopotamya gazetesinin yayını da, Azadiya Welat gazetesi gibi, “PKK örgütü propagandası” iddiasıyla bir ay süreyle durdurdu. Azadiya Welat gazetesi yayınının yasaklandığı 11 Nisan’da haftalık yayın başlatan Özgür Mezopotamya gazetesi, mahkeme başkanı Hakim Ömer Diken’in aldığı bir kararla bir ay süreyle durduruldu. Azadiya Welat gazetesi sahibi Emine Demir, bu kararın hükümetin Kürtlere ne kadar samimi yaklaştığını bir kez daha gösterdiğini söyledi. Haftalık yayın yapan Özgür Mezopotamya Gazetesi de aynı mahkemece aynı gün ve aynı gerekçelerle kapatıldı. Mahkeme, sekiz sayfalık gazetenin yedi sayfasında, “Örgüt açıklamalarına yer verildiği” ve “örgüt propagandası yapıldığı”na kanaat getirdi. Gerekçe olarak, Abdullah Öcalan’ın 60. doğum gününde yapılan Amara Yürüyüşü’ne müdahalede ölen Mustafa Dağ ile Mahsum Karaoğlan’ın aileleriyle yapılan röportaj da gösterildi. Ayrıca, Şırnak’ın Cizre ve Silopi İlçeleri’ndeki 31 ölüm kuyusunun da yerlerini gösteren haber de suça gerekçe olarak gösterildi. ABD’de yapılan bir anket sonucunun ele alındığı ABD Başkanı Barack Obama’yla ilgili verilen “ABD’de sosyalizm rüzgarı” (Bayê sosyalîzmê li Amerîkayê gur dibe) başlıklı haberin de “örgüt propagandası” kapsamında gösterildiği iddia edildi. Mahkeme, Azadiya Welat gazetesi için de, 11 Nisan 2009 tarihli sayının yedi sayfasında yer alan haberlerin “örgüt propagandası” içerdiği gerekçesiyle aynı yaptırıma gitmişti. Öcalan’ın avukatlarıyla yaptığı görüşme, anma ilanları, Amara yürüyüşü sırasında askerlerce öldürülen Mustafa Dağ’ın ailesiyle yapılan röportajın yanı sıra 8. sayfada “Obama sadece ABD’nin imajını güzelleştiriyor” (Obama tenê îmaja DYA’yê xweş dike) başlıklı haber ile DTP’li belediye başkanlarının teşekkür ilanları da suçlama yönetilen sayfalarda yer alıyor.
4 Nisan’da İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi, haftalık Atılım gazetesine, son sayısında “MLKP Örgütü açıklamalarına yer verildiği” ve “örgüt propagandası yapıldığı” iddiasıyla bir ay yayın durdurma kararı verdi. Mahkeme, “Ezilenlerin Sosyalist Alternatifi Atılım Gazetesi”nin 4 Nisan 2009 tarihli son sayısında, gazeteye el konulması ve dağıtım-satış yasağı getirmenin yanı sıra, gazetenin İnternet ortamındaki yayını atilim.org sitesine de erişimin engellenmesine karar verdi. Mahkeme, TMY’nin 6/2 ve 7/2. maddelerinde belirtilen suçların “açıkça işlendiği”ne yer vererek, gazete ve tüm nüshalarına dağıtımı ve satışına yasak getirerek, el konulmasına, 1 ay süreyle yayınının durdurulmasına karar verdi. TMY’nin 6/son maddesinden de atilim.org İnternet sitesinin erişimine de, “suç kasti ve yoğunluğu” gerekçe gösterilerek engellenmesine karar verildi. Son sayıda “Sandık çarptı, sıra sokakta” manşetiyle yayınlanmıştı. Bursa’da bir polisi öldürmekle suçlanan ve MLKP Örgütü üyesi olduğu iddia edilen Ender Bulhaz Aktürk’ün gözaltında işkence gördüğüne ilişkin bir iddia da bu kişi “Komünist savaşçı” olarak sunularak işlenmişti. 1 Mayıs öncesi açıklamalar ve seçim sonuçlarının değerlendirilmesiyle ilgili haberler de gazetede yer alıyordu.
ABD başkanı Barack Obama’nın ziyaretini protesto etmek için sendika, meslek örgütleri, siyasi partiler ve sivil toplum örgütlerinin 6 Nisan’da Ankara’da düzenledikleri eyleme polis müdahale etti. Meclise yürümek isteyenlere saldıran polis ÖDP üyesi 21 kişiyi gözaltına aldı. Yaklaşık 500 kişi “Yanki go home”, “Emperyalistler, işbirlikçiler yenilecek, direnen halklar kazanacak”, ABD defol bağımsız Türkiye”, “NATO’ya hayır, üsler kapatılsın”, “Katil ABD, işbirlikçi AKP” sloganları attı.
TGC Başkanı Orhan Erinç, Medeniyetler İttifakı toplantısında dünyaya hoşgörü mesajı gönderen Başbakan Erdoğan’a “Aynı yaklaşımı ülke içinde de bekliyoruz” mesajı gönderdi. Öldürülen Gazeteciler Günü’nün 13’üncüsü dolayısıyla tam 100 yıl önce katledilen gazeteci Hasan Fehmi’nin mezarı başında “bugüne kadar öldürülen 62 gazeteciyi” anan Erinç, isim vermeden Başbakana “Gazetecilerin işlerini yapabilme olanaklarının geliştirmelerinde ve işlerine gelmeyen haberler yayımlandığında boykot çağrıları yerine de hoşgörü bekliyoruz. “Tahammülsüzlük ayrışmaya yol açar şeklindeki mesajlar, umuyoruz ki,medya özgürlüğüne yönelik saldırılar kapsamında da değer görür” dedi.
Küresel video paylaşım sitesi youtube.com sadece İnternet Hastası’nı değil, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nü de erişime kapalı halde geçirdi. Siteye erişim, “Atatürk aleyhindeki içerik barındırdığı” gerekçesiyle Ankara 1. Sulh Ceza Mahkemesi’nin yasak kararı aldığı 5 Mayıs 2008’den beri sağlanamıyor. 4 Şubat 2008’deyse Ankara 9. Sulh Ceza Mahkemesi, geocities.com sitesini Türkiye’den yasaklamıştı. Geocities.com sitesi, Harun Yahya olarak bilinen Bilim Araştırma Vakfı temsilcilerinden Adnan Oktar’ın avukatlarının yaptırım istediği siteler arasında yer alıyordu. Oktar nacizanebilgi.com adındaki İnternet Sözlüğü yetkililerinden, kişilik haklarına saldırı iddiasıyla 8 bin YTL manevi tazminat talep ediyordu. Yaratılış Teorisi’nin savunucusu Oktar, “Atlas of Creation” adlı kitabına yönelik hakaret içeren yayın yapıldığı iddiasıyla 3 Eylül 2008’de de evrimci kuramın temsilcisi yazar Prof. Richard Dawkins’in richarddawkins.net sitesini tedbiren Türkiye’den erişime kapattırmıştı. Son iki yılda 22 bin 846 vatandaş, genel ahlak ve hukuk kurallarına aykırı bulduğu sitelerden duyduğu rahatsızlığı kuruma bildirdi. Şikâyetleri değerlendiren Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı, erişim yasağı uygulamasının başladığı 23 Mayıs 2007’den bu yana toplam bin 631 siteyi engelledi. Yasaklamaların bin 387’si resen, 244’ü yargı kararıyla yapıldı.
Bilişim STK Platformu’ndan Mustafa Akgül, 6- 21 Nisan günlerinde gerçekleştirilen Türkiye’deki İnternet Haftası’nın 16. yıldönümünde yaptığı açıklamada, “Dünyada 1,6 milyar İnternet kullanıcısı, 630 milyon kayıtlı bilgisayar, 180 milyon alan adı, 224 milyon web, 124 milyar civarında web sayfası, 100 milyon civarında video ve 60 milyon civarında kişisel web/ blog olduğunu düşünüyoruz. Türkiye’deyse 30 milyon civarında kullanıcı, 2,6 milyon bilgisayar, 190 bin Türkiye içinde, 790 bin Türkiye dışında alan adı var. Halkımızın yüzde 33’ü İnterneti düzenli kullanıyor, yüzde 65’i hiç İnternet kullanmamış, kırsal kesimde bu oran yüzde 80” dedi. Akgül, 2006-2010 Bilgi Toplumu Stratejisi kapsamında planların eylemlerin çoğunun ya başlamadığını ya da çok az ilerleme olduğunu ekledi.
Antalya’nın Kemer İlçesi’nde MHP’li belediye Başkanı Mustafa Gül, Çınarlı Kavşağı’nda bulunan “Aşk Heykeli”ni kaldırdı. Kemer Gözcü gazetesi, “Ve Heykel Kaldırıldı” başlıklı haberinde heykeli kaldırmanın Gül’ün seçim öncesi vaadi olduğunu, AKP Kemer İlçe Başkanı Zafer Yaman’ın heykeli “kadın haklarına saldırı” olarak değerlendirdiği ve eski belediye başkanı Hasan Şeker’e tepki gösterdiği, vatandaşlarınsa “Kavşak, porno kavşağı oldu” eleştirileri yönelttiklerini ileri sürdü. Gül, heykelin yerleştirildiği gün de tepki gösterdiğini hatırlatarak, “Kemer’in yerli halkı ve tatil yapan turistler heykelin kaldırılmasını talep ettiler. Heykel turistlerce ve vatandaşlarca kabul görmedi. Biz de istenileni yaptık. Oraya turizme faydalı bir yapı inşa edeceğiz” dedi. Heykeli yapan Zafer Sarı ise, telif hakları yasası gereğince savcılığa suç duyurusunda bulunacağını söyledi: “Belediye Başkanı Mustafa Gül bana sorarak da bu heykeli kaldırabilirdi. Söyleyecek bir şey bulamıyorum. Çok üzüldüm.”
Gaziantep Gazeteciler Cemiyeti (GGC), 29 Mart Yerel Seçimleri’nin ardından yerel Telgraf, Hakimiyet ve Güneş gazeteleri çalışanlarının Büyükşehir Belediyesi’ne girişlerinin yasaklanacağı duyumunu aldıklarını, bunun gerçek olmadığına inandıklarını, aksi takdirde bu kararı kınadıklarını bildirdi. Seçime kadar belediyeyi eleştiren üç gazeteye ait nüshaların Gaziantep Belediyesi’ne alınmadığına dönük iddiaları sormak için belediye giden Hakimiyet gazetesi muhabiri Hakan Yağlı ve Telgraf gazetesi muhabiri Hasan Akpınar’ın da belediye alınmadığından şikayet edilmişti. GGC başkanı ve Hakimiyet gazetesi sahibi Abdullah Sabri Kocaman, bundan sonra kamu denetiminin gereğini yerine getirmeye ve üçüncü göz olmayı sürdüreceklerini dile getirdi. Bunun ardından açıklama yapan Büyükşehir Belediye Başkanı Asım Güzelbey, 2 Nisan’da yaptığı basın toplantısında konunun yanlış anlaşıldığını savundu: “Bir bürokratımızın kişisel bir söylemi olduğunu öğrendim. Öğrenir öğrenmez karşı çıktım. Benim memurum siyaset yapamaz. Siyaset yapılacaksa bunu sadece ben yaparım.”
İnsan hakları savunucuları, Erzurum H Tipi cezaevinde yaşananlara dikkat çekmek için 23 Şubat’ta süresiz açlık grevine başlayan tutuklulardan Cihan Alkan, Bozo Açlan, Aydın Atalay ve Abdulvahap Karatay’ın durumlarının kötüye gittiğini belirterek, Adalet Bakanlığı’nın bir an önce çözüm için harekete geçmesini istediler. 1 Nisan’da Ankara’da toplanan hak savunucuları, 39. gününe giren grevin, Kürtçe kitap ve yayınların içeri alınmaması, ortak havalandırmaların engellenmesi, aileleriyle yaptıkları Kürtçe telefon görüşmelerinin engellenmesi, tutukluların ara koridorlarda birbirlerine selam vermesinin dahi disiplin cezası kapsamına alınması gibi uygulamalara karşı olduğunu açıkladılar. Yaşananlara dikkat çeken bildiriye atanlar arasında Esra Çiftçi, Yüksel Mutlu, Murat Çelikkan ve Yusuf Alataş’a, Ataol Behramoğlu, Adil Okay, Ahmet Telli, Baskın Oran, Ercan Kanar, Gün Zileli, Hicri İzgören, Metin Bakkalcı, Nihat Behram, Oral Çalışlar, Şanar yurdatapn, Şükrü Erbaş ve Temel Demirer de bulunuyor.
TYB Yayımlama Özgürlüğü Komitesi Başkanı Ragıp Zarakolu, son iki yılda yasaklanan kitapların ivmesinde artış gözlemlendiğini ifade etti. 2009’daki en önemli olumsuz gelişmesi olarak, Abdullah Öcalan’ın Aram Yayınları’nca yayımlanmak istenen “Kültür ve Sanat Devrimi” adlı kitabına, daha basım sürecinde matbaada el konulmasını örnek olarak veren Zarakolu, “1989 yılında “Devrimci Yol Savunması -12 Eylül Öncesi ve Sonrası” (Simge Yayınları) adlı kitap, Ankara’da daha kitaplaşmadan toplatılmıştı. Ancak yargılama beraat ile bitmişti. Sonuç olarak yayınlama özgürlüğü bakımından, tam 20 yıl geriye gitmiştik. Böylece TYB’nin, bandrolün Kültür Bakanlığı tarafından sansür amacıyla kullanılabileceği uyarısı da haklı çıkmış oldu” dedi. Zarakolu’ya göre, “Büyükler İçin Masal, Hırsızistan” adlı oyunun engellenmesini eleştiren Uluslararası Yazarlar Birliği (PEN) Türkiye Merkezi’nin eski başkanı ve Uluslararası Tiyatro Eleştirmenleri Birliği (TEB) Türkiye Başkanı Üstün Akmen hakkında Keşan Kaymakamının açtığı hakaret davası da, “özel hukukun, eleştiri özgürlüğünü engellemek için kötüye kullanımının tipik bir örneği” olarak nitelendirdi. İrfan Karaca’nın Berçem Yayınları’nca çıkarılan “Ape Musa’nın Generalleri” adlı kitabın yargılanmasında da 1 yıl 3 ay hapis cezası çıktığını açıklayan Zarakolu, Do Yayınları sahibi Hüseyin Gündüz’e, Sertaç Doğan’ın “Şırnak Yanıyor 1992” adlı kitabını yayınladığı için, “örgüt propagandası” iddiasıyla 16 bin 660 TL ödemeye mahkum edildiğini kaydetti. Do Yayınevi’nden çıkan Medeni Ferho’nun “Sayın Başkan” adlı kitabı ise 9 Mayıs 2008’de yayınevine polis ekiplerinin düzenlediği baskınla toplatılmış ve Gündüz iki gün gözaltında kalmıştı.
İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi, haftalık yayın yapan Özgür Yorum gazetesinin yayınını, 14-20 Mart 2009 tarihli sayısında yer alan tüm haberler gerekçe göstererek bir ay süreyle durdurdu.
Haftalık Politika gazetesinin yayını, 14-20 Şubat 2009 tarihli sayıda yayımlanan yazı ve haberlerde “PKK örgütü propagandası yapıldığı” iddiasıyla 30 gün süreyle durduruldu. İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi, gazetede yer alan “Özgürlük talebi”, “Komplo lanetleniyor”, “Yurtdışında da protesto edildi” ve “Komplo barışa, çözüme ve demokrasiye karşıdır” başlıklı haberleri suça gerekçe yaptı. 28 Şubat 2009’da İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, 28 Şubat-6 Mart 2009 tarihli sayısında çıkan yazılar gerekçe göstererek Analiz gazetesine bir ay yayın durdurma cezası verdi. Gazetenin yayını, 27 Aralık 2008’de de, KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan ile yapılan “Sorun af değil, özgürlük sorunudur” başlıklı röportaj nedeniyle İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi kararıyla 15 gün süreyle durdurulmuştu. İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi, 9 Kasım 2008’de yayın hayatına başlayan Analiz gazetesine, 22-28 Kasım 2008 tarihli sayıda yayımlanan “PKK ve otuzuncu yıl” ve “Otuz yıl” başlıklı yazılar gerekçe gösterilerek, 3713 Sayılı Kanunu’nun 6/son maddesi gereğince bir ay yayın durdurma cezası vermişti. Aralık 2008’de açıklama yapan gazeteci Ragıp Zarakolu, 2006 yazından bu yana Kürtçe yayın yapan veya Kürt Sorunu’nu merkez alan gazetelerden 21’iyle ilgili 46 kapatma kararı verildiğini duyurdu.
26 Ocak’ta İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, haftalık Ayrıntı gazetesinin yayınını, 24-30 Ocak tarihli 5. sayısında yer alan haber ve yazılarda “Terör örgütü propagandası yaptığı” gerekçesiyle bir ay süreyle durdurdu. 29 Kasım 2008’de İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi, gazeteye 29 Kasım – 5 Aralık sayılı gazetede yayınlanan “PKK sosyalizme itibar kazandırdı” başlıklı yazı nedeniyle 3713 Sayılı Kanunu’nun 6/son maddesi gereğince bir ay yayın durdurma cezası vermişti.
Gaziantep Gazeteciler Cemiyeti (GGC), 29 Mart Yerel Seçimleri’nin ardından yerel Telgraf, Hakimiyet ve Güneş gazeteleri çalışanlarının Büyükşehir Belediyesi’ne girişlerinin yasaklanacağı duyumunu aldıklarını, bunun gerçek olmadığına inandıklarını, aksi takdirde bu kararı kınadıklarını bildirdi. Seçime kadar belediyeyi eleştiren üç gazeteye ait nüshaların Gaziantep Belediyesi’ne alınmadığına dönük iddiaları sormak için belediye giden Hakimiyet gazetesi muhabiri Hakan Yağlı ve Telgraf gazetesi muhabiri Hasan Akpınar’ın da belediye alınmadığından şikayet edilmişti. GGC Yönetim Kurulu Başkanı ve Hakimiyet gazetesi imtiyaz sahibi Abdullah Sabri Kocaman, bundan sonra kamu denetiminin gereğini yerine getirmeye ve üçüncü göz olmayı sürdüreceklerini dile getirdi: ”Daha önce olduğu gibi seçim döneminde de haksızlıkları gündeme taşıdık. Halkın büyük kesiminin onay vermediği işlerin yapılmasını istemiyoruz. Yanlışlara meydan vermeyecek, haksızlıklara çanak tutmayacağız.” Bu açıklamanın ardından geri adım atan Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Asım Güzelbey, bir açıklamayla konunun yanlış anlaşıldığını savundu: “Bir bürokratımızın kişisel bir söylemi olduğunu öğrendim. Öğrenir öğrenmez karşı çıktım. Benim memurum siyaset yapamaz. Siyaset yapılacaksa bunu sadece ben yaparım. Bu gazetelerin toplantılarımızı takip etmekte bir sıkıntıları oluşursa bunları çözeriz.” Bu arada, Güzelbey’in seçim sonrası ilan verdiği 13 gazete arasında Telgraf, Güneş ve Hakimiyet bulunmuyor.
Ankara’da bir basın toplantısı yapan insan hakları savunucuları, Kürtçe kitap ve yayınların içeri alınmaması, ortak havalandırmaların engellenmesi, aileleriyle yaptıkları Kürtçe telefon görüşmelerinin engellenmesi gibi gerekçelerle 23 Şubat’ta süresiz açlık grevine başlayan Cihan Alkan, Bozo Açlan, Aydın Atalay ve Abdulvahap Karatay’ın durumlarının kötüye gittiğini belirterek, Adalet Bakanlığı’nın bir an önce çözüm için harekete geçmesini istediler. Tutukluların, Kürtçe kitap ve yayınların içeri alınmaması, ortak havalandırmaların engellenmesi, aileleriyle yaptıkları Kürtçe telefon görüşmelerinin engellenmesi, tutukluların ara koridorlarda birbirlerine selam vermesinin dahi disiplin cezası kapsamına alınması gibi uygulamalara karşı başlattıkları açlık grevi 39. gününde. Erzurum H Tipi cezaevinde yaşananlara dikkat çekmek için ortak bir bildiri kaleme alan Esra Çiftçi, Yüksel Mutlu, Murat Çelikkan ve Yusuf Alataş’a, Ataol Behramoğlu, Adil Okay, Ahmet Telli, Baskın Oran, Ercan Kanar, Gün Zileli, Hicri İzgören, Metin Bakkalcı, Nihat Behram, Oral Çalışlar, Şanar yurdatapn, Şükrü Erbaş ve Temel Demirer de destek verdi. 150 siyasi tutuklunun da dönüşümlü olarak destek verdiği açlık greviyle ilgili Mülkiyeliler Birliği’nde yapılan toplantıda hapishanelerde yaşanan hak gaspları ve keyfi uygulamalara dikkat çeken aydınlar Bakanlığın yayınladığı genelgeye kendisinin uymadığına dikkat çekti.
Diyarbakır İl Seçim Kurulu, siyasi partiler arasında bir fırsat eşitsizliğine neden olduğunu iddia ederek Diyarbakır ve bölgesinde yayın yapan Gün TV’ye, 19.30 Ana Haber bültenini altı kez yayınlamama cezası verdi. Yenişehir İlçe Seçim Kurulu’nun 11 Mart’ta verdiği cezaya televizyon yayın yönetmeni Diren Keser’in yaptığı itirazı görüşen Diyarbakır İl Seçim Kurulu, verilen kararın yerinde olduğunu 14 Mart’ta kararlaştırdı. Kararda, DTP lehine ve partiye ait belediyelerle ilgili taraflı ve yanlı haber yapıldığı, tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkelerine aykırı yayın yapılmadığı iddia edildi. Gün TV’ye, 3984 Sayılı Radyoların ve Televizyonları Kuruluşları ve Yayınları Hakkındaki Kanunun 4. maddesinin “Siyasi partiler ve demokratik gruplar arasında fırsat eşitliği sağlanması; tek yönlü, taraf tutan yayın yapılmaması; seçim dönemlerinde belirlenen seçim yasaklarıyla ilgili ilkelere aykırı davranılmaması”nı öngören (n) bendine dayandırılarak verilen ceza, 15 Mart’ta uygulamaya geçti. Kurul Başkanı Cüneyt Galip İpek, asil üyeler Abdurrahman Kavun ve Gül Melek Subaşı ile Seçim müdürü Zülküf Tayfur’un imzalarıyla alınan kararla Gün TV, 21 Mart’ta kadar Ana haber bülteni yayımlayamayacak.
Aralarında yazarlar Bilgesu Erenus, Murathan Mungan, Şeyhmus Diken ve Ragıp Zarakolu, insan hakları savunucuları Hürriyet Şener, Eşber Yağmurdereli ve Şebnem Korur Fincancı, gazeteciler İnci Hekimoğlu ve Ragıp Duran’ın da bulunduğu aktivistler, 16 Mart’ta 10 yıl hapis cezasına mahkum edilen Leyla Zana için özgürlük kampanyası başlattı. “Leyla Zana’ya özgürlük” konulu kampanyasını Makine Mühendisleri Odası’nda düzenledikleri bir basın toplantısıyla başlatan insan hakları savunucuları, Yargıtay’ı Zana’ya ilişkin verdiği kararını bozmaya, TBMM üyeleri de “düşünceyi ifade” önündeki her türlü yasal engeli kaldırmaya davet ettiler. Kampanya, hukukçu Eren Keskin, İHD yetkilisi Leman Yurtsever, hukukçular Ergin Cinmen ve Ayşe Batumlu, yazarlar Erol Özkoray ve Necmiye Alpay ile vicdani retçi Halil Savda’nın katıldığı basın açıklamayla duyuruldu. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi’nin 10 yıl hapisle cezalandırdığı Zana için girişimde yer alan Eren Keskin, “Kampanyanın amacı, Türkiye’nin kırmızı noktaları konusunda farklı her düşüncenin özgür olmasını sağlamaktır. Bir yandan da Kürt sorununda yerleşik çözümsüzlük politikalarının değişmesini düşünce suçluları ve siyasi mahpusların serbest bırakılmasını talep etmektir. Farklı düşünceleri nedeniyle yargılanan insanlar oldukça demokratikleşme söz konusu olmayacak” dedi.
Hürriyet gazetesi başyazarı Oktay Ekşi’nin başkanlığını yaptığı Dünya Basın Konseyleri Birliği (WAPC), Doğan Medya Grubu’na verilen 490 milyon dolar tutarındaki vergi cezasını protesto etti. WAPC Genel Sekreteri Chris Conybeare, “Doğan Medya grubuna verilen para cezasının haklı olup olmadığından kuşku duyan IPI ve öteki uluslar arası kuruluşları destekliyoruz” şeklinde açıklama yaptı. Açıklamada, “Başbakan Erdoğan’ın medya organlarını kamuoyu önünde azarlama kampanyasıyla birlikte gelen bu büyüklükteki bir vergi cezasının aslında medyayı boğma teşebbüsü olduğu aşikardır” denildi. Cumhuriyetgazetesi de, Başbakanın medyaya yönelik yaygınlaşan müdahalelerini protesto etmek amacıyla, dünkü nüshasının ilk ve son iki sayfasını bembeyaz ve habersiz olarak basmıştı.
Genelkurmay Başkanlığı’nın haftalık basın bilgilendirme toplantısında Tuğgeneral Metin Gürak, DTP Eşbaşkanı Ahmet Türk’ün Meclisteki grup toplantısında Kürtçe konuşmasını gazeteciler sorunca, “Herkesin anayasa ve yasalara uygun şekilde hareket etmesi gerekir. Hukuk devletinde yasalara aykırı hareket edenler karşısında yargının harekete geçmesi de doğal bir husustur” dedi. Gazeteciler Gürak’a TRT 6’nın Kürtçe yayın yapmasını da sordu. Gürak bunu da “Üniter devlet ve ulus devlet yapısına zarar vermeyecek tedbirleri de göz önüne almak kaydıyla devlet kültürel alanda bazı açılımlarda bulunabilir” diye yanıtladı.
Milletvekili olarak TBMM’de yaptığı Kürtçe yemin nedeniyle 1994 yılında tutuklanan, 15 yıl hapse mahkum edilen ve 2004 yılında da tahliye edilen Leyla Zana için Türkiye’de ve Fransa’da bir kampanya düzenlendi. Türkiye’deki kampanyada, “Leyla’ya yaptığı konuşmalar nedeniyle 10 yıl hapis cezası daha verildi. Dosyası Yargıtay’da. Bu kez izin vermeyelim! Çünkü Leyla Zana ve onun gibi sistemden farklı olan, düşüncelerini dile getiren diğer insanlar hapishanede oldukça, bizler de özgür olamayacağız. Bu metne imza vererek Yargıtay’ı Leyla Zana’ya ilişkin vermiş kararı bozmaya, TBMM milletvekillerini de, “düşünceyi ifade” önündeki her türlü yasal engelli kaldırmaya davet edelim” denildi. Fransa’ya 10 Şubat’ta başlatılan kampanyada da çok sayıda aydının imzaları toplandı. Avrupa Parlamentosu (AP), Dış İlişkiler Komisyonu, Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğüne yönelik ihlallere yer verdiği raporunu kabul ederken, TCK’nın 301. maddesinin yol açtığı sakıncalara, AP’nin 1995 yılında Sakharov Ödülü’nü verdiği Leyla Zana’ya açılan dava gösterilmişti.
ABD bu yıl yayımladığı İnsan Hakları Raporu’nda Türkiye’de ifade ve basın özgürlüğünün tehdit altına alan etkenlerden TCK’nın 301. maddesi ve TMY’ye ağırlık verdi. Türkiye’de kamusal alanda korkusuz şekilde ve baskıdan endişe etmeden devlet ve hükümetin eleştirilemediğine işaret edilen 2008 Türkiye İnsan Hakları Raporu’nda, “Hükümet, bir takım dini ve siyasi aidiyetten insanların ifade özgürlüğü haklarını kısıtlamayı sürdürdü” tespitine yer verildi. 19 Ocak 2007’de işlenen Hrant Dink cinayetine ilişkin sürecin de yer aldığı raporda, 2008 yılında Kürt Sorunu’nu ele alan kitaplara baskıda artış yaşandığına dair TYB’nin açıklamasına da atıf yaptı. TYB’nin, AB üyeliği perspektifi dahilinde girişilen yasal reformlara rağmen ifade özgürlüğüne yönelik ciddi engellerin sürdüğü yönündeki tespit de raporda yer aldı. Raporda, yazarlar Temel Demirer ve Orhan Miroğlu, yayıncı Ragıp Zarakolu, çevirmenler Atilla Tuygan ve Mehdi Tanrıkulu, sanatçı Bülent Ersoy, üniversite öğrencisi Durmuş Şahin, DTP’li belediye yetkilileri Hilmi Aydoğdu ve Hüseyin Kalkan, gazeteciler Lale Sariibrahimoğlu, Ahmet Şık, Alper Görmüş, Cengiz Kapmaz, Sakine Aktan, Sebati Karakurt, Necdet Tatlıcan ve Hasan Kılıç ile ilgili vakalar da bulunuyor. Ankara’da Radyo İmaj’ın yaşadığı yayın engeli, Kürt Sorunu’nu temel alan Yedinci Gün ve Azadiya Welat gibi gazetelerine verilen yayın durdurma cezalarını da işleyen raporda, “Atatürk aleyhinde içerik bulundurduğu” gerekçesiyle Mayıs 2008’den bu yana erişimine mahkeme kararlarıyla engel konan youtube.com isimli küresel video paylaşım sitesinden de söz edildi.
Başbakan Erdoğan’ın 24 Şubat’ta yaptığı Çorum mitingi öncesi, Günlük Evrensel gazetesi muhabiri Taner Şimşek’in de aralarında bulunduğu beş gazeteciye yasak getirildi. Miting öncesinde Başbakanlık Koruma Müdürlüğü’nün talebi doğrultusunda gazetecilerin kimlik bilgilerini isteyen Çorum Valiliği, Şimşek ile birlikte, Dost Haber gazetesi yayın yönetmeni Servet Mete, gazetenin muhabiri Buğra Kıhtır, Yayla Haber gazetesi yayın yönetmeni Hacı Odabaş ve Kanal 19 kameramanı Erkan Araz’a Başbakanlığın etkinliğini izlemelerine onay vermediğini duyurdu. Başvurulara, “GBT’nize bakıldı. Başbakanlık Koruma Müdürlüğü’nden Mehmet Bey, bu beş kişiye kart verilemeyecek dedi” karşılığı verildi. Dost Haber gazetesi sahibi ve Çorum Gazeteciler Cemiyeti başkan yardımcısı Sadık Örgel, görevlendirdikleri üç çalışandan bir tek Ebru Çalış’a izin verildiğini söyledi. Örgel, “Böyle bir durumla ilk defa karşılaştık. Geçmişte yaşananlar ve kentimizin özelliği gereği ayrımcılık yapmamaya ve yapılmamasına daima dikkat ederiz. Her çevreden destek görmekten memnunuz” dedi.
Maliye Bakanlığı, 2006’da, kendisine ait televizyon şirketinin hisselerinin yüzde 25’inin, Almanya merkezli Axel Springer Grubu’na satmasıyla süreçte usulsüzlük yapıldığı gerekçesiyle Doğan Grubu’na toplam 826 milyon 300 bin TL vergi cezası kesti. DYH, işlemlerin usulüne uygun olduğunu öne sürerek Maliye’ye tepki gösterdi; mahkemeye gideceklerini belirtti. IPI Türkiye Komitesi Başkanı Ferai Tınç, Çukurova Grubu’nun başındaki Mehmet Emin Karamehmet’in mahkemece dinlenmesi, Doğan Grubu’na bir hisse satışının ardından ağır ceza verilmesi ve Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) Cumhuriyetgazetesinin ortaklık yapısını incelemeye almasının aynı günlere denk gelmesinin “tesadüf olamayacağını” söyledi: “Başbakan özgür basın istemediğini ortaya koyuyor. Ekonomiyi elinde bir sindirme silahı olarak kullanıyor.” Başbakan Erdoğan’ın partilileri medya boykotu çağırdığı, son dönemde sıklıkla ağır bir dille eleştirdiği ve CHP’nin yanında yer almakla suçladığı Doğan Grubu şirketlerine şimdi de çok ağır vergi ve cezalar kesildi. DYH, Maliyenin bu uygulamasını mahkemeye taşıyacaklarını açıkladı. Axel Springer’e yüzde 25 hisse satış işleminin Kasım 2006’da başladığını ama 2 Ocak 2007’de sonuçlandığını belirten Doğan Grubu, bu yüzden ilgili verginin 2007 içinde ödendiğini söyledi; işlemin usulüne uygun yapıldığını belirtti. Şirket, buna karşın Maliye Bakanlığı’nın soruna, satışın 2006’da yapıldığı, verginin de aynı yıl ödenmesi gerektiği şeklinde yaklaştığını duyurdu. Başbakan Erdoğan ise, “Devletin bir kurumu yasal bir işlem yapıyor. Hemen hükümete yüklenmeye başlıyorlar. Başınıza ne gelse hükümetten AKP’den biliyorsunuz…” dedi. Maliye Bakanlığı da, “husumet ve hakaret” içerdiği” ifade edilen DYH açıklamasıyla ilgili bakanlık ve personelinin yasal yollara başvuracağını bildirdi. TGS Başkanı Ercan İpekçi de, “İktidar medya kuruluşlarını hizaya sokmaya çalışıyor. Bu ceza da bunun bir parçası. Bu durum medyanın bağımsızlığını zedeliyor: “Köklü bir geleneği olan Maliye Bakanlığı’mızın tarihinde bir gruba ait 7 şirketin aynı anda beş yılının 40 küsur vergi inceleme elemanı ile 11 aydır incelendiği görülmemiştir. Bunun siyasi ortamdan tetiklenen bir inceleme olduğu konusunda ciddi şüphelerimiz vardır.”
Polis, PKK lideri Abdullah Öcalan’ın yakalanmasının 10. yıldönümünde birçok kentte yapılan ve DTP milletvekillerinin de katıldığı eylemlere engel oldu. Batman’daki basın açıklamasına milletvekilleri Ayla Akat Ata, Bengi Yıldız, Belediye Başkanı Hüseyin Kalkan, İl Başkanı Özcan Erdem’in aralarında bulunduğu çok sayıda kişi katıldı. Polis yürüyüşe engel olunca, Sanat Sokağı’nda yapılan basın açıklamasında Yıldız “Biz buraya gelirken yasadışı bir gösteri de yapabiliriz. Suçluyu da övebiliriz. Güvenlik güçleri gaz sıkarak müdahale edemez. Tespit eder, görevini yapar. Bizi baskıyla yıldıracaklarını sanıyorlar ama yanılıyorlar” dedi. DTP’liler daha sonra Devlet Hastanesi’ne kaldırılan yaralıları ziyaret etti.
Sendikaların 15 Şubat’ta düzenlediği “Krizin Bedelini ödemeyeceğiz; İşsizliğe ve Yoksulluğa Karşı Birleşik Mücadele için Emek ve Demokrasi Mitingi”ni izlemek isteyen gazetecilerden polis, “sarı basın kartı” sordu; tanıtım kartlarını kabul etmedi. DİSK, KESK ve Türk-İş sendikalarının miting düzenledikleri Kadıköy Meydanı’ndaki alana girmek isteyen gazetecilere polis, belediye otobüs duraklarının arkasını adres olarak gösterdi. Bir kaç muhabir ve kameramanla birlikte platformun yanında, basına ayrılan bölüme girmek istediklerini ifade eden bianet muhabiri Bawer Çakır, “Buraya vardığımızda kurum kartlarımızı gösterdik. Polis elimizdeki kartlarıyla bizi miting alanına sokmayacaklarını söyledi. Emir var, içeriye kamera da sokamayız dediler. Polis şefine İnternet haber sitelerinin çalışanlarına sarı basın kartı verilmediğini filan anlattık. Ancak bizi hiç dinlemeden, biraz da başından atmak amacıyla konuşmayı bitirdi” dedi. Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklu bulunan Mustafa Özbek’in genel başkanı olduğu Türk-İş’e bağlı Türk Metal Sendikası ile DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş Sendikası üyeleri arasında yaşanan kavgada bu bölgede görev yapmaya çalışan gazetecilerin de zarar görmesine neden olduğunu belirten Çakır, “bazı arkadaşlarımız darp edilirken, bazılarımıza da atılan sopalar ve şemsiyeler isabet etti” diye konuştu. Göğsüne sopa darbesi alan Kızıl Bayrak gazetesi muhabiri Özgün Çetin de, “Türk Metal Sendikası’na bağlı gruptan 70-80 kişi, girmemeleri gerektiği halde gazeteciler ve görevlilere ayrılan bölüme girdi. Sorun, sendikal bir amaçları olmayan ve sadece Özbek’i savunmak için orada bulunan bu grupla diğer sendikaların aynı yerde bulunmasıydı” dedi.
Avrupa Parlamentosu, Hollandalı Parlamenter Ria Oomen-Ruijten’in kaleme aldığı ve Türkiye’de ifade ve basın özgürlüğünün durumundan endişe edildiğinin vurgulandığı Türkiye raporunu kabul etti. Avrupa Birliği reformlarında üç yıldır yavaşlama gözlendiğine işaret edilen rapor Parlamento Dışişleri Komisyonu’nda bir çekimser oyun kullanıldığı oylamada 4’e karşı 65 oyla kabul edildi. Türkiye’nin geçen yıl yaptığı ilerlemeye ilişkin raporunda AP, “Parlamenterler, Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğünün hala tam anlamıyla güvence altına alınamamış olmasını üzüntüyle karşılar” deniliyor. Raporda, “301 değişikliği, şiddet içermeyen düşünceler dile getirenlerin yargılanmasının önüne geçmediğinden yeterli görülemez” deniliyor; bu kişilere örnek olarak da AP’nin 1995’te Sakharov Ödülü’nü verdiği Leyla Zana gösterildi. AP, İnternet sitelerine sıklıkla getirilen yasaklarla, eleştiride bulunan basına yönelik baskının ve açılan davaların, demokratik ve çoğulcu bir toplumda basın özgürlüğüne hizmet etmediği görüşündedir” denildi Özellikle DTP’nin kapatılması endişe konusu oluşturduğuna işaret edilen raporda, Siyasi Partiler Yasası’nın değiştirilmesi isteniyor. Türkiye hükümetinden, yeni bir Laik Anayasa oluşturulması çalışmalarına yeniden başlaması ve kadınların hedef olduğu “namus cinayetleri”ne karşı mücadele etmesi talep ediliyor. AP’li vekiller, Kürt Sorunu’na kalıcı bir çözüm bulunmasına vurgu yaparak, “Bu girişim, Kürt kökenli yurttaşlara, ekonomik ve sosyal yaşamda daha iyi entegrasyon sağlamalarından geçer, ki buna, özel ve kamuya ait okullarda Kürtçe öğrenmeleri için gerçek imkanların sağlanmasını, bu dili radyo ve televizyon yayıncılığında, günlük yaşamda ve kamu hizmetine erişimlerinde kullanabilmelerini da içerir. Bu anlamda, 1 Ocak 2009 itibariyle bir kamu televizyonunda (TRT Şeş) Kürtçe yayına başlanmış olmasını kutlarız” dedi.
Ergenekon Soruşturması’nın 11. operasyon dalgasında Ankara merkezli Avrasya Radyo Televizyonu’nda (ART) ve TÜRK-İŞ Konfederasyonu’na bağlı Türk Metal Sendikası’nda sabahın erken saatlerinde arama yapılması TGS ve ÇGD’nin tepkisine yol açtı. Yargı bağımsızlığına inandıklarını ancak siyasi iktidarın aynı hassasiyet içerisinde olmadığını savunan TGS, “Demokrasinin geleceği hakkında endişeliyiz, temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilmesinden dolayı endişeliyiz, basın ve ifade özgürlüğü üzerindeki artan baskılardan kaygılıyız” açıklaması yaptı. TGS, Ergenekon Davası’nın devlet içindeki çeteleri ortaya çıkarmak ve yargılamak yerine, siyasi iktidarca aydınlar, medya kuruluşları, demokratik kitle örgütleri ve son olarak da sendikalar ile işçi hareketi üzerinde bir baskı aracı olarak kullanılmasıyla ilgili bir endişeye neden olduğunu açıkladı. Sendika açıklamasında, “Soruşturmanın gizliliğinin ihlal edilmesi önceden gözaltına alınacak olan kişilerin isimlerinin bazı medya organlarında yazılması, verilen ifadelerin aynı anda medyaya servis edilmesi endişelerimizi daha da güçlendiriyor” denildi. ÇGD ise güvensizliklerini başka bir açıdan dile getirdi: “Uygulamalar gösteriyor ki, iktidar bu yapıyı (Ergenekon) yok etmek yerine, onu koruyarak kendi siyasal çıkarları için kullanacak şekle sokmak istiyor.”
Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nin 75. kuruluş yıldönümü törenlerine 30 Ekim 2008’de katılan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü protesto eden öğrencilerden üçünün bursu kesildi. Rektörlük ayrıca protesto gösterisine katılan Veterinerlik ve Ziraat fakültelerindeki dokuz öğrenci hakkında disiplin soruşturması açtı. Tarım Bakanı Mehdi Eker’in de katıldığı törende öğrenciler Gül’ün, rektör atamaları konusundaki tutumunu protesto amacıyla kampüse gelişi sırasında oturma eylemi yapmıştı. “AKP’ye bırakma üniversitene sahip çık, AKP defol üniversiteler bizimdir” sloganları atarak eylem yapan öğrencilerden üçü gözaltına alınmıştı. Kameraların önünde yaka paça dışarı çıkarılan öğrenciler daha sonra savcılık tarafından serbest bırakılmıştı. Ancak söz konusu üç öğrencinin bursu kesildi. İki yıldır üniversitede yarı zamanlı çalışarak, 200 YTL burs alan öğrenciler, ayrıca yemek bursundan da yararlanıyordu.
TRT 6 (Şeş) televizyonunda 1 Ocak’ta başlayan gün boyu Kürtçe yayın, 23 Mart 2006 tarihinde çeşitli yerel ve bölgesel medya kuruluşlarının başlattığı anadilde yayın standartlarını aştı. TRT Şeş Kürtçe yayınını, örneğin Diyarbakır’dan yayın yapan Gün TV’nin aksine, Türkçe altyazısız, çocuklara yönelik ve ta gün yayın yapabiliyor. Oysa Radyo Televizyon Üst Kurulu’nun (RTÜK) 25 Ocak 2004 tarihli “Türk Vatandaşlarının Günlük Yaşamlarında Geleneksel Olarak Kullandıkları Farklı Dil ve Lehçelerde Yapılacak Radyo ve Televizyon Yayınları Hakkında Yönetmeliği”ni iki yıl bekleyen 10 kadar yerel ve bölgesel medya kuruluşu, birçok kısıtlamayla karşılaştılar. Buna göre, radyolar ancak günde bir saat haftada beş saat, televizyonlar da günde 45 dakika, haftada dört saat anadilde yayın yapabilecekti; televizyonlar yayına alt yazılı olarak, radyolar da yayın sonrası Türkçe çevirisini yayımlayacaklar. Örneğin, TRT Şeş’te bugün saat 15.00’te yer verilen ve Yönetmen Şerif Gören’in “Yol”, “Kurbağalar” ve “Amerikalı”, Yılmaz Güney’in “Umut” filmlerinin de tanıtıldığı “Perda Spi” Programı’nda Türkçe altyazı yer almadı. Bu yönelik, yerel medya kuruluşlarının, çocuklara ve anadilin öğretilmesine yönelik yayın yapmasını da yasaklıyordu. TRT Şeş’te “Korsane Reş” (Kara Korsan) çizgi filmi de yer aldı. TRT Şeş yayına geçmeden RTÜK Yönetmeliği’nin bu kanalı bağlayıp bağlamayacağı merak ediliyordu. Ancak bugüne kadar yapılan yayınlar, TRT Şeş’e diğer özel yayınlara göre daha geniş yetki verildiğini gösteriyor. Bu durumda, özel yayınlarına sağlanan haklarının TRT’nin gerisinde kalmaması için RTÜK’ün “Anadil” Yönetmenliği’nin özel ve kamu yayını farkı gözetmeden hakları geniş tutacak şekilde yeniden gözden geçirilmesi gerekiyor. AGİT’in “Eşitlik ve Ayrımcılık Yasağı”na dair ilkesine göre, “Ulusal azınlık mensubu olanlar dahil herkes, ifade özgürlüğünden yararlanma, kimliklerini koruma ve geliştirme, medya yayıncılığından adil ve ayrım görmeksizin yararlanma hakkına sahiptir”

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi

Şanlıurfa’nın Birecik İlçesi’nde bir polisin kötü muamelede bulunmasını “Polis misin Yoksa Ağa mısın?” başlığıyla köşesine taşıyan Birecik’in Sesi gazetesi yetkilisi Şevket Demir, hem ceza hem de tazminat davasından mahkum olunca AİHM’e başvurdu. 4 Aralık’ta öğrenildiğine göre gazeteci, ifade özgürlüğü hakkının hukuka aykırı şekilde kısıtlandığını savunuyor. Gazeteciyi önce, Birecik Asliye Ceza Mahkemesi 15 Ocak’ta üç ay hapse mahkum ederek hükmün açıklanmasını geri bırakmıştı. Ardından da Asliye Hukuk Mahkemesi, 6 Ekim’de 8 bin TL manevi tazminata mahkum etmişti. 15 Şubat 2008’de çıkan yazısında Demir, örneklerle Emniyette görevlerini fedakarlıkla yapanları ele aldıktan ve Çevik’in tavırlarını eleştirdikten sonra, “Bu gibi şahıslar topluma, amirine, kurumuna ve Türkiye Cumhuriyeti’ne zarar vermektedir. Fakat gördüğüm bu manzara beni derinden etkiledi ve şaşırdım. Devlet adil olduğu sürece güçlü, sözü, devletin organları kanun çerçevesinde hareket ettiklerinde geçerli olacaktır” demişti.
İnternet Teknolojileri Derneği’nin (INETD), YouTube küresel video paylaşım sitesine Türkiye’den 19 aydır sürdürülen erişim yasağını Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşıdığı 2 Aralık’ta öğrenildi. İNETD Başkanı Mustafa Akgül, 5 Mayıs 2008’den beri youtube.com sitesine getirilen yasağa karşı, “INETD, zarar görenler ve tüm ülke adına” başvuru yaptıklarını, yasağı ise “hukuka ve kamu yararına aykırı” olduğunu savunduklarını açıkladı.Akgül, yasağın Anayasa’ya, evrensel ilkeleri ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (AİHS) aykırı olduğunu kaydetti.Ankara 1. Sulh Ceza Mahkemesi’nin on kadar video nedeniyle ve 5651 Sayılı Kanuna dayanarak uyarınca 5 Mayıs 2008’de aldığı erişim yasağını AİHM’in gündemine getiren başvurucu avukat Nihad Karslı, “Youtube bu videoların bazılarını kaldırdı. Bazıları ise sadece Türkiye’den erişime kapatıldı. Bu süre zarfında herhangi bir yargılama yapılmadı; dava açılmadı, savunma alınmadı. Tedbir kararı yenilenmesi gerektiği halde yenilenmedi” dedi.
20 Ekim’de AİHM, Kürt sorununu temel alan Ülkede Özgür Gündem, Gündem, Güncel ve Gerçek Demokrasi gazetelerinin 26 çalışanının açtığı davalarda Türkiye’yi, ifade özgürlüğünü ihlal ettiği için mahkum etti. Bu gazetelerin sahibi, yayın yönetmeni, yazı işleri müdürü, haber müdürü ve gazetecisi olarak çalışan 26 kişinin açtığı davada AİHM, başvuru sahiplerine 5 bin avro’dan (10 bin 750 TL) 40 bin avro’ya (86 bin TL) kadar varan tutarlarda maddi tazminat; her bir başvuru sahibine bin 800 avro (3 bin 870 TL) manevi tazminat ve mahkeme giderleri karşılığında da toplam 4 bin avro (8 bin 600 TL) ödenmesine karar verdi. AİHM’in verdiği mahkumiyet kararları, Türkiye’de gazetelerin yayınının bir aya kadar durdurulmasında başvurulan, Anayasa Mahkemesi’ninse uygulanmasında “Anayasaya aykırılık” görmediği TMY’nin 6/son maddesiyle de ilgiliydi.
AİHM, Dicle Üniversitesi’ne bağlı Siirt Eğitim Fakültesi’nin sorunlarına dikkat çektiği yazılardan Dekan Cemal Ergun Çelik’in “hakaret” iddiasıyla tazminata ettirdiği Siirt Mücadele gazetesi sahibi Cumhur Kılıççıoğlu’dan ek bilgi ve belge talep etti. 17 Haziran 2008’de Siirt Asliye Hukuk Mahkemesi, dört yazıyı gerekçe göstererek gazeteci Kılıççıoğlu’yu 3 bin 200 TL manevi tazminat cezasına mahkum etmişti.
50. kuruluş yıldönümünü kutlayan AİHM kurulduğu 1959 yılından 1 Ocak 2009 tarihine kadar “süren yargılamalar” ile ilgili durumu aktarırken Türkiye yargısının “gurur karnesi”ni de açıkladı. 1 Ocak 2009 itibariyle mahkemenin önünde 97 bin 300 başvuru dosyası bulunuyor. Bu davaların yarısı Türkiye, Rusya ve Romanya ile ilgili şikayetleri kapsıyor. Türkiye’de hakları gasp edilenlerin yaptığı başvurular, AİHM önünde bekleyen dosyaların yüzde 11,4’ünü oluşturuyor. Avrupa Konseyi’ne üye 800 milyon nüfuslu 47 ülke içerisinde, bir tek 70 milyonluk Türkiye ile ilgili 11 bin 100 şikayet dosyası var. 50 yılda 47 ülke içerisinde AİHM’in aldığı kararlardan 1953’ü İtalya’yla, 1939’u Türkiye, 740’ı Fransa ve 643’ü de Rusya ile ilgiliydi. Türkiye ile ilgili bin 939 karardan bin 676’sında Sözleşmenin en az bir maddesi ihlal edildi. İfade özgürlüğünü ihlalden verilen 348 karardan 170’i, adil yargılama yapılmadığının tespit edildiği 2 bin 725 karardan 531’i Türkiye ile ilgiliydi.
Gözaltında işkencenin zamanaşımına uğramasını haberleştirdiği için Basın Kanunu’nun 19. maddesinden ve “yargıyı etkilemek”ten mahkum edilen Cumhuriyet gazetesi muhabiri Alper Turgut, iç hukuk yolları tükenince Ağustos başında AİHM’e başvurdu. Ekim Örgütü’ne yönelik operasyonda gözaltında işkence yapmakla suçlanan polisler kurtulurken işkenceyi duyuran Turgut, “yargıyı etkilediği” gerekçesiyle 20 bin YTL para cezasına mahkum edilmişti. Gazete avukatı Tora Pekin, İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 9 Ekim 2008 tarihinde Yargıtay 7. Ceza Dairesi’ne direnen kararından sonra İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesi’ne yaptığı itirazdan da sonuç alamadı. 22 Ocak 2009’da Ağır Ceza Mahkemesi de, “İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nin kararının usul ve yasaya uygun bulunduğu”na kanaat getirdi. Gazeteci, ifade özgürlüğü hakkı, mahkemeye etkili başvuru hakkı ve adil yargılanma hakkı çerçevesinde yapıldı. 18 Ekim 2004’te çıkan “İşkenceye Beraat” başlıklı haber nedeniyle 20 bin YTL para cezasına mahkum etmişti. Haber sahibi belli olduğundan gazetenin diğer yetkilileri hakkında beraat kararı verilmişti.
28 Temmuz’da AİHM, askerdeyken “Kürdistan’ı kuracağız” ve “Özel kuvvetler ve askerler insanlarımızı ve masum çocukları öldürüyor” dediği gerekçesiyle “bölücülük propagandası yapmak” iddiasıyla yargılanan Seyithan Demir’in şikayetinde Türkiye’yi oybirliğiyle mahkum etti. Türkiye, Demir’e, iki bini manevi tazminat, bini de mahkeme gideri olmak üzere toplam üç bin avro (6 bin 600 TL) ödeyecek. TMY’nin 8. maddesi uyarınca 2000’den 2002’ye kadar sürdürülen ilk yargılamasının “sanık yokluğunda” gerçekleştirildiğine işaret eden AİHM, ifade özgürlüğünün hukuka aykırı şekilde kısıtlandığına ilişkin şikayetin ayrıca değerlendirmeye gerek olmadığını bildirdi. Demir, yargılama sonunda bir yıl hapis ile para cezasına mahkum edilince konuyu AİHM’e taşımıştı. “Bölücülük propagandası” fiilini düzenleyen TMY’nin 8. maddesi, daha sonra AB adaylığı sürecinde “Uyum” paketleri çerçevesinde yürürlükten kaldırılmıştı.
Avukat Özcan Kılıç, TMY’nın 6/son ve 7/2 maddeleri uyarınca yayınları bir ay süreyle durdurulan Özgür Mezopotamya, Özgür Görüş, Rojev, Siyasi Alternatif ve Süreç gazeteleriyle ilgili dosyaları AİHM’e taşıdıklarını açıkladı. Kılıç, AİHM’in, ifade özgürlüğünün ihlaline dayanarak son aylarda yaptıkları yedi başvurunun birleştirilerek karara bağlanacağının kendilerine bildirildiğini kaydetti. Kasım 2006’dan bu yana AİHM’e Ülkede Özgür Gündem, Gündem, Güncel, Gerçek Demokrasi, Yedinci Gün, Haftaya Bakış, Yaşamda Demokrasi, Toplumsal Demokrasi, Yeni Bakış, Alternatif, Gelecek, Gerçek, Özgür Ülke, Politika, Özgür Yorum, Analiz, Ayrıntı, Özgür Mezopotamya, Özgür Görüş ve Siyasi Alternatif olmak üzere toplam 20 gazetenin yayının durdurulmasıyla ilgili tam 50 başvuru yapıldı. Bu davaların bir kısmı 7 birleşik dava haline getirildi. Ayrıca, Günlük gazetesinin yayınının 1 ve 2 Haziran 2009 tarihli sayılarındaki haber ve fotoğraflar gerekçe gösterilerek bir ay süreyle durdurulması da AİHM’e taşındı.
30 Haziran’da AİHM, F Tipi Cezaevlerini açlık grevi ve el bildirileriyle protesto eden “Anadolu Tutuklu ve Hükümlü Aileleri Yardımlaşma Derneği” (Anadolu TAYAD) yetkilisi İsmail Kara’nın ifade özgürlüğünü kısıtladığı için Türkiye’yi mahkum etti. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 10. maddesini ihlal edildiğine oybirliğiyle karar veren AİHM; Kara’ya mahkeme gideri dahil 2 bin 613 avro (yaklaşık 5 bin 750 TL) tazminat ödenmesine hükmetti. 29 Kasım 2000’de tutuklu yakınlarıyla dayanışma için çeşitli eylemler düzenleyen Kara, Üsküdar Cumhuriyet Savcılığı’nın 8 Şubat 2001’de düzenlediği iddianameyle 2908 Sayılı Dernekler Yasası’na muhalefetten yargılandı. 27 Aralık 2002’de Asliye Ceza Mahkemesi, Kara’yı önce altı ay hapse mahkum etmiş, ardından cezayı paraya çevirmişti. Ceza Yargıtay’da onanmıştı. AİHM, Kara’nın kamuoyuna mal olmuş F Tipi cezaevindeki tutukluluk koşullarıyla ilgili duyarlılık yaratmaya çalıştığını, dağıtılan el bildirilerindeyse “şiddete veya açlık grevine teşvik eden herhangi bir ifade bulunmadığını” duyurdu.
17 Haziran’da AİHM’in, Agos gazetesi yayın yönetmeni Hrant Dink’in 19 Ocak 2007’de öldürülmesiyle ilgili yapılan beş başvuru nedeniyle Türkiye hükümetine sorular yönelttiği gündeme geldi. Faklı tarihlerde yapılan başvuruları birleştirerek değerlendirmeye başlayan AİHM, sorulara yanıt vermesi için dört aylık süre tanıdı. Uluslararası Hrant Dink Vakfı avukatlarından Deniz Tuna, hükümete Kasım ayının başına kadar süre tanındığını ifade etti. Tuna, başvurularını, AİHS’nin “yaşam hakkı ihlali”, “mahkemeye etkin başvuru hakkı”, “adil yargılama hakkı”, “ifade özgürlüğü hakkı” ve “ayrımcılık yasağı”na dair maddelerine dayandırdıklarını hatırlattı.”Ermeni Kimliği” dizi yazısından eski TCK’nın 159. maddesi uyarınca ertelemeli 6 ay hapse mahkum edilen gazeteci Dink, sanıklığının tehditleri arttırdığı bir dönemde ve öldürülmeden iki hafta önce kendisi AİHM’e başvurmuştu. Cinayet sonrası da avukatları, saldırı ihbar ve istihbaratlarını değerlendirmemekle suçladıkları Trabzon Emniyet Müdürlüğü, Trabzon Jandarması ile İstanbul Emniyet yetkililerini yargı önüne çıkartamayınca AİHM’e başvurmuşlardı. Son bir başvuru da, 20 Ocak 2007 gecesi Samsun Otogarı’nda yakalanan tetikçi zanlısı Ogün Samast ile samimi ortamda “hatıra fotoğrafı” çektiren Samsun Emniyet görevlileriyle ilgili cezai işlem yapılmamış olması nedeniyle yapılmıştı.
16 Haziran’da AİHM, “bölücülük propagandası yaptıkları” gerekçesiyle 2002 yılında hapisle cezalandırılan Ömer Bahçeci ve Fikret Turan’a Türkiye’nin toplam 4 bin avro (8 bin 800 TL) tazminat ödenmesine karar verdi. AİHM, oybirliğiyle 10. maddenin ihlal edildiğini hükmetti; Sözleşmenin diğer maddelerine atıf yapan kısımlarının incelenmesine yer olmadığını bildirdi.
9 Haziran’da AİHM, Beyoğlu Galatasaray’daki PTT merkezinin şefi olarak yazdığı bir yazısında “hakaret”ten mahkum edilen Cihan Öztürk’ün açtığı davada Türkiye’nin tazminat ödemesine hükmetti. AİHM, PTT’ye ait Postel dergisinde dönemin PTT başmüdürünü ağır şekilde eleştiren Öztürk’ün tazminatla cezalandırılmasını oybirliğiyle ifade özgürlüğünün ihlali olarak değerlendirdi. AİHM, Türkiye’nin Öztürk’e bin avro (yaklaşık 2 bin 200 TL) manevi tazminat ödemesini kararlaştırdı. Derginin Mayıs 2000 sayısında Galatasaray postanesinin faaliyet gösterdiği tarihi binanın bakımsızlığa terk edilmesinde eski PTT başmüdürünü sorumlu tutan bir yazı yazan Öztürk, yaklaşık bin TL, derginin sorumlu müdürü de 500 TL tazminata mahkum edilmişti. Aralık 2001’de kararın temyiz edilmesi sonucu değiştirmemişti. AİHM, yazıda kullanılan ironik ifadelerin PKK çalışanlarından oluşan okurları tarihi yapıların korunması amacıyla duyarlılığa davet etmeyi amaçladığını, yazıda tartışma yaratan yönlerinde de, kamuoyu yararı olan meşru bir tartışmanın bir parçası olarak değerlendirilmesi gerektiğini bildirdi.
Dicle Üniversitesi’ne bağlı Siirt Eğitim Fakültesinin sorunlarına dikkat çektiği haber ve yazılar nedeniyle Dekan Cemal Ergun Çelik’in kişilik haklarına saldırıda bulunduğu iddiasıyla tazminata mahkum edilen 53 yıllık gazeteci Cumhur Kılıççıoğlu AİHM’e başvurdu. 17 Haziran 2008’de Siirt Asliye Hukuk Mahkemesi, dört yazıda davalıya hakaret içeren unsur bulunduğu gerekçesiyle Siirt Mücadele gazetesi sahibi Kılıççıoğlu’yu, mahkeme giderleri dahil 3 bin 200 TL tutarında manevi tazminat ödemesine hükmetmişti. Kararın bozulması için 22 Temmuz’da yapılan başvurudan olumlu yanıt alınamadı. Siirt İcra Dairesi, 23 Aralık 2008’de gazeteciye icra emri çıkardı. Gazeteci, yazılarında eğitim alanındaki sorunlara dikkat çekiyordu. Kılıççıoğlu, mahkumiyetiyle, “gazetecinin iyileştirme, şehrine hizmet etme gayretinin engellendiği, diğer meslektaşlarının da cesaretinin kırıldığını” belirtti. Gazeteci, halkın olaylarının tartışılmasına dönük imkanların kısıtlandığı, bilgi sağlama akışının da sekteye uğratıldığını savundu. Yargıtay’ın ilk kararını bozduğu Asliye Ceza Mahkemesi, böylece ikinci yargılamada yine gazeteciyi mahkum etti. 5 Haziran 2008’de de Siirt Asliye Ceza Mahkemesi, gazeteciyi eski TCK’nın 482/4 maddesinden ertelemeli bin 519 YTL adli para cezasına mahkum etmişti. Siirt Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Asaf Varol’un şikayetiyle Kılıççıoğlu, 354 gün adli para cezası karşılığında 7 bin 80 YTL adli para cezasına mahkum edilmiş; beş yıl süreyle “yargı denetimi” baskısıyla yaşayamaya başlamıştı.
İnternet Teknolojileri Derneği (İNETD), iç hukuk yollarında kaldırmaya çalıştığı küresel video paylaşım sitesi youtube yasağını AİHM taşımaya hazırlanıyor. 5 Mayıs 2008 tarihli son kapatma kararıyla birlikte Türkiye’den bir yılı aşkın süredir erişilemeyen youtube.com’un açılması için verdikleri hukuki mücadelenin olumsuz sonuçlandığını aktaran avukat Nihad Karslı, İNETD Başkanı Doç. Dr. Mustafa Akgül ile konuyu görüştükten ve gerekli hazırlığı yaptıktan sonra AİHM’e başvuracaklarını kaydetti. Karslı’nın “Atatürk aleyhinde video görüntüsü barındırdığı” gerekçesiyle Türkiye’deki tüm İnternet kullanıcılarına kapatılan youtube sitesinin yeniden açılması için yaptığı girişimler, 8 Mayıs’ta son buldu. Ankara 27. Asliye Ceza Mahkemesi, kapatılma işleminin kaldırılmasını reddeden Ankara 1. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 15 Nisan’da verdiği karara itirazı reddetti. Karslı, İnternet’in gelişimiyle ilgili olan bir sivil toplum örgütü olarak mücadeleyi uluslararası hukuka süredüreceklerini söyledi.
5 Mayıs’ta AİHM, Yeni Dünya İçin Çağrı dergisi sahibi ve sorumlu müdürü Aziz Özer’in ifade özgürlüğünün çiğnendiği gerekçesiyle açtığı davada Türkiye’yi mahkum etti. AİHM, Türkiye’nin Özer’e 2 bin avro manevi tazminat ve bir o kadar da mahkeme gideri olmak üzere toplam 4 bin avro (8 bin 400 TL) ödenmesine karar verdi. AİHM, Özer’in ifade özgürlüğü hakkının “demokratik bir toplumda gereksiz karşılanacak bir şekilde” kısıtlandığına oybirliğiyle hükmetti; Cumhuriyet savcılığının görüşünün gazeteciye bildirilmemesini de adil yargılamaya gölge düşürdüğünü duyurdu.
Alternatif gazetesinin avukatı Özcan Kılıç, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin, sorumlu yazı işleri müdürü Cevat Düşün hakkında “PKK propagandası” ve “örgüt açıklamalarına yer verdiği” gerekçesiyle verdiği toplam 4 yıl 2 ay hapis cezasına ilişkin kararları AİHM’e taşıdı. Gazetenin 25 Mayıs 2008 tarihli nüshada yer alan haber ve yazıların TMY’nin 7/2 ve 6/2 maddelerini ihlal ettiği savunuluyor. AİHM’e ulaştırılan diğer bir dava da, 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin, Gelecek gazetesinde 27 Eylül 2008’de yayımlanan yazılar nedeniyle Düşün’e 1 ay 15 gün hapis ve 740 TL para cezası vermesiyle ilgili oldu. İstanbul9. Ağır Ceza Mahkemesi, 20 Eylül 2008’de Alternatif gazetesinde yayımlanan PKK kaynaklı açıklamalar nedeniyle Düşün’ü 10 ay hapis cezasına mahkum etmişti. Bu dosya da AİHM’e taşındı. Gelecek ve Alternatif gazetesi yetkilileri, yayımlanan haber ve yazılar nedeniyle açılan bir kısmı birleştirilmiş 11 davadan toplam 10 yıl hapis ve 2 bin 220 TL’ye mahkum edildiler.
AİHM, kapatılan Türkiye’de Cuma dergisinin 29 Ağustos-3 Eylül 2003 sayısında çıkan “Paşalar Laf Dinlemezse” başlıklı yazıdan beş yıldır hapisle yargılanan gazeteci-yazar Abdurrahman Dilipak’ın başvurusuyla ilgili Türkiye hükümetine sorular yöneltti. Dilipak, Türkiye’de adil yargılanacak bir ortam bulamadığı gerekçesiyle dört yıl önce AİHM’e başvurmuştu. “astlık-üstlük münasebetlerini zedelemeye, amir ve komutanlara karşı görev hissini yok etmeye matuf olarak basın yoluyla alenen tahkir ve tezyif edici fiil ve harekette bulunmak” suçlamasıyla önce 3. Kolordu Komutanlığı Askerî Mahkemesi’nde dava açılan, ardından ACK’da değişiklikle dosyası Bağcılar Asliye Ceza Mahkemesi’ne, oradan da Bakırköy Asliye Ceza Mahkemesi’na gönderilen Dilipak, Bakırköy 2. Asliye Ceza ile 17. Asliye Ceza Mahkemeleri arasındaki yetki itilafı giderildikten sonra son olarak Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi’nin gündemine geldi. Ancak dosyada zamanaşımı da söz konusu olabilir. Altı ay ile üçer yıl arasında hapsi istenen Dilipak ile birlikte Mustafa Karahasanoğlu ve üç emekli subay da sanık olarak yer alıyor.
10 Mart’ta AİHM, Türkiye’yi, Günlük Evrensel gazetesinden Adana’da Demokratik Halk Partisi (DEHAP) üyelerinin düğününe saldırı haberine yer veren İstanbul Özgür Radyo’ya 4 bini avrosu (8 bin 800 TL) manevi, 3 bin 500’ü (7 bin 700 TL) mahkeme gideri olmak üzere toplam 16 bin 300 TL ödenmesine karar verdi. RTÜK, Özgür Radyo’ya “kin ve düşmanlığa tahrik ettiği” iddiasıyla bir ay yayın durdurma cezası vermişti. Handuside-Britanya, Radio France-Fransa, Radşo Twist-Slovakya gibi kararlarına atıf yapan AİHM, rahatsız edici bir içeriğe sahip olsa da şiddet kullanımını özendirecek bir niteliği olmayan haber nedeniyle, yer verildiği gazeteye herhangi bir işlem yapılmadığı halde, radyonun cezalandırıldığını tespit etti. AİHM, yayın durdurmanın ayrıca “cezada orantılılık” ilkesine de aykırılık taşıdığına hükmetti. 24 Şubat 2004’te RTÜK, 27 Ağustos 2003 tarihli “Konuşan Sayfalar” programından radyoya 30 gün yayın durdurma cezası vermişti.
17 Şubat’ta AİHM, PKK örgütüne bağlı tutukluların açıklamalarına yer veren Yeni Evrensel gazetesinin cezalandırılmasında ifade özgürlüğünün ihlali görmedi. Ekim 2000’de yayımlanan açıklamalar nedeniyle yerel mahkemenin para cezasına mahkum ettiği gazetesini sahibi Fevzi Saygılı ve sorumlu müdürü Bülent Falakaoğlu ifade özgürlüğü ihlal edildiği ve adil yargılama yapılmadığı gerekçesiyle AİHM’e başvurmuşlardı. Ancak AİHM, 2’ye karşı 5 oyla ifade özgürlüğünün hukuka aykırı şekilde kısıtlanmadığına hükmetti. AİHM, gazete yetkililerinin “Özellikle çatışma ve gerginlik dönemlerinde şiddet yoluyla karşılık verilmesine ortam sağlayacak haberler yayımlanmamasına dair sorumluluklarını yerine getirmediklerine” hükmetti. AİHM, “Terör propagandası yaparak örgüte yardım ve yataklık ettiği” gerekçesiyle suçlu bulunan ve hapis cezası sonunda paraya çevrilen gazetenin yazı işleri müdürü Hünkar Demirel’in açtığı davada, “Biri sizi öldürmek istese ona karşı meşru müdafaa hakkınızı kullanırdınız” ve “Eğer dünya bizi ortadan kaldırmak için birleşiyorsa, meşru müdafaa hakkımızı kullanırız” şeklindeki sözleri şiddet kullanımının teşviki olarak değerlendirmişti. Temmuz 2001’de haftalık gazetede çıkan ve “örgüt üyeliğinin nedenlerini” inceleyen bir yazı nedeniyle Demirel, Haziran 2002’de 3 yıl 9 ay hapse mahkum olmuştu.
Bağımsız milletvekili adayı olduğu 22 Temmuz 2007 Genel Seçimleri sırasında Mersin’deki seçmenlerine Kürtçe konuşan Kürt siyasetçi Orhan Miroğlu mahkum olduğu davayı AİHM’e taşıdı. Miroğlu, AİHM’in Kasım 2008’de yapılan başvuruyu 27 Ocak’ta kabul ettiğini ve bu nedenle dosyayı esastan görüşeceğini aktardı; “Bu karar lehimize sonuçlanırsa muhtemelen Kürtçe’nin yasal bir statüye kavuşturulması ve yasal engeller arasında örneğin Siyasi Partiler Yasası’nın ve Anayasanın 42. maddesinin değiştirilmesi gündeme gelebilecek ve tartışmalar da son bulacak” dedi. Eylül 2008’de Mersin 2. Sulh Ceza Mahkemesi, Miroğlu’yla ilgili gizli tuttuğu mahkumiyet kararının “açıklanmasının geri bırakılmasına” ve beş yıl süreyle “denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulmasına’ karar vermişti. Mahkeme, Seçim Kanunu’nun 58, 60 ve 61. maddelerini ihlal ettiği gerekçesiyle Miroğlu’nu suçlu buldu. Kararın “beş yıl süreyle Kürtçe konuşmasının yasaklanması anlamına geldiğini ve tepesinde Demokles’in kılıcı gibi duracağını açıklayan Miroğlu yüzlerine karşı herhangi bir mahkumiyet kararı okunmadığı için karara itiraz edemediklerini ve kararın böylelikle kesinleştiğini” belirtti.
10 Şubat’ta AİHM, Hak ve Özgürlükler Partisi (HAKPAR) eski Başkan yardımcısı İbrahim Güçlü’nün açtığı davada ifade özgürlüğünü hukuka aykırı şekilde kısıtladığı gerekçesiyle Türkiye’yi 5 bin avro (yaklaşık 10 bin TL) maddi ve manevi tazminat ve 2 bin avro da (4 bin TL) mahkeme gideri karşılığında ödeme yapmaya mahkum etti. “Demokrasi ve Kürt Sorunu” başlıklı bir basın toplantısında yaptığı konuşmada “bölücülük propagandası yapmak”tan mahkum olan Güçlü, Ankara’da tutukluyken AİHM’de başlattığı hukuki mücadelesini kazandı. AİHM, Güneydoğu’da yürürlüğe koyulan politikaları eleştiren, politik ve tarihi sorunları tartışmaya açmak isteyen Güçlü’nün cezalandırılmasıyla, genel kamuoyunu ilgilendiren bir meseleyle ilgili olarak Türkiye yetkililerinin halkın haber alma hakkını yeterince dikkate almadıklarını açıkladı.
20 Ocak’ta AİHM, PKK örgütünün açıklamalarını yayımladığı gerekçesiyle cezalandırılan aylık Özgürlük Dünyası dergisi yetkilisi Sedat İmza’nın ifade özgürlüğü hakkının çiğnendiğine hükmetti. AİHM, kamuoyunu ilgilendiren bir konunun dergide işlenmesine yasak getirilemeyeceğine, dergi yayınının da durdurulamayacağını oybirliğiyle işaret etti ancak tazminat tutarı bildirilmediği için tazminat ödenmesine gerek olmadığını duyurdu.
13 Ocak’ta AİHM, hukukçu Ayhan Erdoğan ve Yeni Asya gazetesi Ankara temsilcisi Mehmet Cevher İlhan’ın açtığı ifade özgürlüğü davalarından Türkiye’yi toplam 13 bin 911 avro (yaklaşık 27 bin 822 TL) tazminata mahkum etti. İstanbul’un bir ilçesinin belediye başkanına “acımasız ve sekter” eleştirisini yönelttiği için tazminata mahkum edilen avukat Ayhan Erdoğan’ın açtığı davada AİHM, Türkiye’ye ifade özgürlüğünü kısıtladığı için mahkum oldu. Dosyada, oybirliğiyle AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğini duyurdu; Erdoğan’a 8 bin 800 avrosu maddi, bini avrosu manevi tazminat ve 2 bin 111 avrosu da mahkeme gideri olmak üzere toplam 11 bin 911 avro (23 bin 822 TL) ödemeye mahkum etti. İlhan da, AİHM’de açtığı davayı kazandı. Çeşitli tarihlerde yayımlanan haber ve yazılar nedeniyle ceza davaları kapsamında mahkum edilen gazetenin Ankara temsilcisine Türkiye, mahkeme gideri dahil 2 bin avro (4 bin TL) ödeyecek.
Aynı gün AİHM, İstanbul Üniversitesi’nde yapılan öğrenim yılı açılışında polis müdahalesiyle kötü muamele gören ve açıklama yapmalarına izin verilmeyen Öğrenci Koordinasyonu üyesi sekiz kişiyi haklı buldu. AİHM, oybirliğiyle Türkiye’nin “işkence ve kötü muamele yasağı”nı ve “ifade özgürlüğü hakkı”nı çiğnendiğine hükmetti. AİHM, Rüya Kurtuluş, Erdinç Gök, Haşim Özgür Ersoy ve İnci Açık’a kötü muamelede bulunulduğu gerekçesiyle Türkiye’yi toplam 4 bin avro (yaklaşık 8 bin TL) tazminat ödemeye mahkum etti. Ancak AİHM, Ekim 2002’de düzenlenen ve iş insanları, siyasetçiler ve gazetecilerin katıldıkları açılışta açıklama yapmalarına izin verilmeyen, darp edilen ve kolları bükülerek polis karakoluna götürülen bu dört öğrenci ve Serpil Ocak, Ayfer Çiçek, Nuri Günay ve Murat Kaya’ya ifade özgürlüğünü ihlalden tazminat ödenmesine gerek olmadığını, bu yöndeki tespitin uğradıkları zararı gidermek için yeterli olduğunu bildirdi. AİHM, konferans katılımcılarının konuşmasını engelleyen, slogan atan ve pankart taşıyan üniversitelilere, hakaret etmedikleri ve şiddete başvurmadıkları halde bu şekilde konferans salonundan çıkartılması ve gözaltına alınması yerine daha orantılı bir şekilde davranılabileceğine kanaat getirdi.
RTÜK Cezaları
RTÜK, 2009’da en fazla cezayı, “çocukların ve gençlerin fiziksel, zihinsel ve ahlaki gelişimini zedeleyecek türden programları onların seyredebileceği zaman ve saatlerde yayınlayan” kuruluşlara verdiğini ve bu nedenle medyaya toplam 81 (yüzde 9,5) müeyyide uyguladığını açıkladı. RTÜK, reklam ihlallerine ilişkin 241, “kişilerin manevi şahsiyetlerine eleştiri sınırları ötesinde saldırıda bulunulan yayınlar” ile ilgili 30, “insan onuruna ve temel insan haklarına aykırı yayınlar” için 26, “şiddet kullanımını özendiren yayınlardan kaynaklanan ihlaller” için 22, “toplumun milli ve manevi değerlerine, Türk aile yapısına aykırı yayınlar” gerekçe gösterilerek 19, “yargı kararıyla kesinleşmediği halde kişileri suçlu gibi gösteren ya da kişileri suç işlemeye yönlendirecek yayınlar” iddia edilerek 15, “özel hayatın gizliliğini ihlal eden yayınlar” için 14, “Türk milli eğitiminin temel amaçlarına ve milli kültürün geliştirilmesine aykırı yayınlara” ilişkin iddialardan da 14 müeyyide uygulamaya karar verdi.
25 Eylül’de RTÜK, 19 ve 26 Temmuz günlerinde yer verdiği “Telefon Kulübesi” adlı yarışma programda, “Program hizmetleri tüm unsurlarının insan onuruna ve temel insan haklarına yaraşır şekilde düzenlemediği” gerekçesiyle Kanal D’ye uyarı cezası verdi. Dr. Zahid Akman, “programa katılan yarışmacı bu olumsuzluklara kendi isteğiyle rıza göstermiştir” diyerek karara muhalif kaldı. RTÜK üyesi Taha Yücel de, onurunu korumakla birinci derece yükümlü yarışmacı buna karşı çıkmadıkça bu bir yayın ihlalini oluşturmaz” diyerek aynı tavrı gösterdi.
24 Eylül’de RTÜK, 22 Haziran’da yayınlanan “Kocam Size Emanet” adlı yarışma programda, “toplumun milli ve manevi değerlerine ve Türk aile yapısına aykırı” yayın yapıldığı iddiasıyla Kanal D’ye uyarı cezası verdi. Cezaya, “Programda evlilik ilişkileri irdeleniyor. Kadın yarışmacılar eşlerinin beğenmedikleri özelliklerini dile getiriyorlar. İmaj değiştirmeye çalıştıkları bir programdır. Programın niteliği ve formatı gereği, kadına yarışmacıların eşlerine yönelik yapmış oldukları eleştiriler esprili ve mizahi bir bakış açısıyla sunuluyor. Saat 23:00’ten sonra yayınlandığı da dikkate alınmalı” diyen Vahap Darendeli ve “yarışma programının kişilerin olumlu yönde davranmalarına ve bu yarışmadan ders çıkarmalarına katkısı olabilir” diyen Prof. Dr. Hasan Tahsin Fendoğlu karara şerh koydu.
17 Eylül’de RTÜK, Mehmet Ali Birand’ın sunduğu 32. Gün programında, Vakit gazetesi yazarı Serdar Arseven, Hilal TV haber müdürü Muharrem Coşkun ve Cumhuriyet gazetesi yazarları Ümit Zileli ile Mehmet Faraç arasında yaşanan “hakaret içerikli” sözlerini ekranına taşıyan Star TV’ye “Kişilerin manevi şahsiyetlerine saldırıda bulunulduğu” iddiasıyla idari para cezası verilmesini kararlaştırdı. “Verilen haberlerde veya programda kamu yararı aranmamalı” diyen Dr. Mehmet Dadak ile “stüdyodaki konukların birbirlerine karşılıklı olarak yönelttiği aynı ağırlıktaki hakaretlere yer verdi. Konuklar program sırasında uyarıldı” diyen N. Hülya Alp karşı oy kullandı.
30 Temmuz’da RTÜK, 22 Ocak 2009’da yer verilen Güne Başlarken programı nedeniyle NTV’ye verdiği “bir kez program durdurma cezası”nı uyguladı. RTÜK, 3984 Sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluşları ve Yayınları Hakkındaki Kanunu’nun 4. maddesinin (k) bendinde tanımlanan “suç olduğu kesinleşmedikçe kimsenin suçlu olarak gösterilmemesi” ilkesine aykırı yayın yapılmasını gerekçe olarak gösterdi. 30 Temmuz sabahı NTV, bu programın yerine “Mevlana ve Sema” başlıklı bir programı yayına koymak zorunda kaldı.
23 Temmuz’da RTÜK, CNN Türk’e, 21-22 Mayıs günlerinde yer verdiği “360 Derece”, “Yeni Gün” ve “Parametre” adlı haber programlarında, Vakit ve Cumhuriyet gazetesi yazarlarının arasındaki kavgaya dair yayın nedeniyle uyarı cezası verdi. “Manevi şahsiyetlere saldırıda bulunmak” ile suçlanan yayında “tartışmanın kontrol edilemeyecek boyuta gelmesinden duyulan rahatsızlığın ifade edildiği”ni savunan N. Hülya Alp karara muhalifti.
22 Temmuz’da RTÜK, 9-10-11 Şubat günlerinde yaptıkları yayınlarla “özel yaşamın gizliliğine aykırı yayın yaptıkları” (madde 4/f) iddiasıyla Kanal 24, NTV, TV8, CNN Türk, Kanal Türk, Kanal 7, STV, Samanyolu Haber, Kanal A’ya uyarı cezası verdi. Örneğin NTV, 11 Şubat’taki ana haber bülteninde, Ergenekon Davası sanığı emekli orgeneral Şener Eruygur’un eşi Mukaddes Eruygur’a ait olduğu iddia edilen ses kaydına ilişkin bir habere yer verdiği için cezalandırıldı. NTV spikerinin, “Ergenekon’la bağlantılı ses kayıtlarına biri daha eklendi. Bu kez Ergenekon sanığı olan Emekli Orgeneral Şener Eruygur’un eşi Mukaddes Eruygur’a atfedilen iki kayıt söz konusu. İddiaya göre Mukaddes Eruygur bir kayıtta karşısında bulunan kişiye 12. ve 14. Ağır Ceza Mahkemelerinin kendi taraflarında olduğunu söylüyor. Diğer bir kayıtta ise sağlık sorunları nedeniyle tahliye edilen Şener Eruygur’un Gata’da tedavisi kesildikten sonra da tutulup tutulmayacağı tartışılıyor ” şeklindeki sunumu, ardından telefon kaydının yayımlanması ve telefon kaydının deşifrelerinin ekrandan gösterilmesi suça gerekçe yapıldı.
7 Temmuz’da RTÜK, 22 Ocak’ta yayımladığı “Güne Başlarken” haber bülteninde bir kişiyi “suçlu olduğu yargı kararıyla kesinleşmediği halde suçlu gösterdiği” ve 3984 sayılı Kanunun 4/k maddesine aykırı yayın yaptığı iddiasıyla NTV’ye bir kez program durdurma cezası verdi. Karara, RTÜK üyesi Şaban Sevinç muhalif kaldı. Aynı gün RTÜK, Diyarbakır’da GÜN FM’e de, 23 Mart’ta yayınladığı Kürtçe şarkıyla, “hukukun üstünlüğüne aykırı yayın yaptığı” iddiasıyla, fiil tekrardan işlendiği gerekçesiyle de idari para cezası verdi. Karara Dr. Zahid Akman ve Prof. Dr. Davut Dursun muhalif kaldı. Her ikisi de, “Kürtçe şarkıda geçen ifadelerde herhangi bir kişi veya örgüt adı sarf edilmedi” dedi.
Kanal D’ye de, 2 ve 3 Nisan’da yayınladığı “Esra Ceyhan’la” adlı programla, bir kez daha 3984 sayılı Yasanın birinci fıkrasında belirlenen “Radyo, televizyon ve veri yayınları, hukukun üstünlüğüne, Anayasanın genel ilkelerine, temel hak ve özgürlüklere, milli güvenliğe ve genel ahlaka uygun olarak kamu hizmeti anlayışı çerçevesinde yapılır.” İlkesine aykırı yayın yaptığı gerekçesiyle idari para cezası uygulanmasına karar verildi. Karara Şaban Sevinç ve Taha Yücel muhalif kaldı.
13 Mayıs’ta RTÜK, Diyarbakır’dan yayın yapan Gün FM radyosundan 12 Mart’ta istediği savunma sonrası yaptığı toplantıda radyoya ceza verilmesine gerek olmadığına karar verdi. Radyonun, 19 Kasım 2008 tarihinde yer verdiği “Natırsım” (Korkmuyorum) isimli müzik parçasında, 3984 sayılı Kanunun 4. maddesinin birinci fıkrasında belirlenen “Radyo, televizyon ve veri yayınları, hukukun üstünlüğüne, Anayasanın genel ilkelerine, temel hak ve özgürlüklere, milli güvenliğe uygun olarak kamu hizmeti anlayışı çerçevesinde yapılır” ilkesine aykırı yayın yapıldığı iddia ediliyordu.
29 Nisan’da RTÜK, bundan iki gün önce İstanbul Bostancı’da Devrimci Karargah örgütüne yönelik düzenlenen operasyonla ilgili yayınlarını, Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek imzasıyla verilen yayın yasağı kararına rağmen sürdürdükleri iddiasıyla Kanal D ve Kanaltürk televizyonlarının uyarılmasına, Kanaltürk’ten ayrıca, 3984 sayılı Kanunun 4. maddesinin (y) bendinde belirlenen “Suç örgütlerinin korkutucu ve yıldırıcı özelliklerinin yansıtılmaması” ilkesinin ihlal edildiği gerekçesiyle idari para cezası uygulamadan önce savunma alınmasına karar verdi. Sky Türk ve Kanal 24’ün de uyarılmasına karar veren RTÜK, aynı gerekçeyle de savunma istedi. TGRT Haber, STV, TV5, Kanal A, Asu TV, Ses TV, Ülke TV, NTV, Kanal B, Olay TV, CNN Türk, 67 TV, Bengü Türk TV, Cem TV, D Fun TV, Show TV, TV Net, Kanal Çay, Hilal TV, Ulusal Kanal, Samanyolu Haber, Kanal 7 ve ATV Avrupa’yı uyarmakla yetinen RTÜK, TV 8 ve Hak TV, uyarmaya ve (y) bendinin tekraren ihlal edildiği iddiasıyla da program durdurma cezası vermeden önce savunma istenmesine karar verildi. Haber Türk ve Fox TV’ı uyaran RTÜK, (y) bendinden idari para cezası uygulamadan önce savunma istedi.
Yüksek Seçim Kurulu (YSK) Başkanı Muammer Aydın, yerel seçimlerin düzenli, tarafsız, herkesin güvenebileceği bir Seçim olduğunu savunarak, televizyonların Seçim yayın yasaklarına uymadıklarını belirterek, kuralları çiğneyenlere gereken cezaların uygulanacağını kaydetti. Bir gazetecinin, yasaklara uymayan bazı televizyon kanalları olduğunu ifade etmesi üzerine Aydın, ”Bazı değil hepsi. Bütün televizyon kanalları maalesef yasanın ilgili maddesine uymadılar. Bunu özellikle mi yaptılar, nasıl yaptılar bilmiyorum, tabii ki o konuda gereken cezalar uygulanacak. Biz kanalların hepsini tespit ettik. Evimizdeki televizyonda o gün biz de izliyorduk. Ona göre tespit ettik. Herhalde RTÜK de bunları tespit edip bize gönderecek. Biz de ona göre sonucunda gereken kararı vereceğiz” yanıtını verdi.

Sayfa Başı