MEDYA GÖZLEM VERİTABANI
ENGLISH
BİA MEDYA GÖZLEM / NİSAN - MAYIS - HAZİRAN 2009
Gün Gün Üç Aylık Medya/İfade Özgürlüğü İhlalleri -Tam Metin
2009 2. Çeyrek Medya Gözlem Raporu - Tam Metin
Erol Önderoğlu - Bia Haber Merkezi 14/08/2009

BİA Medya Gözlem Masası’nın yayımladığı Nisan-Mayıs-Haziran 2009 dönemine ait rapora göre, 57’si gazeteci toplam 125 kişi 80 davada, düşünceyi ifade özgürlüğü kapsamında yargılandı.
Toplam 475 kişinin yargılama ve mücadelesine yer veren rapor, ifade özgürlüğüne yönelik ihlalleri “saldırı ve tehdit”, “gözaltı ve tutuklamalar”, “dava ve girişimler”, “düzenleme ve hak aramalar”, “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi”, “Sansüre tepkiler” ve “RTÜK uygulamaları” başlıklarıyla sunuyor.
Rapor eksiksiz olmayıp, basın ve ifade özgürlüğünü hedef alan uygulamalar konusunda çeşitlilik ve yoğunluk açısından fikir vermeyi amaçlıyor.
Saldırı ve Tehditler
Günlük “Azadiya Welat” gazetesi imtiyaz sahibi ve sorumlu müdürü Ozan Kılıç, cep telefonu mesajıyla (SMS) ölümle tehdit edildiği gerekçesiyle Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. Kılıç, 18 Haziran’da cep telefonu üzerinden “Azadiya Welat’ı bırakmadığı taktirde yaşamından olacağı yönünde tehditler aldığı iddiasıyla savcılığa başvurdu. Savcılığa numarasını ulaştırdığı söz konusu cep numarasından ertesi gün de “Uyarımı aldın mı TİT” yazılı bir mesaj daha aldığını kaydeden Kılıç, şikayet dilekçesinde, “Her iki mesajdan sonra can güvenliğim konusunda ciddi şekilde kaygılanmaya başladım” dedi. Türk İntikam Tugayı (TİT) olarak bilinen örgütün adı, 1998 yılında İHD Genel Başkanı Akın Birdal’a silahlı saldırı düzenlenmesinde geçmişti. Örgütün adı, İstanbul Özgür Radyo, sanatçı Ferhat Tunç ve İHD eski yetkilisi hukukçu Eren Keskin’e yönelik gönderilen tehdit içerikli mesajlarda da vardı. Ekim 2008’de de, Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu’nun (BİHDK) eski üyesi Prof. Dr. Baskın Oran, örgütün imzasını içeren bir elektronik posta mesajıyla (e-mail) tehdit edilmişti.
Gazeteci Hrant Dink cinayetinde “görevi ihmal ettiği” gerekçesiyle yargılanan dönemin Trabzon İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürü Binbaşı Metin Yıldız, “Dink’e yönelik istihbaratı Emniyete ve MİT’e bildirdiniz mi?” sorusuna, “Alınan bilginin doğruluğu kesin değildi. Eğer haber kaynağı ile bilginin doğruluğu teyit edilmiş olsaydı ben ilgili kurumlara bu bilgiyi verirdim…Teyit edilmediği için ve kesin ve güvenilir de olmadığı için MİT ve Trabzon Emniyeti istihbarat şube müdürlüğüne bildirmedim” yanıtını verdi. 8 Haziran’da Bolu Sulh Ceza Mahkemesi’ne talimatla ifade veren Yıldız, cinayet döneminde emrinde olduğu ve kendisi gibi ihmalden yargılanan eski Jandarma Alay Komutanı Albay Ali Öz’ün Dink ile ilgili istihbaratın diğer istihbarat örgütlerine bildirilmesi konusunda bir talimat vermediğini söyledi. Dink Ailesi avukatlarından Hakan Bakırcıoğlu, Yıldız’ın ifadelerinin hiçbir geçerliliğinin olmadığını savunarak, Albay Öz’ün Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı’na 18 Kasım 2008 tarihinde ifade verirken sunduğu belgede, istihbarat şube müdürünün göre, yetki ve sorumluklarının açık şekilde tanımlandığını ifade etti.
Dink Cinayeti öncesi “görevlerini ihmal” ettikleri gerekçesiyle yargılanan sekiz jandarma görevlisinden en kıdemlisi Albay Ali Öz, 15 Mayıs’ta Bursa 3. Sulh Ceza Mahkemesi’nde talimatla ifadesi alındığında, “Dink’in öldürüleceği bilgisi bana ulaşmadı” dedi. Trabzon 2. Sulh Ceza Mahkemesi, tutuksuz sanık olarak iki yıla kadar hapis istemiyle yargılanan Jandarma Başçavuş Okan Şimşek ve Jandarma Uzman Çavuş Veysel Şahin’in ifadeleri doğrultusunda haklarında iddianame düzenlenen Albay Öz ve emrindeki beş jandarma görevlisinin dosyalarını birleştirme kararı almıştı. Öz, ihmal gösterdiği yönünden suçlamaları reddetti; jandarma muhbiri olarak görev yapan Coşkun İğci’nin Dink’e yönelik saldırı düzenleneceğine dair istihbaratın kendisine iletilmediğini savundu: Bir istihbarat vardıysa İstihbarat Şube Müdürü ve diğer birimler takip etmeliydi.” Ekim 2004’te Trabzon’daki Mc Donalds saldırıyla ilgili avukatların “Trabzon küçük bir yer, Yasin Hayal iyi bilinen birisi. Onun faaliyetlerinden de mi haberiniz olmadı?” şeklindeki sorusuna Öz, Hayal’in faaliyetlerinden haberi olmadığını iddia etti. Eski Trabzon Emniyet Müdürü, şimdi Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek, TBMM Araştırma Alt Komisyonu’na verdiği ifadede, Vali ve Öz’ün de yer aldığı haftalık toplantılar yapıldığını, Hayal’ın birkaç kez konuşulduğunu söylemişti. Öz, “Bu vesileyle de mi haberdar değilsiniz” sorusuna “hayır” yanıtını verdi.
Kendilerini ülkücü olarak nitelendiren bir grup hacker, 14 Mayıs’ta Günlük gazetesinin İnternet sitesi www.gunlukgazetesi.com’u sabote ederek, sitede küfür ve ırkçılık içeren mesaj yayımladı. “by The hacker&fatih&suskun&” ismiyle hareket eden saldırganlar, haber sitesini çökertti Site yetkilileri, kısa süre sonra siteyi yeniden yayına açtılar.Bir süre önce bilgisayar korsanları, DTP’nin İnternet sitesini hackleyerek “Memleketim” şarkısının video klibini koymuşlardı. Kendilerine “AYYILDIZ TEAM- Siber Savunma Ordusu” ismini veren grup, DTP aleyhine bir yazı, Kuran-ı Kerim’den bölümleri de siteye yerleştirmişlerdi. Saldırıyı farkeden DTP yöneticileri site yayınına ara vermişlerdi.
Antalya’nın Alanya İlçesi’ne bağlı Mahmutlar Beldesi’nde yayımlanan Mahmutlar Haber gazetesi muhabiri Sedat Şahinler, 8 Mayıs’ta AKP’li Belediye Meclis üyesi Abdullah Pişkin’in saldırısına uğradı. Belediye binasına giden Şahinler, kısa bir süre konuştuğu Pişkin’in tekme ve yumruklu saldırısına uğradı. Saldırı, belediyenin güvenlik kameralarına da yansıdı. Gazeteci, Pişkin’in kendisine saldırmadan önce, yerel seçimler öncesi eski Mahmutlar belediye başkanı AKP’li Alaattin Çakır’ın bir pazarcı kadınla kavga etmesiyle ilgili yayımladıkları bir hatırlattığını söyledi. “‘Senin yazına cevap, al sana’ diyerek yumruk atmaya başladı. Bir meclis üyesi, bir gazeteciyi dövüyorsa halka nasıl hizmet edecek? Kendisini istifa etmeye davet ediyorum.” Fotoğraf makinesi zarar gören Şahiner, yüzünden yaralandığı için Alanya Devlet Hastanesi’nde tedavi gördü. Pişkin’den şikâyetçi olan Şahiner, Pişkin’le daha önce aralarında bir husumet bulunmadığını ifade etti: “Bir meclis üyesi, bir gazeteciyi dövüyorsa halka nasıl hizmet edecek? Kendisini istifa etmeye davet ediyorum.”
6 Mayıs’ta Trabzon 2. Sulh Ceza Mahkemesi, Hrant Dink cinayeti öncesinde önlem almayarak “görevini ihmal” ettikleri gerekçesiyle yargılanan iki jandarma görevlisi ile dönemin Jandarma Alay Komutanı Albay Ali Öz ve beş görevlinin davalarını birleştirdi. 22 Ocak 2008’den beri aynı mahkemede yargılanan Jandarma Başçavuş Okan Şimşek ve Jandarma Uzman Çavuş Veysel Şahin’in ifadeleri doğrultusunda, cinayetle ilgili uyarıldığı halde tedbir almamakla suçlanan Albay Öz ve beş jandarma görevlisi altı aydan iki yıla kadar hapis istemiyle yargılanacaklar. Dink ailesi avukatlarının “ölüme sebebiyet veren bir ihmalde bulundukları” gerekçesiyle cinayet dosyasının ele alındığı İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde sanık olarak görmek istedikleri Öz ve diğer görevliler, “görevi kötüye kullanmak”tan değil daha az ceza öngören “görevi ihmal”den yargılanacaklar. Öz ile birlikte, istihbarat şubesi görevlileri Yüzbaşı Metin Yıldız, Astsubaylar Gazi Günay ve Hüseyin Yılmaz ile Uzman Çavuşlar Hacı Ömer Ünalır ve Önder Araz yargılanıyor. Mahkeme, bugün görülen ve tutuksuz sanıklardan Şimşek, Şahin, Ünalır ve Yılmaz’ın katıldığı duruşmada, Dink Ailesi avukatlarının, Öz ve ona bağlı görevlilerin “evrakta sahtecilik”ten de yargılaması yönündeki istemini reddetti. İfadeleri alınan dört jandarma, saldırı öncesi jandarma muhbiri Coşkun İğci’den bilgi geldiğini ancak bu konuda kendilerine emir ve talimat verilmediğini, önemli bir konu olduğunun farkında olduklarını söylediler. Dink ailesi avukatları, aşırı sağ faaliyetleri izlemekle görevli Ünalır ve Yılmaz’a, “Aşırı milliyetçilik faaliyetleri, aşırı sağ faaliyet değil mi? sorusunu yöneltince, “hayır” yanıtını aldı. İki sanık, aşırı sağ faaliyetlerden El Kaide, Hizbullah ve diğer irticai faaliyetleri anladıklarını söyledi. Dava 24 Temmuz’da sürecek.
21 Nisan’da İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, 19 Ocak 2007 tarihinde işlenen Hrant Dink Cinayetiyle ilgili davanın 9. duruşmasında tutuklu sanıklar Ogün Samast, Erhan Tuncel, Yasin Hayal, Ersin Yolcu ve Ahmet İskender’in tutuklu kalmasına karar verdi. Mahkeme, İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah, eski İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İlhan Güler, Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek, eski Trabzon Emniyet müdürü Reşat Altay, eski Trabzon Jandarma Alay Komutanı Albay Ali Öz’ün dinlenmesi yönünde ırarlı talepleri “dosyaya yenilik getirmeyeceği” iddiasıyla reddetti. Mahkeme, Ergenekon Davası’ndan tutuklanmadan önce Sevgi Erenerol’un “Türkiye’de misyonerlik faaliyetleri” konulu verdiği konferansın çözümü ve dökümünün yapılması için Emniyet Müdürlüğü’nü görevlendirdi. Hakim Erkan Canak’ın başkanlık ettiği mahkeme heyeti, Silivri Cezaevi’nde çoğu cinayetten tutuklu Volkan Eryedi, Şinasi Erşentürk, Veli Halis Çelik, Orçun Cülek ve Adil Orhan’ın ifadeleri doğrultusunda, aynı cezaevinde bulunan ve cinayetten tutuklu bulunan eski İstanbul Emniyet Müdürü Şükrü Balcı’nın oğlu Ertuğrul Balcı’nın ve müdahil avukatlarının talebiyle de Murat Güneş’in tanık sıfatıyla dinlenmesine karar verdi. Mahkeme, Trabzon Savcılığı’ndan Albay Ali Öz ve diğer görevliler hakkında son olarak açılan davanın iddianamesini talep etti; Öz’ün telefon görüşmeleri ve ona ait banka hesaplarındaki hareketliliği, Ergenekon Soruşturması’nda görevli savcılardan yeniden sormaya karar verdi. İstihbarat Daire Başkanlığı’nca 22 Ocak 2009’da mahkemeye gönderilen ancak dava dışı kişilere ait bilgiler içerdiği ifade edilen raporun müdahil ve sanık avukatları eşliğinde Hakim Rüstem Eryılmaz tarafından tutanağa geçirilmesine de karar verildi. Azmettirici olarak yargılanan Erhan Tuncel’in Ercüment Ovalı ile ilişkilerine tanık olduğu savunulan Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde görevli Doç Dr. Yavuz Tekelioğlu da tanıklık etmesi için mahkemeye çağrıldı. Mahkeme, Trabzon Emniyeti’nden azmettirici olarak yargılanan Yasin Hayal’in Van, Elazığ ve Erzurum’da ve gittiği diğer illerdeki faaliyetlerine ilişkin fiziki takip tutanaklarını yeninden istedi. Microsoft Şirketi’nden de, Erhan Tuncel’in 1 Ocak 2006-20 Ocak 2007 döneminde yaptığı msn ve e-mail haberleşmesinin dökümleri de istendi. Mahkeme, Ankara Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’ndan da, müdahil avukatların dilekçelerinde yer verdikleri üç cep telefonlarının 19 Ocak 2007’de belirtilen zaman aralıklarında hangi telefonlarla ve kime ait telefonlarla görüş yaptığı öğrenilecek. Yargılamaya 6 Temmuz’da devam edilecek.
Taraf gazetesi yazarı Rasim Ozan Kütahyalı, Kanal 7’de 11 Nisan’da katıldığı bir programın çıkışında İstanbul Alperen Ocakları İl Başkanı Mustafa Kayatuzu’nun saldırısına uğradığı gerekçesiyle şikayette bulundu. Özel bir hastanede tedavi gören Kütahyalı’nın şikayetiyle Kayatuzu gözaltına alındı. Kayatuzu, 25 Mart’ta yaşanan helikopter kazasında ölen BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu ile ilgili sözlerine öfkelendiği için yazara saldırdığını belirtti. Kütahyalı’nın avukatı Ergin Cinmen, saldırının basit bir müessir fiil olarak değerlendirilemeyeceği, şikayetlerini de “İnsanların siyasi, sosyal ve felsefi düşüncelerini açıklamaktan men etme” ve Kütahyalı’nın gazeteci olması nedeniyle de “çalışma hayatından men etme” fiillerini düzenleyen TCK’nın 115 ve 117. maddelerine dayandırdıklarını ifade etti. Cinmen, sağlık raporu, Kütahyalı ve program sunucusu Erhan Çelik’in tanık ifadesiyle şikayette bulunduklarını ve dava açılmasını beklediklerini kaydetti.
9 Nisan’da Trabzon 1. Ağır Ceza Mahkemesi, sanık olduğu Hrant Dink Cinayeti’nden iki yıl önce Trabzon’da bir Mc Donalds’a yönelik bombalı saldırı düzenleyerek altı kişinin yaralanmasına neden olduğu için Yasin Hayal’i, ikinci yargılamada üç yıl dört ay hapis ve 183 TL para cezasına mahkum etti. Dink cinayeti davasından azmettirici olmakla yargılanan ve Tekirdağ 2 No’lu F Tipi Cezaevi’nde bulunan Hayal, duruşmaya getirilmedi. Mahkeme, Hayal’i “kişilerde korku, kaygı ve panik yaratacak biçimde patlayıcı madde kullanmak”, “patlayıcı madde atarak altı kişinin yaralanmasına yol açmak” ve “patlayıcı madde atarak bir kişinin aracına zarar vermek”ten suçlu buldu. 24 Ekim 2004 tarihinde yaşanan bombalı saldırıdan tutuklanan ve 11 ay hapis yattıktan sonra tahliye edilen Hayal, 17 Nisan 2006 tarihinde “patlayıcı madde imal etmek” suçundan 3 yıl 4 ay, “yaralama ve çevreye zarar vermek” suçundan 3 yıl 4 ay hapis cezası olmak üzere 6 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırılmıştı.
Hukukçu-yazar Hüseyin Aygün, youtube.com küresel video paylaşım sitesinde yayımlanan video ve çeşitli sitelerde yer verilen haberler yoluyla kendisine hakaret edildiği gerekçesiyle 7 Nisan’da Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı’nda şikayetçi oldu. Tunceli eski baro başkanı Aygün, youtube sitesinde “Dersim’in Meşhur Muhpirleri” adlı bir video yoluyla kendisine hakaretlerde bulunulduğu, ailesi hakkında rojamunzur.com ve neweddersim.com sitelerinde ağır hakaret ve iftiralara bulunulduğuna yer verdi: “Benin hakkımda bu tür iddialarda bulunan kişilerden ve böyle bir yayın yayımlayan kişilerden şikayetçiyim” dedi. Aygün, 29 Mart Yerel Seçimleri’nde DTP dışında yarışan bağımsız aday Murat Kur’u destekledikleri için hedef alındığını düşünüyor.
Ergenekon Soruşturma kapsamında 25 Mart’ta yayımlanan İkinci İddianamede, Emekli Tuğgeneral Veli Küçük’ten Hrant Dink suikastıyla ilgili “düğmeye basan kişi” olarak söz ediliyor. Davada tutuksuz sanık olarak yargılanan ATO Başkanı Sinan Aygün’ün tuttuğu iddia edilen notlarda, “X” isimli şahsın, Dink cinayetinde düğmeye basan kişinin Veli Küçük olduğunu söylediği yönünde bilgi bulunduğu savunuluyor. İddianamede “silahlı terör örgütüne üyelik”ten hakkında dava açılan Aygün’ün yazmış olduğu belirtilen metnin, “Bölüm 5: Suikastlar-Hrant Dink, Danıştay” başlıklı bölümünde, “çetelerin hedefleri ve stratejileri” de anlatılıyor. Aygün’ün notlarında, ismi “X” olarak kodlanan şahsın, Veli Küçük ile 1978 yılından beri yakın temasta olduğu ve Küçük’ü kendisinden iyi kimsenin tanımayacağını ifade ediliyor. Notlarda, “X” kod adlı şahsın, Hrant Dink’in katledilmesinde Veli Küçük’ün oynadığı role ilişkin olarak, Dink’in “yıllar öncesinde Veli Küçük’ün hedefi olduğu, hedefin kendini büyüttüğü, önemli ve ses getirecek bir zat olduğu ve öldürüldüğü, düğmeye yine aynı parmağın bastığı, bu konuda da uzunca yazmaya gerek olmadığı ve her şeyin belli olduğu” ifadeleri kullanılıyor. Dink Ailesi avukatlarından Fethiye Çetin, “İkinci iddianamede yer alan ve içinde Hrant Dink adının geçtiği ifadeler, tek başlarına ve bu haliyle, suikastın aydınlatılması açısından hukuken yeterli değildir. Şüphelilerin, Dink suikastıyle ilgileri araştırılmalı. Dosyayı görmeden yorum yapmak yanlış ve eksik olacaktır. Ancak bütün bu hususların araştırılması için yargı organlarına gereken başvuruları yapacağız” dedi.
Diyarbakır Başsavcılığı, İsveç’te yaşayan itirafçı Abdülkadir Aygan’ın ifadeleri doğrultusunda, 17 yıl önce işlenen gazeteci Musa Anter cinayetiyle ilgili soruşturmayı tozlu raflardan kaldırarak yeniden açtı. Başsavcılık, olaya adı karışan JİTEM elemanları hakkında yakalama kararı çıkardı. Türkiye yetkililerinin Aygan’ın yeniden iadesini istemesi üzerine İsveç hükümeti de Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü’nden, Aygan’ın hangi sıfatla ve ne amaçla iadesinin istenmesini sordu. Bunun üzerine hakkında Diyarbakır Başsavcılığı’nca yakalama emri bulunan Aygan’ın itiraf ve faaliyetlerini içeren bir dosya “ivedi” olarak Adalet Bakanlığı’na gönderildi. Aygan’ın, Anter cinayeti başta olmak üzere itiraflarında sözünü ettiği birçok olayın faili ve tanığı olduğu, adı geçen olaylarla ilgili dosyaların halen faili meçhul olarak Başsavcılık kayıtlarında yer aldığı, iade edilmesi halinde tüm bu olayların faillerinin tespit edilerek, dosyaların zamanaşımına uğramayacağı ifade edildi. Anter cinayetine adı karışan Mahmut Yıldırım, Cemil Işık, Ali Ozansoy, Hamit Yıldırım hakkında da 81 il emniyet müdürlüğü ve jandarma birimlerine yakalama emri çıkarıldı. Başsavcılık, Aygan’ın itiraflarını ihbar kabul ederek, olayı failleri olduğu ileri sürülen PKK itirafçıları Cemil Işık, Ali Ozansoy, Abdulkadir Aygan, Hamit Yıldırım, ‘Yeşil’ kod adlı Mahmut Yıldırım ve Ankara’da öldürülen Binbaşı Ahmet Cem Ersever ile ilgili çok yönlü bir soruşturma başlattı. Binbaşı Ersever’in 1993’te Ankara’da faili meçhul bir cinayete uğraması nedeniyle soruşturma diğer kişilerle ilgili sürecek. Aygan da, “Türkiye’ye iade edilmemek için tüm hukuki ve diğer şahsi yolları deneyeceğim. Yine de engel olamazsam kendi kendimi imha edeceğim. Türkiye’ye gidip imha edilmektense ailemin yanında mezara girmeyi tercih ederim” dedi.
Şırnak’ın Beytüşşebap İlçesi’nde DTP’nin kazandığı seçimleri izleyen DHA muhabiri Emin Bal, seçimi kaybeden AKP adayı Kamil Durmuş’un korucu olan yakınlarınca tehdit edildiğini savundu. Durmuş’un kardeşi olan korucu başı Reşit Durmuş’un kendisi gibi korucu olan oğulları ve akrabalarınca hakaretlere ve tehditlerine uğradığını ileri süren gazeteci Bal, durumdan Beytüşşebap İlçe Emniyet Müdürlüğü’nü telefonla haberdar ettiğini ifade etti. Bal, “Biz basın mensupları, ister olumlu olsun ister olumsuz olsun, gördüğümüz her olayı haberleştiririz. Ne yazık ki kurucu silahına güvenen kişiler yenilmeyi hazmedemeyince sağa sola tehditler ederek ve gazetecilik görevini yapanlara küstahça yaklaşabiliyor ve şahsımızı hedef alan ifadeler kullanabiliyorlar” dedi.
RSF, Hrant Dink Cinayeti’nin Ergenekon Soruşturması kapsamında ciddi şekilde araştırılması için Dink Ailesi ve avukatlarının yürüttüğü girişimleri desteklediğini açıkladı. 1 Nisan’da RSF, Hrant Dink Ailesi’nin ilettiği taleplerin ciddi şekilde soruşturulması gerektiğini vurguladı; “Dink Cinayeti’ne karıştıkları gerekçesiyle yargılanan bazı kişilerin Ergenekon Örgütü ile bağlantıları ciddi şekilde araştırılmalıdır. Mahkeme bu bağlantıları belirler ve değerlendirirse, gelecek haftalarda, umudumuz odur ki, bizi tarafsız bir yargılamaya da taşıyacak olan önemli bir aşamayı geçmiş olacağız” dedi.
1 Nisan’da, İstanbul Öğrenci Kolektifleri üyesi öğrenciler, Büyükşehir Belediyesi önünde yapacakları eylem için bildiri dağıtırken kendilerini “Dinci” olarak tanıtan bir grubun saldırısına uğradı. Öğrencilerden beşi yaralanırken biri hastaneye kaldırıldı. Öğrenci Kolektifleri, bildiride “AKP’nin tarikatlar ve cemaatler eliyle toplumu gericileştirdiği” diyordu. Türkiye Komünist Partisi (TKP) bir açıklamayla saldırıyı kınadı ve AKP’ye karşı mücadelenin süreceğini söyledi.
Gözaltı ve Tutuklamalar
26 Haziran’da İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi, İstanbul Özgür Radyo genel yayın koordinatörü Füsun Erdoğan ve Atılım gazetesi yayın koordinatörü İbrahim Çiçek’in de aralarında bulunduğu 23 kişiyi Marksist Leninist Komünist Partisi (MLKP) isimli örgüte üye olmak veya yöneticiliğini yapmak iddiasıyla yargılamaya devam etti. 8 Eylül 2006’da çeşitli illerde yürütülen “Gaye” adlı operasyon sonucu tutuklanan ve 40 yıldan ağırlaştırılmış müebbet hapse kadar ağır cezalar istenen 23 kişinin duruşması, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün delil olarak sunduğu belgelerin tartışılmasına sahne oldu. Mahkeme, Erkan Salduz ve Arzu Torun’u tahliye etti. Duruşmada, Aydın’ın Nazilli İlçesi’ne polisin operasyon yürüttüğü ve Naci Güner üzerine kayıtlı olduğu ifade edilen evin yer aldığı Ocaklı Köyü muhtarı Ali İhsan Demiralay, köyde komşuları olan Şükrü Tanrıverdi, Ufuk Öztürk ve Mehmet Beşir Çifçi tanık sıfatıyla dinlendi. Tanıklar, 10 yılı aşkın bir süredir köyde ikamet eden ve tarımla uğraşan Naci Güner’i “Ali Taş” olarak, Fatma Siner’i de eşi “Hanım Taş” olarak tanıdıklarını; bu kişileri yardımsever bildiklerini ve şüphelerini çeken herhangi bir olaya rastlamadıklarını söylediler. Sanıklar arasında Bayram Namaz, Ziya Ulusoy ve örgütün Genel Sekreteri olmakla suçlanan Naci Güner, Arif Çelebi, Sultan Ulusoy, Adem Serkan Gündoğdu, Ali Hıdır Polat, Seyfi Polat, Mehmet Ali Polat ve Erkan Özdemir de bulunuyor. Müdahil avukatları, müvekkillerinin 2 yıl 10 aydır tutuklu bulunduklarını vurguladıktan sonra operasyonda tutanak tutan dört polis memurunun duruşmaya çağrıldıkları halde gelmemelerini, “yargılamayı uzatmaya dönük” ve “maksatlı” buldular. Mahkeme, görevli polislere bir kez davetiye çıkardı. Yargılamaya 6 Kasım’da devam edilecek.
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, 11 Haziran 2009’a kadar 41’i tutuklu 86 sanıklı birinci Ergenekon İddianamesi kapsamında 100 duruşma gerçekleştirdi. Mahkeme, 20 Ekim 2008’de görmeye başladığı Ergenekon Davası’nda Cumhuriyet gazeteci İmtiyaz sahibi İlhan Selçuk, Vedat Yenerer, Güler Kömürcü, Ulusal Kanal genel yayın yönetmeni Ferit İlsever, Aydınlık Dergisi genel yayın yönetmeni Serhat Bolluk ve Adnan Akfırat gibi gazeteciler ve yazar Ergün Poyraz’ı da yargılıyor. İlhan Selçuk, “Ergenekon silahlı terör örgütü kurma ve yönetme”, “Zorla Hükümeti yıkmaya teşebbüs”, “Hükümete karşı silahlı isyana tahrik” ile suçlanıyor ve iki kez müebbet hapis ve 217 yıldan 500 yıla kadar hapsi isteniyor. Selçuk, 21 Mart sabahı erken saatlerde gözaltına alınmış, İstanbul Terörle Mücadele Şubesi’ndeki sorgusunun ardından tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştı. Yenerer, Kömürcü ve Akfırat, “silahlı terör örgütü üyeliği”yle 15 yıla kadar hapis; İlsever ve Bolluk “silahlı terör örgütü üyeliği” ve “hükümete karşı silahlı isyana tahrik” ile 35 yıla kadar hapsi talep ediliyor. İddianamede 5 Şubat 2006’da gerçekleşen Rahip Santoro Cinayeti, 5-10 ve 11 Mayıs 2006’da Cumhuriyet gazetesinin bombalanması, 17 Mayıs 2006 tarihinde Danıştay 2. Dairesi’ne yönelik saldırı 19 Ocak 2007’de Hrant Dink’in katledilmesi gibi bir çok olaya gönderme yapılıyor. 10 Temmuz 2008’de kaleme alınan 2 bin 455sayfalık iddianamede genel tespit olarak, “tüm eylemlere bir bütün olarak bakıldığında; söz konusu eylemlerle, biran evvel ülkede iç çatışma anarşi terör ve kaos oluşturup askeri müdahale için gerekli ortamın hazırlanmasının amaçlandığı değerlendirilmektedir” denildi. “Örgüt kurmak, yönetmek ve hükümete karşı silahlı isyana tahrik etmek”ten tutuksuz yargılanan Prof. Kemal Alemdaroğlu’nun avukatı Metin Çetinbaş, Orhan Pamuk ve Fehmi Koru gibi kişilere karşı suikast konuşmalarıyla ilgili “Öldürmeyi düşündüğünü söyleyen birini adam öldürmekten yargılayabilir misiniz? Can güvenliği tedbiri alınır ama bu telefon geyiklerini suikasta teşebbüs gibi göstermek ya önyargıdır ya da bilememezliktir” diye savunmuştu. Davanın tutuksuz sanıkları İlhan Selçuk, Ferit İlsever ve avukat Fuat Turgut ile haklarında yakalama kararı bulunan iki sanığın ifadelerinin alınması bekleniyor.
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, bin 909 sayfalık ikinci Ergenekon iddianamesi kapsamında 56 sanığı darbecilik suçlamasıyla yargılamaya 20 Temmuz’da başlayacak. 1. Ordu Eski Komutanı Emekli Orgeneral Hurşit Tolon ve Jandarma Eski Genel Komutanı Emekli Orgeneral Şener Eruygur “Ergenekon Örgütü yöneticiliğiyle ve darbe girişimiyle” suçlanıyor. Savcılar Tolon ve Eruygur için 1.047’şer yıl ağır hapis, 14 kez de ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istiyor. Cumhuriyet gazetesi Ankara temsilcisi Mustafa Balbay, Tercüman gazetesi yayın yönetmeni Ufuk Büyükçelebi ve gazeteciler Tuncay Özkan ile tutuksuz sanık olan Erol Mütercimler ve Merdan Yanardağ da örgüt üyeliğiyle yargılanıyor. Büyükçelebi, Aygün, Eruygur, Tolon 1 Temmuz 2008’de gözaltına alınmış ve ardından tutuklanmıştı. Aygün tutukluluğa yapılan itirazla tahliye edilirken, Balbay serbest bırakılmıştı. Ancak Balbay ikinci kez gözaltına alındığında 6 Mart 2009’da tutuklandı.
Devrimci Demokrasi gazetesi sahibi ve sorumlu yazı işleri müdürü Erdal Güler, 26 Aralık 2007 tarihinde gözaltına alındığından bu yana Amasya Cezaevi’nde bulunuyor. Hakkında “PKK veya MKP örgütlerinin propagandası yaptığı” iddiasıyla açılmış 30’un üzerinde davası bulunan Güler’i İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi, toplam 21 ay hapse mahkum etmişti. Güler hakkında verilmiş toplam 60 bin TL de para cezası da bulunuyor. Güler’in avukatı Ümit Hambayat, İstanbul’daki duruşmaları için Amasya’dan her defasında araçla nakledilen Güler’in yakındaki bir cezaevine nakledilmesi için girişimde bulunduklarını ancak yanıt alamadıklarını ifade etti. Avukatı, Güler’in 11 Aralık 2009 tarihinde tahliye edilmesini umuyor ancak kesinleşen davaları bu hükümlülük süresini uzatabilir.
Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi, Eğitim-Sen Sivas Şubesi’nde “Ortak Düşman Amerika’dır” başlıklı bir karikatür sergisi düzenledikten sonra tutuklanan Gençlik Federasyonu’ndan İlker Ekiz, İbrahim Karataş, Mustafa Doğan ve Elbil Çınar’ı 18 Ağustos’ta yargılamaya başlayacak. Mahkeme, “Karikatür sergisini açmak”, “Tavır dergisi okumak” ve “Gençlik Federasyonu üyesi olmak” ile suçlanan ve bu nedenle Sivas E Tipi cezaevinde bulunan beş kişi, “örgüt üyeliği”, “örgüt propagandası yamak” ve Toplantı Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet etmek” ile yargılanacaklar. ÇHD İstanbul Şubesi üyesi ve avukat Taylan Tanay, tutuklamaların üniversitede gerçekleşen saldırı ve buna demokratik kitle örgütlerinin gösterdikleri tepkilerden sonra geldiğini savundu.
Cihan Haber Ajansı (CİHAN), bir grup öğrencinin Boğaziçi Köprüsü’nde zincirli eylem yapacağını öğrenen ekiplerinin 11 Haziran’da polislerin saldırı ve hakaretlerine uğradığını bildirdi. Ajans, kameraman Muharrem Özder ve muhabir Uğur Öztürk’ü tartaklayan biri komiser yaklaşık 10 polis memurunun ağza alınmayacak küfürler savurduğunu iddia etti. İddiaya göre polis, habercilerin kamera ve teçhizatına el koymakla kalmadı; uzun süre Özder’in kolunu bükerek kelepçe takmaya çalıştı. Gazetecilerin tepki göstermeleri üzerine kelepçeden vazgeçen polisler, bu kez habercileri polis otosuna bindirerek Köprü Koruma Şube Müdürlüğü’ne götürdü; iki saat burada tuttuktan sonra serbest bıraktı. Ancak görevliler, polislerin küfürlerinin de yer aldığı kayıtları gazetecilere iade etmedi. Muhabir Öztürk, kasetlerde polislerin ağır küfürlerinin kayıtlı olduğunu söyledi. Gazeteciler, Köprü Koruma Şube Müdürü Bülent Kurt’un, söz verdiği halde kasetleri iade etmediğini belirtti. Ajans, İçişleri Bakanlığı ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nü sessiz kalmakla suçladı. Polis telsizinden eylem anonsu duymaları üzerine harekete geçtiklerini belirten Öztürk, “Olay yerine gelen ikinci ekibin kamerasına da el konulmuş. Arkadaşımız Ersan San’ın da kasetinin olmadığını gördük. Kurt, arkadaşları adına özür dilediğini söyledi. Kasetlerin bulunacağı sözünü verdi. Ancak iki saat beklememize rağmen kasetler bize verilmedi” dedi. Olayı öğrenen gazeteciler, Köprü Koruma Şube Müdürlüğü’ne gelerek meslektaşlarına destek verdi.
Hakkari’nin Şemdinli İlçesi’nde 5 Kasım 2005’te sahibi olduğu Umut Kitabevi bombalanan Seferi Yılmaz, Bursa’daki bir panelde, PKK lideri Abdullah Öcalan için “Kürt Halk Önderi” dediği için 15 Mayıs’ta tutuklandı. Hakkari E Tipi Kapalı Cezaevi’ne gönderilen Yılmaz, “suçu ve suçluyu övme” suçundan bir yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. Cezasının dokuz ay 20 günlük kısmını daha önce Van F Tipi Cezaevi’nde çeken Yılmaz, cezasının geri kalan kısmı olan 79 gününü çekince tahliye olacak.
İstanbul Bostancı’da üç kişinin ölümüne yol açan “Devrimci Karargah” örgüte yönelik operasyon sonrası gözaltına alınan Vatan gazetesinin İnternet sitesi gazetevatan.com’un yayın müdürü Aylin Duruoğlu30 Nisan’da tutuklanarak Bakırköy Kadın Tutukevi’ne gönderildi. 27 Nisan’da gözaltına alındıktan üç gün sonra İstanbul Nöbetçi 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nce tutuklanan Duruoğlu için meslektaşları Vatan gazetesi önünde destek eylemi yaptı. Tutukluluğunun 15. gününde “Aylin’imiz Seni Seviyoruz Arkandayız” pankartı açarak fotoğraf çektiren çalışma arkadaşları ve dostları bu fotoğrafı Duruoğlu’na moral amaçlı göndereceklerini açıkladılar. Avukatı Naime Kılıç, müvekkili Duruoğlu’nun, yıllar önce İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi’nde aynı sınıfta okuduğu Yılmazkaya ile “Türk Hamımı”kitabının yazarı olması nedeniyle görüştüğü, müvekkilinin örgütle hiçbir bağlantısının olmadığını, Duruoğlu’nun daha polis sormadan ayrıntılı beyanda bulunduğunu belirtti. Kılıç, başvurusunda, “Dosyada da hiç bir delil ve emare yok. Gazetenin yanındaki Astoria adlı alışveriş merkezinde yenilen yemekte tutulan tutanak dışında bir şey yok. Müvekkilim mağdur. Yılmazkaya’nın dokunduğu, gördüğü herkes suçlu ilan edildi. Örgüt suçlaması çok ciddi bir suçlamadır. Müvekkilim ilerde beraat edecektir. Tutuklu yargılanmasına gerek yok. Sosyal konumu böyle bir örgütle çalışması için uygun değil. Bu şahsın kitabı 5N 1K programında da tanıtıldı. Bu kişiyi çok kişi tanıyor, yazar olarak biliniyor. Son olarak 3 Mart 2009’de görüşmüştür. Onun dışında herhangi bir görüşmesi olmamıştır” dedi. Avukat, müvekkilinin tedbir olarak tutuklamasının gereksiz olduğunu vurgulayarak serbest bırakılmasını talep etti. Ancak mahkeme, 8 Mayıs’ta, “Delil toplanma aşamasında bulunulduğundan, ayrıca olayın toplumda meydana getirdiği büyük sarsıntı ve infial de nazara alınarak tahliye talebinin reddine” karar verdi. ÇGD başkanı Ahmet Abakay, “En büyük dileğimiz arkadaşımızın özgürlüğüne kavuşmasıdır. Bu tür karamboller zaman zaman yaşanıyor ve sonunda olan tutuklanan ve işinden olan arkadaşlarımıza oluyor. Suçsuz çıksa bile onun rüzgarı, gazetecinin işini kaybetmesi veya mesleğinden uzaklaşması riskiyle karşı karşıya bırakıyor. Gazeteci aylar sonra özgür bırakılsa ve beraat etse de onarılmaz izler bırakan o tür tehlikeler şimdiden önlenmeli” dedi. RSF, Duruoğlu’nun derhal serbest bırakılması ve gazetecinin tutuksuz yargılanmasını istedi. Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) İstanbul Şubesi, aynı operasyondan tutuklanan üyeleri Abdülselam Sultan ve Mehmet Yeşiltepe’nin serbest bırakılmalarını istedi. Şube başkanı Erhan Karaçay, “Aylardır teknik takip altında tutuldukları açıklanan üyelerimizin suçlu ilan edilerek gözaltına alınmaları, tutukluluk hallerinin kendilerinin yaratmadığı ‘infial’ nedeniyle devam ettirilmesinin, toplumun vicdanını zedelediğini düşünüyoruz” dedi. Devrimci Hareket dergisi de, çalışanları Mehmet Yeşiltepe’nin örgütle ilişkilendirilmesini “komplo” olarak nitelendirdi.
Diyarbakır Gün TV Genel Yayın Koordinatörü Ahmet Birsin, PKK örgütüne yönelik olduğu ifade edilen ve birçok kentte yürütülen operasyonlar sonucu 14 Nisan’da gözaltına alınarak tutuklandı. Diyarbakır Başsavcılığı, operasyonun “PKK üyesi sekiz kişilik ‘Türkiye koordinasyon Birimi”ne yönelik olarak, bir yıldır “teknik takip, telefonların dinlenmesi ve banka hesap hareketliliği”nden hareketle yapıldığını duyurdu. Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nin arama-el koyma kararı vermesinden sonra polis, Gün TV bürosuna gelerek arama yaptı. Diyarbakır dışında, İstanbul, Ankara, Batman, Mardin, Adana, Elazığ, Gaziantep ve Şanlıurfa gibi kentlerde de operasyon yürütüldü. Birsin, Diyarbakır D Tipi Cezaevi’nde.
Siirt’te Newroz Bayramı’nı izlerken önce tartaklanarak gözaltına alınan ardından da tutuklanan Dicle Haber Ajansı (DİHA) muhabiri Abdurrahman Gök’ün tutukluluğuna yapılan itiraz Nisan başında reddedildi. Gazeteciyle ilgili henüz yayımlanmış bir iddianame bulunmuyor. Bilal Aşkara, Resul Yıldız, Cihan Obuz, Teyfik Yılmaz, Ahmet Tiryaki, Ziyarettin Akın ve Yakup Akça isimli kişilerle birlikte gözaltına alınan, 25 Mart’ta Siirt Cumhuriyet Savcılığı’na, ardından da tutuklama talebiyle Siirt Sulh Ceza Mahkemesi’ne sevk edilen Gök, “PKK örgütü propagandası” iddiasıyla tutuklanarak Siirt E Tipi Kapalı Cezaevi’ne gönderilmişti. DİHA muhabiri Celal Kalpak, “Gök gözaltına alınırken Newroz’un kutlandığı alanın çıkışındaydık. Polis onu tartaklayarak gözaltına aldı. Ben itiraz edince, bir polis müdürü ‘arkadaşın polislere taş atmış’ dedi. Bunun inandırıcı olmadığını, onun sadece gazetecilik yaptığını, uygulamanın keyfi olduğunu söyledim” dedi. Kalpak, Gök’ün önce “polise taş atmak” ile, bu suçlama tutmayınca ‘kitleyi yönlendirmekle, ardından not defterinde pankart, döviz ve sloganlar yazılı olduğu gerekçesiyle, son olarak da Roj TV’ye bağlandığı gerekçesiyle “örgüt propagandası” iddiasıyla tutuklandığını ifade etti. Avukat Servet Özen’in, kötü muamele iddiasında suç duyurusunda bulunacak. DİHA Ajansı, daha önce de yaptığı açıklamada, ajans çalışanları Ali Buluş, Mehmet Karaaslan, Faysal Tunç ve Behdin Tunç’un da “PKK ile bağlantılı olmak” suçlamasıyla hapiste bulunduğunu açıklamıştı. Ancak tutuklamaların kesin olarak “gazetecilik faaliyetleri” ile ilgili olup olmadığı henüz bilinmiyor.
Azadiya Welat Gazetesi eski Yazı işleri Müdürü Vedat Kurşun, Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan bir davada ifade vermediği gerekçesiyle 29 Ocak 2009’da İstanbul Atatürk Havalimanı’nda gözaltına alındıktan sonra tutuklandı. 30 Ocak’ta tutuklanarak Diyarbakır D Tipi Cezaevi’ne gönderilen Kurşun, 10 Eylül’de Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde hakim karşısına çıkacak. Hakkında 20’nin üzerinde dava açılan Kurşun, gazetenin birçok sayısında yayımlanan haberlerde “PKK örgütünün propagandasını yaparak yardım ve yataklık etmek” ile suçlanıyor.
Basın ve İfade Özgürlüğü Davaları
Gaziantep 2. Asliye Ceza Mahkemesi, haftalık Çoban Ateşi gazetesinde 8 Kasım 2007 tarihinde yayımlanan Berkant Coşkun’a ait “Anne beni askere yollama” başlıklı yazıdan yazı işleri müdürü Yasin Yetişgen’i yargılamaya 1 Ekim’de devam edecek. Cumhuriyet Savcısı Mahmut Yalçın Arı, 9 Mayıs 2008’deki duruşmada, Yetişgen’in 5816 sayılı Atatürk Aleyhinde İşlenen Suçlara İlişkin Kanun ve TCK’nın “halkı askerlik soğutma” fiilini düzenleyen 318. maddesinden cezalandırılmasını istemişti. Arı, Yazının son paragrafında yer alan “tırmandırılan savaş rantçılığı teşhir edilmeli ve kirli bir savaşın parçası olmamak için askerlik yapma konusunda vicdani ret kullanılmalıdır” ve “Mustafa Kemal’in bizzat dersim katliamı emrini vermesinden tutun da” şeklindeki sözleri suça gerekçe yapmıştı. Son duruşmada Yetişgen ek savunma verirken mahkeme, ek savunmamın incelenmesi ve gazetecinin basın suçlarından oluşan sabıkasına dair dosyasının incelenmesi için yargılamayı 1 Ekim’e bıraktı. Yetişgen’in, 3 Ağustos 2007’de çıkan “Antep ve Çoban Ateşi” yazısında “Antep Kuzey Kürdistan’ın bir sanayi kentidir” ifadesi geçtiği için yargılandığı dava da aynı görülecek. Hakkında “kin ve düşmanlığa tahrik” iddiasıyla dava açılan yazının yurtdışında yaşayan yazarı Hurşit Kaşıkkırmaz hakkında da tutuklama kararı çıkarılmıştı.
İskenderun 2. Asliye Ceza Mahkemesi, Abdullah Öcalan için “sayın” ifadesinin kullandığı için DTP İskenderun İlçe Başkanı Mahmut Aydıncı, sözleri haberleştirdiği için de Demokrat İskenderun gazetesi sahibi Ersen Korkmaz’ı “suç ve suçluyu övmek”ten yargılıyor. 18 Kasım 2008’de çıkan “İmralı Cezaevi ve uygulamalarına son verilmesi toplumsal barışa büyük katkı sunması açısından önemsenmelidir” sözlerinden dolayı Korkmaz ve Aydıncı, bir daha 18 Eylül’de hakim karşısına çıkacak. İskenderun Cumhuriyet Savcısı Mustafa Tarsuslu, 24 Aralık 2008’de açtığı davada, Aydıncı ve Korkmaz’ın, TCK’nın 215. maddesi uyarınca cezalandırılmasını talep etmişti. Korkmaz, TKP’nin bir panelini izledikten sonra “Kürtlerin Önderi Alındı Faşistlere Teslim Edildi” başlığıyla haberleştirdiği için de eski TCK’nın 159. maddesi uyarınca da yargılanıyor. “Askeri ve emniyet kuvvetlerini tahkir ve tezyif” iddiasıyla Korkmaz ve TKP yetkilisi Necmettin Salaz’ın, üç yıl hapsi isteniyor. Eski belediye başkanının Sulh Hukuk Mahkemesi’nde açtığı davada 10 bin TL tazminat istemiyle yargılanan gazeteci, 21 Ekim’de hakim karşısında olacak.
Başbakan Erdoğan’ı eski ABD Başkanı George W. Bush’un köpeği şeklinde tasvir ettiği için bir süre tutuklanan Britanyalı kolaj sanatçısı Michael Dickinson hakkında Kadıköy 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nin verdiği beraat kararı Yargıtay’ca bozuldu. 23 yıldır Türkiye’de yaşanan ve bir süre Yeditepe Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak da görev yapan Dickinson, Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin verdiği bozma kararından sonra Türkiye’den ayrıldı. Yargıtay’ın 25 Mayıs’ta oybirliğiyle verdiği kararında, “İngiliz vatandaşı olup 20 yıldır Türkiye’de yaşayan ve çeşitli eğitim kurumlarıyla üniversitelerde hocalık yaptığı anlaşılan sanığın, Türk örf ve adetlerinden uzak olmayan bir yaşantı içinde olduğu ve eylemin ülke kamuoyundaki etkisini bilebilecek durumda bulunduğu gözetilmeden suça konu kolajın siyasi eleştiri ve mesaj içerdiği, sanığın suç kastının bulunmadığı biçimindeki yasal olmayan gerekçeyle hükümlülüğü yerine beraat kararı verilmesi yasaya aykırı ve Cumhuriyet savcısının temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden hükmün bozulmasına karar verildi” deniliyor. Mahkeme, Dickinson’u TCK’nın 125. maddesi uyarınca hapis istemiyle yargılamış, sonunda beraat ettirmişti. Britanya’dan Daily Mail gazetesi, Dickinson’un, “Şok oldum önce inanamadım. Eşyalarımı toplayarak ilk uçağa bindim, İngiltere’ye geldim. 23 sene sonra Türkiye’den ayrıldığım için üzgünüm ama Türk konukseverliğini cezaevinde tekrar tatmayı arzulamıyorum” sözlerini yansıttı.
Bakırköy 10. Sulh Ceza Mahkemesi, İzmir’de “seçimde Kürtçe propaganda yaptıkları”, iddiasıyla DTP Karabağlar Belediye Başkan adayı Cemal Coşgun ile Gaziemir Belediye Başkan adayı Şehmuz Seyhan’ı Siyasi Partiler Yasası’na muhalefet etmekten yargılamaya 31 Temmuz’da başlayacak. İzmir Sulh Ceza Mahkemesi, 29 Mart Yerel Seçimleri’nden iki gün önce Kürtçe propaganda çalışması yürüttükleri gerekçesiyle yargılanan iki DTP’linin talimatla ifadesini alacak. 10 Nisan 2009 tarihinde iddianame düzenleyen İzmir Cumhuriyet Savcısı Zafer Sercan Yetişer, belgede “Sanık, Anayasa ve yasaların toplumsal ihtiyacı karşılayacak yasalar olmadığı için Kürtçe konuştuğunu ifade ederek suçlamayı kabul ettiğini açıkça beyan etmiştir” ifadesine yer vermişti. Kendi tabanlarına Kürtçe olarak partilerinin hükümet politikalarına yönelik eleştirilerini dile getirdiklerini ifade eden Coşgun, Digor Savcısı Ömer Tütüncü’nün benzer bir davada kovuşturmaya gerek görmediğini de hatırlatarak, “Ben bir Kürdüm, dilimden dolayı yargılanıyorsam bu kendisi demokratik olarak nitelendiren bir devlet için bir utançtır. Gerçek demokrasi için devletin kendi Kürdüyle, Alevisi’yle, işçisi emekçisi ve dindarıyla barışması zorunludur” dedi.
26 Haziran’da İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi, Hrant Dink cinayetinde polis ve jandarma ihmallerinin anlatıldığı “Dink Cinayeti ve İstihbarat Yalanları” kitabından gazeteci Nedim Şener’i yargıladığı davada şikayetçi polislerin müdahillik taleplerini kısmen kabul etti. Şener, “terörle Mücadelede görev almış kileri hedef gösterdiği, gizli bilgileri temin etmek ve açıkladığı, yargıyı etkilemeye teşebbüs ettiği” suçlamalarıyla 28 yıla kadar hapis istemiyle yargılanıyor. Mahkeme, şikayetçi polisler Ramazan Akyürek, Muhittin Zenit, Fatih Sarı ve Ali Fuat Yılmazer’in “hedef gösterme” suçlamasıyla ilgili müdahillik taleplerini kabul etti. Diğer suçlamalarla ilgiliyse doğrudan zarar görmedikleri gerekçesiyle talebi reddetti. Şikayetçilerden Muhittin Zenit’in katıldığı duruşmada konuşan Şener, “Şikayetçilerin ileride sanık olmak ihtimalleri de var. Başbakanlık Teftiş Kurulu raporunun ardından görevlendirilen iki mülkiyet müfettişi soruşturma yürütmekteler ve rapor hazırlayacaklar. Bu şikayetler, ileride sanık olmamak için, kurumsal değil şahsi kaygılarla yapıldı. “İstihbarat Yalanları gibi cüretkar bir başlık kullanmaya beni zorladılar. Cinayetin siyasi boyutları ve amaçları vardı. Suç işlenmeden bu cinayeti aydınlatmanın yolu yok. Toplumun bilgi alma hakkı ve evrensel insan haklarının gereğini yaptım” dedi. Şener’in avukatı Şeyhnaz Yüzer de, “Şikayetçi, hangi terör örgütüyle mücadele ediyormuş, biz bunu bilemeyiz. İstihbaratçı olması, terörle mücadelede bulunduğu anlamına gelmez. Görevini yapan hiç kimse cezalandırılamaz. AİHM içtihatları göz önünde bulundurulmalı” dedi. Dava 23 Ekim’e ertelendi. Basın Enstitüsü Derneği-IPI Ulusal Komitesi, Türkiye’de basın üzerindeki baskıların her geçen gün arttığına işaret etti; “Şener’in 28 yıl hapis cezası istemiyle yargılanması bunun en çarpıcı örneği” dedi. 301 değişikliğinin basın özgürlüğünü güvence altına almaya yeterli olmadığını duyuran Komite, “Tüm itirazlarımıza rağmen, Türk Ceza Yasası, Basın Yasası ve Terörle Mücadele Yasasında ifade ve basın özgürlüğünü tehdit eden maddeler olduğu gibi duruyor” açıklaması yaptı.Örgüt, Dink’in 19 Ocak 2007’de öldürülmesinde sorumlu tutulan sanık Ogün Samast için bile bu kadar ağır ceza istenmediğine dikkat çekti. TGC, Şener’in iki ayrı davadan yargılandığı, bunun endişe verici olduğunu bildirmişti: “İfade özgürlüğünün sağlanması için öncelikle zihniyetler değişmeli. Bu her açılan dava ile yeniden ortaya çıkıyor.” CHP lideri Deniz Baykal, “Henüz aydınlatılamamış bir olayla ilgili görüşlerini ifade eden gazeteci için hapis cezası istenmesi aykırı bir durum. CHP davayı yakından takip edecektir” dedi.
Sanatçı Ferhat Tunç, “Yeniden Özgür Gündem” gazetesine yazdığı “Bir Devrimci Leyla ve Bir Şarkı” başlıklı yazıda “Adliyeyi tahkir ve tezyif” ettiği iddiasıyla yargılanıyor. Beyoğlu 2. Asliye Ceza Mahkemesi, 19 Ocak 2004’te çıkan ve “Derin Yargı”dan söz eden yazıdan sanatçı ve yurtdışında yaşayan sorumlu müdürü Mehmet Çolak’ı hapis istemiyle yargılıyor. Ayrıca Tunç, 22 Temmuz 2006’da Antalya’nın Alanya İlçesi’nde verdiği bir konserde “Bu ülkede ölen askerler nasıl bu ülkenin evladı sayılıyorsa, öldürülen her gerilla da bu ülkenin evladıdır” dediği için de yargılanıyor. İzmir 10. Ağır Ceza Mahkemesi, “örgüt propagandası yaptığı” iddiasıyla yargılanan davadan beraat etti ancak duruşma savcısı kararı temyiz edince dosya Yargıtay’a taşındı. Tunç, konuşmasında “Bu ülkede ölen askerler nasıl bu ülkenin evladı sayılıyorsa, öldürülen her gerilla da bu ülkenin evladıdır. Ölen her asker için yüreğim yanıyor, öldürülen her gerilla için yüreğim kanıyor” demişti.
MAZLUMDER Van şube başkanı Abdulbasit Bildirici hakkında Yerel Prestij Haber gazetesine Kürt sorunuyla ilgili verdiği röportajdaki sözleri nedeniyle açılan dava düştü. Karar 26 Haziran’da öğrenildi. Savcılık “suçu ve suçluyu övmek”le yargılanmasını istediği Bildirici hakkında hazırladığı mütalaada, davanın süresi içinde açılmadığı söyledi ve davanın düşürülmesini istedi. Bildirici’nin röportajı 2 Aralık 2008’de yayınlanmış, davaysa Mart ayında açılmıştı.Basın Kanunu’nun 26. maddesine göre, “Basılmış eserler yoluyla işlenen veya bu Kanunda öngörülen diğer suçlarla ilgili ceza davalarının günlük süreli yayınlar yönünden iki ay, diğer basılmış eserler yönünden dört ay içinde açılması zorunlu”. Yerel gazete, Kasım ve Aralık 2008’de “…Sorununa Sivil Bakış” başlıklı bir yazı dizisi yayınlamıştı. Bildirici’nin röportajı 2 Aralık 2008’de yayımlandı. Kürt sorununun 2004-05’ten itibaren nitelik değiştirdiğini söyleyen Bildirici, PKK şiddetinin yanı sıra halkın da işin içine girmeye başladığını, devletin de çözüm bulunamazsa “dağa çıkacak o kadar çok insan olduğunu” anladığını söylemişti.
25 Haziran’da Şişli 2. Asliye Ceza Mahkemesi, kaleme aldığı Allah’ın Kızları Romanı’nda “dini değerleri aşağıladığı” ve “halkı kin ve düşmanlığa tahrik ettiği” iddiasıyla yargılanan yazar Nedim Gürsel’i beraat ettirdi. Ali Emre Bukağılı adlı bir kişinin şikayetiyle tutuksuz sanık olarak yargılanan Şener, romanının ikinci baskısı nedeniyle yapılan şikayet 26 Mayıs’ta birleştirilmişti. Mahkeme, “roman bütününde suç kastının bulunmadığı ve suçun yasal unsurları oluşmadığı” gerekçesiyle beraat kararı verdi. Mahkeme, şikayetçinin dilekçesinde suçladığı ifadelerin kitapta yer almadığını belirterek, “Çırılçıplak uzanmış Allah’ın kızları” ifadesinin ne kitabın 120. sayfasında ne de başka bölümlerinde yer almadığını, “Allah sevgili kulları” ifadesi 120. sayfada yer aldığı halde “Allah’ın sevgilileri” olarak suçlama yöneltildiğini açıkladı. Mahkeme, İstanbul Emniyeti yazısında kitabın yayımlanmasıyla kamu düzenini bozucu eylemin resmi kayıtlara yansımadığı, kitabın genelde bir roman havası içerisinde yazıldığı, Hazret-i Muhammet döneminde yaşanmış kimi olayların kopyalanmaya çalışıldığı, daha sonraki 1. Dünya Savaşı sırasında yaşanan olaylara kadar kısmi olayların roman tarzında anlatılmaya çalışıldığını bildirdi. “Peygamber Efendimizin pek çok kez haksızlıklara maruz bırakıldığı gerçeği karşısında hukuksal olarak TCK’nın 216. madde gerekçelerinde dine salt yüz çevirme, soyut ret veya saygısızlık ifade eden bir davranışta bulunma veya bu yönde sözler sarf etme suçunun gerçekleşmesi bakımından yeterli olmadığı, fiilin suç teşkil etmesi için bunların ötesinde ağır ve yoğun bir tarzda kin ve düşmanlığa tahrikin varolması gerektiği, kamu güvenliğinin bozulması tehlikesinin somut olgulara dayalı olarak varlığı gereklidir.”
24 Haziran’da Ardahan 2. Asliye Hukuk Mahkemesi, kişilik haklarına hakaret iddiasıyla yargıladığı Kuzey Doğu Anadolu Gazetesi sorumlu müdürü Fakir Yılmaz ile Kuzey Doğu Anadolu ve Son Vilayet Gazeteleri Sahibi Selmi Yılmaz’ın dosyalarını bilirkişiye göndermeyi reddetti.Ardahan Adliyesi Hakimi Dilek Şen ve yine Ardahan Savcılarından Emrah Ünal, gazetenin 14 Mayıs 2009 tarihli sayısında “Reddi hakim mi yapsaydım!” başlığıyla bir yazıda hakaret niteliğinde ifadeler yer aldığı iddiasıyla iki haberci hakkında 40 bin TL tutarında tazminat talebiyle dava açmışlardı. www.kuzeyanadolugazetesi.com haber sitesinde de yer verilen şikayet konusu yazıda Fakir Yılmaz, “neden yargılandığını bilmediğini söylediği için mahkeme başkanından eşi ve kardeşinin yanında aşağılayıcı muamele gördüğünü savunuyordu; Şen ile aralarında geçen diyalogu özetliyordu. 10 Haziran’da başlayan yargılama 3 Temmuz’da sürecek. İki gazeteci, duruşmanın ardından şikayetçileri Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulu’na (HSYK) şikayet ettiklerini açıkladılar. Yazısında Fakir Yılmaz, “neden yargılandığını bilmediğini” ifade ettiği mahkeme başkanının yaklaşımını eleştiriyordu; kendini neden yargıladığını bilmeden yargıladığını savunarak, aralarında geçen diyalogu özetliyordu. Duruşmaya geç alındığını yazan Yılmaz, iş yoğunluğu nedeniyle hakimin gergin olduğunu, iddianameden haberi olmadığını söylemesi üzerine hırsını kendisinden çıkardığını, eşi ve kardeşinin yanında kendisini küçük düşürdüğünü savunuyordu. Gazeteci,duruşma salonun girerken “salonun teknolojik donanımı karşısındaki hayranlığına, hakime hanımın güzelliğine ve savcının saçlarının dökülmesi”ne ilişkin anlatımlarda bulunuyordu. Gazetecilere bir başka dava da, Taraf gazetesinde 11 Ocak 2009’da da yayımlanan “Ardahan’da yetkililer ‘Çıldır’mış olmalı” haberi nedeniyle Çıldır Kaymakamı Önder Çan’ın şikayetiyle açıldı.
Ankara 25. Asliye Hukuk Mahkemesi, Hrant Dink cinayeti sanığı Erhan Tuncel’le yaptığı telefon görüşmesiyle gündeme gelen polis memuru Muhittin Zenit’in şikayetiyle bianet sitesini yargılamaya 24 Haziran’da devam etti. Dink öldürülmeden hemen sonra Tuncel ile yaptığı görüşmede sarf ettiği “Ne oğlum direkt kafaya sıkmışlar…Tek farklılık. Kaçmayacaktı ama bu kaçtı” sözleri nedeniyle eleştirilen dönemin Trabzon Emniyeti istihbarat görevlisi Zenit, bianet’ten 25 bin TL manevi tazminat talep ediyor. Zenit şikayetini, 30 Eylül 2007 tarihinde “Vurulacak Şekil Belliydi” başlığıyla ve 28 Nisan 2008 tarihinde “Dink Cinayetinde Yeni Kanıt: Muhsin Başkan’la Yasin Konusunda Görüşeceğiz” başlığıyla bianet’te çıkan haberler nedeniyle yapmıştı. Mahkeme başkanı Hakim Ömer Kızılkaya, vakfın mali durumunun araştırılarak en son bilançosunun bir suretinin dosyaya sağlanması için Beyoğlu Emniyet Müdürlüğü’ne yazı yazılmasına karar vermiş; yayınla ilgili suç duyurusu olup olmadığının Emniyet Genel Müdürlüğü’ne sorulmasına karar vermişti. Mahkeme, yayınlardan İPS İletişim Vakfı’nın sorumlu tutulamayacağı gerekçesiyle “husumet” yönünden davanın reddedilmesi için vakıf avukatlarının ilettiği başvuruyu reddetmişti. Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesi, Zenit’in, NTV’ye açtığı 90 bin YTL’lik tazminat davasını kısmen kabul ederek 5 bin TL tazminata hükmetti. NTV’nin avukatları, kararı temyiz ettiler.
19 Haziran’da Şişli 2. Asliye Ceza Mahkemesi Savcısı, Evrim Teorisinin savunucularından Richard Dawkins’in “Tanrı Yanılgısı” adlı kitabını Türkçe’ye kazandıran Kuzey Yayınları sahibi Erol Karaaslanhakkındaki davanın reddedilmesini istedi. Emre Bukağılı adlı bir kişinin şikayetiyle açılan davadan geçen yıl önce beraat eden Karaaslan, kitabın Musevilik dinine, Allah’a ve peygamberlere hakaret ettiğini savunan Sonia Eskinazi’nin şikayetiyle bir kez daha “halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek veya aşağılamak” iddiasıyla hapis istemiyle yargılanıyor.Yakışan, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesinin din ve vicdan özgürlüğünü de kapsadığını vurguladıktan sonra, “Bilimin gelişebilmesi için her konuda eleştirileri ve şüpheci yaklaşımı olması gerektiği tarafımızca da kabul edildiği, aksi taktirde bütün toplumun dogmaların esiri olur” dedi. Karaaslan da, “Herhangi bir dine inanmadığını müteakip defalar kitapta anan yazar (Dawkins), dinleri eleştirmiş, mantıksız yönlerini ortaya koymuş, iddialarını desteklemek için bilimsel çalışmalardan yararlanmıştır. İfade ve düşünce özgürlüğü kapsamında dinlerin ve inançların eleştirilebilmesi bir haktır” dedi. Eskinazi’nin avukatı Pervin Bıyıklıoğlu’nun mahkeme başkanı Hakim Hakkı Yalçınkaya ile ilgili yaptığı reddi hakim başvurusu, savcının da karşı çıkmasıyla reddedildi. Yargılamaya 7 Temmuz’da devam edilecek. Bu arada, kitapla ilgili İstanbul Emniyeti’nden herhangi bir kamu düzenine bozucu genel bir olayın meydana gelip gelmediğini sorulacak.
18 Haziran’da Anayasa Mahkemesi, yıllardır gazetelerin bir aya kadar kapatılmasına zemin oluşturan Terörle Mücadele Yasası’nda 29 Haziran 2006’da yapılan değişiklikleri korumaya karar verdi. Bazı hükümleri Anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in iptalini istediği düzenlemeleri esastan görüşen Anayasa Mahkemesi, “Cumhuriyet savcısının emriyle tedbir olarak 15 günden bir aya kadar yayın durdurulmasına” olanak sağlayan düzenlemenin iptalini reddetti. Buna göre, “Terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde suç işlemeye alenen teşvik, işlenmiş olan suçları ve suçlularını övme veya terör örgütünün propagandasını içeren süreli yayınlar hâkim kararı ile; gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de Cumhuriyet savcısının emriyle tedbir olarak 15 günden bir aya kadar durdurulabilir. Cumhuriyet savcısı, bu kararını en geç 24 saat içinde hâkime bildirir. Hâkim 48 saat içinde onaylamazsa, durdurma kararı hükümsüz sayılır” düzenlemesi yürürlükte kalacak. Basın ve yayın organlarının sahipleri ve yayın sorumluları için, terör örgütünün propagandası yapılması hallerinde, “suçun işlenişine iştirak etmemiş olsalar dahi” bin günden on bin güne kadar adlî para cezası verilmesine dair düzenleme ise, “yayın sahipleri” için iptal edildi. Karara göre, yayın sahipleri “terör örgütü propagandası”ndan sorumlu tutulamayacaklar. Ayrıca, “Yukarıdaki fıkralarda belirtilen fiillerin basın ve yayın yoluyla işlenmesi hâlinde, basın ve yayın organlarının suçun işlenişine iştirak etmemiş olan sahipleri ve yayın sorumluları hakkında da bin günden onbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur. Ancak, yayın sorumluları hakkında, bu cezanın üst sınırı beşbin gündür” düzenlemesinden “basın organ sahipleri” ifadesi çıkarıldı. Buna göre, “İsim ve kimlik belirterek veya belirtmeyerek kime yönelik olduğunun anlaşılmasını sağlayacak surette kişilere karşı terör örgütleri tarafından suç işleneceğini veya terörle mücadelede görev almış kamu görevlilerinin hüviyetlerini açıklayanlar veya yayınlayanlar veya bu yolla kişileri hedef gösterenler bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” düzenlemesinden medya sahipleri muaf tutulacak. Günlük gazetesi yayın yönetmeni Filiz Koçali, Anayasa Mahkemesi’nin yargılama yapılmadan dahi yayın durmaya olanak sağlayan düzenlemeyi iptal etmemesiyle ilgili, “vahim bir durum” dedi.
17 Haziran’da Bursa 1. Sulh Ceza Mahkemesi, üniversite harçlarını protesto ederken “Ampul Tayyip” sloganı attıkları gerekçesiyle yargılanan Halkevleri ve KESK üyeleri Murat Şenol, Hüseyin Sevgi,Mehmet Emre Battal, Taylan Uztürk, İbrahim Koyuncular, Pınar Koyuncular, Ahmet Keskin ve Onural Keskin’i beraat ettirdi. Mahkeme atılı “suçun unsurlarının oluşmadığı” gerekçesiyle tutuksuz sanıkları akladı. Bu davada beraat eden iki sanığın da aralarında bulunduğu toplam altı sanık, katıldıkları bir başka eylemde aynı sloganı attıkları için 11’er ay 20’şer gün hapis cezasına çarptırılmıştı. Mahkeme verilen bu cezayı daha sonra ertelemişti. 1 Nisan 2008 tarihinde, Sosyal Güvenlik Reformu’nu eleştirmek için Altıparmak Caddesi’nden Heykel’e kadar protesto yürüyüşü yapan eylemciler, “Ampul Tayip” yazılı pankart açıp slogan atmıştı. Polis, sekiz sanığı gözaltına aldıktan sonra serbest bırakılmıştı. Mart 2008’de üniversite harçlarını protesto eden ve Başbakan için “Ampul Tayyip” sloganları atan Betül Öztürk, Hasan Özaydın, Berna Özaslan ile O.K. hakkında Bursa 4. Sulh Ceza Mahkemesi’nde de ‘hakaret’ suçundan dava açılmıştı. 4 Mart’ta mahkeme, Battal, Ahmet Keskin, Betül Öztürk, Hasan Özaydın ve Berna Özaslan’a 11’er ay 20’şer gün hapis cezası verirken, O.K.’nin dava dosyasını ise Çocuk Mahkemesi’ne göndermişti. Mahkeme hakimi sanıklara verilen hapis cezasını daha sonra ertelemişti.
Hukukçu Erdal Doğan, gazeteci Hrant Dink’in katledildiği 19 Ocak 2007 günü NTV, Habertürk ve STV kanallarında yaptığı açıklamalar nedeniyle Ergenekon sanığı Emekli Tuğgeneral Veli Küçük’ün açtığı 10 bin YTL’lik tazminat davasından yargılanıyor. Dava önce müşteki avukatlarının mazeret bildirilmeden katılmadıkları gerekçesiyle düşen dava, ek girişimle yeniden açılmıştı. Beyoğlu 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde yargılanan Doğan, müvekkili Dink’in öldürülmeden önce 301. maddeden yargılandığı davaya Veli Küçük’ün müdahil olmak istediğini ifade etmişti. Doğan, “Bu davada Veli Küçük kendi el yazısıyla davaya taraf olmak için dilekçe sundu. Bu olaydan sonra ise Hrant kendini daha çok tedirgin hissederek, bunu aile ve yakın çevresine ve tarafıma iletti. Çünkü Veli Küçük sokaktan geçen herhangi bir kişi değil. Bunu herkes iyi bilir” demişti. Dava 5 Kasım’da devam edecek.
Eylemlere katılan çocukların tutuklanıp ağır cezalara mahkum edilmelerini Roj TV yayınında eleştiren İHD Adana Şube Başkanı Ethem Açıkalın hakkında “kin ve düşmanlığa tahrik” iddiasıyla dava açıldığı 17 Haziran’da öğrenildi. Çocukların hukuki durumuyla ilgili 29 Kasım 2008’de Roj TV’ye bilgi veren ve yargılamalara tepki gösteren Açıkalın, 27 Ekim’de Adana 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nde hakim karşısına çıkacak.Adana Valisi İlhan Atış’ın, “gösterilere katılan çocukların ebeveynlerinin yeşil kartları iptal edilsin” önerisini eleştirdiği için ve “kirli savaş”tan söz ettiği için hedef alındığını söyleyen Açıkalın, yakıcı bir sorunla ilgili düşüncelerini paylaşmaktan başka bir şey yapmadığını, bugüne kadar Adana’da yedisi tutuklu 84 çocuğun toplam 382 yıl 11 ay hapis cezasına çarptırıldığını ifade etti. Açıkalın, DTP il binasına yönelik polis baskına tepki gösterdiği için “polise mukavemet”ten de yargılanıyor.
Sincan 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin, “Dünya Anadil Günü”nde Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki grup toplantısında Kürtçe konuşan DTP yetkilileri Ahmet Türk ve Selahattin Demirtaş’ın yargılanmasını istediği 15 Haziran’da öğrenildi. Mahkeme, Türk ve Demirtaş hakkında Ankara Başsavcılığı’nın verdiği takipsizlik kararını kaldırarak, DTP’lilere soruşturma açılmasını istedi. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturmanın ardından Anayasa’da ve Meclis İçtüzüğü’nde Türkçe’den başka bir dil kullanmanın suç teşkil etmediği gerekçesiyle takipsizlik kararı vermişti. Bu kararın alınmasını yaptığı itirazla sağlayan MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, Digor Savcısının üç DTP’liyle ilgili takipsizlik kararını da incelediklerini söyledi.
Kars Digor Cumhuriyet Savcısı Ömer Tütüncü, seçim kampanyasında Kürtçe konuştukları için Digor Emniyeti Müdürlüğü’nün şikayeti üzerine başlattığı soruşturmada DTP Dağpınar Belediye Başkanı Ayhan Erkmen, Kars İl Başkanı Veli Mükyen ve partinin Genel Merkez Yöneticisi Cemal Coşğun’la ilgili takipsizlik kararı verdi. 12 Haziran’da öğrenilen kararı, seçmenlere Kürtçe seslenince Siyasi Partiler Kanunu uyarınca mahkum edilen ve bu nedenle AİHM’e başvuran siyasetçi Orhan Miroğlu olumlu karşıladı. 25 Mayıs’ta alınan kararında Tütüncü, “Her ne kadar her iki kanun içeriğinde Türkçe’den başka dil ve yazı kullanılması yasaklanmış ise de, 1 Ocak 2009 tarihinden itibaren TRT Kurumu’nun 6. kanalında, TRT Şeş adı altında Kürtçe diliyle yayın hayatına başlandığı gibi medya organlarında da görüldüğü üzere devletin üst düzey noktasında bulunan yönetici ve bürokratların dahi Kürt ırkına mensup Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları ile görüşmeleri sırasında Kürtçe hitap ettikleri gerçeği karşısında artık bu iki kanunda ‘Türkçeden başka dil kullanılması yasaktır’ hükmünü taşıyan maddelerin hükümsüz kaldığı ve uygulama olanağının bulunmadığının kabulü gerekmekle, şüpheliler hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verildi” dedi.
12 Haziran’da Sincan 2. Ağır Ceza Mahkemesi, 24 Şubat’ta TBMM Grup toplantısındaki konuşmasının bir bölümünü Kürtçe yapan DTP lideri Ahmet Türk, Grup Başkanvekili ve Diyarbakır milletvekili Selahattin Demirtaş hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın verdiği takipsizlik kararı kaldırdı. Takipsizlik kararına MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural’ın yaptığı itirazı görüşen Sincan 2. Ağır Ceza Mahkemesi, Başsavcılığın, konuşmalara ilişkin dosyadaki CD’lerin çözümlerini yaptırmadığı ve konuşmaların içeriği belirlenmeden böyle bir karar verildiği gerekçesiyle takipsizlik kararını kaldırdı. Mahkeme, soruşturma yürütülmesi gerektiğine hükmetti.
Taraf gazetesinin 28 Mart 2008 tarihli sayısında yayımlanan “Büyükanıt da hedefti” başlıklı manşet haberi nedeniyle Yayın yönetmeni ve yazar Ahmet Altan Kadıköy 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde 12 Haziran’da yargılanmaya başladı. Altan hakkında, “Gizliliğin ihlali” ve “adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs” suçlamalarıyla dava açılmıştı. Çoğu Ergenekon Soruşturma kapsamında olmak üzere, Ahmet Altan, Yasemin Çongar, Nevzat Çiçek, Mehmet Baransu, Bahar Kılıçgedik, Başar Arslan, Sibel Hürtaş, Adnan Keskin ve Adnan Demir hakkında “soruşturmanın gizliliğini ihlal”, “adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs” ve “yargıyı yapanı etkilemek” gibi suçlamalarla 80’in üzerinde ceza davası sürüyor. Avukat Ergin Cinmen, “Henüz bir karar çıkmadı ancak eğer mahkemeler bu davalarda cezalandırmaya giderse ve bu hükümler Yargıtay’da onanırsa bu dosyalar AİHM’e gider. Türkiye yeniden 95’lerin Türkiye’sine döner, bu da Türkiye’nin yeniden insan haklarını sistemli olarak ihlal eden ülkeler kategorisine girmesi demektir. Yargıçlar mutlaka AİHM ile ilgili kriterleri gözetmeli. Aksi taktirde, yargıç kararlarıyla Avrupa Birliği süreci tehlikeye girer, Türkiye Avrupa Konseyi nezdinden çok zor durumlara düşer” dedi. Ergenekon Soruşturması’nın başladığı Haziran 2007’den bu yana aynı suçlamalarla Doğan Grubu’na bağlı medya kuruluşlarına 200’ün üzerinde dava açıldığı biliniyor.
11 Haziran’da İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi, Kandil Dağı’nda PKK örgütü yöneticileriyle röportaj yapan hak savunucusu Hakan Tahmaz’dan sonra yazılara yer veren Birgün gazetesi sorumlu müdürü İbrahim Çeşmecioğlu’nun savunmasını aldı. Çeşmecioğlu, suç unsuru olmadığına ve yapılanın bir gazetecilik çalışması olduğuna kanaat getirerek yazılara yer verdiklerini söyledi; PKK örgütünün propagandasının yapılmadığı, Kürt Sorunu’nun çözümüne etkisi olabilecek insanların görüşlerine başvurulduğunu ifade etti. Mahkeme, gazetenin 9 Ağustos 2008 tarihli sayısında yayımlanan “Tek Taraflı Ateşkes Sorunu Büyütüyor” başlıklı röportaj nedeniyle Tahmaz, Birgün gazetesi imtiyaz sahibi Bülent Yılmaz ve Çeşmecioğlu’nu “PKK örgütü açıklamalarına yer verdikleri” gerekçesiyle hapisle yargılıyor. Yargılamaya 15 Eylül’de devam edilecek. Savcının mütalaasını sunmasından sonra sanıklar esas hakkında savunmalarını yapacaklar.
10 Haziran’da İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi, Günlük gazetesinin yazarı Veysi Sarısözen ve imtiyaz sahibi Ziya Çiçekçi’yi “PKK örgütünün propagandasını yaptıkları” iddiasıyla yargılanmaya başladı. 6 Şubat 2009’da yayımlanan “Örgüt propagandasını biz yapmıyoruz halk yapıyor” başlıklı yazısından Sarısözen ve Çiçekçi’nin, TMY’nin 7/2 maddesi uyarınca 7,5 yıla kadar hapisleri isteniyor. Mahkeme, Çiçekçi’ye bin gün adli para cezası karşılığında 20 bin TL’lik ön ödeme cezasının 10 gün içerisinde yatırılması halinde davanın düşürüleceğini bildirdi. Süre içerisinde ceza ödenmezse Çiçekçi’nin yargılamasına devam edileceği uyarısında bulunan mahkeme, 26 Ekim’de görülecek bir dahaki duruşmada Sarısözen’in ifadesine başvuracak. Bu arada gazetenin periyodik yayın durumu da araştırılacak.
4 Haziran’da Gaziantep 2. Asliye Ceza Mahkemesi, Gaziantep Çoban Ateşi gazetesi yazı işleri müdürü Yasin Yetişgen’i, q, w, x harflerinin de geçtiği yazılar nedeniyle yargıladığı davadan “suçun unsurları oluşmadığı” gerekçesiyle beraat ettirdi. “Şapka ve Türk harfleri”ne dair TCK’nın 222. maddesi uyarınca yargılanan Yetişgen, iki aydan altı aya kadar hapis istemiyle yargılanıyordu. Savcı Mahmut Yalçın,”Yasa, Arap harflerinin kullanılmasını önlemeye yönelik çıkarıldığı gözönüne alınmalı” dedi. Gazetenin 17 Ocak 2008 tarihli 40. sayısında Kürt şair Abdula Pêşew, 31 Ocak 2008 tarihli 41. sayısında ise Ahmed Arif’in Kürtçe biyografisi ve şiiri gerekçe gösterilerek Gaziantep C. Başsavcılığı’nın talebiyle toplatılmıştı. Gaziantep 2. Sulh Ceza Mahkemesi, iki sayı için açılan iki davayı birleştirmişti. Yargılamanın üçüncü duruşmasında ise beraat kararı çıktı.
Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, bu yılki Newroz Bayramı’nda Bağlar İlçesi’nde yaptığı konuşma nedeniyle DTP lideri Ahmet Türk’ün dokunulmazlığının kaldırılması için fezleke hazırladığı 29 Mayıs’ta gündeme geldi. Başsavcılık, Türk’ün ”terör örgütü propagandası yapıldığı” iddiasıyla düzenlediği fezleke, TBMM Başkanlığı’na sunulmak üzere Adalet Bakanlığı’na gönderildi. 21 Mart 2009’da yaptığı konuşmada PKK örgütünün cezaevindeki lideri Abdullah Öcalan’ı Güney Afrika’da ırkçılığa son veren ve siyahlara özgürlük getirmek için yıllarca hapiste kalan Nelson Mandela’ya benzeten Türk hakkında Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı inceleme başlatmıştı.
Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesi, Britanya’nın başkenti Londra’daki Suas Üniversitesi’nde yaptığı konuşmada, “İnsan için beyin ve yürek neyse Kürt halkı için PKK ve Öcalan o demektir. Kürt halkı için yeni bir yaşam kurdu öyle ki varlığından utanır hale gelmiş halka özgürlük ve direniş ruhu kazandırdı” dediği iddiasıyla Leyla Zana’yı “PKK örgütü propagandası yapmak” suçlamasıyla yargılıyor. 26 Şubat’ta duruşma savcısı eski DEP’linin cezalandırılmasını talep etmişti. 24 Mayıs 2008 tarihinde düzenlenen bir seminerinde yaptığı konuşmadan Zana’nın beş yıl hapsi isteniyor. Yargılamaya 28 Temmuz’da devam edilecek. Suçlamalara yanıt veren Zana, suça gerekçe gösterilen sözleriyle PKK’nin hapisteki lideri Abdullah Öcalan’dan söz edip etmediğini hatırlamadığını, ancak dile getirdiği görüşlerini düşünce özgürlüğü kapsamında ifade ettiğini kaydederek, hakkında beraat kararı verilmesini istedi. Zana’nın sözlerinin Roj TV’nin haber bülteninde yayınlanan ve Emniyet Müdürlüğü’nden gönderilen çözüm metninin mahkemede okunmasından sonra söz alan duruşma savcısı, sunduğu esas hakkındaki mütalaasında Zana için mahkumiyet istedi. Yargılama, Zana’nın avukatlarının, esas hakkında savunmalarını hazırlamaları için ileri bir tarihe bırakıldı. Milletvekili olarak TBMM’de yaptığı Kürtçe yemin nedeniyle 1994 yılında tutuklanan, 15 yıl hapse mahkum edilen ve 2004’te de tahliye edilen Zana için Türkiye’de ve Fransa’da bir kampanya düzenleniyor. Zana hakkında açılmış 10’u aşkın dava var.
28 Mayıs’ta Silivri 1. Asliye Ceza Mahkemesi, Hakan Taştan ve Turan Topal’ın “Protestanlığı yaydıkları” gerekçesiyle yargılandığı davada soruşturmanın genişletilmesi ve “misyonerliğin adliyelerdeki yaygınlığına tanıklık etmeleri” için İstanbul ve Beyoğlu adliyesinden iki çalışanın dinlenmesine karar verdi. Dava, jandarmaya Silivri’nin Hristiyanlar için “kutsal bir yerleşim haline getirilmek istendiği, misyonerlerin buradaki okullarda örgütlenmeye çalıştığı; Türklüğü, askerlik hizmetini ve İslamiyet’i aşağılayıcı konuşmalar yapıldığı” yönündeki bir ihbar üzerine açılmıştı. Taksim’deki Türk Protestan Kilisesi üyesi sanıklara yönelik suçlamalar arasında “misyonerlik faaliyetinde bulunmak, çoğu öğrenci olan müştekilere ücretsiz İncil, Hıristiyanlık’la ilgili kitap ve CD verilmesi” de var. Üç yıldır süren davada Taştan ve Topal, “kin ve düşmanlığa tahrik ettikleri” ve “hukuka aykırı şekilde veri topladıkları” iddiasıyla yargılanıyorlar. Adalet Bakanlığı, devlet kurumlarını eleştirdikleri gerekçesiyle iki gencin TCK’nın 301. maddesinden yargılanmalarına izin vermişti. Mahkeme, operasyonu yapan iki jandarma görevlisini tanık olarak dinlemek de istiyor.
DİHA muhabirleri Sertaç Kayar ve Yunus Tosun, Beyoğlu Dolapdere’de, eylem izlerken gözaltına alındıktan sonra şimdi de eyleme katıldıkları gerekçesiyle yargılanıyorlar.20 Ekim 2008’de savcılıkça serbest bırakılan iki muhabirin, “Yasadışı gösteri sırasında yanıcı madde kullanmak ve kamu malına zarar vermek” iddiasıyla cezalandırılmaları isteniyor. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada iki kişi, eylemi izlerken haberci olarak gözaltına alındıklarını ve haber materyallerine de el konduğunu söylediler. Kayar ve Tosun, söylediklerinin savunma yerine geçmesini istemediklerini, durumu izah etmeye çalıştıklarını ifade ederek suçlamaları reddettiler. Yargılamaya 1 Ekim’de devam edilecek. Polis, Dolapdere’de bir inşaat bölgesinde iş makinelerine yönelik molotoflu saldırı düzenleyen grubu izlerken “çevredeki evlerin, pencere ve balkonlardaki vatandaşların bağırarak işaret etmeleri üzerine, kaçan grubun arkasından ayrılan” DİHA stajyer muhabiri Tosun ile muhabir Kayar’ı, üzerlerindeki fotoğraf makinesi, el kamerası ve gaz maskeleriyle birlikte gözaltına aldı.
28 Mayıs’ta Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi, Maoist Komünist Partisi üyesi olduğunu ileri sürülen Ökkeş Karaoğlu’nu “örgütü övdüğü” gerekçesiyle yazar Temel Demirer’i beş ay hapse mahkum etti; cezayı ertelemedi. Tunceli 7. Munzur Kültür ve Doğa Festivali’nde konuşma yapan Demirer’in, “Bu salonda en son 30 Nisan 2005 bu yerde yine ben oturuyordum. Yanımdaki arkadaşımın yerinde Sinan oturuyordu. Arkadaki üçüncü arkadaşın yerinde Ökkeş oturuyordu. Ökkeş dedim tanırsınız, 17’lerden, Mercan’da kurşunlanarak, gerçekten tüylerimi diken diken olmaması mümkün değil. Önce onun anısı önünde saygıyla eğildiğimi, TCK’nın suç sayması karşısında bile saygıyla eğildiğimi söylemeyi bir borç bilirim” dediği iddia ediliyor. Yazarın avukatı Şiar Rişvanoğlu, tam 74 kez “anlaşılamadı” denilen ve hatalarla dolu Emniyetin çözüm tutanağına itiraz ettiklerini ifade etmişti.
Alınteri dergisi yazı işleri müdürlüğü yaptığı dönemde hakkında birçok ceza davası açılan Sakine Yalçın, eski Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk’e için “katil” dediği için Şişli 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde hapisle yargılanıyor. Derginin 1 Şubat 2002 tarihli sayısında “Hücre tipi yaşama hayır” başlıklı haber nedeniyle Yalçın, 4 Kasım’da bir kez daha hakim karşısına çıkacak. İlk yargılamada 884 YTL’ye mahkum edilen gazeteci, karar Yargıtay yolu açık olmak üzere verilmesine karşın, 2006 yılında pasaport almaya gittiğinde gözaltına alındı. Yalçın’a serbest bırakılması için para cezası ödettirildi ancak dava sürüyor. Gazeteci, 16 Temmuz 2003’te yer alan “Darbenin kesintisizliği” başlıklı yazıdaki “köylülerin yüzlerine bok süren ve kadınlara tecavüz eden askerler” ifadesi ve TBMM’ye “ahır” denmesi gerekçeleriyle 159. maddeden Şişli 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılanıyor. Adalet Bakanlığı’nın 301 değişikliği nedeniyle yargılanmasına izin vermediği Yalçın, eski TCK’nın 159. maddesinden hala sanık olduğunu, son olarak para cezasına mahkum edildiğini ve cezasının da tekrar suç işleyebileceği kanaatiyle ertelenmediğini ifade etti. Dosyası Yargıtay’da. Yalçın, 14 Ekim 2003’te yayımlanan “Sınıfa karşı. sınıf” yazısından, “orduya hakaret ettiği” iddiasıyla bin 620 TL idari para cezasına mahkum edildi. Halen eski TCK’nın 159. maddesinden yargılandığını açıklayan Yalçın, kararı temyiz ettiklerini bildirdi.
Diyarbakır’ın Sur Belediye Başkanı Abdullah Demirtaş hakkında, PKK örgüt üyesi Burhan Bahtiyar’ın anma etkinliğinde ifade ettiği, “Herkesin göz rengi ayrı olabilir, gerilla annesinin ve asker annelerinin gözyaşları aynıdır. Özgürlük mücadelesinde yaşamını yitirenlere minnet duyuyoruz” sözlerinden dava açılmıştı. Demirbaş, “örgüt propagandası yapmak”la suçlanıyor.
27 Mayıs’ta Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi, PKK lideri Abdullah Öcalan’ın avukatı olduğu dönemde basında çıkan haberler nedeniyle İstanbul’da yargılanan DTP Diyarbakır Milletvekili Aysel Tuğluk’ın talimatlı ifadesi almak için TBMM’ne yazılan müzekkere cevabının beklenmesine karar verdi.Mahkeme, savcının “Meclisin yanıtı beklensin” talebine uygun olarak karar aldı. 27 Nisan’da Meclise yazdığı talimat yazısına yanıt bekleyen mahkeme, Tuğluk’un durumunu 30 Eylül’de bir daha değerlendirecek.Mahkeme, İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi’nin Tuğluk’un, Yargıtay’ın bozma kararından sonra talimatla ifadesinin alınması için gönderdiği talimatın gereğini yerine getirmek istiyor. 27 Mayıs’ta İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi de, 6 Ağustos’a kadar ifadeyi beklemeye karar verdi. Avukat Özcan Kılıç,Abdullah Öcalan’ın avukatı olduğu dönemde müvekkilinin basına yansıyan haberler nedeniyle yargılanmakta olduğunu, Tuğluk ve Öcalan’ın diğer avukatları hakkında İstanbul’da görülen onlarca dava bulunduğunu, bunların bir bölümünün birleştirildiğini söyledi. Kılıç, Tuğluk’un talimatla ifadesinin alınmaya çalışıldığı ve DTP milletvekili Ayla Ata Akat ile Kanal D yapımcısı Mehmet Ali Birand’ın da sanık olarak gözüktüğü İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki bir davayı örnek olarak gösterdi. İstanbul 9., 11. ve 14. Ağır Ceza Mahkemeleri’nde görülen ancak 9. Ağır Cezada birleşen bu dosyada Tuğluk, bir yıl 6 ay hapis ve avukatlıktan yasaklama cezası almıştı. Ancak Yargıtay bu cezayı bozmuştu.
26 Mayıs’ta Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi, DTP lideri Ahmet Türk, DTP eş başkanı Emine Ayna ve Diyarbakır milletvekili Selahattin Demirtaş’ın talimatla ifadelerinin alınmasıyla ilgili süreci 29 Eylül’e bıraktı. Mahkeme, TBMM’nin mahkemeye gönderdiği yanıtın beklenmesine karar verdi. Mahkemenin ifadesini almak istediği milletvekillerinden birisi de Demirtaş. Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi, 5 Temmuz 2005’te ROJ TV’ye yaptığı açıklamalar nedeniyle Demirtaş’ı ertelemeli bir yıl üç ay hapse mahkum etmişti.Mahkeme, bunun dışında, İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi’nin talebiyle Türk’ün, Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi’nin talebiyle de Ayna’nın ifadesini almak istiyor.Demirtaş, Roj TV’de PKK lideri Abdullah Öcalan’a yönelik “tecridin gözden geçirilmesinin, hükümet ve ordunun tecritin kaldırılmasına dönük taleplere duyarlı yaklaşmasının, asker ve PKK’li cenazelerine son vereceği”ne dair sözleri nedeniyle yargılanıyor. Mahkumiyet kararını hem Demirtaş hem de savcılığın temyiz etmesi üzerine dosya Yargıtay’a taşındı.Ancak Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 4 Şubat 2008’de kararı bozdu.Yargıtay, TCK’nın 220/8 maddesi yerine TMY’nin “terör örgütü propagandası yapmak” fiilini düzenleyen 7/2 maddesinden hüküm kurulması gerektiğini belirtti. Yüksek mahkeme, Demirtaş’ın milletvekili dokunulmazlığından yararlanamayacağına dair tespitte de bulundu. Şimdi yerel mahkeme, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nden Demirtaş’ın ek savunmasını almasını istiyor.
Adana 6. Ağır Ceza Mahkemesi, “Kürt Halkı Ayakta… Bu Sese Kulak Verin” başlıklı yazıda “suç ve suçluyu övdüğü” iddiasıyla İşçi Mücadelesi gazetesi yazı işleri müdürü Şiar Rişvanoğlu’nu yargılamaya 26 Mayıs’ta devam etti. 29 Mart seçimlerinde Adana Büyükşehir Belediye başkanlığı için solun ortak adayı Avukat Şiar Rişvanoğlu hakkında Adana 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. Rişvanoğlu, gazetenin Kasım 2008 tarihli sayısında yer alan yazıdan dolayı yargılanmaya 30 Nisan’da başlamıştı. Rişvanoğlu “PKK talimatıyla sokakta eylem yapan çocukları ve ‘terör örgütü lehine, yasa dışı slogan atmak, kamu görevlilerine ve kamu ve şahıs mallarına zarar verme’ suçlarını övmekle suçlanıyor. Bu ilk duruşmada savcı, Rişvanoğlu’nun daha ağır bir ceza gerektiren “örgüt propagandası yapmak”tan cezalandırılmasını talep etti.
25 Mayıs’ta Diyarbakır 6. Asliye Ceza Mahkemesi savcısı, Sur Belediyesi’ndeki hizmetleri Türkçe dışında Kürtçe, Ermenice ve Süryanice verdiği için Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş, belediye başkan yardımcısı Hüseyin Kaya, Satın alma müdür vekili Resül Baran ile kültür işleri müdürü Mehmet Ali Altunkaynak’ın hapsini istedi. Demirbaş ve ona bağlı üç müdürünün, bu hizmetlerde bulundukları ve belediye kaynaklarını bu faaliyetlere ayırdıkları gerekçesiyle, TCK’nın 257. maddesi uyarınca “görevi kötüye kullanarak kamuyu zarara uğratmak” ve 222. maddesi gereğince de “Şapka ve Türk harflerine aykırı hareket etmek” iddiasıyla 3 yıl 6 aya kadar hapisleri isteniyor.Demirbaş, “Bizim ceza alıp almamız Türkiye’nin çok kimlikli, çok kültürlü, çok inançlı ve çok dilli olduğu gerçeğini değiştirmeyecektir” dedi.”Hükümet kendisine hak gördüğünü bize suç görüyor. Bizi yargılayan mahkeme, ben Kürtçe konuşsaydım bana tercüman sağlaması gerekecekti. Ben aynı şeyi yapıp, belediye bütçesinden kaynak aktardığım için suçlanıyorum”. Mahkeme 30 Eylül’de görülecek bir dahaki duruşmada kararını açıklayabilir.
17 Mayıs’ta Emniyet Genel Müdürlüğü’nün, Taraf gazetesinde birlikte yazılar kaleme alan başkomiser Emrullah Uslu ile Polis Akademisi öğretim üyesi Doç. Dr. Önder Aytaç hakkında TCK’nın 301/2.maddesi uyarınca suç duyurusunda bulunduğu gündeme geldi. İki yazar polis, paylaştıkları “Apoletika” adlı köşede TSK, emniyet teşkilatı, yargı ve devlet görevlilerini “küçük düşürücü ve eleştiri amacını aşan ifadelere yer verdikleri gerekçesiyle müfettiş incelemesinin ardından şikayet edildi.Müfettiş raporunda Uslu ve Aytaç’ın 301/2 ve “hakaret” başlıklı 125. maddeleri uyarınca yargılanmaları isteniyordu. Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT), polis, koruculuk gibi sistemler üzerinde hükümetin kararlarını incelediklerini belirten Aytaç, “Avrupa Birliği uyum çalışmalarının yapıldığı bir dönemde, bizim gibi bu tür konuları inceleyen kişilerin tam tersine takdir edilmesi gerekir. Böyle bir uygulamanın yapılacağına inanmak istemiyorum” dedi. Köşenin asıl sahibi kendisinin olduğu, Uslu’nun da bazı konularda kendisine yardımcı olduğunu kaydeden Aytaç, Sadece dışarıdan bakarak eleştiri yapmıyoruz. Olayın içine girmeye çalışarak aynı zamanda çözüm önerileri de ifade etmek için çabalıyoruz. Bu da gurur duyulacak bir şeydir” şeklinde konuştu.Adalet Bakanı Sadullah Ergin soruşturma izni verirse, soruşturma süreci başlayacak. Dava açılmasına da gerek duyulursa Aytaç ve Uslu, iki yıla kadar hapis istemiyle yargılanmaya başlayacaklar.
Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesi, Türkçe ve Kürtçe yazılan 2007 ajandası nedeniyle, eski Baro Başkanı Sezgin Tanrıkulu ve avukat Nesip Yıldırım’ı “suçu övmek” iddiasıyla yargılıyor. 15 Mayıs’ta savunmasını sunan Yıldırım, “Bu benim meşru hakkım. Anadilim Kürtçe. Bu suçlamanın kendisi insan haklarına aykırı” dedi. Savcı, avukatlığın kamu hizmeti olduğunu, baronun da bu ajandayla Türkçe dışında kamu hizmeti sunarak “devletin dili Türkçe’dir” ilkesini ihlal ettiğini, ayrıca Türkçe alfabesi dışında harfler kullandığını, dolayısıyla Tanrıkulu’nun “görevi kötüye kullandığı”nı iddia ediyor. Yıldırım’sa, bu ajandayla ilgili bir yerel gazetenin hedef gösteren yayınından sonra verdikleri “baroma ve ajandama sahip çıkıyorum” dilekçesi nedeniyle, “suçu övmek” suçlamasıyla yargılanıyor. Dava 2 Ekim’de sürecek.
14 Mayıs’ta İstanbul 8. Asliye Ceza Mahkemesi, PKK’nin hapisteki lideri Abdullah Öcalan için getirilen “Sayın Öcalan” yasağını protesto eden DTP’li Mehdi Tanrıkulu ve Hasan Özgüneş’i, “suçluyu övmek”ten yargıladığı davada beraat ettirdi. Tanık olarak dinlenen iki polis memurundan Hanifi Erdoğan, “Basın açıklamasının içerğini bildiğimiz için Tanrıkulu’nu ayırdık ancak açıklama devam etti. Öcalan kelimesi geçince biz şahsı gözaltına aldık” dedi.Diğer polis Yaşar İnal ise, “Basın açıklaması yapmamaları için kendilerini uyardık. Sayın Öcalan demek suçsa biz kendimizi ihbar ediyoruz şeklinde açıklama yapılması üzerine şahsı gözaltına aldık” dedi. Tutuksuz sanık olarak savunmasını sunan Tanrıkulu da, “Her vatandaşın hakkı olan basın açıklaması yapmak üzere toplanmıştık. Gazeteciler de vardı. Yasadışı bir slogan da atmadık. Basın açıklaması yapınca polisler haksız yere müdahale ettiler. Bazı arkadaşlar darp ve cebire maruz kaldılar. Suç olamayan bir şeyden dava açıldı. Beraatimi talep ediyorum” diyerek kendisini savundu. Cumhuriyet savcısı Muzaffer Pişirici’nin beraat yönünde sunduğu mütalaasına katılan mahkeme başkanı Fatih Kapan, suçun yasal unsurları oluşmadığı gerekçesiyle Tanrıkulu ve Özgüneş hakkında beraat kararı verdi.
14 Mayıs’ta Tunceli Sulh Ceza Mahkemesi, geçen yıl Seyit Rıza’nın resmi ve “Senin yalanlarınla hilelerinle baş edemedim bu bana dert oldu. Ben de senin önünde diz çökmedim, bu da sana dert olsun. Seyit Rıza” yazısı pankartı şehir merkezindeki Kışla Meydanı’na asan Tunceli Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Özkan Tacar ve Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu Genel Sekreteri Mehmet Gülmez ve Tunceli Belediye Başkan Yardımcısı İbrahim Kasun hakkında beraat kararı verdi. Üç yetkili, geçen yıl Munzur Kültür ve Doğa Festivali öncesinde pankartın asılmasındaki sorumluluğu gerekçe gösterilerek, TCK’nın 215. maddesi uyarınca ve “suçu ve suçluyu övme” iddiasıyla yargılanıyorlardı.
14 Mayıs’ta Ankara 10. Asliye Hukuk Mahkemesi, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in şikayetiyle AKP Adana Milletvekili Dengir Mir Mehmet Fırat ve Hürriyet gazetesini 50 bin TL tazminat talebiyle yargılamaya başladı. Mahkeme, 19 Aralık 2008 tarihinde yayımlanan haberde yer alan “şıllık” kelimesinin sözlük ve argo anlamının Türk Dil Kurumu’ndan sorulmasına karar verdi. Duruşmada Fırat, avukatı Hayri Haköver aracılığıyla mahkemeye sunduğu dilekçede, “Bu beyanın kötü anlamda kullanıldığı nereden bellidir?” diye sordu.Gökçek ise dilekçesinde, “Şıllık sözcüğü ‘hafif meşrep kadın, aşırı boyanmış, yosma’ anlamındadır. TDK Türkçe Sözlüğü’nde ‘şıllık aşırı ve bayağı biçimde süslenmiş boyanmış kadın’a verilen ad olarak tanımlanır. Görüldüğü üzere, Dengir, sövmüştür, suç işlemiştir” demişti.Hürriyet gazetesi, “Şıllık” adında Şanlıurfa mutfağında “hamuruna süt, yumurta, un ve fıstık içi konulup, şerbet ile sunulan Şanlıurfa yöresine özgü bir yöresel bir tatlı” bulunduğunu yazdı ve tarifine de yer verdi.
Mayıs ortasında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, Ben Mila’nın yazdığı “Perinin Sarkacı”, Fransız P.V.’nin yayına hazırladığı “Görgülü ve Bilgi li bir Burjuva Kadınının Mektupları” ve Guillaume Apollinaire’in “Genç Bir Don Juan’ın Maceraları” başlıklı kitaplardan üçünde “müstehcenliğe rastlandığı” iddiasıyla dava açtığı kamoyuna yansıdı. Savcılık, Juan Manuel de Prada’nın “Kukular Kitabı”na ise dava açılmasına gerek görmedi. Sel Yayınevi sahibi İrfan Sancı, üç yıla kadar hapis ve 5 bin güne kadar adli para cezası öngören TCK’nın 226. maddesinden dava açılmadan önce, daha soruşturma sırasında “ailecek okunamaz” şeklinde rapor veren bilirkişinin tutumunu eleştirdi: “Biz soruyoruz; edebiyatta ‘ailecek birlikte okunur’ diye yeni bir kıstas mı var? Bilirkişi raporu insanın zeka düzeyiyle alay eder derecede bir yaklaşıma sahip. Kitabın bütününden koparıp bir paragraf alıyor, alıntıladığının yanına parantez açıp, ‘lezbiyen ilişki’ diyor. Başka sayfadan başka bir paragrafa, ‘ters ilişki’ diyor. Biz de bilirkişiye soruyoruz, nasıl kategorize ediyorsun?” Bilirkişinin “ailecek okunamaz” raporu ile ilgili eleştirmen Ömer Türkel, müstehcenliğin görece bir kavram olduğunu ve dönemden döneme değişebildiğini söyledi; “Bu durum özgürlükleri hala yasakladığımızı gösteriyor” dedi.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, İsviçre’de verdiği röportajıda “Bu topraklardan 30 bin Kürt ve bir milyon Ermeni öldürüldü” diyen yazar Orhan Pamuk’un “kişilik haklarına saldırı” gerekçesiyle tazminatla yargılanmasında ısrar ettiği 14 Mayıs’ta öğrenildi. İstanbul Şehit Anaları Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği Genel Başkanı Pakize Alp Akbaba, “Ergenekon” soruşturmasından tutuklanan avukat Kemal Kerinçsiz ve dört kişinin açtığı 36 bin TL’lik manevi tazminat davasını iki kez reddeden Şişli 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararında üçüncü direnip direnmeyeceği merak ediliyor. Pamuk, TCK’nın 301. maddesinden ve “Türklüğe hakaret” iddiasıyla açılan dava Adalet Bakanlığı’ndan izin gelmediği için düşmüştü. Yerel mahkeme, salt Türk milletinin bir ferdi olmaları nedeniyle davacıların yansıma yoluyla “kişilik haklarına saldırı”dan tazminata hak kazanamayacaklarına hükmederek, davanın aktif husumet yönünden reddine karar vermişti.
Adıyaman Gerger Fırat gazetesi yetkilisi Özgür Boğatekin, babası Hacı Boğatekin’in hukuka aykırı şekilde cezaevinde tutulduğunu savunduğu bir haber nedeniyle 1 yıl 2 ay 17 gün hapis cezasına mahkum edildi. 13 Mayıs’ta Gerger Asliye Ceza Mahkemesi, babasının kelepçeli olarak getirildiği duruşmada tutukluluk halinin devamına karar verilmesini “Tutukluluk Halinin Devamına” başlıklı haberle işleyen Özgür Boğatekin’a verdiği cezada ne indirim yaptı, ne erteledi ne de paraya çevirdi. Hacı Boğatekin’in yargılandığı davalarda tarafsızlıklarını yitirdikleri gerekçesiyle Mahkeme Hakimi Ayşegül Şimşek’in söz konusu davalarından el çektirildiğini ve dosyalarının da Kahta Asliye Ceza Mahkemesine aldırıldığını savunan Özgür Boğatekin, reddi hakim talebinde bulundu. Boğatekin, babasının mahkeme heyeti hakkında Kahta Sulh Hukuk Mahkemesi’nde birer TL manevi tazminat talebiyle dava açtığını ve Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu’nda bu kişiler hakkında ön inceleme başlattığını ifade etti. Ancak mahkeme, reddi hakim talebini reddetti. 30 Haziran 2008’de çıkan haberdeki, “Bu karardan sonra pencereden olayı seyreden Pegur yürüyüşlü Savcı Ovacıklı ve onun emrindeki Kovelhayat polislerin başlarını eğerek kıs kıs güldükleri görüldü” ifadeleri ceza nedeni oldu. Adıyaman Adliyesi Zabıt katibi Mustafa Erdil’in “Pegur” kelimesiyle ilgili verdiği “Pegur, kurt yürüyüşlü, kurtlarla yürüyüş, kurdun ayak izi, kurdun ardından gibi farklı anlamlar için söylenmiş bir söz olabilir. Pegur yürüyüşlü kelimesinden anladığım, bir nevi karşıdaki insanı rencide etmek için söylenmiş bir söz olabilir. Kurdun arkasında yürüyen, kurt yürüyüşlü, kurdun ayak izine basan gibi anlamlar kazanabilir. Bu kelimenin hangi cümlede kullanıldığına bağlıdır. Bu kelimenin nasıl anlaşıldığı yöreden yöreye değişebilir” şeklindeki “bilirkişi tespiti”iyle Boğatekin mahkum oldu.
Mayıs başında Kars 1. Asliye Ceza Mahkemesi, eski milletvekili Mahmut Alınak’ı, “Hükümet ve Genelkurmay çocuklarımızı yaşatma görevini yerine getirmiyorlar” dediği için “kin ve düşmanlığa tahrik ettiği” gerekçesiyle bir yıl hapse mahkum etti. DTP Kars İl Başkanı, partililerin 12 Aralık 2006’da Kafkas Üniversitesi Öğrenci Derneği ile ortaklaşa düzenledikleri basın açıklamasında “”Kürtlerin inkarı tüm şiddetiyle sürüyor, devletin Kürt Sorunu’nun silahla çözme yöntemi büyük yıkımlara neden oluyor…Hükümet ve Genelkurmay çocuklarımızı yaşatmakla görevliyken bu görevlerini yerine getirmemektedirler. Gençlerimizin ölümlerinden sorumludurlar, cinayet suçlamasıyla yargılanmalıdırlar. Onlar gençlerin kanı üzerinde siyaset yapıyorlar, ölenler Türk ve Kürt halkının çocuklarıdırlar…Tüm aydınları, anne ve babaları ‘insanım’ diyen herkesi sesini yükseltmeye ve bu kanı durdurmaya çağırıyoruz” demekle suçlanıyor. Alınak’ın sözleri, Çağdaş Kars Haber gazetesinin 13 Aralık 2006 tarihli sayısında da yer almıştı. Bu durumu protesto ettiğini açıklayan Alınak, bugüne kadar yaptığı her sivil itaatsizlik çağrılarının hapisle cezalandırıldığını anımsatarak, “Hükümete karşı sosyal, siyasal ve ekonomik grev başlatıyorum” dedi.
Dur ihtarına uymadığını gerekçesiyle Baran Tursun’u öldüren polisin ilk duruşmada tahliye edilmesine tepki gösterdikleri için Tursun Ailesi’nin üç üyesini “adil yargılamaya etkilemeye teşebbüs” ve “kamu görevlisini tehdit iddiasıyla yargılayan Hakim Arif Atılgan davadan çekildi. 7 Mayıs’ta Karşıyaka 3. Asliye Ceza Mahkemesi hakimi Atılgan, Tursun’un ölümüne neden olduğu öne sürülen polis Oral Emre Atar’ın yargılandığı Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki davanın ilk duruşmasında üye hakim olarak görev yaptığını anımsatarak, bu mahkemeye yeni atandığını ve CMK ile ilgili maddeleri uyarınca davaya bakmasının mümkün olmadığını açıklayarak davadan çekildi. Dosyanın Karşıyaka Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesi bekleniyor. Talep reddedilirse aynı mahkeme Atılgan ile birlikte yargılamayı sürdürecek. Çekilme kabul edilirse mahkemeye başka bir hakim atanacak. Tursun Ailesi’nin üç üyesi ve hak savunucularının TCK’nın 301. maddesinden yargılanmalarına eski Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin izin vermemişti.
7 Mayıs’ta Beyoğlu 2. Sulh Ceza Mahkemesi, vicdani retçi Mehmet Bal’a bir basın açıklamasıyla destek verdikleri için tiyatro oyuncusu Mehmet Atak ve Oğuz Sönmez, Gürşat Özdamar, Serkan Bayrakisimli savaş karşıtlarını, “halkı askerlikten soğutmak” iddiasıyla yargılamaya devam etti. Altı ay cezaevinde yatan Bal’ın tekrar tutuklanarak askeri hapishanede işkence görmesini protesto eden dört kişi, TCK’nın 318. maddesinden iki yıl hapis istemiyle yargılanıyor. Atak, kendisini suçlayan savcı hakkında suç duyurusunda bulunduğunu, kendisini suçlu görmediği için okuduğu metnin bir savunma olarak algılanmaması gerektiğini ifade etti: “Hakkımda dava açan savcı, ihbarnamede çekilen video filminde ‘slogan attığım ve pankart tuttuğumu’ iddia etmiş. Videonun seyredilmesini talep ediyorum. Kolay karıştırılacak bir fiziğim yok. İnandığım bir pankartsa tutabilirim ama mevzu bahis videoda pankart tutan bir görüntüm olamaz çünkü tutmadım. Slogan atma konusuna gelince, meşrep olarak slogan atmayan, atmamış bir insanım…” Sönmez de, Bal’ın gördüğü muameleye tepki gösterdiği ve tüm militarist uygulamalara, anlayış ve kültürlere karşı olduğunu ifade ettiği ifadesinde, bu anlamda halkın askerlikten soğutulmasının da iyi bir şey olduğunu düşündüğünü ifade etti. Özdamar ve Bayrak da basın açıklamasına katılıp slogan attıklarını, polisin “her zaman yaptığı gibi yalan” söyleyerek, GBT araştırması yapıyoruz diyerek önce kimliklerini aldığını daha sonra da gözaltına alındıklarını söylediler. Avukat Eren Keskin ise, basın açıklaması yapmanın izne tabi olmadığını, slogan atmanın da yasak olmadığını, esas sorunun vicdani ret olduğunu, devletin AİHM kararlarına rağmen yasal değişime direndiğini söyledi. Mahkeme, yargılamaya 8 Temmuz’da devam edecek.
7 Mayıs’ta Anayasa Mahkemesi, “Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin kurum ve organlarını aşağılama” başlıklı TCK’nın 301. maddesinden soruşturma ve kovuşturma yürütülmesini Adalet Bakanı’nın iznine tabi kılınmasını öngören 8 Mayıs 2008 tarihli düzenlemeyi esastan görüşerek, Bakanlık iznini öngören yasal düzenlemenin iptalini reddetti. Bu durumda yargı bağımsızlığına Bakanlık eliyle siyasi müdahaleye kapı araladığı yolundaki eleştirilere karşın, 30 Nisan 2008’de TBMM’de kabul edilen ve 8 Mayıs 2008’de yürürlüğe giren 301 değişikliği uyarınca soruşturma ve kovuşturma yürütülmesinde Bakanlık izninin aranmasına devam edilecek. 159. maddenin uzun yıllar düşünce sahiplerini baskı altında tutmasının ardından 1 Haziran 2005’ten itibaren yürürlüğe giren 301. madde, binlerce kişinin üç yıl hapisle yargılanmasına neden oldu. Mart 2008’de eski Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, 2006 yılında 301. maddeden 12’si çocuk toplam bin 533 kişiye 835 dava açıldığını, 2006’da ve 2007’nin ilk üç ayında 14 çocuğun yargılandığını açıklamıştı. Şahin, 2007’nin ilk üç ayında, toplam bin 189 kişiye 744 dava açıldığını belirtmişti. Şubat 2009’da bir başka soru önergesini yanıtlayan Şahin, verdiği yanıtta, 2006 ve 2007’de bu maddeden 742 dava açıldığını, bunlardan bin 42 kişinin yargılandığı bilgisini vermişti. Bu dönemde 301’den 309 kişi mahkum edildi; bunlardan altısını yine çocuklar oluşturuyordu. 742 davadan sadece bir tanesi Diyarbakır’da açılmıştı. Bu davada da 9 kişi yargılandı ancak ceza almadı.
5 Mayıs’ta Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi, DTP’li Sur Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş’ı, Roj TV’ye katılarak PKK örgütünün hapisteki lideri Abdullah Öcalan’dan “Sayın Öcalan” diye söz ettiği için 2 yıl 6 ay hapis cezasına mahkum etti. “Terör örgütü propagandası” yaptığı iddiasıyla TMY’nin 7/2 maddesi uyarınca suçlu bulunan Demirbaş, kamu haklarının kullanılmasından da men edildi. MAZLUMDER, DTP’ye yönelik operasyonların ardından Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, Batman Belediye başkanı Nejdet Atalay ve Demirbaş’ın mahkum edilmesini eleştirdi. MAZLUMDER Şube başkan yardımcısı Abdurrahim Ay, “Yaşanan süreci hak ve özgürlükler açısından son dönemde edinilen kazanımlardan geriye dönüş olarak nitelendiriyoruz ve kaygı verici buluyoruz” dedi. Demirbaş, “Ben de Sayın Öcalan diyorum. Kendimi ihbar ediyorum. Kürt halkına, kültürüne, dili ve kimliğine saldırılar artıyor ve Sayın Öcalan’ın fikirleri ve düşünceleri Kürt halkı için çok önemlidir. Sağlık durumu iyi değil. Özellikle Sayın Öcalan Kürt halkı için zaten çok önemlidir. Bu önemi de göz önünde bulundurmuyorlar. Bu gün de yaklaşık 30 bin kişi bu dilekçelerini postaneden gönderdiler. Ben inanıyorum ki kim eylemle Türkiye’nin kanunlarını, Türkiye’nin ikiyüzlülüğünü ortaya çıkarırsa bu sivil bir inisiyatif haktır. Roj TV Kürt halkının ve Ortadoğu’nun sesidir, halkların bahçesidir halkların rengidir. Halklarının dilidir” sözleri nedeniyle yargılanıyordu.
22 Nisan’da Adıyaman Sulh Ceza Mahkemesi, anayasa değişikliği sonrası genç kadınların başörtüsüyle üniversiteye alınmamasını eleştiren gazeteci Naif Karabatak’ın yargılandığı dosyada görevsizlik kararı verdi.Adıyaman Güne Bakış gazetesinin 28 Şubat 2008 tarihli sayısında yayımlanan “Savcılar Nerede” başlıklı yazı nedeniyle Adıyaman Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Gündüz’ün şikayetiyle hapis istemiyle yargılanan Naif Karabatak’ın dosyası “basın yoluyla hakaret” iddiasıyla suçlandığı ve fiilin basın yoluyla işlenmesi ceza artırım öngördüğünden Adıyaman Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. 10 Mart 2008’de savcılığa ifade veren Karabatak, yazısında “başörtülü kızların” okullara alınmasını savunduğunu, Gündüz’ün üslubu üzerine alınmış olabileceğini ancak bu üslubun kişilere yönelik olmayıp bir anlayışa yönelik olduğunu söylediğini aktarmıştı.
Taraf gazetesi sorumlu müdürü Adnan Demir, 17 askerin yaşamını yitirdiği Aktütün Karakolu’na baskında “askeri ihmal” bulunduğunu iddia eden yayınlarda “Genelkurmaya ait gizli belgelere yer verdiği” gerekçesiyle yargılanmaya başladı. 22 Nisan’da İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, haberler yayımlanana kadar PKK örgütünün Aktütün Karakolu’na kaç saldırı düzenlendiğinin ve Aktütün Karakolu’nun halen faaliyet gösterip göstermediğinin Genelkurmay Başkanlığı’ndan sorulması yönünde Demir’in avukatı Ergin Cinmen’in ilettiği talebi reddetti. Mahkeme, duruşma savcısına 15 Eylül’e kadar esas hakkındaki mütalaasını sunması için süre verdi. Demir, Basın Kanunu’nun 12. maddesinin kendisine haber kaynağını açıklamama hakkı tanıdığını ifade ederek, “Genelkurmayın bu saldırı hakkında bilgisi olduğunu haber konusu yapmak basının görevidir. Basın özgürlüğü insan hakkı özgürlüğüdür” dedi. Genelkurmay Başkanlığı’nın şikayetiyle, “orduya ait gizli bilgileri açıkladığı” iddiasıyla Demir hakkında, TCK’nın 329. maddesi uyarınca ve beş yıl hapis istemiyle dava açılmıştı. İddianamede, 3 Ekim 2008 gecesi yapılan saldırıyla ilgili gazetenin 14, 15, 16, 17, 18, 26 ve 28 Ekim 2008 tarihli sayılarında çıkan haberlerde “gizli” bilgilere yer verildiğine işaret edilmişti. İddianamede, Genelkurmay Başkanlığı Askeri Mahkemesi’nin, gazetenin 14 Ekim 2008 tarihli sayısında yayımlanan “Aktütün’ü İtiraf Edin Demiştik…Biz Açıklıyoruz” başlıklı haberine ertesi gün yayın yasağı koyduğu da hatırlatılmıştı.
21 Nisan’da Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesi, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir ve DTP İl Başkanı Nejdet Atalay, PKK örgüt üyelerini “gerilla” olarak nitelendirdikleri için “örgüt propagandası yapmak” suçlamasıyla hapse mahkum edildi. Mahkeme, Baydemir ve Atalay’ı 10’ar ay hapisle cezalandırdı; herhangi bir indirim veya ertelemeye gitmedi. İHD, yapılacak ilk Anayasa değişikliği paketinde ifade özgürlüğü hakkının tam anlamıyla güvence altına alınmasını talep etti Avukatları Muharrem Erbey “gerilla” sözcüğüne propaganda anlamı yüklenemeyeceğini, bu sözcüğü kullanmanın da suç olarak nitelenemeyeceğini söylerken Meral Danış Beştaş, “Konuşmanın bütünü ve dile getirilmek istenen düşünce dikkate alınmadı. ‘Bu ülkede artık polis, asker, gerilla ve siviller ölmesin. Yüreğim acıyor. Artık kimse ölmesin’ sözlerine ceza verildi” dedi.
21 Nisan’da Gebze 3. Asliye Ceza Mahkemesi, devlet kaynaklı cinsel şiddeti konu eden kitabını tanıtırken “Kürdistan”dan söz ettiği için “kin ve düşmanlığa tahrik” iddiasıyla yargıladığı hukukçu Eren Keskin hakkında beraat kararı verdi. Ağustos 2007’de Gebze’deki Bilge Kültür Merkezi’nde kitabını tanıtan Keskin, “”Hiçbir asker veya polise tecavüzden ceza verecek yüreklilikte bir hakim tanımıyorum” sözlerinden dolayı TCK’nın 216. maddesi uyarınca ve üç yıl hapis istemiyle yargılanıyordu. Esas hakkında mütalaasını sunan Cumhuriyet savcısı Orhan Güngör, eyleminin “fikir tehatisinden ibaret olduğu”nu söylediği Keskin’in “müsnet suçtan beraatine” karar verilmesini istedi. Keskin de, düşüncelerini açıklamaktan başka bir şey yapmadığını, Güneydoğu bölgesinde yaşayan vatandaşların büyük bir çoğunluluğu Kürt olduğu için o bölgeye coğrafi olarak Kürdistan deyimini kullandığını söyledi.Keskin, “Yargıçların, savcıların ve adalet görevlilerinin vatandaşa karşı suç işleyen güvenlik kuvvetlerine karşı baskı altında olduklarından gerekli cezayı veremediklerini söylemiştim. Düşüncelerimi şu şekilde açıklamıştım. Düşüncemi ifade etmek maksadıyla tamamen kendi düşüncelerimi şiddete başvurmadan açıklama gereğini duydum.” dedi.
17 Nisan’da Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in, kendisine “şıllık” dediğini savunduğu AKP Adana Milletvekili Dengir Mir Mehmet Fırat ve bu sözleri yansıtan Hürriyet gazetesine 50 bin TL’lik manevi tazminat davası açtığı öğrenildi. Gökçek, Fırat’ın sözlerini yayımlayan Hürriyet gazetesini, “Basın yoluyla kişilik haklarına ağır bir biçimde saldırıda bulunmak” ile suçluyor. Dilekçede, “şıllık” sözcüğü için, “hafif meşrep kadın, aşırı boyanmış, yosma” karşılığına yer verildi. Kemal Kılıçdaroğlu ile Melih Gökçek’in yapacağı toplantı öncesi gazetecinin sorusu üzerine Fırat’ın, ‘Valla Melih daha şıllıktır, Melih PKK’dan girer genelevden çıkar” demesi suça gerekçe gösterildi.
“Hayat Üç Saatlik Sınava Sığmaz” kampanyası için toplanan imzaları TBMM’ye gönderdikten sonra 20 Mayıs 2008’de de eylem yapan ve slogan atan Emek Gençliği’nin üç üyesi Şerafettin Gökdeniz, Sercan Bakır ve Ekin Can Kınık “Başbakana hakaret”ten yargılanıyor. 14 Nisan’da Beyoğlu 1. Sulh Ceza Mahkemesi, hakim değişikliği ve tutuksuz sanıklardan Kınık’ın ifadesinin alınması için davaya 7 Temmuz’da devam edecek. Dosyanın gönderildiği bilirkişi de davaya konu sözlerde suç unsuru bulunmadığına dair tespitlerde bulunmuştu. “İstanbul’da doğdu, ABD’li oldu, katil Bush’un oğlu Tayyip Erdoğan” sloganı nedeniyle gözaltına alınan üç genç, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası’na muhalefet etmekten beraat ettiler; ancak Recep Tayyip Erdoğan’a hakaret etmekten yargılanıylar.
Kürt siyasetçi Mahmut Alınak, Başbakan Erdoğan’a gönderdiği ve kendisini Kürtçe ifade ettiği mektubunda, “Kars halkını kandırdınız” dediği için hapisle yargılanıyor. Başbakana hakaret ettiği iddiasıyla 11 ay ve 20 gün hapisle 500 fidan dikerek bakımını yapmaya mahkum edilen Alınak, Erdoğan’a Kürtçe mektup göndererek eleştirdiği için 7 Nisan’da Kars 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde hakim karşısına çıktı. Tutuksuz sanık olarak iki yıl hapsi istenen Alınak, savunmasında, “Mektubumda Başbakanın ve Adalet ve Kalkınma Partisi’nin halkı kandırdığını, Kars’a sömürge gözüyle bakıldığını yazdım. Bu sözlerin neresinde hakaret olduğunu anlamış değilim. Öyle ki, bir eleştiriden dahi söz edilemez. Bu halde bizim ağzımıza mühür vurup sokakta öyle dolaşmamız gerekecektir. Nasıl bir düşünce özgürlüğüdür ki, kandırma sözcüğü dahi suç olmaktadır. Görünen o ki, bizim bu ülkede özgür olduğumuz tek yer hapishanedir” dedi. Mahkeme, sanığın sabıkasındaki mahkumiyet kararlarının istenmesine ve yargılamaya 23 Temmuz’da devam edilmesine karar verdi.
1 Nisan’da Ankara 1. Sulh Ceza Mahkemesi, “halkı askerlikten soğutmak” iddiasıyla yargıladığı vicdani retçi Mustafa Karayay’ı beraat ettirdi. Karayay, “Türkiye’de doğmuş bir erkeğin sadece Türkiye’de dünyaya geldi diye askerlik yapmak gibi bir vatan borcu olamaz. Bu sadece Türkiye için söz konusu da değil. İnsanlar çıplak, günahsız, borçsuz ve en önemlisi de silahsız doğar. Hiçbir kurum ve kuruluşun özgür bir insanın hayatının belli veya belirsiz bir bölümünün tutsaklık altına almaya hakkı yoktur” sözlerinden yargılanıyordu. 10 Ekim 2008’de Ankara Kızılay’da vicdani retçi olduğunu açıklayan ve “Birçok genç, askerlik adı altında hayatlarının baharında ölüp gitti. Bu insanların hakkını kim nasıl ödeyebilir'” şeklinde eleştirisini dile getiren Karayay, üç yıla kadar hapis istemiyle yargılanıyordu. Vicdani retle ilgili düşüncelerinden gazeteciler Perihan Mağden, Gökhan Gençay, İbrahim Çeşmecioğlu, Birgül Özbarış, Yıldırım Türker ve Yasin Yetişgen, Sanatçı Bülent Ersoy ve yazar Cezmi Ersöz de yargılanmıştı.
1 Nisan’da Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi, DTP genel başkan yardımcısıyken 2007 Newroz mitingi sırasında yaptığı konuşmalarda “PKK örgütü propagandası yaptığı” gerekçesiyle Orhan Miroğlu’nu iki yıl bir ay hapis cezasına mahkum etti. TMY’nin 7/2 maddesinden suçlu bulunan Miroğlu’ya, 2 yıl 6 ay hapis cezası verildi; ceza, TCK’nın 62. maddesi uyarınca 2 yıl bir aya indirildi. Birkaç dosyanın birleşmesiyle oluşan davada, Miroğlu’nun 25 Mart 2008’de sarf ettiği “Sayın Öcalan’ın sağlığıyla oynanamaz. Türkiye’yi çatışmaya sürükleyebilecek bu iddialar araştırılmalıdır” şeklindeki sözleri de yargılandı. Mahkemenin paraya çevirmediği ve ertelemediği ceza Yargıtay’ca onanırsa Miroğlu, hapse girmek zorunda kalacak. Avukatı Can Kayhan kararı temyiz etti. Miroğlu, mitingde “PKK bu ülkenin gerçeğidir. Bu sınır ötesi operasyonlarıyla çözülemez. Türkiye bu gerçekle yüzleşmelidir” şeklinde sözler söylediğini, Öcalan’ın zehirlendiğine ilişkin iddianın “çatışmaların önüne geçilmesi” için TTB ve hak örgütlerinin yer aldığı kuruluşlarca incelenmesini istediğini ve 1982 yılında Diyarbakır Cezaevi’nde tutukluluk koşullarının protesto etmek için yaşamına son veren PKK’nin kurucularından Mazlum Doğan’ı “cezaevi arkadaşı” olarak andığı için cezalandırıldığını ifade etti.
1 Nisan’da Ankara 28. Asliye Ceza Mahkemesi, “Türkiyelilik” kavramını öneren “Azınlık Hakları ve Kültürel Haklar Raporu” nedeniyle dönemin İnsan Hakları Danışma Kurulu (İHDK) Başkanı Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu ve Alt Komisyon Başkanı Prof. Dr. Baskın Oran hakkında açılan 301 dosyasını Adalet Bakanlığı izin vermeyince kapattı. Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, “Türkiyelilik” kavramını önerdikleri gerekçesiyle rapor nedeniyle “kin ve düşmanlığa tahrik” ve “Türklüğü aşağılamak” iddialarıyla hapisle yargılanan öğretim üyeleri hakkında 301’den yargılanmasına izin vermemişti. 17 Aralık 2008’de yerel mahkeme, dosyayı yargılamanın sürdürülmesinin bir şartı olarak izin alınması için Adalet Bakanlığı’na göndermişti. 10 Mayıs 2007’de mahkeme, 301 yönünden Bakanlık izin şartı oluşmadığı gerekçesiyle davanın düşürülmesine ve sanıkların “halkı kin ve düşmanlığı tahrik” suçundan beraatine karar vermişti. Ancak Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 216 ile ilgili beraat kararını, suçun maddi ve manevi unsurları ile oluştuğu gerekçesiyle bozmuştu. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 28 Nisan’daki toplantıda, mahkemenin beraat kararının onanmasına hükmetmişti.
Emniyet Müdürlüğü’nde fuhuş, dayak ve hakaret iddialarını 12 Mart 2007’de “AB’ye Böyle mi Girmeliydik? Görevlerini Kötüye Kullanıyorlar” yazısıyla gündeme getirdiği için bir süre hapis yatan Afyonkarahisar Emirdağ gazetesi sorumlu müdürü Mustafa Koyuncu 6 yıla kadar hapis ve 440 bin TL tazminat istemiyle yargılanıyor. Emirdağ Asliye Ceza Mahkemesi ve Asliye Ceza Mahkemesi’nde dinlenen dört tanık gazetecinin dile getirdiği iddiaları doğrular nitelikte ifade verdiler. Ceza davasını ele alan mahkeme, 7 Temmuz’da dosyanın bilirkişiye gönderilip gönderilmeyeceğine karar verecek. Tazminat davasına da Ekim ayında devam edilecek. Koyuncu, “yayın yoluyla hakaret” iddiasıyla 13 Mart 2007’de tutuklanmış, tekzip yayımlaması şartıyla bir hafta sonra tahliye edilmişti.
İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi, Alternatif gazetesi sahibi Cevat Düşün ve Yayın yönetmeni Ragıp Zarakolu’nu “terör örgütü propagandası yapmak”, “halkı askerlikten soğutmak” ve “suçu ve suçluyu övmek” iddialarıyla yargılıyor. Savcı Bilal Bayraktar’ın 23 Eylül 2008 tarihli iddianamede 16 ve 17 Ağustos 2008 tarihli gazete sayılarında, Vicdani Retçi Mehmet Ali Avcı’nın “Türk Askeri Olmayı Reddediyorum”adlı yazısına yer verilmesi, “İlk kurşun tartışılmalı” yazısında PKK’den ‘Kürt halkının özgürlüğü için mücadele eden bir örgüt olarak nitelenmesi ve Öcalan’a ‘Kürt halk önderi’ denilmesi, 15 Ağustos’un Güneydoğu’da kutlanışına ilişkin, “Her yerde havai fişekli kutlama” haberine yer verilmesi, DTP’li bir milletvekilinin Ağrı’da yaptığı konuşmaya ilişkin “Siyasi çözüm sağlanamazsa Kürtler yüzünü dağa döner” başlıklı haberin yayımlanması suçlamaya konu edildi.
Kadıköy 2. Asliye Ceza Mahkemesi, Ergenekon Operasyonu kapsamında 21 Mart 2008 sabahı İşçi Partisi Genel Merkezi’nde yapılan aramada Yargıtay’a ait kroki bulunduğu haberini yazdığı için Taraf gazetesi muhabiri Soner Arıkanoğlu’yu, “iftira” (TCK 267), “adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs” (TCK 288) ve “gizliliğin ihlali” (TCK 285) iddiasıyla yargılamaya devam etti. Gazeteci, haberinde, İP Genel Merkezi’nde yapılan aramada bulunan CD’lerin birinde Yargıtay’ın ayrıntılı krokisinin çıktığı, AKP’nin kapatılmasıyla ilgili iddianamenin Abdullah Gül’le ilgili kısmının YARSAV Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu’nca İP’e önceden verdiği iddiasını gündeme getirmişti. Gazeteci, 24 Mart 2008 tarihinde “İP’de Kuşkulu Yargıtay Krokisi” ve “Yargıtay’ı Vuracaklardı” başlıklarıyla çıkan haber nedeniyle 27 Mart 2008’de gözaltına alınmış, ardından serbest bırakılmıştı. Arıkanoğlu’na son dönemde aynı nitelikte ikinci bir dava açıldı.
Batman Ağır Ceza Mahkemesi, Kozluk İlçesi’nde güvenlik kuvvetlerinin bir araca ateş açarak içlerinde 11 yaşındaki Mizgin Özbek’in ölümüne yol açan olayla ilgili yayınlardan altı haberciyi yargılamaya devam ediyor. Mahkeme, “Askeri kuvvetleri aşağılama” iddiasıyla ve 301. madde uyarınca yargıladığı Batman Postası, Batman Barış ve Batman Vizyon gazetelerinin sahibi Mustafa Kemal Çelik, Vizyon gazetesi sorumlu müdürü Aytekin Dal, Barış gazetesi sorumlu müdürü Mehmet Sadık Aksoy ve Çağdaş gazetesi sorumlu müdürü Mehmet Reşat Yiğiz, Batman Petrol gazetesinden Nedim Arslan ve Mustafa Seven ile dosyayı Adalet Bakanlığı’na göndermişti. Gazeteciler, “adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs” suçlamasından beraat etmişlerdi. Düzenledikleri rapor nedeniyle sanık olan Batman Barosu Başkanı Sedat Özevin ve MAZLUMDER Şube Başkanı Ahmet Sevim de 16 Eylül 2008’de beraat etmişlerdi. Aktivistlerin 301’den yargılanmalarına da Bakanlık izin vermemişti.
Haziran ayında Adalet Bakanlığı’nın, “Cübbe Sarık” başlıklı yazıda “Devletin askeri kuvvetlerini yayın yoluyla aşağıladığı” gerekçesiyle yargılanan Anadolu’da Vakit gazetesi yazarı Abdurrahman Dilipak için yargılama izni vermediği öğrenildi. Dilipak’ın davası düşmüş oldu. 13 Şubat 2008’de çıkan yazıdan TCK’nın 301. maddesinden yargılanan Dilipak’la ilgili, 11 Nisan 2008’da hazırlanan iddianamede, cımbızlama yöntemiyle “Evlerinde görünür bir yere, subay şapkası yerine yeşil fes üzerine beyaz sarık sarıp koyabilirler. Kızıl Ordu’nun bir gecede nasıl dağıldığını hatırlayın….Türkiye’de toplum Türkiye’de toplum brifinglerle, faili meçhullerle, fişlemelerle korkutulmuş ve baskı altına alınmıştır….Ülkeyi karıştırmak için eylemler, doğuda JİTEM’le, batıda STK’larla yürütüldü. Vatanseverlerin yöneticisi, ‘Dört bin askeri sivil kıyafetlerle yürüttük. Kimse fark etmedi” ifadelerine yer verilmişti. Yazar, kapatılan Türkiye’de Cuma dergisinin 29 Ağustos-3 Eylül 2003 sayısında yayımlanan “Paşalar Laf Dinlemezse” başlıklı yazıdan beş yılı aşkın bir süredir hapisle yargılanıyor. 3. Kolordu Komutanlığı Askerî Mahkemesi’nde yargılanmaya başlayan Dilipak, Askerî Ceza Kanunu’nun (ACK) 95/4 maddesi uyarınca, “astlık-üstlük münasebetlerini zedelemek” ile suçlanıyordu. ACK’nın değişmesiyle dosyası Bağcılar Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderilen oradan da Bakırköy Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderilen Dilipak, bu kez yargılanmak için Bakırköy 2. Asliye Ceza ile 17. Asliye Ceza Mahkemeleri arasındaki da yetki itilafının çözülmesini bekledi. Sonunda Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi’nin bakmasında karar kılındı. Dilipak ile birlikte Mustafa Karahasanoğlu ve üç emekli subay da sanık olarak yer alıyor. İddianamede, tüm sanıkların, 6 ay ile 3’er yıl arasında hapis cezasına çarptırılmaları isteniyor.
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, 4 Ekim 2008’de Hakkari Aktütün Karakolu’na PKK örgütünün düzenlediği saldırıyla ilgili yayınlar nedeniyle Taraf gazetesi sorumlu yazı işleri müdürü Adnan Demir’i yargılamaya 21 Nisan’da başladı. İstanbul Cumhuriyet Savcısı Fikret Seçen, Genelkurmay Başkanlığı’nın şikayetiyle ilgili soruşturmasını tamamlayarak Demir hakkında iddianame düzenledi. Seçen, haberlerde “orduya ait gizli bilgileri açıkladığı” iddiasıyla Demir’in TCK’nın 329. maddesi uyarınca 5 yıl hapisle cezalandırılmasını talep etti. PKK’nin Şemdinli İlçesi’ne bağlı karakola düzenlediği saldırıda 17 asker ölmüştü. Taraf gazetesi, saldırıda yetkililerin ihmali olduğunu iddia etmişti. İddianamede, Genelkurmay Başkanlığı Askeri Mahkemesi’nin, 14 Ekim 2008 tarihli sayıda yayımlanan “Aktütün’ü İtiraf Edin Demiştik…Biz Açıklıyoruz”haberine yayın yasağı koyduğu da belirtildi.
Bursa 2. Çocuk Mahkemesi, Liselilerin ÖSS’yi protesto için 29 Mart 2008’de düzenledikleri diğer bir eylemde Başbakan Erdoğan’a hakaret ettiği gerekçesiyle 17 yaşındaki O.K.’yi hapisle yargılıyor. Mahkeme, “Ampulsün sen Tayyip”, “Önce dinci sonra liboş eğitimi satan!” sloganları nedeniyle O.K’yi yargılamaya 31 Temmuz’da devam edecek.
Deniz Gezmiş, Mahir Çayan ve İbrahim Kaypakkaya’yı anan bir yazı nedeniyle “suç ve suçluyu övmek” iddiasıyla hakkında iddianame düzenlenen haftalık Atılım gazetesi yazı işleri müdürü Sibel Bulut’u yargılayacak mahkeme bulunmuyor. En son Fatih 2. Asliye Ceza Mahkemesi, “terör suçu olduğu” iddiasıyla görevsizlik kararı vererek dosyayı Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilmeye karar vermişti. Ancak bu mahkemeden aylardır haber yok. “İbo Mahir Deniz, zafere kadar izinizdeyiz” başlıklı yazı nedeniyle açılan dava 3 Kasım 2008’de başlamıştı. 68 hareketinin 40. yılında Gezmiş, Çayan ve Kaypakkaya, yargı tarafından “suçlu” görülmeye ve TCK’nın 215. maddesi kapsamına sokulmaya devam ediyor. İddianamede, Gezmiş, Çayan ve Kaypakkaya 68 ve ’71 devrimci gençlik yöneticileri olarak “terörist”, yaptıkları eylemler de “terör eylemleri” olarak nitelendiriliyorlar.
Van 2. Asliye Ceza Mahkemesi, 2007’de yapılan “Zilan Katliamı’nın Tanığı Konuştu” başlıklı röportajı nedeniyle DİHA Van muhabirleri Oktay Candemir ve Ercan Öksüz’ü “kin ve düşmanlığa tahrik” iddiasıyla yargılıyor. Bir daha 16 Temmuz’da hakim karşısına çıkacak olan haberciler, “asılsız ve hayal mahsulü söylemler kullanarak maksatlı itiraflarda bulunmak suretiyle halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etmek” ve “Türklüğü, cumhuriyeti, devletin kurum ve organlarını aşağılamak” iddiasıyla yargılanıyorlar. Gazeteciler, Van’ın Erciş İlçesi’nde yer alan Zilan Deresi’nde 1930 yılında yaşanan katliamın 94 yaşındaki tanığı Kakil Erdem’ın tanıklığını haberleştirmişti. Eylül 2007 sonunda basında yer bulan haberde olaylar yaşandığı sırada 17 yaşında bir genç olan Erdem’in Kündük Köyü’nde oturduğu ve yaşananların tek tanığı olduğuna da yer verilmişti. Haberde, söz konusu tanıktan, insanlara işkence yapılmasına yönelik çok ağır ifadeler aktarılıyordu. Askerlerin 35 yakınını öldürdüğünü iddia eden Erdem, tanıklığında hamile kadın ve üç akrabasına yönelik yapıldığı iddia ettiği muameleyi anlatıyordu.
Milas Önder gazetesi ve yazı işleri müdürü Melih Kaşkar, “Başbakana basın yoluyla hakaret” iddiasıyla açılan dava kapsamında Milas 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılanıyor. Fıkra yoluyla “şerefsiz” denildiği iddiasıyla hem Başbakan Erdoğan ve de Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün şikayetiyle açılıp birleştirilen davada, Kaşkar’ın iki yıl 8 aya kadar hapsi isteniyor. Nisan ayında mahkeme, gazete avukatı Mustafa İlker Gürkan’ün, dosyanın bilirkişiye gönderilmesi yönünde ilettiği talebini reddetmişti. Gazetenin yayın yönetmeni Coşkun Efendioğlu, haftada bir Cumartesi günleri okurlardan gelen fıkralara yer verdikleri hatırlatarak, “Aslında yayın politikalarımızda bu yok ve buna da dikkat ediyoruz. Dikkatimizden kaçarak da olsa yayımlanan bir fıkra için dava açılmasına gereken yoktu. Ancak fıkra tekniği açısından aslında güzel bir fıkra. Mahkum olmamız durumunda Yargıtay’a, oradan da sonuç alamazsa AİHM’e gideriz” dedi..
Avukatları, “Osmanlı İmparatorluğu’nda Ermenilere Yönelik Muamele, 1915-1916” isimli kitap nedeniyle Pencere Yayınları yetkilisi Muzaffer Erdoğdu, tercüman Ahmet Güner ve kitapta makalesi yayınlanan tarihçi Taner Akçam ile ilgili tazminat cezasına ilişkin kararı temyiz etti. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) milletvekili ve emekli büyükelçi Şükrü Elekdağ’ın açtığı tazminat davasında Ankara 6. Asliye Hukuk Mahkemesi, 17 Eylül’deki karar duruşmasında, 20 bin TL tutarında açılan davayı kısmen kabul ederek 7 bin 500 TL tazminata hükmetmişti. Kitap, İngiliz hükümetinin, Şubat 1916’da “Ermenistan’da son zamanlarda yaşanan olaylar” hakkındaki delilleri toplamaları için görevlendirdiği James Bryce ve Arnold Toynbee’nin yaptıkları araştırmaları içeriyor. Bu iki kişinin çalışmaları sonucunda hazırlanan ve “The Treatment of Armenians in the Ottoman Empire” adı verilen rapor, İngiliz Parlamentosu’nun mavi kitaplar serisinde yayımlandı.
Ankara 20. Asliye Hukuk Mahkemesi, Asım Yenihaber imzasıyla yayımlanan “Onbaşı bile olamayacakların general olduğu ülke” başlıklı köşe yazısından Vakit gazetesini tazminatla yargılamaya 30 Temmuz’da devam edecek. Aralarında dört eski kuvvet komutanının da bulunduğu 312 generalin “hakaret” iddiasıyla açtığı davada, gazete sahibi Nuri Aykon ve haberin sahibi olduğu iddia edilen Mehmet Doğan’dan toplam 624 bin TL manevi tazminat talep ediliyor. Davacılar, suça gerekçe gösterilen yazıyı eski RTÜK üyesi Mehmet Doğan’ın yazdığını savunuyorlar.
Düzenlemeler ve hak aramalar

15 Haziran’da Taraf gazetesi, üç gün önce yayımladığı “İrtica Mücadele Eylem Planı” belgesine ilişkin Genelkurmay Askeri Mahkemesi’nce verilen yayın yasağına itiraz etti. Gazete avukatı Ergin Cinmen, İstanbul Nöbetçi 9. Ağır Ceza Mahkemesi’ne yayın yasağının kaldırılması için dilekçe verdi. Dilekçede, Taraf gazetesinde karara konu olan yayının, Basın Kanunu’nun 3. maddesinde yer alan ”basın özgürlüğü”, Anayasa’nın 26. maddesinde yer alan ”düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” ile 28. maddesindeki ”basın hürriyeti” çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği ve bu hakların Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 10. maddesine göre düzenlendiği belirtildi. Cinmen, Askeri Mahkemenin bu kararı vermeye yetkisi olmadığını ve yayın yasağının hukuka aykırı olduğunu düşündüklerini söyledi.
4 Haziran’da Siirt Ağır Ceza mahkemesi, Siirt Birlik gazetesi sahibi gazeteci Diya Yarayan’a saldıranlar olduğu iddia edilen dört tutuklu sanığı yargılamaya başladı. Yarayan, 17 Şubat gecesi Bahçelievler Mahallesi’ndeki evinin önünde kar maskeli kişilerin sopalı saldırısına uğrayarak ağır yaralanmış, başından aldığı yaralar nedeniyle haftalarca Siirt Devlet Hastanesi’nde tedavi görmüştü. 23 yıllık gazeteci, duruşmada saldırıyı Siirt Sosyal Hizmetler İl Müdürü Hifzullah Canpolat’ın azmettirdiğini savundu. Bu kişinin daha önce de aynı sanıklara benzer suçlar işlettirdiğini ve bu yolla yandaşlarına kurumundaki yemek ve temizlik ihalelerini verdiğini ileri süren gazeteci, mahkeme heyetinin “bu müdürle ilgili daha önce haber yaptınız mı?” sorusuna “evet” yanıtını verdi. Gazeteci, “Dul kadınlardan telefon numarası isteyen müdür kim?” başlıklı haberi gazetelerine gelen ihbarları değerlendirerek yaptığını ifade ederek, “haberde müdürün adını yazmasam da hedefim oydu. Zaten Siirt’te herkes bu konuyu biliyordu. kendisi fırsatını kolladı beni dövdürdü” dedi. Davaya 23 Temmuz’da devam edilecek. İfadelerde masum olduklarını ileri süren tutuklu zanlılar duruşmanın ardından Siirt Kapalı Cezaevi’ne geri gönderildi.
28 Mayıs’ta Şişli 1. Asliye Ceza Mahkemesi, 25 Ocak 2007’de gönderdiği e-mail mesajında, Agos gazetesi çalışanları ve Ermenileri tehdit ettiği gerekçesiyle Muhammet Karay’ı 3 yıl 3 ay üç gün hapis cezasına mahkum etti. Karay’ın, Hrant Dink’in öldürülmesinin ardından gönderdiği mesaj nedeniyle gazete avukatları, gazete eski imtiyaz sahibi Serkis Seropyan’ın şikayetiyle Şişli Başsavcılığı’na başvurmuşlardı. Mahkeme, “tehdit içerikli sözleri katılanda derin bir korku ve endişe yarattığı” gerekçesiyle, TCK’nın 106/2 (b) maddesinden düzenlenen “tehdit” suçundan Karay’ı cezalandırdı. Mahkeme, Karay’ın “kendisini tanınmayacak bir hale koyarak imzasız mektupla veya özel işaretlerle tehdit yönelttiğini” vurguladı. Davacı avukatlar, iki yıl olan alt sınırdan uzaklaşarak ve ceza ağırlaştırarak verilmesini olumlu karşıladı. Daha önce de Şişli Mahkemeleri, gazeteye yönelik ölümle tehdit ve ırkçı söylem içeren mesajlardan Zafer Filiz ve Rıdvan Doğan’ı cezalandırmıştı.
Vicdani retçi Mehmet Bal’a işkence yapmak ve Bal’ı yaralamakla suçlanan dört kişinin yargılandığı davaya avukat Eren Keskin ve İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri’nin tanık olarak dinlenmesiyle 22 Mayıs’ta devam edildi. Hasdal 3. Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi’nde görülen davada savcı, Keskin’e “işkencenin tanımını” sordu ve “Bal’a yapılanların küçük bir darp olayı olduğunu” söyledi. Keskin, “Bal’a Askeri Cezaevinde işkence yapıldığına dair bilgilerin kendilerine ulaştığını, bunun üzerine bir avukat arkadaşıyla birlikte 11 Haziran 2008’de cezaevine giderek bir albayla görüştüğünü” anlattı. Tutuklu sanıklar Necati Polat, Erhan Öz ve Bekir Uğurlu’yla tutuksuz sanık Mehmet Emin Karadağ’ın yanı sıra sanık avukatlarının da katılmadığı dava 6 Temmuz’a ertelendi. “Üzerinde askeri kıyafet bulunan Bal’ın iki kişinin kollarında yanlarına getirildiğini” belirten Keskin, “Bal’ın çok bitkin olduğunu ve ayakta duramadığını” aktardı; “Kendisiyle kısa bir görüşme yaptık. Bir astsubayın zorla saçlarını kestiğini, koğuşta Necati Polat adlı bir mahkumun arkadaşlarıyla birlikte kendisini dövdüğünü söyledi” dedi.
30 Nisan’da Beyoğlu 3. Asliye Hukuk Mahkemesi, Yargıtay’ın örgütlenme özgürlüğüne vurgu yapan gerekçelerini de katılarak Lambdaistanbul Derneği’nin kapatılmasını reddetti. Derneğin avukatı Fırat Söyle, “Kararın Türkiyeli lezbiyen, gey, biseksüel, travesti ve transseksüellerin (LGBTT) sürdürdüğü mücadelenin sonucu olduğunu” söyledi.Yargıtay kararındaki “teşvik etme” ve “özendirme” ifadelerine de itiraz ettiklerini kaydeden Söyle, açıklanacak resmi kararda bununla ilgili bir tespit bulunmasını umduklarını ifade etti. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, 25 Kasım 2008 tarihinde aldığı ancak dernek avukatlarına 23 Ocak’ta tebliğ ettiği altı sayfalık kararda, “cinsel kimlik ve yönelim kişilerin kendi istekleriyle seçtikleri bir olgu olmayıp, doğuştan veya yetiştiriliş tarzından kaynaklanan ve kişilerin istemeyerek karşı karşıya kaldığı bir olgudur” demişti.
DTP milletvekili Hasip Kaplan yaklaşık 70 bin kişinin dinlendiğini söyleyen Adalet Bakanına bir soru önergesiyle “Bu kararlar yasaya uygun mu?” diye sordu. Dinleme kararları için kaç mahkeme kararı verildiğini soran Kaplan “Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcısı, sadece partimize yönelik 40 bin dinleme yapıldığını söyledi. Bu dinlemeler sadece partimize yönelik mi?” diye ekledi.Bakan Mehmet Ali Şahin, dinleme kararlarının Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’na (TİB) iletildiğini, dinlemelerin bu kurum aracılığıyla yapıldığını belirtti. Şahin, 12 bin 841 dinleme kaydının “suç unsuruna rastlanmadığı için” silindiğini ekledi. TİB başkanı Fethi Şimşek de Aralık 2008’de Meclis araştırma komisyonuna verdiği bilgide yargı kararıyla iletilen numaraların sadece kaydını yaptıklarını belirtmişti. “Bizden isteyen kurum hangisiyse, MİT, Emniyet veya Jandarmaya gönderiyoruz. Kaydın dinlenmesi, çözülmesi, imha edilmesi tamamen bizim dışımızdadır. Eğer bunlarla ilgili bir sızma oluyorsa bizimle ilgisi yok. Biz olduğu gibi kurumlara veriyoruz. Biz kimleri kayda aldığımızı da bilmeyiz. Yani verilen numara milletvekiline mi ait, bakana mı ait biz bunu bilmeyiz. Bize sadece numara gönderilir. Teknik takip tamamen bizim dışımızda. MİT, Emniyet ve Jandarma özel izinle teknik takip ve ortam dinlemesi yapıyorlar. Bazı kurumlarda mobil dinleme cihazları olduğunu da duyuyoruz.” Geçen yıl, bir Diyarbakır mahkemesinin Emniyet, Jandarma ve Milli İstihbarat’a herkesi dinleyebilmelerini sağlayacak “genel dinleme yetkisi” verdiği ortaya çıkmıştı. Bunu ortaya çıkaran gazeteciler yargılanmış; daha sonra beraat etmişlerdi.
İçişleri Bakanlığı, 1 Mayıs 2008’de gerçekleşen ve yaralanmalarına yol açan polis şiddeti nedeniyle Cumhuriyet gazetesi muhabirleri Esra Açıkgöz ve Ali Deniz Uslu’ya 3 bin 500 TL tazminat ödemeye mahkum oldu. 1 Mayıs 2008’de eylemleri izlerken gazete binası önünde ve yakınında polislerce darp edilen Açıkgöz bakanlığı 2 bin 500 TL tazminat ödemeye mahkum ederken, görevliler hakkında cezai işlem yapılması için yaptığı girişimlerden sonuç alamadı. İstanbul 1. İdare Mahkemesi, saldırılarda kolu kırılan muhabir Ali Deniz Uslu’ya da bin TL manevi tazminat ödenmesini kararlaştırdı. Ancak 1 Mayıs 2007’de benzer koşullarda darp edilen gazetenin diğer muhabiri Alper Turgut, 21 Nisan 2008’de Bakanlığı bin TL tazminata mahkum ettirdiyse de aradan geçen süre içerisinde kazandığı tazminatı tahsil edemedi. 2007 eylemlerinde 10’un üzerinde haberci polis şiddetine uğramıştı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Turgut dahil 38 kişinin yaptıkları şikayeti, polis şiddetini “yasal zor” olarak nitelendirerek ve “delil yetersizliğinden” söz ederek takipsizlikle sonuçlandırmıştı.
23 Mart 2008’de Hakkari’nin Yüksekova İlçesi’nde bir kişinin polis kurşunuyla yaşamını yitirdiği Newroz kutlamalarını izleyen altı haberci polisin saldırısı cezasız kaldı. Kafasından sert bir cisimle darbe alan İhlas Haber Ajansı (İHA) muhabiri Senar Yıldız Yüksekova devlet Hastanesinde kafa filmi çekildikten sonra tıbbi kontrol altına alınırken DHA muhabirleri Hamit Erkut ve Erkan Çobanoğlu, Anadolu Ajansı (AA) muhabiri Necip Çapraz, Cihan Haber Ajansı (CHA) muhabiri Şevket Yılmaz, DİHA muhabiri Sami Yılmaz çevik kuvvet ekiplerince dövülerek göstericilerin içine sürülmüştü.
21 Nisan’da Avrupa Gazeteciler Federasyonu (EFJ), Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın, ATV ile Sabah gazete ve dergi gruplarının bağlı olduğu Turkuvaz işyerlerinde 13 Şubat’tan bu yana sürdürdüğü grevini desteklediğini açıkladı; Türkiye’nin “en temel sendikal hakları ihlal eden tutumunu sürdürmesi”ni eleştirdi. EFJ Başkanı Arne König, “Türk hükümeti temel hakların korunacağını teyit etmelidir. Sendika üyesi olmak ve toplu sözleşme hakkına sahip olmak, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bir süre önce aldığı kararda açıkça vurgulandığı üzere temel bir haktır” dedi. Hükümetin grevle ilgili olarak harekete geçmemesi durumunda, AB ile Türkiye arasında, müzakere anlaşmasının 19. faslında belirtilen sosyal haklar konusundaki görüşmelerin engelle karşılaşacağını kaydeden König, ATV-Sabah grevini, Avrupa Komisyonu ve Avrupa Parlamentosu temsilcileriyle gündeme taşıyacaklarını bildirdi.
Türkiye Radyo ve Televizyonu (TRT), Kürtçe radyo yayınına 1 Nisan’da, “Türkiye’nin Sesi” radyosunda dil çeşitliliğine dahil edilen Ermenice radyo yayınına da 2 Nisan’da başladıklarını açıkladı. Sabah yayına başlayan ve 24 saat kesintisiz dinlenebilecek Radyo 6, FM bandından yayın yapan vericilerle antene ulaştırılacak. Türkiye’nin Sesi Radyosu kapsamında başlayan Ermenice yayınlarsa Türkiye saatiyle sabahları 07.00-07.30, akşamları ise 18.00-18.30 saatleri arasında gerçekleşiyor. Radyo 6 ve Türkiye’nin Sesi Radyosu’nun yayınları, TÜRKSAT uydusuyla İnternet üzerinden dinlenebiliyor. TRT’nin Kürtçe yayın yapan kanalı TRT 6 da 1 Ocak’ta yayına başlamıştı.
Diyarbakır Asliye Ceza Mahkemesi’nin, Mart 2004 Yerel Seçimleri gecesinde resmi üniformalı bir polisin oy sandığını değiştirdiği iddiasını araştıran gazetecilerden dokuzuna yönelik sivil polis saldırısını akladı. Olaydan dört yıl sonra bir polis memuruna “kasten yaralama” ve “mala zarar verme” gerekçesiyle dava açılmıştı. Yargının bu kadar geç harekete geçmesiyle bir sonuç alamayacağını açıklayan dönemin SKY Türk kanalı bölge temsilcisi Nevzat Bingöl, “Tek sanık polis de beraat etti. Şikayetçi olarak yer alamama rağmen duruşmaya davet etmediler. Yediğimiz dayakla kaldık. Olan kırılan kameralarımıza oldu. Kimvurduya gittik” dedi. 28 Mart yerel seçimleri gecesinde Show TV muhabiri Şaban Boz, Söz gazetesi ve Söz TV muhabiri Beşir Arız ve Faysal Karadeniz, Ahmet Bulut ve Bayram Bulut, DİHA kameramanı Mehmet Şirin Hatman ve muhabiri Bahire Karataş ve Gün TV muhabiri Fırat Düzgün saldırısına uğramış, yaralananlardan Hatman, Boz ve Karataş tedavi altına alınmıştı. Kameraların kullanılamaz hale gelmesi nedeniyle gazetecilerin 27 bin doları bulan zararı karşılanmamıştı. Habercileri hastanede ziyaret eden dönemin polis müdürü, sorumluların cezalandırılacağı sözü vermişti. Ancak bu sözler tutulmadı.
1 Şubat’ta Bizim Kocaeli gazetesine saldıranlar cezasız kaldı. Büroya gelen yaklaşık 15 kişilik bir grup, “Suadiye’de silahlı çatışma” haberine tepki olarak büro girişindeki eşyaları dağıttıktan, sandalyeleri fırlattıktan ve camları kırdıktan sonra işyerinden ayrılan grup gözaltına alındıktan sonra serbest bırakılmıştı. Gazete yazı işleri müdürü Ahmet Tükenmez, “Bugüne kadar dava açıldığına ilişkin bir bilgi bize gelmedi. Üstelik, büromuzu korumak için özel bir güvenlik şirketiyle anlaşmaya kalkıştığımızda bize bunun önünde yasal engel olduğu bildirildi. Bizi kim koruyacak?” dedi.
Sansür ve Tekelleşmeye Tepkiler
Dünya Bankası’nın yayımladığı “Dünya Yönetişim Göstergeleri: 1996-2008” isimli rapora göre Türkiye, 212 ülke içerinde, ifade, örgütlenme ve basın özgürlüğünün yanı sıra, vatandaşların hükümet seçimlerine ne derece katılabildiğinin değerlendirildiği kriterde, 122. oldu. 12 yıllık süre içerisinde Türkiye, bu konuda en iyi performansı 2005 yılında sergilerken, bu tarihten sonra sıralamada gerilemeye başladı. Rapora göre Madagaskar, Endonezya ve Tanzanya gibi ülkeler, bu konuda 2008 yılında Türkiye’den daha iyi performans gösterdi.
İPİ Ulusal Komitesi başkanı Ferai Tınç ve ÇGD Genel Başkanı Ahmet Abakay, Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un “Medya üzerinden asimetrik bir psikolojik harekat yapılıyor” sözlerini eleştirdi. Başbuğ, geçtiğimiz cuma günü düzenlediği toplantıda “kağıt parçası” diye nitelediği “İrticayla Mücadele Planı”nın yayınlanmasını “Medya üzerinden asimetrik bir psikolojik harekat yapılıyor” diye tanımlamıştı. Tınç, “Kimi çevrelerin beklentilerine cevap vermeyen yayınları amaçlı görmeleri doğaldır ancak doğru bir yaklaşım değil. Yanlışın sorumluluğu, medya organının kendi güvenilirliğini sarsar…Bu tamamen medyanın tasarrufundadır. Medyaya haberler, bazen Genelkurmay, bazen siyaset bazen de farklı kaynaklardan gelir. Bu haberlerin yayımlanması bir psikolojik savaş olarak nitelendirilemez” dedi. Abakay da, “Medyayı hedef almasını doğru bulmuyorum. Bu çok derinlikleri olan siyasal bir tartışmadır. Belgenin kendisi de ciddi bir tartışmadır. Şimdi mahkeme gerekli kararı verecek, bunun sonucunu beklemek gerek. Kesinleşmiş bir durum da yok. Ancak sadece basının üzerine atarak bu işten sonuç çıkaramayız” açıklaması yaptı.
Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nın (AGİT) Medya Özgürlüğü Temsilcisi Miklos Haraszti, Türkiye yetkililerini, “Dink Cinayeti ve İstihbarat Yalanları” başlıklı kitabı nedeniyle gazeteci Nedim Şenerhakkında 28 yıla kadar hapis istemiyle açılan iki davaya son vermeye çağırdı.İfade özgürlüğünü kısıtlayan düzenlemelerin acil olarak gözden geçirilmesi çağrısı da yapan Haraszti, “Şener hakkındaki yargılama, hem AGİT hem de Avrupa Konseyi’nce eleştirel yayınlara tanınan özgürlük standartlarını yok sayarak yapılmıştır” dedi. AGİT Medya temsilcisi, Türkiye’de ifade özgürlüğünün daha fazla kısıtlanmaması için TCK, TMY, Basın Yasası ve 5651 Sayılı İnternet Suçlarına İlişkin Yasası’nın günün koşullarına göre değiştirilmesi gerektiğini savundu. “Yetkililer, Şener’e yönelik suçlamaları düşürerek, Türkiye’de hoşa gitmeyen haberleri verenleri cezalandırmaya son verebilir ve bunun yerine ifade özgürlüğü alanında çok ihtiyaç duyulan yasal reformları yapabilirler.”
Başbakan Erdoğan’ın Kars ziyareti öncesinde Kars Belediyesi, belediye önündeki iki kadın heykelini 14 Haziran’da kaldırdı. AKP Belediye Başkanı Nevzat Bozkuş, “Belediyenin girişinde iki kadın heykelinin olmasını uygun bulmadım. Heykelleri başka bir yerde de değerlendirmeyeceğiz” dedi. 2006 yılında İstanbul’da yaptırılan iki kadın heykeli, belediyenin girişine konmuştu. Çağdaş Kars Haber gazetesi, heykellerin Bozkuş’un talimatıyla depoya kaldırıldığını yazdı.Antalya’da çıkan Kemer Gözcü gazetesi de, Kemer Belediye Başkanı Mustafa Gül’ün, sanatçı Zafer Sarı’nın 2007’de yaptığı ancak Kemer ilçe merkezindeki Çınarlı Kavşağı’na monte edildikten sonra depoya kaldırılan Aşk Yağmuru isimli heykeli Kuğulu Park’taki havuza monte ettirdiğini bildirdi. Gazete, işlemi, Gül’ün “yerel seçimler öncesi verdiği sözün yerine getirilmesi” olarak nitelendirdi.
12 Haziran’da Genelkurmay Askeri Mahkemesi, 12 Haziran 2009 tarihli Taraf Gazetesinde yer alan “AKP ve GÜLEN’i Bitirme Planı” başlıklı habere konu iddia edilen belgeyle ilgili haberler milli güvenliği, kamu düzenini ve kamu güvenliğini ilgilendirdiği, ayrıca Genel Kurmay Harekat Başkanlığınca hazırlandığı iddia edilen gizli belgenin sızdırılması ve yayınlanması hususlarında soruşturma yapıldığı, bu konuya ilişkin haberlerin yargı gücünün otorite ve tarafsızlığını etkileme ihtimali bulunduğu, ayrıca CMK’nun 157. maddesinde düzenlenen soruşturmanın gizliliğini ihlal etme ihtimalinin bulunduğu gerekçeleriyle Anayasanın 28/4 maddesi ve Basın Kanunun 3/2. maddesi uyarınca “soruşturma tamamlanıncaya kadar soruşturmayla ilgili belgelerin içeriği hakkında yayın yasağı getirdi.
9 Haziran’da İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi, 1 ve 2 Haziran 2009 tarihli nüshalarında “PKK örgütünün propagandasının yapıldığı” iddiasıyla Günlük gazetesinin yayınının bir ay süreyle durdurdu. Karar, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in iptal istemiyle Anayasa Mahkemesi’ne taşıdığı TMY’nin 6/son maddesine dayanılarak verildi. 1 Haziran 1009 tarihli sayıda, Diyarbakır Kültür Sanat Festivali’nin kapanış konseriyle ilgili “Görkemli final” başlıklı haberde kullanılan ve bir bölümünde PKK lideri Abdullah Öcalan’ın posterinin de yer aldığı “Bu halk rüyasını gerçekleştirecek” yazılı olan fotoğraf nedeniyle gazete bir ay süreyle kapatıldı. Mahkeme, kapatmaya, 2 Haziran 2009’da yayımlanan Hüseyin Ali imzalı “Operasyonlara Dur Denilmeli” başlıklı köşe yazısı ve Teoman Deprem’e ait “PeKeKe mi, PeKaKa mı?” başlıklı yazıları da gerekçe gösterdi. Aralık 2008’de gazeteci Ragıp Zarakolu, 2006 yazından bu yana Kürtçe yayın yapan veya Kürt Sorunu’nu merkez alan gazetelerden 21’iyle ilgili 46 kapatma kararı verildiğini duyurmuştu.Aralarında Cevat Düşün, Ragıp Zarakolu, Ziya Çiçekçi ve Veysi Sarısözen’in de bulunduğu gazetenin bir çok çalışanı hapis istemiyle halen yargılanıyor. DTP lideri Ahmet Türk, traji-komik olarak nitelendirdiği kapatma kararıyla ilgili, “Barışın sesini kesersek, savaşın dili egemen olur. Bundan kesinlikle kaçınılması gerekir. Ama ne yazık ki, nerede bir barış sesi yükseliyorsa, anında susturmaya çalışıyorlar” açıklaması yaptı. Gazete yayın yönetmenleri Ayhan Bilgen ve Filiz Koçali de, kararın politik yanı bulunduğunu, gazetenin, Cumhurbaşkanı’ndan gazetecisine kadar her kesim Kürt sorununda çözüm yollarını tartışırken, her medya kuruluşunda konuyu ele aldığı bir sırada susturulduğunu bildirdiler. TGC’de yapılan bir basın açıklamasında kararı kınayan gazete yayın yönetmeni Filiz Koçali “Gazete Kürt sorununun çözümü için tüm çevrelerin diyalog kurması için attığı adımlar nedeniyle kapatıldı” dedi; ifade ve basın özgürlüğüne karşı yapılan bu saldırıyı teşhir edeceklerini duyurdu. DTP Diyarbakır milletvekili Gülten Kışanak da “TBMM’ye soru önergesi vererek Terörle Mücadele Yasası’nın Anayasaya aykırı gazete kapatmayı imkanlı kılan maddesinin iptalini isteyeceğiz” dedi. IPI Ulusal Komite, kapatma kararına tepki gösterdi; gazetelerin kapatılmasına ve gazetecilerin hapisle cezalandırılmalarına izin veren yasaların basın özgürlüğüyle bağdaşmadığına işaret etti; “bu maddelerin yasalarımızdan çıkartılması gerektiğini sorumlulara hatırlatırız” dedi.
Türkiye Yayıncılar Birliği (TYB) bu yıl Düşünce ve İfade Özgürlüğü Ödülü’nü Allah’ın Kızları Romanı’ndan “dini değerleri aşağıladığı” ve “halkı kin ve düşmanlığa sevk ettiği” iddiasıyla yargılanan yazar Nedim Gürsel, yayımladığı kitaplar müstehcen bulunduğu için yargılanan Sel Yayınları sahibi İrfan Sancı ve Şanlıurfa’da 54 yıldır kitapçılık yapan Naci İpek’e verdi.
Düşünce Suçuna Karşı Girişimi’nin 22-24 Mayıs günlerinde İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde düzenlediği Düşünce Özgürlüğü için 6. İstanbul Buluşması, düşünceleri nedeniyle Türkiye’de baskılarla karşılaşanları, Avrupalı ve Karadeniz bölge ülkelerindeki hak savunucularını bir araya getirdi. Eski milletvekili Mahmut Alınak, Agos gazetesi eski imtiyaz sahibi Serkis Seropyan, yazar Temel Demirer,yazar Abdurrahman Dilipak, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisi Ceren Baykal, vicdani retçi Doğan Özkan, karikatürist Halil İbrahim Özdabak, polisin öldürüldüğü oğlu için mücadele veren Mehmet Tursun, Taraf muhabiri Mehmet Baransu, Lambdaİstanbul Derneği’nden Bora Bengisu, Mısır Çarşısı davasından müebbet hapsi istenen Sosyolog kızı Pınar Selek ile ilgili durumu babası ve avukatı Alp Selek anlattı.
Video paylaşımı için yararlanılan DailyMotion sitesine Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 24 Mart’ta aldığı kararla getirilen erişim yasağı 12 Mayıs itibariyle kaldırıldı. Siteye girmek isteyenler, “Bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir. T.C.Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 24.03.2009 tarih ve 2009/25 sayılı kararı gereği erişime kapanmıştır” yazısıyla karşılaşıyorlardı. DailyMotion sitesine, Ağustos 2008’de de gerekçesi ve hangi yargı kararına dayandığı dahi belirtilmeden hizmete kapatılmıştı. Çeşitli gerekçelerle erişime kapatılan siteler arasında da geçmişte Myspace, WordPress sitelerine de yer alıyordu. Ayrıca, geocities.com sitesi, Ankara 9. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 4 Şubat 2008’de erişim yasağı kararı aldığından beri erişilmez durumda. Türkiye’den ve uluslararası alandan ifade özgürlüğü savunucuları, akademisyenler, hukukçular, gazeteciler ve İnternet kullanıcıları yasaklara tepki göstermişti. Harun Yahya mahlasını da kullanan ve yaratılışçılığı savunan Adnan Oktar, evrim teorisi üzerine çalışan bilim insanı Richard Dawkins’in, Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası’nın (Eğitim-Sen) sitelerinin yanı sıra Google’ın e-posta iletişim grubu Google Groups ve ardından da bir okur yorumu nedeniyle Vatan gazetesinin internet sitesini Türkiye’den erişime kapattırmıştı. Mahkemeler bugüne kadar Oktar’ın yanı sıra çok çeşitli şikayetler üzerine aralarında YouTube, EkşiSözlük, DailyMotion, blogger.com, geocities.com gibi paylaşım alanlarının da bulunduğu onlarca siteyi erişime kapattı.
9 Mayıs’ta İHD İstanbul Şubesi, 2009 Ayşe Nur Zarakolu Düşünce Özgürlüğü Ödülleri’ni bu yıl Özgür Radyo’nun tutuklu Genel Yayın Yönetmeni Füsun Erdoğan, eski DEP’li Mahmut Alınak ve yazar Temel Demirer’e verdi. İHD Şube Başkanı Gülseren Yoleri, “Düşünce özgürlüğünün en temel insan hakları arasında yer aldığını” vurguladı, “Ayşe ablanın verdiği mücadele insanların özgür olması içindi. Bize hep düşünün eyleme geçin ve geçirin mesajı verdi” dedi.
Mayıs başında, Avrupa Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, Avrupa Parlamentosu’nda Türkiye’deki demokratikleşme süreci hakkında düzenlenen oturumda yaptığı konuşmada, Kürt sorunu, Ergenekon davasında adil yargılama ve ifade özgürlüğü konularını yakın takibe aldıklarını ve sonbahardaki ilerleme raporuna yansıtacaklarını söyledi. Rehn, bu konuyu sonbahardaki Türkiye İlerleme Raporu’nda ayrıntılarıyla işleyeceklerini duyurdu.
İstanbul Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz, Ergenekon Soruşturması’yla ilgili savunma avukatlarını bağlayan “dosyayı inceleme ve belgelerden örnek alma” yasağını tebliğ ettirdi. Öz, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 13 Nisan’da aldığı kararı hatırlatarak dosyanın müdafi avukatlarca incelenmesinin ve dosyadan örnek alınmasının soruşturma bilgilerinin kamuoyuna ve basın yayın organlarına ulaşmasına neden olacağını bildirdi. İlçe Emniyet Müdürlüklerince medya kuruluşlarına “çok ivedi” tebliğ yapılmasını talep eden Öz, dosyaya avukatlarının erişiminin “soruşturmanın gizliliğinin ihlal edileceği, yargı makamlarının etkileyerek soruşturma amacının tehlikeye düşüreceği ve suç teşkil eden yayınlar yapılmasına olanak sağlayacağı”nı savundu. İstanbul Valiliği, işleme dayanak olarak TMY’nin 10/d maddesinde belirtilen “Dosya içeriğini inceleme ve belgelerden örnek alma hakkının kısıtlanması”na ilişkin düzenlemeyi gösterdi. Kararın Cumhuriyet Başsavcılıklarına duyurulmasıyla “Tüm yazılı ve görsel basın-yayın kuruluşlarının (televizyon, radyo, gazete vs) yetkililerine “ÇOK İVEDİ” olarak tebliğ edilmesi de istendi. 13 Nisan’da İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi Nöbetçi Hakimi Resul Çakır, TMY’nin 10/d maddesi gereğince İstanbul Cumhuriyet Başsavcı vekilliğinin ilettiği talebi kabul etmişti.
Avrupa Konseyi genel sekreteri Terry Davis, “Medya özgürlüğü terör karşıtı yasalara kurban edilmemeli” dedi. 3 Mayıs’ta bir açıklama yapan Davis, “Demokratik bir toplumda haber alma ve verme özgürlüğü vazgeçilmezdir ama kriz anlarında bu daha da önemli hale gelir” diye ekledi.Türkiye’nin de aralarında olduğu konsey üyelerine çağrıda bulunan Davis, yasaların Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesine uygun olarak yapılmasını istedi. 28-29 Mayıs’ta, medya ve yeni iletişim hizmetleri üzerine Reykjavik’de yapılacak bakanlar toplantısının, üye devletlerdeki durumu değerlendirmek için fırsat sunacağını da ekledi.
TGS ve EJF, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü dolayısıyla gerçekleştirdiği “AB Yolundaki Türkiye’de Basın ve İfade Özgürlüğü: Engeller ve Sorunlar” başlıklı konferans, TGC, ÇGD, iletişim hukukçuları ve insan hakları savunucularının yanı sıra hakları ihlal edilen habercileri de bir araya getirdi. Katılanlar arasında EJF Başkanı Arne König ve yetkilisi Pamela Moriniere, TGC Başkanı Orhan Erinç, TGC önceki başkanlardan Nail Güreli ve Ziya Sonay, Avrupa Gazeteciler Birliği (AEJ) temsilcisi Doğan Tılıç, ÇGD Başkanı Ahmet Abakay, Çukurova Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Cafer Esendemir gibi meslek kuruluş temsilcileri vardı. Ayrıca Başbakanlığın akreditasyon yasağını yargıya taşıyan Günlük Evrensel gazetesi muhabiri Sultan Özer, 159’dan mahkum olduğu dosyası Yargıtay’a taşınan sansursuz.com yazarı Rahmi Yıldırım, hakaretle yargılanan Yalçın Ergündoğan, etkin haberciliği sıklıkla ödüllendirilen İskenderunlu gazeteci Akın Bodur ve Adıyaman’da yerel makamları eleştirdiği için bir süre tutuklanan gazeteci Hacı Boğatekin de davetliydi. 300 kadar akademisyen, hukukçu, gazeteci ve sendikacının katıldığı ve izlediği konferans, TCK, TMY, Basın Kanunu ve diğer ilgili mevzuattan kaynaklanan sorunların; Avrupa Birliği normları ve AİHM içtihatları ışığında değerlendirilmesini sağladı.
TGS Başkanı Ercan İpekçi, 2009`un dört aylık dönemiyle ilgili açıkladığı Basın İhlalleri İzleme Raporu’nda, Cumhuriyet savcılıklarının TCK’nın 301. maddesiyle ilgili 719 dosyayı Adalet Bakanlığı’na gönderdiklerini, Bakanlığın 96 şüpheli veya sanığı ilgilendiren 73 dosyada soruşturma veya kovuşturma izni verdiğini, altı dergi ve gazete hakkında TMY uyarınca toplatma ve yayın durdurma cezası verildiğini, Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı`nın da 1631 İnternet sitesine erişim yasağı getirdiği, RTÜK`ün dört ayda 89 radyo ve televizyona 129 uyarı, 35 medyaya 39 program durdurma cezası, 15`ine 22 kez idari para cezası uygulandığını, 1`ine de 3 gün gelir getirici yayın yasağı getirildiğini açıkladı. Bu dönemde, 31 radyo ve televizyon kuruluşu hakkında da seçim yasaklarıyla ilgili olarak ceza uygulanması istemiyle Yüksek Seçim Kurulu’na 41 bildirim yapıldı.
TYB Yayımlama Özgürlüğü Komitesi Başkanı ve yayıncı Ragıp Zarakolu, Türkiye’de birçok yayıncının Ermeni Soykırım iddiaları gibi konularda oto-sansüre başvurduğunu açıkladı. Birçok ülkede “soykırım” olarak anılan 1915 olaylarının Türkiye’de hala tüm açıklığıyla tartışılamadığını vurgulayan Belge Yayınları sahibi Zarakolu, “Sağlıklı bir sonuca varmak ve sorunu anlayabilmek için bütün tarafların net olarak ne düşündüğünü bilmek zorundayız” dedi, bunu TCK’nın 301. maddesinden mahkum edilmeden önce yaptığı savunmasında da dile getirdiğini anımsattı.
Başbakanlık Basın Merkezi’nin akreditasyonunu iptal ettiği gazetecilerden Milliyet gazetesi muhabiri Abdullah Karakuş hakkını idari yargıda aradı ve kazandı. Ankara 9. İdare Mahkemesi, basın özgürlüğü ve hukuka aykırı olduğunu belirterek, işlemin yürütmesini durdurdu. Mahkeme, gerekçeli kararında, uygulamanın gazetecilerin haber yapma iradelerinde caydırıcı etki oluşturacağını belirtti. Kasım 2008’de Başbakanlık ve Bakanlar Kurulu etkinliklerini her zamanki gibi izlemek isteyen “Günlük Evrensel” muhabiri Sultan Özer, “Hürriyet” muhabirleri Hasan Tüfekçi ve Turan Yılmaz, “Milliyet” muhabiri Abdullah Karakuş, Star Televizyonu’ndan Fatma Çözen ile “Akşam” muhabiri Ali Ekber Ertürk’e daha sonra “devamsızlık” olarak gösterilen bir gerekçeyle izin verilmemişti.
Nisan ortasında, Avrupa Parlamentosu Gey ve Lezbiyen Hakları Çalışma Grubu Başkanı Michael Cashman, “30 Nisan’da görülecek olan Lambdaistanbul LGBTT Dayanışma Derneği’nin kapatılması yönündeki davada yerel mahkemenin LGBTT bireylerin örgütlenme özgürlüğünü gözeten bir karara varacağını umduğunu” söyledi. Cashman, “Eğer Türkiye Avrupa Birliği’ne katılacaksa, tüm insanlara eşit şekilde davranmalı ve her vatandaşının haklarına saygı duymalı” dedi.
17 Nisan’da İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, Eylül 2008’de Belge Yayınları’ndan çıkan ve 12 Eylül dönemini anlatan “Ölümden Zor Kararlar” isimli romanı Basın Kanunu’nun 25. Maddesi uyarınca el koydu. İstanbul Cumhuriyet Başsavcı vekilinin talebini aynı gün karara bağlayan mahkeme, N. Mehmet Güler’in yazdığı 111 sayfalık kitapta, “örgüt propagandası yapıldığı” ve “halkı suç işlemeye tahrik edildiği” iddia ediliyor. Güler,“12 Eylül döneminin yarattığı ve çeyrek yüzyılı aşan bir trajediyi, savaş ile aşk temasıyla anlattığım kurgusal bir romandı yazdığım. Romandaki kahramanların sözlerini yargılamak utanç verici” dedi.
Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un, İstanbul’da Harp Akademileri Komutanlığı Atatürk Harp Oyunu ve Kültür Merkezi’nde 15 Nisan’da yaptığı “Yıllık Değerlendirme” konuşmasını dinlemeye bugüne kadar akreditasyon alamamış gazeteciler de davet edildi. “Star” yazarı Mustafa Karaalioğlu, “Sabah” yazarı Erdal Şafak, “Yeni Şafak” yazarı Fehmi Koru’nun da aralarında bulunduğu gazeteciler, Harp Akademileri’ndeki etkinliklere ilk kez katıldılar. Ayrıca, özellikle TSK’nın siyasi yaşama dair müdahalelerini eleştiren “Star” yazarı Mehmet Altan ve “Milliyet” yazarı Hasan Cemal, “Yeni Şafak” yazarı Ali Bayramoğlu da Bağbuğ’un konuşmasını Harp Akademileri’nde dinleyebildiler. Ancak konuşma salonunda bundan önce de olduğu gibi, aralarında Birgün, Günlük Evrensel, Taraf, Zaman, Vakit ve Günlük gazeteleri ve Hayat TV’nin de bulunduğu yayın organları ve temsilcilerinden kimse yoktu.
13 Nisan’daki Gazetecilik Başarı Ödülleri gecesinde konuşan TGC Başkanı Orhan Erinç, ifade özgürlüğü, gazetecilerin kimlik ve kişilik sorunlarıyla ilgili bundan 10 yıl öncesine göre hiçbir gelişme yaşanmadığını açıkladı. Açış konuşması olarak, önceki başkanı Nail Güreli’nin 11 Ocak 1999 tarihinde yaptığı bir konuşmayı aynen okuyarak başlayan Erinç, “Hiçbir gelişme olmamış. Aksine Ahmet Taner Kışlalı ve Hrant Dink’i silahlı saldırıda, İsmail Güneş’i de görevi başında kaybetmişiz. Saldırıya uğrayan, tehdit edilen, yargılanan, yayın organları aranan meslektaşlarımızın sayısı yüzleri aşıyor” diye konuştu. Erinç, “Türkiye Basın Özgürlüğü alanında 134 ülke arasında 106. sıradadır” cümlesinin bile Türkiye’deki demokrasi anlayışını ve ifade özgürlüğünün durumunu göstermek için yeterli olduğunu söyledi.
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, Kürtçe çıkan Özgür Mekopotamya gazetesinin yayını da, Azadiya Welat gazetesi gibi, “PKK örgütü propagandası” iddiasıyla bir ay süreyle durdurdu. Azadiya Welat gazetesi yayınının yasaklandığı 11 Nisan’da haftalık yayın başlatan Özgür Mezopotamya gazetesi, mahkeme başkanı Hakim Ömer Diken’in aldığı bir kararla bir ay süreyle durduruldu. Azadiya Welat gazetesi sahibi Emine Demir, bu kararın hükümetin Kürtlere ne kadar samimi yaklaştığını bir kez daha gösterdiğini söyledi. Haftalık yayın yapan Özgür Mezopotamya Gazetesi de aynı mahkemece aynı gün ve aynı gerekçelerle kapatıldı. Mahkeme, sekiz sayfalık gazetenin yedi sayfasında, “Örgüt açıklamalarına yer verildiği” ve “örgüt propagandası yapıldığı”na kanaat getirdi. Gerekçe olarak, Abdullah Öcalan’ın 60. doğum gününde yapılan Amara Yürüyüşü’ne müdahalede ölen Mustafa Dağ ile Mahsum Karaoğlan’ın aileleriyle yapılan röportaj da gösterildi. Ayrıca, Şırnak’ın Cizre ve Silopi İlçeleri’ndeki 31 ölüm kuyusunun da yerlerini gösteren haber de suça gerekçe olarak gösterildi. ABD’de yapılan bir anket sonucunun ele alındığı ABD Başkanı Barack Obama’yla ilgili verilen “ABD’de sosyalizm rüzgarı” (Bayê sosyalîzmê li Amerîkayê gur dibe) başlıklı haberin de “örgüt propagandası” kapsamında gösterildiği iddia edildi. Mahkeme, Azadiya Welat gazetesi için de, 11 Nisan 2009 tarihli sayının yedi sayfasında yer alan haberlerin “örgüt propagandası” içerdiği gerekçesiyle aynı yaptırıma gitmişti. Öcalan’ın avukatlarıyla yaptığı görüşme, anma ilanları, Amara yürüyüşü sırasında askerlerce öldürülen Mustafa Dağ’ın ailesiyle yapılan röportajın yanı sıra 8. sayfada “Obama sadece ABD’nin imajını güzelleştiriyor” (Obama tenê îmaja DYA’yê xweş dike) başlıklı haber ile DTP’li belediye başkanlarının teşekkür ilanları da suçlama yönetilen sayfalarda yer alıyor.
4 Nisan’da İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi, haftalık Atılım gazetesine, son sayısında “MLKP Örgütü açıklamalarına yer verildiği” ve “örgüt propagandası yapıldığı” iddiasıyla bir ay yayın durdurma kararı verdi. Mahkeme, “Ezilenlerin Sosyalist Alternatifi Atılım Gazetesi”nin 4 Nisan 2009 tarihli son sayısında, gazeteye el konulması ve dağıtım-satış yasağı getirmenin yanı sıra, gazetenin İnternet ortamındaki yayını atilim.org sitesine de erişimin engellenmesine karar verdi. Mahkeme, TMY’nin 6/2 ve 7/2. maddelerinde belirtilen suçların “açıkça işlendiği”ne yer vererek, gazete ve tüm nüshalarına dağıtımı ve satışına yasak getirerek, el konulmasına, 1 ay süreyle yayınının durdurulmasına karar verdi. TMY’nin 6/son maddesinden de atilim.org İnternet sitesinin erişimine de, “suç kasti ve yoğunluğu” gerekçe gösterilerek engellenmesine karar verildi. Son sayıda “Sandık çarptı, sıra sokakta” manşetiyle yayınlanmıştı. Bursa’da bir polisi öldürmekle suçlanan ve MLKP Örgütü üyesi olduğu iddia edilen Ender Bulhaz Aktürk’ün gözaltında işkence gördüğüne ilişkin bir iddia da bu kişi “Komünist savaşçı” olarak sunularak işlenmişti. 1 Mayıs öncesi açıklamalar ve seçim sonuçlarının değerlendirilmesiyle ilgili haberler de gazetede yer alıyordu.
ABD başkanı Barack Obama’nın ziyaretini protesto etmek için sendika, meslek örgütleri, siyasi partiler ve sivil toplum örgütlerinin 6 Nisan’da Ankara’da düzenledikleri eyleme polis müdahale etti. Meclise yürümek isteyenlere saldıran polis ÖDP üyesi 21 kişiyi gözaltına aldı. Yaklaşık 500 kişi “Yanki go home”, “Emperyalistler, işbirlikçiler yenilecek, direnen halklar kazanacak”, ABD defol bağımsız Türkiye”, “NATO’ya hayır, üsler kapatılsın”, “Katil ABD, işbirlikçi AKP” sloganları attı.
TGC Başkanı Orhan Erinç, Medeniyetler İttifakı toplantısında dünyaya hoşgörü mesajı gönderen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a, “Aynı yaklaşımı ülke içinde de bekliyoruz” mesajı gönderdi. Öldürülen Gazeteciler Günü’nün 13’üncüsü dolayısıyla tam 100 yıl önce katledilen gazeteci Hasan Fehmi’nin mezarı başında “bugüne kadar öldürülen 62 gazeteciyi” anan Erinç, isim vermeden Başbakana “Gazetecilerin işlerini yapabilme olanaklarının geliştirmelerinde ve işlerine gelmeyen haberler yayımlandığında boykot çağrıları yerine de hoşgörü bekliyoruz. “Tahammülsüzlük ayrışmaya yol açar şeklindeki mesajlar, umuyoruz ki,medya özgürlüğüne yönelik saldırılar kapsamında da değer görür” dedi.
Küresel video paylaşım sitesi youtube.com sadece İnternet Hastası’nı değil, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nü de erişime kapalı halde geçirdi. Siteye erişim, “Atatürk aleyhindeki içerik barındırdığı” gerekçesiyle Ankara 1. Sulh Ceza Mahkemesi’nin yasak kararı aldığı 5 Mayıs 2008’den beri sağlanamıyor. 4 Şubat 2008’deyse Ankara 9. Sulh Ceza Mahkemesi, geocities.com sitesini Türkiye’den yasaklamıştı. Geocities.com sitesi, Harun Yahya olarak bilinen Bilim Araştırma Vakfı temsilcilerinden Adnan Oktar’ın avukatlarının yaptırım istediği siteler arasında yer alıyordu. Oktar nacizanebilgi.comadındaki İnternet Sözlüğü yetkililerinden, kişilik haklarına saldırı iddiasıyla 8 bin YTL manevi tazminat talep ediyordu. Yaratılış Teorisi’nin savunucusu Oktar, “Atlas of Creation” adlı kitabına yönelik hakaret içeren yayın yapıldığı iddiasıyla 3 Eylül 2008’de de evrimci kuramın temsilcisi yazar Prof. Richard Dawkins’in richarddawkins.net sitesini tedbiren Türkiye’den erişime kapattırmıştı. Son iki yılda 22 bin 846 vatandaş, genel ahlak ve hukuk kurallarına aykırı bulduğu sitelerden duyduğu rahatsızlığı kuruma bildirdi. Şikâyetleri değerlendiren Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı, erişim yasağı uygulamasının başladığı 23 Mayıs 2007’den bu yana toplam bin 631 siteyi engelledi. Yasaklamaların bin 387’si resen, 244’ü yargı kararıyla yapıldı.
Bilişim STK Platformu’ndan Mustafa Akgül, 6- 21 Nisan günlerinde gerçekleştirilen Türkiye’deki İnternet Haftası’nın 16. yıldönümünde yaptığı açıklamada, “Dünyada 1,6 milyar İnternet kullanıcısı, 630 milyon kayıtlı bilgisayar, 180 milyon alan adı, 224 milyon web, 124 milyar civarında web sayfası, 100 milyon civarında video ve 60 milyon civarında kişisel web/ blog olduğunu düşünüyoruz. Türkiye’deyse 30 milyon civarında kullanıcı, 2,6 milyon bilgisayar, 190 bin Türkiye içinde, 790 bin Türkiye dışında alan adı var. Halkımızın yüzde 33’ü İnterneti düzenli kullanıyor, yüzde 65’i hiç İnternet kullanmamış, kırsal kesimde bu oran yüzde 80” dedi. Akgül, 2006-2010 Bilgi Toplumu Stratejisi kapsamında planların eylemlerin çoğunun ya başlamadığını ya da çok az ilerleme olduğunu ekledi.
Antalya’nın Kemer İlçesi’nde MHP’li belediye Başkanı Mustafa Gül, Çınarlı Kavşağı’nda bulunan “Aşk Heykeli”ni kaldırdı. Kemer Gözcü gazetesi, “Ve Heykel Kaldırıldı” başlıklı haberinde heykeli kaldırmanın Gül’ün seçim öncesi vaadi olduğunu, AKP Kemer İlçe Başkanı Zafer Yaman’ın heykeli “kadın haklarına saldırı” olarak değerlendirdiği ve eski belediye başkanı Hasan Şeker’e tepki gösterdiği, vatandaşlarınsa “Kavşak, porno kavşağı oldu” eleştirileri yönelttiklerini ileri sürdü. Gül, heykelin yerleştirildiği gün de tepki gösterdiğini hatırlatarak, “Kemer’in yerli halkı ve tatil yapan turistler heykelin kaldırılmasını talep ettiler. Heykel turistlerce ve vatandaşlarca kabul görmedi. Biz de istenileni yaptık. Oraya turizme faydalı bir yapı inşa edeceğiz” dedi. Heykeli yapan Zafer Sarı ise, telif hakları yasası gereğince savcılığa suç duyurusunda bulunacağını söyledi: “Belediye Başkanı Mustafa Gül bana sorarak da bu heykeli kaldırabilirdi. Söyleyecek bir şey bulamıyorum. Çok üzüldüm.”
Gaziantep Gazeteciler Cemiyeti (GGC), 29 Mart Yerel Seçimleri’nin ardından yerel Telgraf, Hakimiyet ve Güneş gazeteleri çalışanlarının Büyükşehir Belediyesi’ne girişlerinin yasaklanacağı duyumunu aldıklarını, bunun gerçek olmadığına inandıklarını, aksi takdirde bu kararı kınadıklarını bildirdi. Seçime kadar belediyeyi eleştiren üç gazeteye ait nüshaların Gaziantep Belediyesi’ne alınmadığına dönük iddiaları sormak için belediye giden Hakimiyet gazetesi muhabiri Hakan Yağlı ve Telgraf gazetesi muhabiri Hasan Akpınar’ın da belediye alınmadığından şikayet edilmişti. GGC başkanı ve Hakimiyet gazetesi sahibi Abdullah Sabri Kocaman, bundan sonra kamu denetiminin gereğini yerine getirmeye ve üçüncü göz olmayı sürdüreceklerini dile getirdi. Bunun ardından açıklama yapan Büyükşehir Belediye Başkanı Asım Güzelbey, 2 Nisan’da yaptığı basın toplantısında konunun yanlış anlaşıldığını savundu: “Bir bürokratımızın kişisel bir söylemi olduğunu öğrendim. Öğrenir öğrenmez karşı çıktım. Benim memurum siyaset yapamaz. Siyaset yapılacaksa bunu sadece ben yaparım.”
İnsan hakları savunucuları, Erzurum H Tipi cezaevinde yaşananlara dikkat çekmek için 23 Şubat’ta süresiz açlık grevine başlayan tutuklulardan Cihan Alkan, Bozo Açlan, Aydın Atalay ve Abdulvahap Karatay’ın durumlarının kötüye gittiğini belirterek, Adalet Bakanlığı’nın bir an önce çözüm için harekete geçmesini istediler. 1 Nisan’da Ankara’da toplanan hak savunucuları, 39. gününe giren grevin, Kürtçe kitap ve yayınların içeri alınmaması, ortak havalandırmaların engellenmesi, aileleriyle yaptıkları Kürtçe telefon görüşmelerinin engellenmesi, tutukluların ara koridorlarda birbirlerine selam vermesinin dahi disiplin cezası kapsamına alınması gibi uygulamalara karşı olduğunu açıkladılar. Yaşananlara dikkat çeken bildiriye atanlar arasında Esra Çiftçi, Yüksel Mutlu, Murat Çelikkan ve Yusuf Alataş’a, Ataol Behramoğlu, Adil Okay, Ahmet Telli, Baskın Oran, Ercan Kanar, Gün Zileli, Hicri İzgören, Metin Bakkalcı, Nihat Behram, Oral Çalışlar, Şanar yurdatapn, Şükrü Erbaş ve Temel Demirer de bulunuyor.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
Avukat Özcan Kılıç, TMY’nın 6/son ve 7/2 maddeleri uyarınca yayınları bir ay süreyle durdurulan Özgür Mezopotamya, Özgür Görüş, Rojev, Siyasi Alternatif ve Süreç gazeteleriyle ilgili dosyaları AİHM’e taşıdıklarını açıkladı. Kılıç, AİHM’in, ifade özgürlüğünün ihlaline dayanarak son aylarda yaptıkları yedi başvurunun birleştirilerek karara bağlanacağının kendilerine bildirildiğini kaydetti. Kasım 2006’dan bu yana AİHM’e Ülkede Özgür Gündem, Gündem, Güncel, Gerçek Demokrasi, Yedinci Gün, Haftaya Bakış, Yaşamda Demokrasi, Toplumsal Demokrasi, Yeni Bakış, Alternatif, Gelecek, Gerçek, Özgür Ülke, Politika, Özgür Yorum, Analiz, Ayrıntı, Özgür Mezopotamya, Özgür Görüş ve Siyasi Alternatif olmak üzere toplam 20 gazetenin yayının durdurulmasıyla ilgili tam 50 başvuru yapıldı. Bu davaların bir kısmı 7 birleşik dava haline getirildi. Diğerleri şahsi daha olarak işlem gördü. Ayrıca, Günlük gazetesinin yayınının 1 ve 2 Haziran 2009 tarihli sayılarındaki haber ve fotoğraflar gerekçe gösterilerek bir ay süreyle durdurulması da AİHM’e taşındı.
30 Haziran’da AİHM, F Tipi Cezaevlerini açlık grevi ve el bildirileriyle protesto eden “Anadolu Tutuklu ve Hükümlü Aileleri Yardımlaşma Derneği” (Anadolu TAYAD) yetkilisi İsmail Kara’nın ifade özgürlüğünü kısıtladığı için Türkiye’yi mahkum etti. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 10. maddesini ihlal edildiğine oybirliğiyle karar veren AİHM; Kara’ya mahkeme gideri dahil 2 bin 613 avro (yaklaşık 5 bin 750 TL) tazminat ödenmesine hükmetti. 29 Kasım 2000’de tutuklu yakınlarıyla dayanışma için çeşitli eylemler düzenleyen Kara, Üsküdar Cumhuriyet Savcılığı’nın 8 Şubat 2001’de düzenlediği iddianameyle 2908 Sayılı Dernekler Yasası’na muhalefetten yargılandı. 27 Aralık 2002’de Asliye Ceza Mahkemesi, Kara’yı önce altı ay hapse mahkum etmiş, ardından cezayı paraya çevirmişti. Ceza Yargıtay’da onanmıştı. AİHM, Kara’nın kamuoyuna mal olmuş F Tipi cezaevindeki tutukluluk koşullarıyla ilgili duyarlılık yaratmaya çalıştığını, dağıtılan el bildirilerindeyse “şiddete veya açlık grevine teşvik eden herhangi bir ifade bulunmadığını” duyurdu.
17 Haziran’da AİHM’in, Agos gazetesi yayın yönetmeni Hrant Dink’in 19 Ocak 2007’de öldürülmesiyle ilgili yapılan beş başvuru nedeniyle Türkiye hükümetine sorular yönelttiği gündeme geldi. Faklı tarihlerde yapılan başvuruları birleştirerek değerlendirmeye başlayan AİHM, sorulara yanıt vermesi için dört aylık süre tanıdı. Uluslararası Hrant Dink Vakfı avukatlarından Deniz Tuna, hükümete Kasım ayının başına kadar süre tanındığını ifade etti. Tuna, başvurularını, AİHS’nin “yaşam hakkı ihlali”, “mahkemeye etkin başvuru hakkı”, “adil yargılama hakkı”, “ifade özgürlüğü hakkı” ve “ayrımcılık yasağı”na dair maddelerine dayandırdıklarını hatırlattı.”Ermeni Kimliği” dizi yazısından eski TCK’nın 159. maddesi uyarınca ertelemeli 6 ay hapse mahkum edilen gazeteci Dink, sanıklığının tehditleri arttırdığı bir dönemde ve öldürülmeden iki hafta önce kendisi AİHM’e başvurmuştu. Cinayet sonrası da avukatları, saldırı ihbar ve istihbaratlarını değerlendirmemekle suçladıkları Trabzon Emniyet Müdürlüğü, Trabzon Jandarması ile İstanbul Emniyet yetkililerini yargı önüne çıkartamayınca AİHM’e başvurmuşlardı. Son bir başvuru da, 20 Ocak 2007 gecesi Samsun Otogarı’nda yakalanan tetikçi zanlısı Ogün Samast ile samimi ortamda “hatıra fotoğrafı” çektiren Samsun Emniyet görevlileriyle ilgili cezai işlem yapılmamış olması nedeniyle yapılmıştı.
16 Haziran’da AİHM, “bölücülük propagandası yaptıkları” gerekçesiyle 2002 yılında hapisle cezalandırılan Ömer Bahçeci ve Fikret Turan’a Türkiye’nin toplam 4 bin avro (8 bin 800 TL) tazminat ödenmesine karar verdi. AİHM, oybirliğiyle 10. maddenin ihlal edildiğini hükmetti; Sözleşmenin diğer maddelerine atıf yapan kısımlarının incelenmesine yer olmadığını bildirdi.
9 Haziran’da AİHM, Beyoğlu Galatasaray’daki PTT merkezinin şefi olarak yazdığı bir yazısında “hakaret”ten mahkum edilen Cihan Öztürk’ün açtığı davada Türkiye’nin tazminat ödemesine hükmetti. AİHM, PTT’ye ait Postel dergisinde dönemin PTT başmüdürünü ağır şekilde eleştiren Öztürk’ün tazminatla cezalandırılmasını oybirliğiyle ifade özgürlüğünün ihlali olarak değerlendirdi. AİHM, Türkiye’nin Öztürk’e bin avro (yaklaşık 2 bin 200 TL) manevi tazminat ödemesini kararlaştırdı. Derginin Mayıs 2000 sayısında Galatasaray postanesinin faaliyet gösterdiği tarihi binanın bakımsızlığa terk edilmesinde eski PTT başmüdürünü sorumlu tutan bir yazı yazan Öztürk, yaklaşık bin TL, derginin sorumlu müdürü de 500 TL tazminata mahkum edilmişti. Aralık 2001’de kararın temyiz edilmesi sonucu değiştirmemişti. AİHM, yazıda kullanılan ironik ifadelerin PKK çalışanlarından oluşan okurları tarihi yapıların korunması amacıyla duyarlılığa davet etmeyi amaçladığını, yazıda tartışma yaratan yönlerinde de, kamuoyu yararı olan meşru bir tartışmanın bir parçası olarak değerlendirilmesi gerektiğini bildirdi.
Dicle Üniversitesi’ne bağlı Siirt Eğitim Fakültesinin sorunlarına dikkat çektiği haber ve yazılar nedeniyle Dekan Cemal Ergun Çelik’in kişilik haklarına saldırıda bulunduğu iddiasıyla tazminata mahkum edilen 53 yıllık gazeteci Cumhur Kılıççıoğlu AİHM’e başvurdu. 17 Haziran 2008’de Siirt Asliye Hukuk Mahkemesi, dört yazıda davalıya hakaret içeren unsur bulunduğu gerekçesiyle Siirt Mücadele gazetesi sahibi Kılıççıoğlu’yu, mahkeme giderleri dahil 3 bin 200 TL tutarında manevi tazminat ödemesine hükmetmişti. Kararın bozulması için 22 Temmuz’da yapılan başvurudan olumlu yanıt alınamadı. Siirt İcra Dairesi, 23 Aralık 2008’de gazeteciye icra emri çıkardı. Gazeteci, yazılarında eğitim alanındaki sorunlara dikkat çekiyordu. Kılıççıoğlu, mahkumiyetiyle, “gazetecinin iyileştirme, şehrine hizmet etme gayretinin engellendiği, diğer meslektaşlarının da cesaretinin kırıldığını” belirtti. Gazeteci, halkın olaylarının tartışılmasına dönük imkanların kısıtlandığı, bilgi sağlama akışının da sekteye uğratıldığını savundu. Yargıtay’ın ilk kararını bozduğu Asliye Ceza Mahkemesi, böylece ikinci yargılamada yine gazeteciyi mahkum etti. 5 Haziran 2008’de de Siirt Asliye Ceza Mahkemesi, gazeteciyi eski TCK’nın 482/4 maddesinden ertelemeli bin 519 YTL adli para cezasına mahkum etmişti. Siirt Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Asaf Varol’un şikayetiyle Kılıççıoğlu, 354 gün adli para cezası karşılığında 7 bin 80 YTL adli para cezasına mahkum edilmiş; beş yıl süreyle “yargı denetimi” baskısıyla yaşayamaya başlamıştı.
İnternet Teknolojileri Derneği (İNETD), iç hukuk yollarında kaldırmaya çalıştığı küresel video paylaşım sitesi youtube yasağını AİHM taşımaya hazırlanıyor. 5 Mayıs 2008 tarihli son kapatma kararıyla birlikte Türkiye’den bir yılı aşkın süredir erişilemeyen youtube.com’un açılması için verdikleri hukuki mücadelenin olumsuz sonuçlandığını aktaran avukat Nihad Karslı, İNETD Başkanı Doç. Dr. Mustafa Akgül ile konuyu görüştükten ve gerekli hazırlığı yaptıktan sonra AİHM’e başvuracaklarını kaydetti. Karslı’nın “Atatürk aleyhinde video görüntüsü barındırdığı” gerekçesiyle Türkiye’deki tüm İnternet kullanıcılarına kapatılan youtube sitesinin yeniden açılması için yaptığı girişimler, 8 Mayıs’ta son buldu. Ankara 27. Asliye Ceza Mahkemesi, kapatılma işleminin kaldırılmasını reddeden Ankara 1. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 15 Nisan’da verdiği karara itirazı reddetti. Yargıdan “bizim yapacak bir şeyimiz yok” mesajı aldıklarını ifade eden avukat Karslı, İnternet’in gelişimiyle ilgili olan bir sivil toplum örgütü olarak İNETD’nin mücadelesini uluslararası hukuka taşıyacağını söyledi.
5 Mayıs’ta AİHM, Yeni Dünya İçin Çağrı dergisi sahibi ve sorumlu müdürü Aziz Özer’in ifade özgürlüğünün çiğnendiği gerekçesiyle açtığı davada Türkiye’yi mahkum etti. AİHM, Türkiye’nin Özer’e 2 bin avro manevi tazminat ve bir o kadar da mahkeme gideri olmak üzere toplam 4 bin avro (8 bin 400 TL) ödenmesine karar verdi. Aylık derginin yetkilisi Özer, bir haber ve bir bildiri nedeniyle hapse mahkum edilmesiyle, AİHS’nin 10. maddesiyle güvence altına alınan ifade özgürlüğünün hakkının hukuka aykırı şekilde kısıtlandığı gerekçesiyle AİHM’ye başvurmuştu. AİHM, Özer’in ifade özgürlüğü hakkının “demokratik bir toplumda gereksiz karşılanacak bir şekilde” kısıtlandığına oybirliğiyle hükmetti; Cumhuriyet savcılığının görüşünün gazeteciye bildirilmemesini de adil yargılamaya gölge düşürdüğünü duyurdu.
RTÜK Cezaları
30 Temmuz’da Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), 22 Ocak 2009 tarihinde yayımlanan Güne Başlarken programı nedeniyle NTV’ye verdiği “bir kez program durdurma cezası”nı uyguladı. RTÜK, 3984 Sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluşları ve Yayınları Hakkındaki Kanunu’nun 4. maddesinin (k) bendinde tanımlanan “suç olduğu kesinleşmedikçe kimsenin suçlu olarak gösterilmemesi” ilkesine aykırı yayın yapılmasını gerekçe olarak gösterdi. 30 Temmuz sabahı NTV, yayımlanması beklenen programın yerine “Mevlana ve Sema” başlıklı bir programı yayına koymak zorunda kaldı.
13 Mayıs’ta RTÜK, Diyarbakır’dan yayın yapan Gün FM radyosundan 12 Mart’ta istediği savunma sonrası yaptığı toplantıda radyoya ceza verilmesine gerek olmadığına karar verdi. Radyonun, 19 Kasım 2008 tarihinde yer verdiği “Natırsım” (Korkmuyorum) isimli müzik parçasında, 3984 sayılı Kanunun 4. maddesinin birinci fıkrasında belirlenen “Radyo, televizyon ve veri yayınları, hukukun üstünlüğüne, Anayasanın genel ilkelerine, temel hak ve özgürlüklere, milli güvenliğe uygun olarak kamu hizmeti anlayışı çerçevesinde yapılır” ilkesine aykırı yayın yapıldığı iddia ediliyordu.
29 Nisan’da RTÜK, bundan iki gün önce İstanbul Bostancı’da Devrimci Karargah örgütüne yönelik düzenlenen operasyonla ilgili yayınlarını, Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek imzasıyla verilen yayın yasağı kararına rağmen sürdürdükleri iddiasıyla Kanal D ve Kanaltürk televizyonlarının uyarılmasına, Kanaltürk’ten ayrıca, 3984 sayılı Kanunun 4. maddesinin (y) bendinde belirlenen “Suç örgütlerinin korkutucu ve yıldırıcı özelliklerinin yansıtılmaması” ilkesinin ihlal edildiği gerekçesiyle idari para cezası uygulamadan önce savunma alınmasına karar verdi. Sky Türk ve Kanal 24’ün de uyarılmasına karar veren RTÜK, aynı gerekçeyle de savunma istedi. TGRT Haber, STV, TV5, Kanal A, Asu TV, Ses TV, Ülke TV, NTV, Kanal B, Olay TV, CNN Türk, 67 TV, Bengü Türk TV, Cem TV, D Fun TV, Show TV, TV Net, Kanal Çay, Hilal TV, Ulusal Kanal, Samanyolu Haber, Kanal 7 ve ATV Avrupa’yı uyarmakla yetinen RTÜK, TV 8 ve Hak TV, uyarmaya ve (y) bendinin tekraren ihlal edildiği iddiasıyla da program durdurma cezası vermeden önce savunma istenmesine karar verildi. Haber Türk ve Fox TV’ı uyaran RTÜK, (y) bendinden idari para cezası uygulamadan önce savunma istedi.

Sayfa Başı